16 Eylül 2024 Pazartesi

“Çok Kültürlülük Ölmesin!”

 

 


 

 


 

 

(Ön açıklama: Bugünkü misafirim Kutarba Pınar Korkmaz. Kutarba Pınar Korkmaz, ülkemizin aydınlarından. Kültürünü yaşatmak için canla başla çalışıyor kendisi. Yayınlanmış kitapları var: “Bence Kafkasya”,  “Gumista” (Bu kitabı Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış), “Elbruz”, “Pınar”, Lata. Pınar Ersoy Korkmaz ile hayatı ve çalışmaları üzerine konuştuk. Ali İhsan Aksamaz, 26. IX. 2019)

+

Ali İhsan Aksamaz:  Pınar Hanım, biliyorum, siz Abhaz kökenlisiniz. Zamanın Rusya Çarı tarafından Abhazyadan sürülen Abhaz bir ailenin çocuğusunuz. Kaçıncı kuşaktansınız?

Kutarba Pınar Korkmaz: Öncelikle bu nazik röportaj teklifiniz için sonsuz teşekkürler. Sizin dimağınızda kalmak ne kadar güzel.1878 Osmanlı Rus savaşında babamın dedesi Abhazya’dan Osmanlı Devleti’ne zorunlu bir şekilde gelmiş.

Ali İhsan Aksamaz: O zamanki Abhazyadaki köyünüzün adı nedir? Siz nerede doğdunuz? Nerede, hangi okullarda okudunuz? Mesleğiniz nedir? Ne iş yapıyorsunuz? Nerede yaşıyorsunuz? Çocuklarınız var mı? Hangi dilleri biliyorsunuz?

Kutarba Pınar Korkmaz: Babamın dedesi Jago. Ancak oradaki köyümüzün adını şuan hatırlayamadım. Jago dedemiz bugün Düzce’ye bağlı Akçakoca’nın yine günümüzdeki adıyla Dilaver köyüne yerleşmiş. Babamın dedesi İdris dedemiz, benim dedem Seyfettin ve Babam köyümüzde dünyaya gelmişler. Daha sonra dedem Seyfettin Bolu’ya yerleşmiş. Ben Bolu’da dünyaya geldim.

Daha sonra ilk, orta lise ve üniversiteyi Ankara’da tamamladım. Ankara Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Ardından yine Ankara Başkent Üniversitesinde eğitim alanında yüksek lisansımı tamamladım. Şu an Ankara’da yaşıyorum ve bir kamu kurumunda görev yapmaktayım. Evliyim. Eşim de Türkçe öğretmeni. Bildiğim diller ise, ne yazık ki, kısmen Abhazca konuşma dilini anlayabiliyorum. Bu konu beni en etkileyen konular arasında. Çünkü dil bilmemenin büyük sorun teşkil ettiğini özellikle kitapları hazırlarken ve hazırladıktan sonra üst düzeyde yaşayanlardanım.

Ali İhsan Aksamaz: Lütfen, şimdi de kitaplarınızdan bahsedelim.  “Bence Kafkasya” adlı kitabınızdan bize bahsedin, lütfen!  Söylemeliyim; bu kitabınız bende mevcut ve okudum. Ne zaman ve hangi yayınevinden çıktı bu kitabınız? Bize hangi bilgileri veriyorsunuz bu kitabınızla? Bu kitabı niçin yazdınız? Kısaca bize bahsedin, lütfen!

Kutarba Pınar Korkmaz: “Bence Kafkasya”, 2018 Ocak ayında Ankara’daki Favori yayınlarından çıktı. Ben 2014 yılından itibaren uludağhaber.net adlı bir haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başlamıştım. Alanım yine Kafkasya ile ilgiliydi. Ancak bunun yanısıra o günün olaylarından yola çıkarak evrensel konulara da değinmiştim. Bunun sebebi yazılarımı okuyan insanların az da olsa benim düşüncelerimden haberdar olmalarıydı... Yazarların bu tarz yayınlar yaptıklarını biliyoruz. Köşe yazılarının okunma sayısını merak etmeyen bir yazar yoktur sanırım. Yazılarımın okunma sayılarına baktığımda 5000’lerde olduğunu fark ettiğimdeki mutluluğumu sanırım tam olarak ifade edemem. İşte bu yazılarımın bir kısmını ve hiç yayınlanmamış düşünce yazılarımı toparlayıp “Bence Kafkasya” adlı kitabı hazırladım. Bu kitaptaki başka bir amacım da, evrensel yazılarla birlikte Kafkasya, aidiyet, kültürümüz ile ilgili konuların bir arada olmasıydı. Bunu da kısmen başardığımı düşünüyorum. Çünkü bu kitabı alan herkes kendinden bir şeyler bulabilecekti bu kitapta. Kitap şuan bende kalmadı. Sanıyorum kitap kitapçılarda ve yayınevinde de tükendi. Böyle olunca yazmaya devam etmeliyim diye düşündüm ve yazıyorum…

 


 

Kutarba Pınar Korkmaz’ın yayınlanmış kitapları: “Bence Kafkasya” (Favori Yayınları, 2018); “Gumısta (Apra Yayıncılık, 2020); “Pınar” (Apra Yayıncılık, 2020); “Lata” (Apra Yayıncılık, 2022); “Elbruz” (Apra Yayıncılık, 2022)

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Diğer kitabınız “Gumista”. “Gumista” ne zaman ve hangi yayınevinden çıktı? Bu kitabınızla bize hangi bilgileri veriyorsunuz? Yine biliyorum ki, bu kitabınız İngilizce olarak da yayınlandı. Kitabınızı İngilizceye kim tercüme etti?

Kutarba Pınar Korkmaz: Evet, ikinci kitabım “Kafdağı’nın Işıkları Gumısta”. Bu kitabım 2019 Ocak ayında Apra Yayıncılıktan çıktı. Şu an ikinci baskısının yarısından fazlası tükenmiş durumda. Bu kitabım “Bence Kafkasya”dan çok farklı. Bir gün ilginç bir şey farkettim. Bizler Kafkasya’dan göçmüş insanlar olarak birbirimizi tanımıyorduk. Kimler hangi mücadeleleri vermişler; hangi meşakkatli yolları geçmişler; toplumumuz için neler yapmışlar bilmiyorduk. Bizim toplumda yapılanın anlatılması ayıp sayılır. Kimse yaptığı güzel işlerle övünmez. Hal böyle olunca birtakım olumsuzluklar görüyorsunuz. İşte bunların olmaması için insanlarımızı tanımamızın önemini anlatmalıydım. Sosyal medyayı oldukça etkin kullanırım. Özellikle Facebook’taki insanlarla artık akrabayız. Hemen hemen hepsi Kafkasyalı. Durum böyle olunca onlara danıştığım çok oluyor. Bu konuyu da ilk Facebook’tan yazdım. Destek çıkan çok oldu. Sadece bir gün içinde önümde 50- 60 kişilik bir liste vardı ve hepsinin telefon numarası da mevcuttu. Listeme eklediğim büyüklerimi tek tek aradım. İki kişi hariç, diğerlerinin bu projede yer almayı kabul etmeleri beni hem çok şaşırttı; hem de çok mutlu etti. İnsanlarımızı ölümsüzleştirecek olmak hem bana büyük bir mutluluk veriyordu; hem de omuzlarıma önemli bir yük bırakıyordu. Bu kadar talep olunca bu konuyu sistematiğe bağlamaya karar verdim. Önce yazarlarımızı, ardından şairlerimizi, el sanatçılarımızı, heykeltraşlarımızı hazırlamaya karar verdim. İşte “Kafdağı’nın Işıkları Gumısta” bu serinin ilk kitabı. Ne acıdır ki Türkiye’de bu kitap bir ilk. Çünkü günümüze kadar hiç kimse yazarlarımızı bu denli ayrıntılı olarak yazmamış. Halbûki Türkiye’de iki tane Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümü bulunuyor.

Sonra hedefimi omuzlarımdaki yükten dolayı daha yukarılara taşımaya karar verdim. Eğer bu kitap Türkiye’de bir ilkse, diğer diasporalarda da yoktur diye düşündüm ve kitabın farklı bir dile de çevrilmesinin şart olduğunu düşündüm. Ancak büyük bir sorun vardı! Bu kitabı kim, hangi dile çevirecekti.

Rusça istemedim. Çünkü anavatanlarımızda Rusça yazan yazarlarımız vardı. Kendi dillerimizde de aynı şekilde. Ancak İngilizce kaynağımız çok azdı ve bu kitap İngilizceye çevrilmeliydi, ama nasıl?!

Önce Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden bir arkadaşım, kitabın bir bölümünü çevirmeye çalıştı. Ancak çok zorlandığını anlattı. Bu kitabı çeviren kişinin hem çok iyi İngilizce bilmesi, hem çok iyi Türkçe bilmesi, hem de kültürümüzü çok iyi bilmesi gerekiyordu. Böyle birini bulmak da çok zordu. Böyle donanımlı birini nasıl bulacaktım?!

Almanya’da, Köln’de yaşayan, orada çok güzel işlere imza atmış, kültür elçimiz Yusuf Mugba Ağabey ile görüştüm. Tesadüf onun kızı Almanya’da İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde yüksek lisans yapıyormuş. Ona sormaya karar verdik. Sağ olsun kızımız kitabı çevirmeyi kabul etti ve çok kısa bir sürede kitabı İngilizceye çevirdi. Buradan kızımız Sümeyye Bilgen’e, Yusuf Bilgen’e ve eşine sonsuz teşekkürler. Gerçekten kültürümüz, sayelerinde farklı diasporalarla buluştu. İyi ki onlar var.

Ali İhsan Aksamaz: Yeni kitap projeniz var mı? Bize müjdeli haberleriniz var mı?

Kutarba Pınar Korkmaz: Evet. Yeni kitap projem elbette var. Bu seri kitaplara devam ediyorum. Yeni kitabımın yarısı tamamlanmış durumda. Yine yazarlarımıza yer verdiğim bu kitap da oldukça ilginç olacağa benziyor. Ben kendime bir hedef belirledim ve o hedef doğrultusunda yazmaya devam etmeyi planlıyorum. Her yıl bir kitap sloganıyla çıktım bu yola.

Ali İhsan Aksamaz: Bu söyleşi için size çok teşekkür ederim. Güzelce sorularımı cevapladınız. Siz de isterseniz, söyleşimizi sonlandıralım!  Ancak sizin söyleyecekleriniz varsa, buyurun söyleyin, lütfen! Her zaman yüzünüz gülsün, yüz yaşınıza kadar yaşayın, göğe çıkın!

 

Kutarba Pınar Korkmaz: Tekrar teşekkür ediyorum. Söyleyeceğim o kadar çok şey var ki aslında. Ancak kısaca belirteyim: Çok güzel bir coğrafyada yaşıyoruz ve çok sesli bir medeniyet beşiği bu topraklar. Renkliliklerinizi hiç kaybetmeden, sevgi, saygı, barış ve mutlulukla yaşamak hepimizin amacı olmalı diye düşünüyorum. Tüm okuyucularımıza saygılarımı sunuyorum.

 

[Önerilen okumalar: “Abhazya Parlamentosu’nun Açıklaması”, Apsadgıl Derneği’nin Abhazca ve Türkçe yayınlanan yayın organı “Abazamyüa”nın 2 (3) nolu sayısı/ Aktaran: “Kafkasya Yazıları”, sayı 6, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1999; sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Abhazya’da Yayınlanan Lazca Ders Kitapları”, Özgür Gündem Gazetesi, İstanbul, 09. VII. 2012/ circassiancenter.com.tr; Erol Kılıç Kutelia: “Her anadili kutsaldır!”, 06. III. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; ozgurcerkes.com; İbrahim Bayrakoğlu- İrfan Ç. Aleksiva, “Büyük Tasviyede Lazlar”, Dil, Tarih, Kültür Dergisi Ogni, Sayı 7, Laz Kültür Derneği Yayını, İstanbul, 2017; İrfan Çağatay Aleksiva, “Abhazya’da Bolşevik Lazların Gerilla Birliği: Laz Timi”, jinepsgazetesi.com, 10. II. 2020; Nuri Bagaps, (Çeviren: Anri Çediya) “20. Yüzyılda ve 21. Yüzyılın Başında Abhazya’da Laz Nüfusu: Demografik Durum ve Yerleşim Coğrafyasının Özellikler/ The Laz Population in Abkhazia in the 20th Century and Beginning of the 21st Century: Demographic Situation and Features of the Geographic Settlement”, Kafkasya Calışmaları – Sosyal Bilimler Dergisi / Journal of Caucasian Studies Mayıs 2021 / May 2021, Yıl / Vol. 6, № 12/ dergipark.org.tr; Oktay Çkotua: “Megrellerin de dillerine, kültürlerine ve ulusal kimliklerine sahip çıkacaklarına inanıyorum!”,  08. IV. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Önder Acar, “Oçamçire’deki Laz Okulu’nda da öğrenim görmüş anneannem!”, gurcuhaber.com, 9. IV. 2020/ circassiancenter.com;Selçuk Sımsım: “Geleceği el birliğiyle inşa edeceğiz!”, 16. IV. 2021; circassiancenter.com.tr; Yılmaz Erdoğan, “Bizimkiler Sohum’a yerleşmişler!”, 22. XI. 2018, circassiancenter.com]

+

 

“Aya dido- k̆ult̆uronoba çkar va ğuras!”

 

(Goʒ̆otkvala: Andğnari musafiri çkimi ren Kutarba Pinar Korkmazi. Kutarba Pinar Korkmazi ren dobadona çkinişi gamantanerepeşen arteri. Edo k̆ult̆uruli minoba muşi oskedinu şeni şurdoguriten içalişeps emuk. Emus kuğun gamoçkvineri ketabepe: “Çkimi Zmonaten K̆afk̆asya”,  “Gumista” (Aya ketabi muşi gamiçkvineren Turkuli do İnglisurixeşa), “Elbruz”, “Pinar/ ʒ̆k̆artoli”, Lata. Kutarba Pinar Korkmazi k̆ala bğarğali do muşi biyografi do noçalişepeşen molapşinit çkin. Ali İhsan Aksamazi, 26. IX. 2019)

Ali İhsan Aksamazi:  Pinar Xanum, ma miçkin, tkvan Apxazuri diʒxiri kogiğunan. Emindroneri Rusyaşi İmp̆eriaşi didmapaşk̆elen emindroneri Apxazetişen uçvaten get̆k̆oçineri Apxazi ocağaşi bere ret. Nak̆otxani diʒxirişen Apxazi ret?

Kutarba Pinar Korkmazi: Aya int̆erviu şeni, ʒ̆oxle dido şukuri giʒ̆umert; dido naziği ret tkvan. Mati manebra mşinupt, aya dido mskva ren. (1878) vit̆o ovro oşi do sume neçi do vit̆o ovro ʒ̆anaşi Osmanli- Rusuli Harbi şk̆ule, baba çkimişi p̆ap̆u moxteren Apxazetişen Osmanlişi oxenʒaleşi dixaşa; mecburi moxteren.

Ali İhsan Aksamazi: Ekoni oput̆e tkvanis mu coxons Apxazetis. Tkvan so yeçkindit? Namu nʒ̆opulapes igurit? Mu mesleği giğunan? Mu dulya ikipt? So skidut? Çileri reti? Mu nenape giçkinan?

Kutarba Pinar Korkmazi: Baba çkimişi p̆ap̆us Jago coxons. Mara ekoni oput̆e çkinis mu coxons, eya va gomaşinu aʒ̆i.  P̆ap̆u çkini Jago dibargeren noğa Düzce- Ak̆çak̆ocaşi andğaneri oput̆e Dilaverişa. Baba çkimişi p̆ap̆u İdrisi, çkimi p̆ap̆u Seyfettini do baba çkimi yeçkinderen am oput̆es. Uk̆ule p̆ap̆u çkimi Seyfettini dibargeren noğa Boluşa. Edo ma yepçkindi noğa Bolus. Uk̆ule ma dovoçodini geç̆k̆apuroni, oşkenoni nʒ̆opulape, lise do universit̆etişi gamantana-gurapa nananoğa Ank̆aras. Uk̆ule Ankara Gazi Universit̆et̆işi Turkuli Nena do Nç̆arolabaşi Burmeşen dovimezuni. Uk̆ule mağali lisansişi p̆rogrami dovoçodini Ank̆araşi Başkenti Universit̆et̆is; mağali lisansişi branşi çkimi ren gamantana. Aʒ̆i nananoğa Ank̆aras pskidur. Edo oxenʒaleşi ar dayrasti viçalişep.  Kimoceri vore.  Kimoli çkimi ren Turkuli Nenaş mamgurapale. Gurimeç̆voni ren,  Apxazuri Nena ç̆it̆a-ç̆it̆a oxomaʒ̆onen ma; aya p̆at̆i maʒ̆onen. Nena va giçkit̆aşi, didi p̆roblemi gaqven.  Ketabepe p̆ç̆arupt̆işi do uk̆uleti didi p̆roblemepe maqu; aya xali k̆aixeşa komiçkin ma.

Ali İhsan Aksamazi: Aʒ̆iti ketabepe tkvanişen molapşinat, mu iqven! ʒ̆oxle “Çkimi Zmonaten K̆afk̆asya” coxoni ketabi tkvanişen molamişinat. Mundes do namu gamaçkvaleşen gamaxtu aya ketabi tkvani? Mu ambarepe momçapt aya ketabi tkvaniten? Muşeni ç̆arit aya ketabi? Ç̆it̆a- ç̆it̆a molamişinit, mu iqven!

Kutarba Pinar Korkmazi: “Çkimi Zmonaten K̆afk̆asya” coxoni ketabi çkimi kogamaxtu (2018) eçi oşi do vit̆o ovro ʒ̆anaşi ʒ̆anağanis. Gamaçkvale Favorişen kogamaxtu ketabi çkimi.  (2014) eçi oşi do vit̆o otxo ʒ̆anaşen doni mak̆alepe p̆ç̆arup ma.  Mak̆alepe çkimi gamiçkvinu uludağhaber.net coxoni ambaişi sait̆is; didopeten K̆afk̆asiyaşen molapşinapt̆i ma. Edoxolo kianaşi majura meselepeşenti molapşinapt̆i, moro mu! Miletik mak̆alepe çkimi ik̆itxas do iguras çkimi simada, ç̆it̆a- ç̆it̆a rt̆as nati, ma aya mint̆u do emuşeni.  Mç̆arupekti eşo ikipan, ayati komiçkinan çkin. Muk̆o k̆oçik mak̆alepe mutepeşi ik̆itxups yado k̆arta mç̆arus meraği aqven. (5. 000) xut vit̆oşi k̆oçik ik̆itxupt̆u çkimi mak̆alepe. Aya oxovoʒ̆onişi, ma dido vixeli; xeleba çkimi nenaten va matkven. Sait̆is gamiçkvineri mak̆alepe çkimişen namtinepe do ağani noç̆arepe çkimi kok̆opk̆orobi do eşoten “Çkimi Zmonaten K̆afk̆asya” coxoni ketabi dopxaziri ma. Kianaşi ambaepe k̆ala K̆afk̆asya do minoba do k̆ult̆uri çkinişi ambaepeti vognapi. Armʒika rt̆as nati, gecgineri doviqvi; eşo vizmon. K̆oçik ketabi çkimi ik̆itxaşi, ti- muşişenti ambaepe žirasunt̆u. Ketabişi mteli t̆iraji diçodu. Mati xes çkar ketabi va miğun. Maketabesti, gamaçkvalesti ketabi va duskidu. Dulya aşo iquşi, oç̆aru domaç̆irs mado domaʒ̆onu do udodginu p̆ç̆arup mak̆alepe.

Ali İhsan Aksamazi: Majura ketabi tkvani ren “Gumista”. “Gumista” mundes do namu gamaçkvaleşen gamaxtu? Mu ambaepe momçapt aya ketabi tkvaniten? Ma xolo komiçkin, aya ketabi tkvani İnglisurixeşati gamiçkvinu. İnglisuri nenaşa mik goktiru ketabi tkvani?

Kutarba Pinar Korkmazi: Ho, majurani ketabi çkimis coxons  “K̆afdağişi Tepe Gumista”. Aya ketabi çkimi gamiçkvinu (2019) eçi oşi do vit̆on çxoro ʒ̆anaşi ʒ̆anağanis Gamaçkvale Apraşk̆elen gamiçkvinu.  Ketabişi majurani t̆rajişi gverdişen dido gamiçinu aʒ̆i; ma eşo miçkin.  Aya ketabi çkimi ren goçkvaneri,  “Çkimi Zmonaten K̆afk̆asya”, maartani ketabi çkimi steri va ren. Ar ndğas, onç̆eloni mutu oxovoʒ̆oni ma. Çkin K̆afk̆asyaşen mohaciri gamaxtimeri k̆oçepes artikartişen ambai va miğunan,  artikartişen uambae voret. Miepek muç̆oşi ok̆vak̆ides, mu ç̆vinape žires, lamtinala çkinişi xelak̆aoba şeni muepe qves; çkin antepeşen ambai va miğut̆es. K̆oçepe çkinik noxvenepe mutepeşişen va molaşinapan; oncğore içkinen. Pelaperi do mskva noxvenepe muşiten çkar mitik va imʒkven lamtinalaşi doloxe. Aşo iqvaşi, namtini negat̆iuri ambaepeti yeçkindun; aşo va maqvan, ma aya minon. Emuşeniti ok̆oçinuşi becitobaşen molaşinu domaç̆irt̆u. Sosyaluri medya, tişen k̆udelişa mskvaşa vixmar ma. Didopetenti feysbuk̆işi k̆oçepe k̆ala mzaxali voret çkin; eşo matkven Mexole mteliti K̆afk̆asyuri renan. Eşo iqvaşi, didopeten entepesti p̆k̆itxup ma.  Aya dulya ʒ̆oxle faysbuk̆işen vognapi ma. Dido k̆oçik mxuci komomçu. Xvala ar ndğaşi doloxe, (50- 60) jure neçi do vit̆- sume neçi k̆oçişi ar list̆e xes maqu ma. Entepeşi t̆ilifonoşi nomerape maqu. List̆eşen k̆arta umçanes tito-tito t̆ilifoni govunʒ̆k̆i. Jur k̆oçi var mara, majurapek p̆rojes mxuci komomçes. Aya xaliten dido govişaşi do hemiti vixeli ma. Umçanepe çkinişi ambaepe miletis ognapuk dido moxelu ma. Aya rt̆u monk̆a anank̆eni çkimi şeni.  Am dulyas dido umçanek mxuci momçuşi,  mati aya dulya sist̆emat̆ik̆uro p̆aminon; eşo oç̆aru govonk̆vati ma. ʒ̆oxle mç̆arupe çkinişi, uk̆açxeti şairepe çkinişi, maxeşnoxvenepe çkinişi ambaepe oxaziru govonk̆vatu ma. “K̆afdağişi Tepe Gumista” coxoni ketabi çkimi ren am noçalişeşi maartani monoçane. Gurişmeç̆voni ren, aʒ̆işa amk̆ata ketabi va gamiçkvineret̆u Turkiyes. Aʒ̆işa mitik mç̆arupe çkinişen amk̆ata det̆ayoni ar ketabi va ç̆areren. Mtini ambari ren; Turkiyes kuğun jur Çerkesuli Nena do Mç̆aralobaşi burme universit̆et̆epes. Anank̆eni komiğun; eşo komiçkin ma. Emuşeniti amk̆ata ketabe oç̆aru govonk̆vati. Aya ketabi iptineri ren mara, majura diasp̆orapesti amk̆ata ketabi gamiçkvineri va ren ma ptkvi.  

Ketabi, majura nenapeşa tercume oxvenapu domaç̆irs; eşo vizmoni.   Mara didi p̆roblemi komiğut̆u. Namu nenaşa tercume oxvenapu domaç̆irt̆u?!  Rusuli nenaşa tercume oxvenapu va mint̆u, nanadixas amk̆ata Rusuli ketabepe kort̆u do emuşeni. Apxazuri nenaten ç̆areli amk̆ata ketabepeti kort̆u; ayati komiçkit̆u.  Mara İngilisuri nenaten ketabepe ç̆it̆a komiğut̆es. İnglisuri nenaşa tercume umosi k̆ai iqvasunt̆u; eşo vizmoni. Mara muç̆o?! Ank̆araşi Yildirim Beyazit̆işi Universit̆et̆işen ar manebra komiqonun. ʒ̆oxle ketabişi ar noʒ̆ile tercume oxvenu şeni gzalape dogoru emuk; mara dido meç̆irderen. Eşo miʒ̆u am manebra çkimik.  Hemi İnglisuri do Turkuli nena, hemiti k̆ult̆uri çkini mç̆ipaşaşi oçkinu dvaç̆irt̆u am ketabaşi tercumanis.  Amk̆ata k̆oçi solen mažirasunt̆u ma?! Amk̆ata xçetomoni çkinerk̆oçi solen mažirasunt̆u ea!

Ar cumadi komiqonun; Almanyaşi noğa K̆olnis skidun, k̆ult̆uriş elçi ren. Dido pelaperi k̆ult̆uruli dulya ikips; Yusuf Mugba Cumadi k̆ala bğarğali ma. Didi sup̆rizi ren, k̆ulani muşi rt̆eren mağali lisansiş mamgure İngilisuri Nena do Mç̆aralobaşi Burmes Almanyas. Emus p̆k̆itxit. Allahik nuşvelas, am k̆ulani çkinik ketabişi tercumes memişvelu. Edo mk̆ule oraşi doloxe, ketabi çkimi İnglisuri nenaşa goktiru am k̆ulani çkinik. Opşa selami vuʒ̆umer k̆ulani çkini Sumeyye Bilgenis, Yusuf Bilgenis do çili muşis. Mtini giʒ̆vat, entepeşi landeten, ketabi çkimi ignapinu majura diasp̆orapesti. Mu k̆ai, entepe steri xalk̆i komiqonunan çkin.

Ali İhsan Aksamazi: Ağani ketabi oç̆aruşi p̆rojepe giğunani? Ağani pukironi ambaepe momçateni çkinda?

Kutarba Pinar Korkmazi: Ho! Moro mu, ağani ketabiş p̆rojeti komiğun. Amk̆ata ketabepe oç̆arus mevaqonup ma. Ağani ketabi çkimişi gverdi dop̆ç̆ari, dovoçodini. Am ağani ketabi çkimitenti, xolo mç̆arupe çkinişen ambaepe vognapap ma. Dido onç̆eloni ketabi yeçkindasen; eşo vizmon ma. Ar noğira komiğun do em noğiraten oç̆arus mevaqonup. Amk̆ata p̆lanepe vikip ma. K̆arta ʒ̆anas ar ketabi gamiçkvinas! Aya ren çkimi ağani slogani. Edo am sloganiten gzas gebdgiti.

Ali İhsan Aksamazi: Aya int̆erviu şeni dido şukuri giʒ̆umert ma. Tkvan mskvaşa nena gemiktirit. Tkvanti ginonan na, aʒ̆i voçodinat aya int̆erviu! Xoloti tkvan otkvaluşi çkva mutu çkva giğunan na, eti miʒ̆vit, mu iqven! P̆anda ixelit, oşi ʒ̆aneri iqvat, ʒaşa yextat!

 

Kutarba Pinar Korkmazi: Mati xolo şukuri giʒ̆umert. Mtini giʒ̆vat, otkvaluşi dido ambai komiğun ma. Mara mk̆ule nenaten giʒ̆vat; dido mskva ar coğrafyas pskidurt çkin. Edo aya dixa ren dido-k̆ult̆uroni ar medeniyetişi dixa. Aya dido- k̆ult̆uronoba çkini çkar va ğuras. Edo qoropa, hurmeti, misoba do xelebaten dopskidat; aya domaç̆irnan; eşo vizmon ma. Mteli mak̆itxalepes şukuri giʒ̆umert ma.

+

 

აჲა დიდო- კულტურონობა ჩქარ ვა ღურას!”

 

(გოწოთქვალა: ანდღნარი მუსაჶირი ჩქიმი რენ ქუთარბა ფინარ ქორქმაზი. ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი რენ დობადონა ჩქინიში გამანთანერეფეშენ ართერი. ედო კულტურული მინობა მუში ოსქედინუ შენი შურდოგურითენ იჩალიშეფს ემუქ. ემუს ქუღუნ გამოჩქვინერი ქეთაბეფე: “ჩქიმი ზმონათენ კაჶკასჲა”,  გუმისთა” (აჲა ქეთაბი მუში  გამიჩქვინერენ თურქული დო ინგლისურიხეშა), ელბრუზი”, “წკართოლი/ Pinar”, "ლათა". ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი კალა ბღარღალი მა დო მუში ბიჲოგრაჶი დო ნოჩალიშეფეშენ მოლაფშინით ჩქინ. ალი იჰსან აქსამაზი, 26. IX. 2019)

 

ალი იჰსან აქსამაზი:  ფინარ ხანუმ, მა მიჩქინ, თქვან აფხაზური დიცხირი ქოგიღუნან. ემინდრონერი რუსჲაში იმპერიაში დიდმაფაშკელენ ემინდრონერი აფხაზეთიშენ უჩვათენ გეტკოჩინერი აფხაზი ოჯაღაში ბერე რეთ. ნაკოთხანი დიცხირიშენ აფხაზი რეთ?

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი : აჲა ინტერვიუ შენი, წოხლე დიდო  შუქური გიწუმერთ; დიდო ნაზიღი რეთ თქვან. მათი მანებრა მშინუფთ, აჲა დიდო მსქვა რენ. (1878) ვიტო ოვროში დო სუმე ნეჩი დო ვიტო ოვრო წანაში ოსმანლი- რუსული ჰარბიშკულე, ბაბა ჩქიმიში პაპუ მოხთერენ აფხაზეთიშენ ოსმანლიში ოხენცალეში დიხაშა; მეჯბური მოხთერენ.

 

ალი იჰსან აქსამაზი: ექონი ოფუტე თქვანის მუ ჯოხონს აფხაზეთის. თქვან სო ჲეჩქინდით? ნამუ ნწოფულაფეს იგურით? მუ მესლეღი გიღუნან? მუ დულჲა იქიფთ? სო სქიდუთ? ჩილერი რეთი? მუ ნენაფე გიჩქინან?

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი: ბაბა ჩქიმიში პაპუს ჟაგო ჯოხონს. მარა ექონი ოფუტე ჩქინის მუ ჯოხონს, ეჲა ვა  გომაშინუ აწი.  პაპუ ჩქინი ჟაგო დიბარგერენ ნოღა დუზჯე- აკჩაკოჯაში  ანდღანერი ოფუტე დილავერიშა. ბაბა ჩქიმიში პაპუ იდრისი, ჩქიმი პაპუ სეჲჶეთთინი დო ბაბა ჩქიმი ჲეჩქინდერენ ამ ოფუტეს. უკულე  პაპუ ჩქიმი სეჲჶეთთინი დიბარგერენ ნოღა ბოლუშა ედო მა ჲეფჩქინდი ნოღა ბოლუს. უკულე  მა დოვოჩოდინი გეჭკაფურონი, ოშქენონი ნწოფულაფე, ლისე დო უნივერსიტეთიში გამანთანა-გურაფა  ნანანოღა  ანკარას. უკულე ანქარა გაზი უნივერსიტეტიში თურქული ნენა დო ნჭაროლაბაში ბურმეშენ დოვიმეზუნი. უკულე მაღალი ლისანსიში პროგრამი დოვოჩოდინი ანკარაში ბაშქენთი უნივერსიტეტის; მაღალი ლისანსიში ბრანში ჩქიმი რენ გამანთანა. აწი ნანანოღა ანკარას ფსქიდურ. ედო ოხენცალეში არ დაჲრასთი ვიჩალიშეფ.  ქიმოჯერი ვორე.  ქიმოლი ჩქიმი რენ თურქული ნენაშ მამგურაფალე. გურიმეჭვონი  რენ,  აფხაზური ნენა ჭიტა-ჭიტა ოხომაწონენ მა; აჲა პატი მაწონენ. ნენა ვა გიჩქიტაში, დიდი პრობლემი გაყვენ.  ქეთაბეფე პჭარუფტიში დო უკულეთი  დიდი პრობლემეფე მაყუ; აჲა ხალი კაიხეშა ქომიჩქინ მა.

ალი იჰსან აქსამაზი: აწითი ქეთაბეფე თქვანიშენ მოლაფშინათ,  მუ იყვენ! “ჩქიმი ზმონათენ კაჶკასჲაჯოხონი ქეთაბი თქვანიშენ მოლამიშინით. მუნდეს დო ნამუ გამაჩქვალეშენ გამახთუ აჲა ქეთაბი თქვანი? მუ ამბაეფე მომჩაფთ აჲა ქეთაბი თქვანითენ? მუშენი ჭარით აჲა ქეთაბი? ჭიტა- ჭიტა მოლამიშინით, მუ იყვენ!

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი:ჩქიმი ზმონათენ კაჶკასჲაჯოხონი ქეთაბი  ჩქიმი ქოგამახთუ (2018) ეჩი ოში დო ვიტო ოვრო წანაში წანაღანის. გამაჩქვალე ჶავორიშენ ქოგამახთუ ქეთაბი ჩქიმი.  (2014) ეჩი ოში დო ვითტო ოთხო წანაშენ დონი მაკალეფე პჭარუფ მა.  მაკალეფე ჩქიმი გამიჩქვინუ ულუდაღჰაბერ.ნეთ  ჯოხონი ამბაიში საიტის; დიდოფეთენ კაჶკასიჲაშენ მოლაფშინაფტი მა. ედოხოლო ქიანაში მაჟურა მესელეფეშენთი  მოლაფშინაფტი, მორო მუ! მილეთიქ მაკალეფე ჩქიმი იკითხას დო იგურას ჩქიმი სიმადა, ჭიტა- ჭიტა რტას ნათი, მა აჲა მინტუ დო ემუშენი.  მჭარუფექთი ეშო იქიფან, აჲათი ქომიჩქინან ჩქინ. მუკო კოჩიქ მაკალეფე მუთეფეში იკითხუფს ჲადო კართა მჭარუს მერაღი აყვენ. (5. 000) ხუთ ვიტოში კოჩიქ იკითხუფტუ ჩქიმი მაკალეფე. აჲა ოხოვოწონიში, მა დიდო ვიხელი; ხელება ჩქიმი ნენათენ ვა მათქვენ. საიტის გამოჩქვინერი მაკალეფე ჩქიმიშენ ნამთინეფე დო აღანი ნოჭარეფე ჩქიმი ქოკოფკორობი  დო  ეშოთენჩქიმი ზმონათენ კაჶკასჲაჯოხონი ქეთაბი  დოფხაზირი მა. ქიანაში ამბაეფე კალა კაჶკასჲა დო  მინობა დო კულტური ჩქინიში ამბაეფეთი ვოგნაფი. არმციქა რტას ნათი, გეჯგინერი დოვიყვი; ეშო ვიზმონ. კოჩიქ ქეთაბი ჩქიმი იკითხაში, თი-მუშიშენთი ამბაეფე ძირასუნტუ. ქეთაბიში მთელი ტირაჟი დიჩოდუ. მათი ხეს ჩქარ ქეთაბი ვა მიღუნ. მაქეთაბესთი, გამაჩქვალესთი ქეთაბი ვა დუსქიდუ. დულჲა აშო იყუში, ოჭარუ დომაჭირს მადო დომაწონუ  დო უდოდგინუ პჭარუფ მაკალეფე.

ალი იჰსან აქსამაზი: მაჟურა ქეთაბი თქვანი რენგუმისთა”. “გუმისთამუნდეს დო ნამუ გამაჩქვალეშენ გამახთუ? მუ ამბაეფე მომჩაფთ აჲა ქეთაბი თქვანითენ? მა ხოლო ქომიჩქინ, აჲა ქეთაბი თქვანი ინგლისურიხეშათი გამიჩქვინუ. ინგლისური ნენაშა მიქ გოქთირუ ქეთაბი თქვანი?

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი: ჰო, მაჟურანი ქეთაბი ჩქიმის ჯოხონს  კაჶდაღიში თეფე გუმისთა”. აჲა ქეთაბი ჩქიმი გამიჩქვინუ (2019) ეჩი ოში დო ვიტონჩხორო წანაში წანაღანის გამაჩქვალე აფრაშკელენ გამიჩქვინუ.  ქეთაბიში მაჟურანი ტრაჟიში გვერდიშენ დიდო გამიჩინუ აწი; მა ეშო მიჩქინ.  აჲა ქეთაბი ჩქიმი რენ გო გოჩქვანერი,  ჩქიმი ზმონათენ კაჶკასჲა”, მაართანი ქეთაბი ჩქიმი სთერი ვა რენ. არ ნდღას, ონჭელონი მუთუ ოხოვოწონი მა. ჩქინ კაჶკასჲაშენ მოჰაჯირი გამახთიმერი კოჩეფეს  ართიქართიშენ ამბაი ვა მიღუნან,  ართიქართიშენ უამბაე ვორეთ. მიეფექ მუჭოში ოკვაკიდეს, მუ ჭვინაფე ძირეს ლამთინალა ჩქინიში ხელაკაობა შენი მუეფე ყვეს; ჩქინ ანთეფეშენ ამბაი ვა მიღუტეს. კოჩეფე ჩქინიქ ნოხვენეფე მუთეფეშიშენ ვა მოლაშინაფან; ონჯღორე იჩქინენ. ფელაფერი დო მსქვა ნოხვენეფე მუშითენ ჩქარ მითიქ ვა იმცქვენ ლამთინალაში დოლოხე. აშო იყვაში, ნამთინი ნეგატიური ამბაეფეთი ჲეჩქინდუნ; აშო ვა მაყვან, მა აჲა მინონ. ემუშენითი ოკოჩინუში ბეჯითობაშენ მოლაშინუ  დომაჭირტუ. სოსჲალური მედჲა, თიშენ კუდელიშა  მსქვაშა ვიხმარ მა.  დიდოფეთენთი  ჶეჲსბუკიში კოჩეფე კალა მზახალი ვორეთ ჩქინ; ეშო მათქვენ მეხოლე მთელითი კაჶკასური რენან. ეშო იყვაში, დიდოფეთენ ენთეფესთი პკითხუფ მა.  აჲა დულჲა წოხლე  ჶეჲსბუკიშენ ვოგნაფი მა. დიდო კოჩიქ მხუჯი ქომომჩუ. ხვალა არ ნდღაში დოლოხე, (50- 60) ჟურე ნეჩი დო ვიტ- სუმე ნეჩი  კოჩიში  არ ლისტე ხეს მაყუ მა. ენთეფეში ტილიჶონოში ნომერაფე მაყუ. ლისტეშენ კართა უმჩანეს თითო-თითო ტილიჶონი გოვუნწკი. ჟურ კოჩი ვარ მარა, მაჟურაფექ პროჟეს მხუჯი ქომომჩეს. აჲა ხალითენ დიდო გოვიშაში დო ჰემითი ვიხელი მა. უმჩანეფე ჩქინიში ამბაეფე მილეთის ოგნაფუქ დიდო მოხელუ მა. აჲა რტუ მონკა ანანკენი ჩქიმი შენი.  აჲა დულჲას დიდო უმჩანექ მხუჯი ქომომჩუში,  მათი აჲა დულჲა სისტემატიკურიხეშა პამინონ; ეშო ოჭარუ გოვონკვათი მა. წოხლე მჭარუფე ჩქინიში, უკაჩხეთი შაირეფე ჩქინიში, მახეშნოხვენეფე ჩქინიში ამბაეფე ოხაზირუ გოვონკვათუ მა. “კაჶდაღიში თეფე გუმისთაჯოხონი ქეთაბი ჩქიმი რენ აჲა ნოჩალიშეში მაართანი მონოჩანე. გურიშმეჭვონი რენ, აწიშა ამკათა ქეთაბი ვა გამიჩქვინერეტუ თურქიჲეს. აწიშა მითიქ მჭარუფე ჩქინიშენ ამკათა დეტაჲონი არ ქეთაბი ვა ჭარერენ. მთინი ამბაი რენ; თურქიჲეს ქუღუნ ჟურ ჩერქესული ნენა დო მჭარალობაში ბურმე უნივერსიტეტეფეს. ანანკენი ქომიღუნ; ეშო ქომიჩქინ მა. ემუშენითი ამკათა ქეთაბე ოჭარუ გოვონკვათი. აჲა ქეთაბი იფთინერი რენ მარა, მაჟურა დიასპორაფესთი ამკათა ქეთაბი გამოჩქვინერი ვა რენ მა ფთქვი.  

ქეთაბი, მაჟურა ნენაფეშა თერჯუმე ოხვენაფუ დომაჭირს; ეშო ვიზმონი.   მარა დიდი პრობლემი ქომიღუტუ. ნამუ ნენაშა თერჯუმე ოხვენაფუ დომაჭირტუ?!

რუსული ნენაშა თერჯუმე ოხვენაფუ ვა მინტუ, ნანადიხას ამკათა რუსული ქეთაბეფე ქორტუ დო ემუშენი. აფხაზური ნენათენ ჭარელი ამკათა ქეთაბეფეთი ქორტუ; აჲათი ქომიჩქიტუ.  მარა ინგილისური ნენათენ ქეთაბეფე ჭიტა მიღუტეს. ინგლისური ნენაშა თერჯუმე უმოსი კაი იყვასუნტუ; ეშო ვიზმონი. მარა მუჭო?! ანკარაში ჲილდირიმ ბეჲაზიტიში უნივერსიტეტიშენ არ მანებრა ქომიყონუნ. წოხლე ქეთაბიში არ ნოწილე თერჯუმე ოხვენუ შენი გზალაფე გორუ ემუქ; მარა დიდო მეჭირდერენ. ეშო მიწუ ამ მანებრა ჩქიმიქ.  ჰემი ინგლისური დო თურქული ნენა, ჰემითი კულტური ჩქინი მჭიფაშაში ოჩქინუ დვაჭირტუ ამ ქეთაბაში თერჯუმანის.  ამკათა კოჩი სოლენ მაძირასუნტუ მა?! ამკათა ხჩეთომონი ჩქინერკოჩი სოლენ მაძირასუნტუ ეა!

არ ჯუმადი ქომიყონუნ; ალმანჲაში ნოღა კოლნის სქიდუნ, კულტურიშ ელჩი რენ. დიდო ფელაფერი კულტურული დულჲა იქიფს; ჲუსუჶ მუგბა ჯუმადი კალა ბღარღალი მა. დიდი სუპრიზი რენ, კულანი მუში რტერენ მაღალი ლისანსიშ მამგურე ინგილისური ნენა დო მჭარალობაში ბურმეს ალმანჲას. ემუს პკითხით. ალლაჰიქ ნუშველას, ამ კულანი ჩქინიქ ქეთაბიში თერჯუმეს მემიშველუ. ედო მკულე ორაში დოლოხე, ქეთაბი ჩქიმი ინგლისური ნენაშა გოქთირუ ამ კულანი ჩქინიქ. ოფშა სელამი ვუწუმერ კულანი ჩქინი სუმეჲჲე ბილგენის, ჲუსუჶ ბილგენის დო ჩილი მუშის. მთინი გიწვათ, ენთეფეში ლანდეთენ, ქეთაბი ჩქიმი იგნაფინუ მაჟურა დიასპორაფესთი. მუ კაი, ენთეფე სთერი ხალკი ქომიყონუნან ჩქინ.

ალი იჰსან აქსამაზი: აღანი ქეთაბი ოჭარუში პროჟეფე გიღუნანი? აღანი ფუქირონი ამბაეფე მომჩათენი ჩქინდა?

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი: ჰო! მორო მუ, აღანი ქეთაბიშ პროჟეთი ქომიღუნ. ამკათა ქეთაბეფე ოჭარუს მევაყონუფ მა. აღანი ქეთაბი ჩქიმიში გვერდი დოპჭარი, დოვოჩოდინი. აჲა აღანი ქეთაბი ჩქიმითენთი, ხოლო მჭარუფე ჩქინიშენ ამბაეფე ვოგნაფაფ მა. დიდო ონჭელონი ქეთაბი ჲეჩქინდასენ; ეშო ვიზმონ მა. არ ნოღირა ქომიღუნ დო ეჲა ნოღირათენ ოჭარუს მევაყონუფ. ამკათა პლანეფე ვიქიფ მა. კართა წანას არ ქეთაბი გამიჩქვინას! აჲა რენ ჩქიმი აღანი სლოგანი. ედო აჲა სლოგანითენ გზას გებდგითი.

ალი იჰსან აქსამაზი: აჲა ინტერვიუ შენი დიდო შუქური გიწუმერთ მა. თქვან მსქვაშა ნენა გემიქთირით. თქვანთი გინონან ნა, აწი ვოჩოდინათ აჲა ინტერვიუ! ხოლოთი თქვან ოთქვალუში ჩქვა მუთუ ჩქვა გიღუნან ნა, ეთი მიწვით, მუ იყვენ! პანდა იხელით, ოში წანერი იყვათ, ცაშა ჲეხთათ!

 

ქუთარბა ფინარ  ქორქმაზი: მათი ხოლო შუქური გიწუმერთ. მთინი გიწვათ, ოთქვალუში დიდო ამბაი ქომიღუნ მა. მარა მკულე ნენათენ გიწვათ; დიდო მსქვა არ ჯოღრაჶჲას ფსქიდურთ ჩქინ. ედო აჲა დიხა რენ დიდო-კულტურონი არ მედენიჲეთიში დიხა. აჲა დიდო- კულტურონობა ჩქინი ჩქარ ვა ღურას. ედო ყოროფა, ჰურმეთი, მისობა დო ხელებათენ  დოფსქიდათ; აჲა დომაჭირნან; ეშო ვიზმონ მა. მთელი მაკითხალეფეს შუქური გიწუმერთ მა.

  


 [Önerilen okumalar: “Abhazya Parlamentosu’nun Açıklaması”, Apsadgıl Derneği’nin Abhazca ve Türkçe yayınlanan yayın organı “Abazamyüa”nın 2 (3) nolu sayısı/ “Kafkasya Yazıları”, sayı 6, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1999/ circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch; Erol Kılıç Kutelia: "her anadili kutsaldır", sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/abhazpostasi.com/ ozgurcerkes.com,   13. II. 2021; Ahmet Hulusi Kırım (/Hasan Topaloğlu), “Ali İhsan Aksamaz: Abhazya Örnek Olabilir…”, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 6, İstanbul, 1994, https://lazkulturdernegi.org.tr/yayinlar/dergiler/ogni/6  ; Ali İhsan Aksamaz, "Sovyetler Birliği'nin Milliyetler Politikası", Tarih ve Toplum Aylık Ansiklopedik Dergi, Sayı 199, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, (Yeni Türkiye 81, Kafkasya Özel Sayısı- XI,  Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara, 2016), sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, "1930’lu Yıllarda Sovyet Abhazya’dan Türkiye’ye Gelen Lazlar", demokrathaber.org, 11.VII.2011; Fahrettin Çiloğlu, “Rusya Federayonu’nda ve Transkafkasya’da Etnik Çatışmalar”, Sinatle Yayınları, İstanbul, 1998; Givi G. Karçava: “Kardeşliği canlandırmak istiyorum!”,  22 V 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Gerg Amıcba, Hayri Ersoy (Çeviren), Ortaçağ'da Abhazlar, Lazlar", Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993; Kutarba Pınar Korkmaz: "Çok Kültürlülük Ölmesin!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr , 26. IX.  2019; Nuri Bagapsh, (Çeviren: Anri Çediya) “20. Yüzyılda ve 21. Yüzyılın Başında Abhazya'da Laz Nüfusu: Demografik Durum ve Yerleşim Coğrafyasının Özellikler/ The Laz Population in Abkhazia in the 20th Century and Beginning of the 21st Century: Demographic Situation and Features of the Geographic Settlement”, Kafkasya Calışmaları- Sosyal Bilimler Dergisi / Journal of Caucasian Studies Mayıs 2021 / May 2021, Yıl / Vol. 6, № 12/ dergipark.org.tr/ KAFKAS LİTERATÜRÜ- Facebook;  Oktay Çkotua: “Megrellerin de dillerine, kültürlerine ve ulusal kimliklerine sahip çıkacaklarına inanıyorum!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 08. IV. 2021; Önder Acar, “Oçamçire’deki Laz Okulu’nda da öğrenim görmüş anneannem!”, gurcuhaber.comcircassiancenter.com/ sonhaber.ch, 9. IV. 2020;

Ronald Wixman, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Sovyetler Birliği’nde “Etnik Kimlik”, Terim ve Konseptler”, Kafkasya Yazıları, Sayı 7, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1999; Selçuk Sımsım, "19 ve 20.Yüzyıl Abazaların Politik Tarihi (1770-1993)", Apra Yayıncılık, İstanbul, 2017; Selçuk Sımsım, "Başka Bir Vatanımız Yok Abhazya'nın Özgürlük Savaşı (1992-1993)", Apra Yayıncılık, İstanbul, 2017; Selçuk Sol (Sımsım), "Savaş öncesi Abhazya-Diaspora ilişkileri (1989-1992) I. Bölüm", jinepsgazetesi.com, 1 Şubat 2020; Selçuk Sımsım: “Geleceği el birliğiyle inşa edeceğiz!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 16. IV. 2021; Yılmaz Erdoğan: “Bizimkiler Sohum’a Yerleşmiş!”, circassiancenter.com.tr, 22. XI. 2018;Yalçın Karadaş: “Gerçekler, saptırılarak, yok sayılarak yok olmaz!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 12. I. 2022; Yura Argun, Hayri Ersoy- Yalçın Karadaş (Çevirenler), “Abhazya’da Yaşam ve Kültür”, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1990]


aksamaz@gmail.com

 

https://sonhaber.ch/kutarba-pinar-korkmaz-ile-soylesi-turkce-lazca/

https://www.circassiancenter.com/tr/cok-kulturluluk-olmesin/

 

 

 

 

 

23 Ağustos 2024 Cuma

“Ben etnik partilere karşıyım!”

 

 

 


 



“Ben etnik partilere karşıyım!”

 

 

Murat Özden: 7 Haziran 2015 Seçimlerinde temsil edilmeyen halklarla birlikte Çerkesler ve Lazlar da bir seçim sınavına girdiler. Bu sınav çok ilginç deneyleri de içinde barındırdı temsil edilmeyen halklar adına. Çoğulcu Demokrasi Partisi, tüm Türkiye'de yaşayan temsil edilmeyen halkları temsil etmek üzere kuruldu ama Çerkesler ve Lazlar dışında diğer halklarla henüz yeterli ilişki kurulamadı. Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin İstanbul İkinci Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı olarak 2015 seçimlerine Laz kimliğiyle katılan değerli araştırmacı yazar Ali İhsan Aksamaz'dı. Diğer adaylarımıza sorduğumuz gibi Ali İhsan Bey’e de ilk sorumuz kendinizi tanıtır mısınız olacak?

Ali İhsan Aksamaz: Öncelikle bana böyle bir imkânı verdiğiniz ve sesimi insanlarımıza duyurmada vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Ben 24 Ocak 1959 tarihinde İstanbul’da doğdum. Babası Rize-Ardeşenli, Şanguli/ Doğanay Köyü’nden olan bir Laz baba ile kökeninde iki damardan Çerkeslik de olan bir annenin ilk çocuğuyum. İstanbul Vefa Lisesi'nde okudum. Daha sonra Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü’nden mezun okudum. İngilizce öğretmeni oldum… Bu süre zarfında çeşitli memleket sorunlarıyla da ilgilendim. Politik olarak çok kemikleşmiş bir duruşum yoktu. Babam Türkiye İşçi Partili idi. 1969 yılında da İstanbul'dan TİP’ten milletvekili adayı seçilmişti. İşçi Partisi içinde yıllarca mücadele etti. Ardından da  eski SDP’de. Sendikacılık yaptı. Annem Ev hanımıdır.

Yazar- şair Nuray Gök Hanım ile evliyim. Bir kız çocuğumuz var. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu… Mesleğim İngilizce öğretmenliği. Emekliyim ama Fatih Halk Eğitim Merkezi- Fatih Yaşam Merkezi’nde ders ücretli olarak yine de öğretmenlik yapıyorum. Kafkasya Kültür kökenlilerle ilgili  yazma çizme işlerini de kendi çapımda yürütüyorum.

1990’larda bir kitap yayınlandı, “Lazların Tarihi” adıyla. Bu kitap, bütün Laz aydınlarında olduğu gibi,  bende de bir bilinç patlamasına yol açtı. Kitaptan faydalandığım yönler olduğu gibi, çelişkiye düştüğüm yönler de oldu. O çelişkileri gidermek maksadıyla da 1992 yılından itibaren araştırmaya-incelemeye başladım. Değişik bilgilere ulaştım. Bir Aydın olarak, bu bilgileri bir dosyada topladım. Daha sonra, bu dosyanın sadece bende kalmamasını düşündüğümden, bu bilgilerden istifade ile yazmaya-çizmeye başladım. Bu arada bir grup arkadaşla birlikte “Ogni Kültür Dergisi”ni çıkarttık. Daha sonra “Kafkasya Yazıları” adlı bir yayın organı çıkarttık Çiviyazıları yayınevinden, 1996’de. “Kafkasya Yazıları” projesinin fikir babası da, derginin isim babası da benim… Bu arada çeşitli yerlerde yazdığım çizdiğim makaleler bir kitap haline dönüştü: “Kafkasyadan Karadeniz’e Lazların Tarihsel Yolculuğu.” Şu ana kadar;  Çiviyazıları Yayınevi’nden, Sorun Yayınlarından ve Belge Yayınlarından on kadar kitabım çıktı.

El yordamıyla bir şeyler yapmaya çalıştım. O zaman Gürcistan'ı bilmiyorduk; Abhazya'yı bilmiyorduk, Sovyetler Birliği'ni ve Rusya Federasyonu’nu bilmiyorduk. Tarihlerini bilmiyorduk. Uygulamalarını bilmiyorduk. Şimdi ise,  bir nebze biliyoruz ve oralardan da bazı kaynaklara ulaşabiliyoruz.

23-28 Temmuz 1994 tarihleri arasında Abhazya’da idim. Sohumi’de düzenlenen Dünya Abhaz- Abazin Kongresi’ni izledim. 2005 Ağustos’unda “Radyo Kolkha”nın davetlisi olarak Gürcistan’a gittim. Tiflis’te benimle Lazca bir röportaj yapıldı. Daha sonra bu röportaj Türkiye’de “Çveneburi Dergisi”nde de yayımlandı.  Tiflis Parlamentosu Birinci Meclis Salonu’nda Lazca kısa bir konuşma yaptım. Soruları cevapladım. Ardından da Sarp’ta yapılan Kolkhoba Festivali’ne katıldım. Ertesi yıl da Batum’a gittim.  25-26 Şubat 2012 tarihlerinde “Çerkes Hakları İnisiyatifi” tarafından Derbent’te düzenlenen “Çerkes Çalıştayı”na çağrılı olarak katıldım.  Katkı sunmaya çalıştım. Geçen yıl da sevgili dostum Kuşba Erol Karayel’in teklifiyle Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin kuruluşunda yer aldım. Beni Parti Meclisinde görevlendirdiler. Daha sonra da, hemen bir sene sonra yapılacak olan seçimlere İstanbul ikinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı olarak katıldım. Bu  seçimler sonucunda 6510 oy aldım. Arkadaşlarım bunun bir başarı olduğunu söylüyorlar.

Kısaca hayat hikâyem böyle… Biyografi bilgilerimi daha derli- toplu olarak ve seçim broşürümle beraber size dijital ortamdan da ulaştıracağım.

 

Murat Özden: Tabii biliyorsunuz, Türkiye'de etnik anlamda  demokrasi mücadelesini ilk başlatanlar Kürtler. Bunu kabul edip onların da hakkını teslim etmek lâzım. Ama demokratik açılım süreciyle birlikte ilk defa Çerkesler de meydanlara çıktılar. “Çerkes Hakları İnisiyatifi”ni oluşturarak hak talebinde bulundular. Siz de bu  mücadelenin içinde oldunuz, “Çerkes Hakları İnisiyatifi”nin düzenlediği Çerkes Çalıştayı'na değerli katkılar sundunuz. Bu süreç tabii diğer halkların da korkularını yendi. Hem Çerkeslerin korkularının yenilmesine,  hem diğer halkların kokularının yenilmesine de vesile oldu.  Bu süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Ali İhsan Aksamaz:  Bu sorunuza cevap verirken bir ezberin de bozulması gerektiğini düşünüyorum; şöyle ki… Türkiye'de, etnik gruplara ilişkin yumuşamanın Kürtler sayesinde gerçekleştiği şeklinde bir ezber var. Ben bu ezberi doğru bulmuyorum. Sebebim de var kuşkusuz… Biliyorsunuz Sovyetler Birliği döneminde dünyada oluşmuş dengeler vardı. Sovyetler Birliği çöktüğünde de dünyada yeni dengeler oluşmaya başladı. Öncesi dengelerle, Sovyetler Birliği çöktükten sonraki dengeleri göz önünde bulundurmak lâzım.  Türkiye’deki etnik gruplara ilişkin demokratik gelişimleri bu bağlamda değerlendirmek lâzım. Ben böyle değerlendirmenin doğru olduğuna inanıyorum.  Birinci Dünya Savaşı sonrası Büyük Britanya- Sovyet Rusya dengeleri, nasıl Türkiye’ye her alanda yön verdiyse, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle yeni ortaya çıkan dengeler de Türkiye’ye her alanda yön vermektedir. “Kürt” meselesini de, Türkiye’de etnik gruplara ilişkin yumuşamayı da bütün bu uluslararası dengeler ve Türkiye’ye etkileri açısından değerlendirmek lâzım. Gerek Türkiye dışında gerekse de Türkiye’deki “Kürt Hareketi”nin başlangıçtan şu ana kadar geçirdiği çeşitli değişimleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir ki uluslararası gelişmeler bu söylemimi desteklemektedir. Biliyorsunuz; Türkiye Cumhuriyeti coğrafya itibarıyla,  Osmanlı İmparatorluğu’nun çok küçük bir bölümünde vücut buldu. Uluslararası dengeler gereği “ulusallaşma”sı gerekiyordu. Bu çerçevede de “Türk Aydınlanma”sının yaşanması gerekiyordu ki bir ulus-devlet olsun. Gel gör ki,  o dönemde artık ulus- devletlerin oluşturulması zamanı geçmişti. Ulus-devlet olma şansı yoktu Türkiye Cumhuriyeti'nin. Fakat ulus- devletlere öykünerek ulus- devlet olma yönünde bir sürü atılım ve bununla birlikte de bir sürü yanlışlık yapıldı. Bunun da en bariz olumsuz uygulaması etnik gruplara yönelik yaşandı. Çerkesler'e yönelik yapılan uygulamaları biliyoruz. Lazlara yönelik de buna benzer uygulamalar vardı, Kürtlere yönelik de.

Cumhuriyeti oluşturan kurucu irade önce “İslâm Milleti” kavramını öne çıkardı. “İslâm Milleti”nin hak ve hukukunun sahiplenileceği bizzat Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından da 1 Mayıs 1920 günü Meclis’te ifade edildi. Mustafa Kemal Paşa’nın söylemi şu anlama geliyordu: Kürtlerin de, Çerkeslerin de, Lazların da, diğer Müslümanların da kültürel ve ana dili hakları savunulacak. Ancak Lozan Antlaşması sonunda Batum, “Kuzey Irak” ve “Batı Trakya” ve bazı adalar Türkiye sınırları dışında kalınca, Gazi Mustafa Kemal Paşa; bu söyleminden ve “İslâm Milleti” ülküsünden vazgeçti. Bunlara girmiyorum… Bütün bunlar, Büyük Britanya- Sovyet Rusya ilişki ve dengelerinin Ankara’ya bir anlamda dayattığı uygulamalardı. “Karamanlı” Ortodoks Hıristiyanların Türkiye’den Yunanistan’a mübadelesi de bu dönemde gerçekleşti. Oysa “Karamanlılar”, bana göre Türk’tü ve biliyoruz ki, ana dilleri de Türkçe idi. Önce “İslâm Milleti” ülküsü savunuldu, Hıristiyan Türkler mübadele edildi. Sonra da ana dilleri Türkçe olmayan Çerkesler, Lazlar, Abhazlar, Gürcüler ve Kürtler “Türkleştirilme”ye çalışıldı. Aynı uygulamalara Pontuslu Ortodoks Hıristiyanlar da maruz kaldı. Aynı ana dilini konuşanlardan Pontuslulardan Hıristiyan olanlar mübadele edildi, Müslüman olanlar oldukları yerde kaldı. Bu konuda Yusuf Bulut dostumuzun “Livera Geyikleri” adlı eseri önemli bir eser. Ayrıca; şu anda yazarını hatırlayamıyorum, bağışlasın, “İletişim Yayınları”ndan çıkan “Ne Mutlu Türküm Diyebilene” adlı çalışma da önemli bilgi ve belgeleri içermektedir bu döneme ilişkin. Ahmet Yıldız’ın “Ne Mutlu Türküm Diyebilene” adlı kitabı… Bütün bunları bilmek lâzım… Başta hata yapılmış, Anadolu’nun binlerce yılda oluşmuş sosyolojik yapısı bozulmuştur… Söyledim; Ortodoks Hıristiyan Türkleri önce sür, sonra da ana dilleri Türkçe olmayan insanları “Türkleştirme”ye çalış. Bu çabalar baştan yanlıştı. Bütün bu uygulamaların suçu, tamamıyla kurucu Cumhuriyet kadrolarına da yüklenemez. Büyük Britanya-Sovyet Rusya dengeleri de Ankara’ya bunu dayatmıştı. Bunları bilmek lâzım. Beğenelim veya beğenmeyelim, fotoğraf bu. Yalnızca ana dillerine ilişkin yanlış politikalar izlenmedi, Devletin din politikaları da yanlıştı. Bu alanda da inişler- çıkışlar yaşandı. Sorunuz dışı olduğu için buna girmiyorum.

Ben şu toptan değerlendirmeyi çok yanlış buluyorum: “Emperyalizm Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu engellemek için, efendim, bu etnik grupları destekledi; bunları motive etti,” gibi söylemler de tamamıyla bilgi, vicdan ve akıl dışıdır. Bu uygulamaların İttihat ve Terakki ile başladığını, onların da Almanya’ya öykündüklerini akılda tutmak lâzım. Şöyle ki, zaten Türkiye’nin sınırları o dönemin emperyalistlerinin onayıyla belirlenmişti. Yani Lozan, Türkiye Cumhuriyeti için bir zafer değil, bir kaybın belgesiydi. Dolayısıyla da uluslararası alanda bunlar vuku bulurken; ulusal alanda ise, etnik grupların ezilmesi söz konusu oldu. Bu çeşitli şekillerde tezahür etti. Kürtlere, Dersimlilere farklı farklı şekillerde, Müslümanlara karşı farklı farklı şekillerde,  komünistlere farklı farklı şekillerde tezahür etti. Mustafa Suphi ve arkadaşlarına ve onun Türkiye içerisindeki örgütlenmiş kadrolarına karşı da zulümler yapıldı.  Dolayısıyla bu etnisite meselesine, bu geniş perspektif içerisinde yaklaşmak gerekiyor.

Sonra, bu sadece bir etnisite meselesi de değildir. Bir etnisiteye sahip olan bir insan, aynı zamanda ya işçidir, ya memurdur, ya köylüdür. Müslümandır veya başka dinlerdendir. Onların da haklarını ve hukuklarını bu anlamda savunmak gerekir.

“Kürt Hareketi”nden örnek verdiniz. Bu işin yolunun “Kürtler”le açıldığını imâ ettiniz. Ben de bunları belirtmek durumunda kaldım. Verdiğiniz o örneği doğru bulmadım.

Burada bir şey daha eklemek istiyorum. Biliyorsunuz, İkinci Dünya Savaşı bitti ve 1945'de San Fransisco Konferansı yapıldı. Orada da açıklandı ve ABD, Türkiye gibi ülkelere dedi ki, “Demokratikleşin, demokratikleşmezseniz, bütün diktatörleri yıkacağız, cezalandıracağız.” Ellerinde kozları vardı. Bu çerçevede İsmet İnönü alelacele çok partili sisteme yöneldi. Tabii İsmet İnönü bakımından bir de “Kambur Rıza Meselesi” var. Hitler Almanyası ile işbirliği var… Ancak 1946'daki seçimler şaibeli oldu. Aslında Demokrat Parti o seçimleri kazanmasına rağmen CHP, iktidarı kendisine vermedi. Daha sonra ise dış dengeler sebebiyle DP’yi engelleyemedi “Millî Şef” İsmet İnönü ve 1950'de Demokrat Parti iktidara geldi.

Demokrat Parti'nin iktidara gelmesine, bazı arkadaşlar bugünden bakarak şöyle bir değerlendirme yapıyorlar: “Amerikancılar iktidara geldi.” Hayır, ben öyle olduğunu düşünmüyorum. O dönemin solcularının bir kesimi de DP’yi desteklemişti. Amerikancı olan CHP'dir, İsmet İnönü'dür. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri ile gizli açık, askerî, siyasî, ekonomik ve kültürel anlaşmaları imzalayan “Millî Şef” İsmet İnönü'dür.  Bugün bile boyun bükülmek zorunda kalınan antlaşmaların kaynağı İsmet İnönü’dür. Dik durabilir miydi?! Bu belge- bilgiler ışığında tartışılabilir. Konumuz değil şimdi…

DP döneminde Çerkesler ufak tefek kıpırdanmaya başladı ve “Çerkes” adı taşımasa da “hemşeri” dernekleri kurulmaya başlandı. Ve kendilerini ifade etmeye çalıştılar. Kurulma izninin nedeni şu idi kanaatimce. Çerkeslerin Sovyetler Birliği'nde de yaşıyor olmalarıydı. Amerika Birleşik Devletleri'nin de bir politikası vardı. Biliyorsunuz, Sovyetler Birliği'ni “Yeşil Kuşak” olarak çevirmek. Çerkesler, bu kuşağın enstrumanı olarak düşünüldü ABD tarafından. Şimdi, 1950’den sonraki bütün bu örgütlenmeleri, hani İtalyanca'da bir terim vardır, “Allegro Ma non troppo” diye, yani;  onun gibi, evet… “Çerkeslik ama, “fazla değil”. Ana dillerini sahipleniş ve sahip çıkış yok. Halk dansları ağırlıklı çalışmalara dayanan hemşeri dernekleri türünde örgütlerin kurulmasına imkân tanındı. Ana dillerinin yaşatılması ve kurumsallaştırılması yönünde hiç bir adım atılmadı. Hiçbir çaba harcanmadı.  Aslında ABD, bu halklar için daha fazlasını düşünüyordu ama, CHP ve ardılı asker-sivil Demokrat Parti bürokratlar bundan korktu. Bu iş yakın zamanlara kadar sürüncemede bırakıldı.  AK Parti İktidarı ile olumlu bazı adımlar atıldı ki bu kez de ana dilini bilen pek kalmadı. Aslında CHP iktidardan düşmüştü ama zihniyeti asker-sivil bürokrasiye hâkimdi. Özetle;  derneklerin ortaya çıkışı ve işlevleri bu şekilde tezahür etti.

Peki bu dernekler bu durumda ne kadar özgür hareket edebilirlerdi? Bilemiyorum.

Kuşkusuz ki, bugünkü derneklerin faaliyetlerinde o günkü gelişmelerin, derneklerin payı ve etkisi var. Ben daha fazla uzatmadan ve kafa da karıştırmadan o günlerdeki çalışmalarda tuzu olan herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Vefât edenleri de rahmetle anıyorum. Sorunuza istinaden bu girişi yaptım.

Buradan devam edersem,  kimlik meselesi bir siyasî meseledir. Çünkü kimlik sorununun temelinde asimilasyon siyaseti var. Asimilasyon ki bütün siyasî iktidarların izlediği bir siyaset. Dolayısıyla da günümüzde asimilasyona dernekçilik yaparak direnmek mümkün değil. Dernekçiliğin nereden ve nasıl çıktığını kendi kanaatlerime göre yukarıda belirtmeye çalıştım. Bir siyasî tavra karşı bir başka siyasî tavırla vaziyet almak gerekir. Çünkü bu gerekçeyle bugünlere gelindi.

Çerkes Hareketi aslında, genel olarak “Sol Hareket” içerisinde bulunan ve onlara öykünen bir hal içindeydi. Nitekim 2015 seçimlerinde de bu öykünmeci durumu gördük. Kimi “Çerkes Aydınları”  “Kürt” dalkavukluğu yaptı. Bugün de HDP dalkavukluğu şeklinde  bir davranış şekli var. Öncelikle “başkası olma kendin ol, daha sonra başkasıyla birlikte ol,” diyorum. Önce Çerkes ol, ondan sonra gerekiyorsa “Kürt Hareketi” ile dayanışmayı düşünebilirsin. Ben böyle düşünüyorum. Ben bu konuya bir dikkat çekmek istedim…

Benim, “Çerkesler” ile bir arada olmamın sebebine geleyim…  Damarlarımda “Çerkes” kanının da olmasından…  20 yıla aşkın bir süredir bu kesimden insanlarla arkadaşlıklarımın var...  Hayri Ersoy, rahmetli Ünal Cuğ, Kuşba Erol Karayel, Kutelya Erol Kılıç, Ali Çurey ve adlarını şu anda sayamadığım onlarca insan var, “Çerkes” aydını tanıdığım var. Rahmetli Tarık Cemal Kutlu da bunlardan birisiydi ki, onu da çok uzun zamandır tanırdım. Komşumdu. Dergilerinde birlikte yazdık, çevirilerine katkıda bulundum, birlikte durduk. Bu böyle… Bir şey de var ki, ben bu ülkede doğdum. Bu ülkenin meselelerine kayıtsız kalamazdım. Ben sadece bir Laz, sadece bir Çerkes değilim. Bu ülkenin de bir vatandaşı ve Aydınıyım. İnsanım. Bu meselelere kayıtsız kalamazdım da…

Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, asimilasyon politikaları gelişen teknolojiyle hızla sürüyor. Ulaşımın kolaylaşması, radyo-TV vb. vasıtalar asimilasyonu hızlandırıyor. Asimilasyona dur demenin yolu, siyasî bir duruş sergilemekten geçiyor. Nitekim bu siyasî duruş çerçevesinde “Çerkes Hakları İnisiyatifi” ortaya çıktı. Sağ olsun bu arkadaşlar, benim Kafkasya halklarının birlik beraberliği duygusuyla hareket edilmesi konusundaki duruşumu, yazdıklarımı, çizdiklerimi de görmüş olmalılar ki beni de bu harekete davet ettiler. Ben de yanlarında saf tuttum. Elimden geldiğince destek verdim.  Bu arkadaşlarla geçmişte de, bugün de birlikte olduğum için mutluyum… Geçmişte internet yoktu, bilgisayar yoktu, cep telefonu yoktu. Bugünkü iletişim vasıtalarının hiçbirisi yoktu. Bir tek püskürtmeli fotokopi makinaları vardı… Bir de sabit telefon…  Bu şekilde entelektüel ilişkilerimizi sürdürüyorduk. Bu çok yavaştı. Artık iletişim ilerledi, globalizasyon sayesinde. Ama şuna dikkat etmemiz lâzım, ipin ucunu gevşek bırakırsak, bu teknoloji ilerde ana dillerimizi de tamamen yok edecek. Onun için daha ciddî ve sağlam durup kimliklerimizi yaşatmamız gerekiyor. Emek vermek lâzım. Bu işler biyolojik Laz, biyolojik Çerkes olmakla hallolmuyor. Aydın tavrı ve duruşu gerektiriyor.

Aynı şekilde Lazların da hemşeri derneklerinin büyük şehirlerde çok eski tarihlerden beri faaliyette olduğunu söylemeliyim. Lazların İstanbul’daki örgütlülüğü 1914’e kadar dayanıyor bugünkü bilgilerimizle. “İstanbul Laz Talebe Cemiyeti,” 1914’te kurulmuş.  Ayrıca 1919’da yine İstanbul’da kurulan “Laz Tekâmül-ü Millî Cemiyeti”nin de adını anmakta fayda var. Günümüz Laz Aydınlarına da haksızlık edilmemeli, çeşitli aktivitelerle ana dillerini ve kimliklerini savundular. “TRT-Lazca” için TRT önünde eylem yaptılar. İmza kampanyaları açtılar. Gerek İstanbul ve Ankara’daki Laz Kültür Dernekleri ve gerekse de Laz Enstitüsü çalışmalar yaptı. Almanya’da yaşayan Laz aydınlarının da çok önemli katkıları var. Lazların kimliklerini sahiplenişleri, “ÇHİ” ve “ÇDP” ile başlamadı. Bunu belirtmeliyim. Ana dillerinde kitaplar konusunda ciddî yayınları oldu. Meselâ; “Lazika Yayın Kollektifi”, “Lazi Yayınları”, “Ağani Murutsxi”, “Gazeta Noğa”, “Lazebura.org”, “Lazuri.com”, “Lazca.org”, “kolkhoba.org”  ilk aklama gelenler…

Murat Özden: Seçimlere kazanacak bir partiden aday olmak en kolayı idi. Bağımsız aday olmak cesaret gerektiren, yüreklilik gerektiren bir iş doğrusu… Tabii sizler de bu seçimlere bağımsız adaylar olarak katılarak bizim kahramanlarımız oldunuz. O yüzden teşekkür ediyorum. Sormak istiyorum seçimlere bağımsız katılmak cesaretini nereden buldunuz?


Ali İhsan Aksamaz:  Daha önceki sorunuzu cevaplarken de bahsetmiştim. Ben ÇDP'nin kurucularındanım. Genel Başkanımız Kenan Kaplan,  bir akşam telefon etti, “Biz, sizi İstanbul İkinci bölgeden milletvekili adayı olarak düşünüyoruz, ne dersiniz?” diye sordu. Ben de, “Madem sizler uygun görmüşsünüz, şeref duyarım,” dedim ve gerekli belgeleri ve harcı hazırlayıp aday oldum. Beni bir “kahraman” olarak nitelendirmenizi çok abartılı buluyorum. Böyle bir sıfatı hak ettiğimi düşünmüyorum, üstelik de utanıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim: Ben kendilerine varlığımı, aklımı, bedenimi, bilincimi borçlu olduğum insanlara borcumun bir kısmını ödemek için bilinçli bir şekilde bir duruş sergiledim. Biraz da inatçı bir insanım. Bir şeye inanıyorsam, onu savunurum. Emin olun, aslında en zor yollar, yalnız gidilerek kat edilir. Xvalamgeri/ Yalnızkurt’um…Ben böyle olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla da, bu cesareti genetik kodlarımdan ve beni ben yapan değerlerden buldum diyebilirim. Haklıydım da üstelik. Ancak “kahraman” asla değilim. Ben sıradan bir nefer veya bir fedaîyim…

Murat Özden: Zaten bir partinin bağımsız adaylarıydık diyorsunuz kısaca öyle mi?

Ali İhsan Aksamaz: Evet, bir siyasî partinin bağımsız adaylarıydık elbette. Ancak; bütün o seçim sürecini tek başımıza götürmek durumundaydık. Parti yeniydi ve henüz gücü yoktu.  Ben tek başıma bu işi omuzladım ama, şunu biliyordum, yani bu cesareti nereden buldunuz diye bana sorarsanız, ben de size şunu söyleyebilirim; eğer bu işlerle ilgilenirken, başıma bir şey gelmiş olsaydı, yani ortadan kaldırılmış olsaydım, en azından cenazemin ortada kalmayacağını, mezarsız kalmayacağımı, benim de dâhil olduğum davayı benim adıma sürdürecek insanlar olduğuna inandığım için bu şekilde cüretkâr davrandım diyebilirim. Ve bundan sonra da cüretkâr olmaya devam edeceğim.

Murat Özden:  Teşekkür ediyoruz. Peki, seçimlere nasıl hazırlandın Sevgili Aksamaz? Özellikle seçim sürecinde neler yaşadın?

Ali İhsan Aksamaz:  Seçim sürecinde ne yaptım? Doğrusunu isterseniz, öncelikli olarak sosyal medya denen ortamı çok iyi kullandım. Ve belki pek farkına varılmadı ama Türkiye'de ilk Lazca seçim propagandasını yapmış oldum. ÇDP'nin temel sloganlarını Lazcaya çevirdim, klipler hazırladım ve kendime göre de bu arada bir seçim beyannamesi ve tanıtım hazırladım. Bunu bir broşür  haline getirdim. Bu konuda Dersimli Dostum Hıdır Bey’e teşekkür ederim. 10 bin adet basıldı ve dağıtıldı.  Ayrıca Cankat Bey, bir yüzümde benim kimliğim, diğer yüzünde ÇDP bilgileri yer alan kartvizit konusunda manevî-maddî destek oldu; kendisine teşekkür ederim. Elimde numunelik birkaç adet kaldı. Broşürde insana dair ne varsa, insanın yaşam alanına dair ne varsa, bütün o konuları dile getirdim; sahiplendim. O konuların Meclis’te sahiplenilmesinin temsilcisi olacağımı belirtmiş oldum. Size de bir tane veriyorum şimdi. İmkân olursa, kitabınızda yayınlarsınız. Annem alzaymır hastası ve felçli. Hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor. Ancak eminim ki, o da sağlıklı olsaydı, bana katkı sağlardı. En az onun aracılığıyla 100 oy daha fazla alırdım. Eşim, kızım, babam, kız kardeşim, eniştem, bacanağım, yeğenlerim, kuzenlerim,  bakkalım, marketçim, tüpçüm, sucum, hepsi bana destek verdiler. Seçim tanıtım broşürümün dağıtılmasını sağladılar. Bunun dışında oluşturduğumuz küçük gruplarla da bu el ilânlarını dağıttık. Meydanlarda stantlar oluşturduk. Laz gençleriyle toplantılar yaptık. Onlardan bazıları da bana destek verdi. Farklı bölgelerde, farklı illerde yaşamalarına rağmen, internet üzerinden paylaşımlarda bulundular. Hayatımda hiç tanımadığım akrabalarım, bu seçim sayesinde bana ulaştılar; beni desteklediklerini,  İstanbul 2. bölgede yaşayan tanıdıklarına bana oy vermeleri için telkinlerde bulunacaklarını söylediler. Öğretmen arkadaşlarım, meslektaşlarım benim oy almam için çalıştılar.  Derslerine girdiğim öğrencilerim bana oy sağlamak için ellerinden geleni yaptılar. İnternet üzerinden paylaşımlar yaptılar. Kurumsal yapılarımızdan destek da gördüm. Laz Kültür Derneği Başkanı Mehmedali Barış Beşli, kapılarının açık olduğunu belirtti. Günsel Avcı ile kendilerine bir ziyaret yapacaktık. Ancak Günsel Avcı seçim bölgesindeki yoğun çalışmaları sebebiyle zamanını ayarlayamadığı için Laz Kültür Derneği’ne gidemedik. Barış Beşli’ye teşekkür ederim. Yine Laz Enstitüsü Başkanı İsmail Avcı telefon açarak desteğini belirtti. Ankara’da da Laz Kültür-Dayanışma Derneğimiz var.  Başkanı Armağan Serdaroğlu, ÇDP’nin Ankara 1. Bölge bağımsız adayı Faruk Arslandok’un tanıtım toplantısına kısa bir süre de olsa katıldı. Kendisine de teşekkür ediyorum. Bunun dışında internet üzerinden yayın yapan ve benim paylaşımlarımı aktaran bütün Laz kardeşlerime de teşekkür ediyorum.  İnternet üzerinden Lazca yayın yapan “Gazete Noğa” ve onun sahibi ve editörü Murat Bayram Karadeniz’e de destekleri için teşekkür ediyorum. Hemşerim Laz Aydını Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın da internet üzerinden desteğini unutamam. Aynı şekilde Laz Aydını Selma Koçiva da desteğini gösterdi. Kendilerine de sonsuz teşekkürler…Kıymetli Büyüğümüz Yılmaz Avcı da desteğini esirgemedi. Yine kıymetli büyüğümüz emekli ordu mensubu Besim Özel de desteğini açıkça internet üzerinden deklere etti. Abhazya’da yaşayan Hayri Ersoy Kutarba dostluk gösterdi. Kendisine teşekkür ederim. ÇDP’li dostlar ve Kenan Kaplan ile birlikte seçim arabası ile bölgemi dolaştık ve meydanlarda tanıtım yaptık.  Recep Güler’in desteği oldu. Kendilerine ve adlarını unuttuğum herkese çok teşekkür ederim.

Benim, seçim sonucunda aldığım oylar yalnızca Laz oyları değildi kuşkusuz. Meselâ; İstanbul Çerkes Derneği'nden Murat Yalçın samimi destek verdi. Kendisine teşekkür ediyorum. Onlar da internet üzerinden benim bu adaylığımı desteklediler. Oy almam için çaba harcadılar. İstanbul Çerkes Derneği’nde bir toplantı düzenlediler. Bütün bunları unutmak mümkün değil.

Diğer illerdeki ÇDP'nin bağımsız adayları da,  benim aday olduğum İstanbul 2. Bölgedeki tanıdıklarını arayarak bana oy verilmesini sağlamak için çalıştılar. Onları da burada saygı ve sevgi ile anıyorum.  

Bir sitemimi de belirtmeme lütfen izin verin! Çerkes camiası içerisinde yayın yapan, sosyal medya üzerinden yazan kimi arkadaşlar benim adaylığımı desteklemediler. Desteklemek bir yana adaylığımı bile görmediler.  Örnek vermek gerekirse,  “Jineps Gazetesi”;  Kürt, Ermeni ve diğer adaylara ilişkin haber ve röportajlara sayfa-sayfa yer verilmesine rağmen, beni görmek istemedi. Hâlbuki benim “Jineps Gazetesi”nde yayınlanmış yazılarım var, benimle yapılan söyleşi de çıkmıştı. Benim onlarla da dostane ilişkilerim vardı. Yaşar Güven Arkadaşımız, “Jineps Gazetesi”nin Şubat 2009 sayısında benimle bir röportaj yapmıştı. Ne oldu da, 2009’da beni görürlerken, 2015’te görmez oldular?!  Anlamadım! Yine de sağ olsunlar, protokol olarak gazetelerini hâlâ gönderirler...  Hiç olmazsa bu ilişkilerin yüzü suyu hürmetine bir gazetecilik hizmeti verebilirlerdi. CHP ve HDP milletvekili adaylarına iltimas geçtiler. Hiç olmazsa, gazetecilik yaparak, haber ve kısa bir röportaj yaparak bana da sayfalarında yer verebilirlerdi.  Gazete kendilerinin. Ancak; ben bu arkadaşlara sitemlerimi dile getiriyorum sadece.

Buradan “Ajans Kafkas”a da şükranlarımı sunuyorum.  Çünkü oradaki arkadaşlar benimle bir söyleşi yaptılar ve bu söyleşide Lazların kim olduğunu, Lazlar ve Lazcaya ilişkin kitaplarımı da tanıtıp, bu seçimlerde niçin aday olduğumu sordular. Ve bu söyleşiyi iki bölüm halinde internet üzerinden sitelerinde yayınladılar. Bunlara vesile olan bütün arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum. Çok sağ olsunlar.

Bu arada “Türk basını” da adaylığımı görmedi. Ne seçimden önce, ne seçimden sonra. Ancak seçimden sonra bir değerlendirme yapabilirlerdi.  “Kürt basını” da adaylığımı görmedi. “Kürt basını”  demişken aktarmak isterim. Seçimlerden hemen önce “Özgür Gündem Gazetesi”nden bir hanım gazeteci telefonla beni aradı. HDP’nin seçim stratejisi vb. konularda görüşlerimi almak istedi. Ben de kendisine, “Ben de bu seçimlerde İstanbul 2. Bölgeden bağımsız adayım. Bir şeyler söylemem ahlâki olmaz,” dedim. Bu hanım gazeteciydi ancak bağımsız adaylığıma ilgi göstermedi. İlginç, değil mi?! İstanbul’un yalnızca bir seçim bölgesinden 6510 oy aldım… Bugün çeşitli partilerden milletvekili seçilen adaylar, bağımsız olarak seçimlere girseydi, acaba kaç oy alabilecekti?!  Onun için bu 6510 oyun, birçok bakımdan önemli olduğuna inanıyorum. Şunu anladım ki, bütün bu gazeteler “sağlı-sollu, sosyalist veya Kürt” diye kodlananlar beni görmezlikten geldi. Böyle düşünmekte haklıyım. Benimle bağlantı kurabilirlerdi, bakın siz soruyorsunuz ve diyorsunuz ki “Bu oyu nasıl aldın, başarıdır,” diyorsunuz. Onlar da sorabilirdi. Ümit ederim bu röportajı okuma imkânları olur. Bu söylediklerimle de yanlış anlaşılmak istemem ayrıca…

Söylemeliyim; seçim arabam yoktu. Arabam olmuş olsaydı, Sarıyer’den Beyoğlu'na günün belirli saatlerinde dolaşsaydık, Beyoğlu'ndan Bakırköy civarlarına kadar günün belirli  saatlerinde iki üç tur atabilseydik, kendimizi daha iyi  tanıtabilirdik. Biraz daha oy oranımızı artırabilirdik.

Yalnız şöyle bir şanssızlığımız da oldu: Bir kere, “Seçim Kanunu” demokratik değil. Bu yüzden, biz bağımsız adaylar olarak birçok anti-demokratik uygulamayla karşılaştık. Yurtdışı oylarından faydalanamadık. Çünkü oy pusulalarında bize yer vermediler. Yüksek Seçim Kurulu’na bu konuda ortak bir dilekçe ile başvurduk,  fakat YSK bu başvurumuzu reddetti, dikkate almadı.

Ayrıca; İl Seçim Kurulu, bize, “Oy pusulasında en sonunda yer alacaksınız,” dedi, fakat öyle olmadı. Bize oy pusulasının sonunda değil, siyasi partilerin altında  yer verdiler. Gel gör ki, benim üstümde Adalet Kalkınma Partisi vardı. Şimdi, emin olun dört partiden de, yani MHP, CHP, Ak Parti ve HDP'den de sandık kurulunda görevli olan arkadaşlarım, öğrencilerim, tanıdıklarım şunu söylediler: “Bizim bulunduğumuz sandıktan senin de, Adalet Kalkınma Partisi’nin hanesine de evet vurulmuş çok sayıda oy çıktı.” Böyle kaç oyumun iptal olduğunu bilemiyorum. Belki Adalet Kalkınma Partisi’ne oy vermek istiyorlardı yanlışlıkla bana oy vermiş olabilirler, sonra da aynı oy pusulasında AK Partiye oy vermiş olabilirler. Veya tam tersi bana oy vermek isteyenler önce benim haneme “evet” deyip, sonra üstümdeki logoyu görüp “Ali İhsan Aksamaz,  Adalet Kalkınma Partisi’nin adayıymış,” deyip ismimin üstündeki AK Partiye de evet vermiş olabilirler. Akıl çeldirici bir oy pusulasıydı. Sonuçta bu oylar iptâl edilmiş oldu. Bu sebeple iptâl olmuş oylarımı da hesaba katarsanız, oy potansiyelimin daha fazla olduğu sonucunu kolaylıkla çıkarabilirsiniz.  Buna sebep olan seçim pusulasının yanlış dizaynıdır.  Bir yanlış uygulama da Radyo- TV yayınlarında karşımıza çıktı. Hiç olmazsa, İstanbul Radyosu ve kimi yerel radyolar sesimizi duyurmamızda yardımcı olabilirlerdi. Burada sorumluluk yalnızca YSK’da değil. Yerel radyo ve televizyonları yayınlarında bize yer verebilirlerdi. Demek ezberlerini bozmak istememişler!

Şunu da belirteyim ki, bana oy verenler içinde her partiden; Adalet Kalkınma Partili, CHP’li, MHP’li,  HDP'li öğrencilerim de vardı…

Burada, önceden İstanbul 2. Bölge'den adaylığını açıklayan, daha sonra bu adaylığını resmiyet öncesi çekip birinci bölgeye alan Yalçın Karadaş arkadaşımıza da  çok teşekkür ediyorum. Çünkü kendisine bazı arkadaşları şöyle sormuşlar: “Sen ikinci bölgeden aday olmuyorsun, biz şimdi oyumuzu kime vereceğiz?” Yalçın Karadaş arkadaşımız da onlara şöyle demiş: “Siz hiç üzülmeyin, ben yerimi Ali İhsan Aksamaz kardeşime bıraktım. Lütfen oyunuzu ona verin! Ha ben, ha o!” Bana böyle dedi.  Kendisinin bu söylemini ben internetteki bir-iki kayıttan da gördüm, dinledim. Yalçın Karadaş arkadaşımın da bana oy akışı sağladığını burada belirtmem gerekiyor. Yalçın Karadaş arkadaşıma da buradan teşekkür ediyorum.

Murat Özden: Seçimden sonra başlıklar atıldı biliyorsunuz, “En renkli Meclis oldu. İşte,  Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Yezidiler, Süryaniler Mecliste,” diye gazeteler başlıklar attılar ama bunların içinde Çerkesler, Lazlar, Pomaklar, Boşnaklar, Arnavutlar yoktu. Yani renkler eksik kaldı. Belki seçilmiş biyolojik Lazlar vardı başka partilerde, biyolojik Çerkesler de vardı nitekim…

Peki siz seçilseydiniz bu biyolojik olarak Çerkes, Laz veya Pomak olanlardan ne farkınız olacaktı? Bu farkı net olarak ortaya koyabilir misiniz?

Ali İhsan Aksamaz:  Bu sorunuza teşekkür ederim. Bu, soruyu bana konuşma imkânı sağlamak için sorduğunuzu biliyorum. TBMM’de benim neleri yapabileceğimi siz çok iyi bilmektesiniz ama, konu açılsın diye sorduğunuzu biliyorum. Şimdi  bugüne kadar yaptıklarım, Meclis’e gidebilseydim yapacaklarımın teminatıdır diyebilirim kısaca. Ben fiyaka yapmıyorum. 20 yılı aşan bir zamandır aktif olarak yazan, yayınlayan ve Kafkasyalıların birlik ve beraberliği duygusundan hareket eden bir insanım. Dediğim gibi, “Kafkasya Yazıları”nın çıkmasına katkım oldu. Sağ olsun Çiviyazıları Yayınevi sahibi Özcan Sapan arkadaşımızın maddî desteği ve diğer arkadaşların kültürel birikimiyle eşsiz bir dergi çıkarttık, etkisi önemli oldu… Aynı zamanda 90’larda yayımlanan “Yeni Kafkasya Gazetesi”nin de yazarlarından biriydim. Yazdıklarımda hep Kafkasyalıların; Lazların, Çerkeslerin, Abhazların, Gürcülerin, Çeçenlerin birlik beraberliğini, birlikte mücadele etmesini savundum. Ben hep bu duygudan hareket ederek bir çaba harcadım. Ben bir aydınım.  Kendime göre bir çizgim var. O çizgimin yakınına düşen herkesle; siyasî duruşu, dinî inancı ne olursa olsun, birlikte hareket edebilirim. Çünkü benim geleceğe ilişkin kendime göre hayallerim var. Bu hayallerim Türkiye'deki Kafkasya dillerinin ve Kafkasya kimliklerinin kurumsal olarak geleceğe taşınmasıyla ilgili… Biraz önceki sorularınıza cevap verirken şunu belirttim;  bizler asimilasyona uğratılmış halkların bugünkü temsilcileriyiz. Asimilasyon uygulamaları siyasî bir tercihti. Şimdi bizim bu asimilasyon politikalarına karşı durmamız da aynı şekilde politik bir duruşu gerektiriyor. Politik bir duruş, ancak siyasî bir parti içerisinde kimliklerimizle var olarak sağlanabilir. Ben bugün ÇDP içerisindeyim ve Laz kimliğimle bu asimilasyon politikalarına ‘dur’ denmesi gerektiğine inanmıyorum. Ancak yarın başka bir parti içerisinde olsam da, yine aynı ÇDP içerisindeki duruşumla mücadele veririm. Sadece Lazların ve Çerkeslerin değil, Abhazların, Gürcülerin, Çeçenlerin ve diğerlerinin de hak ve hukukunu savunmak için çaba harcarım. Hatta ben şunu söyleyeyim;  benim birçok tanıdığım HDP'ye oy verdi. Ve onlar şunu söylediler, dediler ki, “Sizin yeriniz ÇDP değil, HDP'dir. Çünkü siz Laz halkı için yazdınız, çizdiniz, Lazca dersler verdiniz.”  Evet ben, uzunca bir süre Kadıköy’deki dernekte Lazca ders verdim …

Ben de onlara şöyle dedim : “Laz olup da HDP'ye gidip milletvekili adayı olan arkadaşlar var, bilmem hangi illerin, bilmem hangi aday listesinde kaçıncı sıradalar. Seçilselerdi,  onların benim kadar bu mücadeleyi Meclis’te verebileceklerine emin değilim. Çünkü onların Laz kimliği adına bugüne kadar ürettikleri hiçbir şey yok. ‘İyi günler, ben Laz halkının temsilcisiyim,’ lâkırdısını Lazca söylemek Laz kimliğini TBMM’de savunmak anlamına gelmiyor.” Böyle dedim onlara.  Bir yerlere yamanmakla ve sloganla bu işler olmuyor.

Bu arada konu HDP'ye gelmişken, biliyorsunuz HDP'nin “Kürt” milletvekilleri dışında zannediyorum, bir tane de Süryanî milletvekili vardı geçmiş dönemde. Peki HDP'liler Süryanîler'in kimlik mücadelesi yolunda ne yaptı? O Süryani milletvekili arkadaş kendi kimliği için ne yaptı? Ben bilmiyorum. Okuyan, yazan, bir insanım, benim bilmediğim bir şey varsa, lütfen söylesinler, öğrenelim! Çerkesler konusunda, Lazlar konusunda “HDP”,  24. dönemde ne yaptı? Hiç bir şey yapmadı. Hiç bir şey yapmadı. Ancak 24. dönemde  oluşan Adalet Kalkınma Partisi Hükümeti;  Gürcüce, Abhazca, Lazca ve Çerkesçe’yi Devlet Okularında kısıtlı da olsa seçmeli ders haline getirdi. Peki, bunlar olurken HDP ne yaptı? Bu konuda HDP'li arkadaşlar belirli çabalar harcamışlarsa, ben bunları bilmek isterim. Yani;  şunu demek istiyorum ki, bir insanın içinde bulunduğu siyasî parti değil önemli olan; önemli olan o kişinin biyolojik etnik aidiyetinin dışında kimlik mücadelesi vermesi. Ancak sadece de kimlik mücadelesi değil, toplumsal bir mücadele de vermesi gerekir. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız aynı zamanda. Bu ülkenin bütün halklarının, bütün bir milletin birlik beraberlik duygusu içinde ekonomik, sosyal, kültürel gelişmişliği için de mücadele vermemiz gerekiyor. Yoksa “Lazım“ deyip sadece Lazlık üzerinden hareket etmek doğru bir davranış şekli değil.

Bu noktada şunu demek istiyorum; diğer arkadaşların da mutlaka bu konuları bir dahaki seçimlerde göz önünde bulundurmaları lâzım. Biyolojik olarak Laz olmanın, biyolojik olarak Çerkes olmanın bu kimliklere tam olarak doğrudan bir katkısı yok. Çünkü onlar asimilasyon politikalarına karşı çıkamıyorlar, çünkü bu partilerin asimilasyon politikalarına karşı çıkma diye bir sorunu yok. Bu siyasî partiler böyle bir geçmişi de bilmiyorlar. Ancak şu da yanlış, son zamanlarda ne yazık ki, “Kürt dalkavukluğu” ve “Ermeni dalkavukluğu” çok fazla arttı. ‘Oyum HDP'ye’ demek sorumluluktan kaçıştır…HDP'nin desteklenmesine bireysel olarak bir şey diyemem, herkes oy vermiş olabilir. Ancak grup oluşturarak kimi Çerkes Aydınlarının ve dergilerinin, “Biz HDP'ye oy veriyoruz!” diye deklarasyon yayınlamaları veya  yayın organlarında HDP'yi ön plana çıkarmaları hiç doğru değil. Bu son derece yanlış, kolaycı, kuyrukçu bir davranış. Önce kendin ol, ondan sonra başkalarıyla dayanışma göster. Eğer lâf “Halkların Kardeşliği”ne düşüyorsa, “Halkların Kardeşliği” duygusunun yaşatılmasına en fazla destek veren ve bu işin mücadelesini bu anlamda veren kişi benim. Taşın altına da elimi koydum, Kürtlerin dergi ve gazetesinde de yazdım, Çerkeslerin dergi ve gazetesinde de yazdım, Dersimlilere de, Gürcülere de, Çeçenlere de yazdım. Onlarla dayanışma gösterdim. Öyle “HDP'yi destekliyorum” deyip kenara çekilmek kolaycılıktır.  Şu bilgiyi de aktarmak isterim. 2010 yılında BDP/ HDP’li milletvekili  Hatip Dicle’nin  MHP’li Münir Uluata ile Meclis’te yaptığı “Türk-Kürt” tartışmasında  Lazları aşağılamasını hiç unutamıyorum. Her ikisine de o zaman teessüflerimi e-posta ile aktardım. “Halkların Kardeşliği” bu mu?!

Bir kolaycılık daha var;  o da, işi Rus düşmanlığı üzerinden Kafkasya'ya havale etmek. O da yanlış. Şöyle ki, Rus halkının düşmanı değiliz, Rusya Federasyonu’nun da düşmanı değiliz. Biz demokratikleşme istiyoruz. Biz aynı şekilde Türkiye’nin de düşmanı değiliz. Gürcistan’ın da düşmanı değiliz. Biz o toplumlarda da “demokratikleşme” istiyoruz.

Murat Özden: Oluşmuş kültür kurumlarımız var. Çerkeslerde daha fazla, Lazlarda da bir miktar kültür kurumları oluştu. Maalesef Çerkeslerin kimi kültür kurumları, oluşturulmuş siyasî partiyi, ÇDP’yi,  rakip olarak gördüler kendilerine. Hâlbuki işlevleri farklıydı. Siyasî partinin işlevi farklı, kültür kurumlarının işlevi farklı. Çerkesler cephesinde böyle bir rekabet durumu söz konusu oldu, hatta engelleme durumu dahi söz konusu oldu diyebilirim. Bu durum Laz kültür kurumlarında nasıl gelişti? Çerkeslerdeki bu ironik tavrı nasıl buluyorsunuz diye sormak istiyorum?

Ali İhsan Aksamaz:  Ben de, bu ülkede yaşayan kimi Kafkasya kültür kökenli aydınların söylediklerini izliyorum;  yayın organlarını okuyorum, sosyal medyada yazdıklarını okuyorum. Bilgileniyorum, değerlendirmeler yapıyorum. Çünkü ben bu toplumun aydınıyım. Aynı zamanda da sorunlara ilişkin çözüm projeleri geliştirmek istiyorum. Yarın bir gün siyasî sorumluluk sahibi olursak, bu politikalar çerçevesinde hareket etmenin doğru olduğuna inanıyorum.

Şimdi, 1950'lerden itibaren kurulmaya başlayan Çerkes Derneklerine ilişkin düşüncelerimi yukarda sorduğunuz bir soruyu cevap olarak aktarmıştım. Dernekler çok önemlidir, derneklerin birlikte durması, konfederasyonlaşması çok önemlidir. Ancak bunlar kendilerini bürokrasiye kaptırmamalıdırlar.  Böyle düşünüyorum. Derneklerin işlevleri önemlidir. Kültürlerin bugüne kadar bir şekilde ulaşmasına katkı sağlamışlardır. Ancak dernek dernektir. Dernekler hiçbir zaman asimilasyona karşı duramazlar. Çünkü asimilasyon politik bir konudur. Asimilasyona karşı politik  duruşlarla, politik tavır almak gerekiyor. Şimdi, bu anlamda, belki garibinize gidecek bir şey söyleyeceğim. Yadırgayabilirsiniz bu söyleyeceklerimi. Ben etnik partilere karşıyım. Yani;  ben sırf Çerkes partisi, sırf bir Laz partisi, sırf bir Kürt Partisi olmasına karşıyım. Ancak siyasî partiler olmalı, siyasi partilerin o ülkenin sorunlarının çözümüne ilişkin projeleri, politikaları olmalı. Her siyasî partinin Çerkesler ile çalışma yapan seksiyonu olmalı;  Kürtler, Çerkesler, Lazlar seksiyonu olmalı ve sorunlara ilişkin projeler üretmeliler. Tabii onların kültürel sorunlarına, ekonomik sorunlarına, varlık sorunlarına ve benzeri sorunlarına yönelik çalışmalar yapmalı bütün siyasî partiler. Bugüne kadar görüldüğü gibi, CHP kendisini Alevî partisi görüntüsünden ne yazık ki kurtaramadı. Vitrinine yeni isimleri almakla bu olmuyor. MHP de kendisini bir Türk partisi olmaktan ne yazık ki kurtaramadı. Adalet Kalkınma Partisi konjöktürel bir misyon partisiydi,  o anlamda misyonunu tamamlamak üzere zaten. Dünya ve bölge başka bir noktaya gidiyor.  Dolayısıyla mevcut siyasî partiler, Çerkeslere sahip çıkmadıklarına ve kimlik meselesi de siyasî bir konu olduğuna göre, ÇDP'nin kurulması da son derece isabetlidir. ÇDP, daha önce kendisini ispat edememişti, tecrübesi yoktu. Adayları da bireysel olarak kendilerini ispat etmemişti… Bu yüzden ÇDP'nin geçmiş seçimde bir başka siyasî partiyle ittifak yapmasına karşıydım. Adaylarının başka partilerden aday olmalarına karşıydım.  Ancak bu önümüzdeki 26. Dönem,  eğer seçim olur ise, ÇDP'nin siyasî bir parti olarak kendi ilke ve bağımsızlığını koruyarak diğer siyasî partilerle ittifaklara girişmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Bunu da anti parantez belirteyim.

Bakın, aydınlarımızda bir sorun var; şöyle bir şey var; bu Gürcü Aydınlarında da var, Laz Aydınlarında da var ve aynı zamanda Çerkesler Aydınlarında da var. Burada içlerindeki gruplaşmaları kast ediyorum. Her guruplaşma içersinde her siyasî görüşten insan var. Sağcılar bir dernek, solcular bir dernek, İslamî hassasiyetleri olanlar bir dernek olarak değil de; bir grup olarak ortaya çıkıyorlar, onun içerisinde dinî hassasiyetleri olan da var, sağcı olan da var, solcu olan da var. Onların karşısında bir grup var, o da öyle. Aynı öbür grup içerisinde olan her eğilim diğer öbüründe de var. Şimdi bu grupları birbirlerine karşı kılan nedir, ben bunu anlayamıyorum. Ama her grubun içinde de her düşünce var, aynı şeyleri savunuyorlar. Gel gör ki, öbür gruplarla da birbirleriyle didişmekten geri durmuyorlar. Bu, anlaşılmaz bir durum. Çünkü her grup görünürde Çerkes kimliğini savunuyor. Ya da Laz kimliğini..

Kimlik mücadelesi derneklerle verilemez. Bu, Çerkes derneklerinin bazılarının ÇDP'yi yok saymasının temelinde bireysel çekememezlik yatıyor, siyasî farklılıklar değil. Çünkü her dernek içerisinde her gruptan insan var. Sosyalisti var, liberali var, sağcısı var, solcusu var, dindarı, ateisti var. Yani;  burada bir mantıksızlık sezinliyorum. ÇDP içerisinde her düşünceden insan  var, belirli dernekler içerisinde de her düşünceden insan var. Görünürde dil ve kimliklerin yaşatılması noktasında aynı amacı güdüyorlar, kimlikleri Çerkes hepsinin. Peki niye? Bu didişmeleri, ergenlik çağını aşamamakla  açıklayabilirim. Bu, Çerkeslerin meselesi.

Ama ben şunu söyleyeyim, biraz önce sorduğunuz için,  Lazlar’da şimdilik su yüzüne çıkmış böyle bir durum yok. Yeni yeni hareketlilik içerisindeler. Var olan gruplardaki saflaşma ve didişmeler de siyasî ayrılıktan değil, Çerkeslerdeki gibi sen-ben sürtüşmesinden. Bunları görebiliyorum. Ancak; yanılmıyorsam 1994 mahalli seçimleri idi.  “Ogni Kültür Dergisi”nin bir sayısı bu seçimlere denk geldi.  O sayıda Ahmet Hulusi Kırım, derginin başyazısında ortak görüşümüzü dile getirdi. O bizim genel tavrımızdı.  Laz dili, kültürü, kimliğiyle ilgili duruşu olan her aday hangi partiden olursa, desteklenmelidir diyorduk. Hangi partiden olursa olsun. Şimdi buradan hareketle şunu söylüyorum; bugün de Laz arkadaşlarımız için, tabi burada Laz aydınlarını kast ediyorum, onlar benim bildiğim Laz dili kimliğini yaşatmaya yönelik çaba gösteren herkesi desteklediler, destekliyorlar.  Bu, Lazca ve Laz kimliği adına bir kazançtır. Çerkesler’de de böyledir diye düşünüyordum. ÇDP pratiğiyle gördüm ki, bazı Çerkes aydınları HDP’yi açıkça desteklediler. Hem de ağırlıklı olarak Çerkes Kimliğini yaşatma mücadelesi için yola çıkmış bir ÇDP varken… Şimdi bakıyorum şu başlığı atıyorlar bir yayın organında: “Barajı yıktık!”  HDP’nin bu seçimlerde barajı aşma başarısını, kimi Çerkes Aydınları kendi başarıları olarak görüyor.  Kimse kusura bakmasın ama, yüzde on barajını aşan HDP, bunu kendisini destekleyen kimi Çerkes aydınlarının sayesinde mi başardı?! Kimi Çerkes aydınlarının 2015 Seçimleri’ndeki tavrını “HDP kuyrukçuluğu” ve “Kürt dalkavukluğu” olarak değerlendiriyorum. Kusura bakmasınlar. Bu tavırlarını doğru bulmuyorum. Bu söylemimi seçim öncesi bir şekilde “Ajans Kafkas”ın benimle yaptığı röportajda da dillendirmiştim; şimdi de dillendiriyorum. Bütün bunları, HDP’nin kuruluş aşamasında iradem dışında bir toplantıda benimle de temasa geçildiği için biliyorum.  Bir “Gürcü-Çerkes-Laz Aydınları Platformu” oluşturmak için toplantılar yaparken bu işin nasıl HDP’nin kuruluşuna destek toplantısına dönüştürülmeye çalışıldığını iyi biliyorum… 11 Ağustos 2011’de Tarlabaşı (GKM) “Gürcü Kültür Merkezi”nde yapılan toplantı;13 Ağustos 2011’de Beyoğlu Kumbara Café’de yapılan toplantı (ki bu toplantıya milletvekili Sabahat Tuncel de katıldı), 17 Ağustos 2011’de Avcılar, Avcılar Parkı’nda yapılan toplantı…Bu toplantıya katılanlar ve daha sonra HDP’yi bu seçimlerde destekleyenler, bu söylediklerimden neyi kastettiğimi iyi anlayacaklardır. Kısa kesiyorum ancak; “Halkların Kardeşliği” bu olmasa gerek… Sonuçta da bir “Gürcü-Çerkes-Laz Aydınları Platformu” kurulmadı. Ancak ezberleri bozmak için böyle bir platform bugün de gerekli…

 


Murat Özden:  Bundan sonraki süreç hem Çoğulcu Demokrasi Partisi açısından, hem bağımsız adaylar açısından nasıl götürülmeli diye bir sorumuz daha olacak size Sayın Aksamaz.

Ali İhsan Aksamaz: Şu an itibariyle, yani bugün 11 Temmuz 2015 Cumartesi günü itibarıyla şunu söyleyebilirim: ÇDP şu anda bir Çerkes Partisi görünümünde.  Çoğulcu, diğer halklardan aydınları da içine alan bir parti görüntüsüne kavuşmalı. Yani; benim var olmamla çoğulcu olmaz, hele hele şimdi bağımsız aday olabilmek için, adaylar olarak hepimiz partiden istifa etmişken…Ben partinin çoğulcu yönünü temsil etmiş oluyorum…  ÇDP'nin yaşatılmasından ve ileriki seçimlerde de diğer partilerle bir ittifak oluşturacak şekilde hareket edilmesinden yanayım. Bunu kendi düşüncem olarak söylüyorum. Kimseyi bağlamaz.  ÇDP'nin asla ve asla iktidara gelmesi mümkün değil. Bunu hepimiz biliyoruz. Çünkü ÇDP, bir misyon partisi. ÇDP şunu yapacak: Çerkes kimliğinin savunulması ve bunun da politik arenaya yansıması için çalışacak esas olarak. Bu noktada bir misyonu var. Bu Lazlara da yansıyabilir, Gürcülere, Çeçenlere de yansıyabilir ve yansımalıdır.  ÇDP yoluna devam etmelidir ama ÇDP, mutlaka ileriki seçimlerde ittifak arayışlarına da açık olmalıdır. İttifak arayışına bu seçimden önce başlaması doğru olmazdı, çünkü ÇDP rüştünü ispat etmemiş bir partiydi.

Eğer ÇDP olmasaydı, yani sizler olmamış olsaydınız, ben yüz sene daha yaşasaydım, emin olun benim aklıma milletvekili adayı olmak gelmezdi…  Bu noktada dernekçilik farklı bir şey, dernek didişmeciliği ayrı bir şey. Siyasî parti daha da ayrı bir şey. Aslında derneklerin bir kısmındaki kimi arkadaşların sıkıntısı da bu. Dernekçilik yapanlar zaten yapıyor ama dernekler içindeki bazı arkadaşlarımız siyaset yapmaya çalışıyor. Siyaset, dernekte yapılmaz. Siyaset, siyasî partilerde yapılır. Bu arkadaşların bir kısmının da Çerkes kimliği taşıdıklarını biliyoruz, Laz kimliği taşıdıklarını biliyoruz.  Buradaki esas konu Çerkes kimlikli kimi arkadaşlarla yaşanan sorun olduğu için, yani bunların siyasî partiler içinde Çerkes kimliği ile mücadele vermeleri gerekiyordu. Bu, Çerkes kimliği ile ilgili verdikleri mücadele hangi parti içersinde olabilirdi? İlk akla gelen siyasî parti HDP diye düşünülüyordu ama  öyle olmadığı, 24. dönemde gayet  iyi anlaşıldı. Çünkü 24. dönem HDP milletvekilleri Çerkeslik anlamında bir şey yapmadılar.  HDP Eşbaşkanı, 25. Dönem seçimleri öncesinde kimi Çerkes derneklerine ziyaretlerde bulundu. Meclis’te de, yanılmıyorsam, “Çerkes Sürgünü”ne bir konuşmasında değindi. Yani Seçim zamanı Çerkesleri hatırladı! Nedense Lazları hatırlamadı?! Lazlar ya da Çerkesler, seçim zamanları oyları için hatırlanacak insanlar mı? HDP’yi samimi bulmuyorum. Biliyorum;  İstanbul’da kapı-kapı dolaşıp vatandaşlardan oy isteyenler içinde Çerkes gençleri de vardı, Laz gençleri de vardı. Kocaeli’nde çok yakından izlediğim bir arkadaş var, Laz Aydını. Kocaeli’nden HDP’nin milletvekili adayı da oldu. Adaylığını açıkladı. HDP’nin onu birinci sıradan aday göstereceğini düşünüyordum. Hatırlarsınız; seçim sonucunda bir milletvekilliği MHP ile HDP oyları arasında gitti-geldi. Yurtdışı oylarıyla da o milletvekilliğini HDP kazandı. Ancak HDP, o Laz arkadaşı birinci sıradan aday göstermemişti. Oysa Kocaeli’nde o arkadaş HDP’nin yükünü omuzlamıştı; öyle biliyorum. HDP’nin “Halkların Kardeşliği” anlayışına bir örnek. Aynı şekilde Çerkeslerden HDP’den milletvekili seçilen var mı?! Burada geriye CHP kalıyor, MHP kalıyor ve Adalet Kalkınma Partisi kalıyor. Doğrusunu isterseniz, konjonktürel misyon partisi olması itibarı ile donanımlı bir kişinin kimlik mücadelesini kendi kimliğiyle yapılabileceği tek partinin ÇDP dışında Adalet ve Kalkınma Partisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Adalet Kalkınma Partisi konjonktürün ortaya çıkarttığı siyasî bir parti, eksileri ve artılarıyla. Lazlar Laz kimliğiyle, Çerkesler Çerkes kimliğiyle politika yapacaklarsa, ÇDP dışında alternatif olmadığı bir ortamda bunu Adalet Kalkınma Partisi içinde yapabilirler. ÇDP kimlik mücadelesinde, bir dahaki seçimler için söylüyorum,  Adalet ve Kalkınma Partisiyle ittifak yapmanın yollarını açık tutmalı. Bu yanlış bir tutum olmayacak. Görüldüğü kadarıyla CHP marjinalleşecek, Alevî Partisi görüntüsü kesifleşiyor. Yani yöneticilerinin söylemlerine bakarsanız, bunu görüyorsunuz zaten. Refah Partisi geçmişli Mehmet Bekaroğlu'nun CHP'nin Genel Başkan Yardımcılarından biri olması, CHP'nin demokratik öze kavuştuğu anlamına gelmiyor. Laz Enstitüsü Derneğinin kurucu başkanı Mehmet Bekaroğlu'nun CHP içinde ne kadar Laz kimlik mücadelesini verebileceğini ilerleyen zamanda göreceğiz. Mehmet Bekaroğlu konusuna şimdilik girmiyorum.

Murat Özden: Peki sormadığım veya sizin eklemek istediğiniz başka bir şeyler varsa, onları da alalım lütfen.

Ali İhsan Aksamaz: Şunu söyleyeyim;  aklımda milletvekili olma fikri yoktu. ÇDP’nin teklifiyle ortaya çıktı. Bundan sonraki dönemde de herhalde bu tür çabalar içerisinde olacağım. Bu, ÇDP içinde olacak büyük ihtimalle. Lazlardan, Abhazlardan, Gürcülerden, Çeçenlerden adaylık konusunda olumlu tepkiler aldım. Destek oldular. Benim için önemli bir deneyimdi. Etrafımda bir sevgi yumağı oluştu. Hayatımın hiç bir döneminde ailem ve yakın akrabalarımın dışında, böyle bir sevgi yumağı ile kuşatılmamıştım. İnsanlarla yeni ilişkilerim, dostluklarım oldu ve devam ediyor. Hepsi bu çizgimi sürdürmemi istiyor.

Ben Türkiye’deki bütün siyasî partilerin hepsinin meşru ve yasal olduğuna inanıyorum . Ve bu meşru ve yasal partilerin herhangi birinde politika yapmanın da herkese anasının ak sütü gibi helâl olduğunu düşünüyorum. Bunu belirtmeliyim. Parti ayırımı yapmıyorum, fakat ne yazık ki, bizim parti, yani ÇDP kurulduğu zaman, daha bir gün mü, iki gün mü geçmeden ÇDP'yi Amerika Birleşik Devletleri’nin desteklediği, CIA'nın desteklediği, gizli istihbarat örgütlerinin desteklediği şeklinde bazı hiç de hoş olmayan yazılara, makalelere, yorumlara rastladım sosyal medyada. Şimdi bunu yazan arkadaşlar kimdir bilmiyorum. Bazılarının ÇDP'nin Amerikan uşağı olduğu, CIA'nın fonladığı bir parti olduğu gibi ifadelerini esefle karşılıyorum. Bu çok da yanlış bir yaklaşım. Bu arkadaşların özür dilemesini de bekliyorum. Bakın ben zengin bir insan değilim. Emekliyim ve gelirim ortada, banka hesaplarımı da açabilirim. Milletvekili olsa idim, ilk yapacağım şey banka hesaplarımı, mal varlığımı açıklamak olacaktı. Açıklayamadığım için, bir şeylerim olduğu düşünülmesin diye şimdi açıklayayım. Malvarlığı olarak hiçbir şeyim yok. Kimseye de bir şey de devretmiş değilim. Şunu söyleyeyim, biliyorsunuz bağımsız adaylığımızın harçlarının bile bir yerlerden ödendiği iddia edildi. Bunlar hiç de hoş olmayan lâkırdılar. Banka hesaplarımıza girip bakabilirler, o ödemeler nereden yapılmış, kaynağı ne kolayca öğrenebilirler. Bu durum, hiç kimse tarafından veya Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından desteklenmediğimizin ispatıdır. En açık delil de seçim sonuçlarıdır. Ben, İstanbul ikinci bölgeden 6510 oy aldım ve kazanamadım ama bu oyla Adalet Kalkınma Partisi’nin bir milletvekilliğini kaybetmesine yol açtım. Oy pusulasında Ak Parti hanesi, adımın yazılı olduğu hanenin hemen üstünde olduğu için hem bana, hem Adalet Kalkınma Partisi’ne “evet” dendiği için Ak Parti’nin bir sürü oyu iptal oldu.  Sosyal medyada bunu ifade eden yazılar da yer aldı. Gerekirse onları da gösteririm. AK Parti’nin İstanbul ikinci bölgeden bir milletvekili daha çıkarabilmesi için 2300 oya ihtiyacı varken,  ben 6510 oy aldım. Benim yüzümden iptâl olan oylarının sayısını bilemiyorum. Ayrıca, Çoğulcu Demokrasi Partisi, Kayseri'de de Adalet Kalkınma Partisi'nin bir milletvekili kaybetmesine yol açtı. Orada 2000 küsur oya ihtiyacı vardı, Emine Arslandok, çok fazlası oy aldı, biliyorsunuz. Adalet Kalkınma Partisi,  bir üçüncü milletvekilliğini de Samsun'da kaybetti, 300-400 oy farkla ki, buna Samsun adayımız Saim Sezgin Bey’in aldığı oylar sebep oldu. Kendisi de, Adalet Kalkınma Partisi’nin bir milletvekili çıkarmasını engellemiş oldu. Özetle; Adalet Kalkınma Partisi bizim yüzümüzden üç milletvekili kaybetti. Kim kazandı?  Milliyetçi Hareket Partisi, Samsun’da ve Kayseri’de bu milletvekilliklerini kazandı; İstanbul ikinci bölgede ise, CHP adayı kazandı. Bu illerden aday olmasaydık, büyük ihtimaldir ki, bu üç milletvekilliği de Ak Parti çıkartacaktı. Yani; Adalet ve Kalkınma Partisi, kendisine bu milletvekilliklerini kaybettirecek ÇDP’yi ve adaylarını destekledi,  öyle mi?! ÇDP etrafında bir şaîya oluşturmak için, bilindik ezber klişe lâf ve sloganlarla bizleri itham etmek ayıptı. Bunu yapan kimi arkadaşlar şimdi düşünmeli. ÇDP’nin program ve tüzüğünü okumalıydılar en azından.

Son sözüm: Kimlik mücadelesine devam… Türkiye’nin Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı var. Bütün tabular yıkılmalı. Ethem Bey’e yapılan haksızlıklar düzeltilmeli; itibarı iade edilmeli. Türkiye gerçek anlamda demokratikleşmeli ve çoğulculaşmalı. Dinimiz ve Mustafa Kemal’in oy devşirmekte bir enstruman olarak kullanılmasından vazgeçilmeli. Ali Şükrü Bey cinayetinden başlamak üzere bütün siyasî cinayetler açığa çıkartılmalı. Seçim barajı indirilmeli. Her siyasî görüş ve rengin kendisini Meclis’te kendisi temsil edebilmesi için Siyasî Parti Kanunu ve Seçim Kanunu’nda iyileştirilmeler yapılmalıdır. Devlet, milletinin bütün renkleriyle barışmalıdır.

Kimlik mücadelesi siyasî bir konu ve siyasî platformda mücadele vermek gerekiyor. Meclise girmek istememiz, egomuzu tatmin için değil, rengimizi oraya taşımak ve çoğulcu demokrasiye katkı sağlamak içindi. Eğer 25. dönemde milletvekili seçilebilseydim, hem bir Laz inadı hem de bir Çerkes zerafetiyle TBMM’de farklı bir renk oluşturmaya çalışacaktım. Adaylığımdan sonra facebook arkadaşlarımın sayısı çok arttı. Bunların tamamına yakını Çerkes dostlar. Paylaşımlarıma destek gösterdiler. ÇDP’nin İstanbul’daki kuruluş toplantısına katıldım. Kısa bir konuşma yaptım. Arkadaşlarla birlikte Ayşe Pişkin’in seçim kampanyası için Düzce’ye;  Saim Sezgin’in seçim kampanyası için Samsun’a;  Aydın İlhan’ın seçim kampanyası için Bursa’ya ve Faruk Arslandok’un seçim kampanyası için Ankara’ya gittim. Güzel anılarla döndüm. Bu güzel insanları selâmlıyorum… Meydanlarda açtığımız stantlarda da ilginç anılarımız oldu… “TRT-Çerkesçe” ve “TRT-Lazca” için ve diğer konularda ortak hareket etmek için ciddî bir platform oluşturulmalı… BM- UNESCO’nun “21 Şubat Anadil Günü”nü ve o tarihte toplantılar yaparak kendilerini sorumluluktan kurtulmuş hisseden aydınlarımızı da çok garipsiyorum doğrusu.  Sesimi duyurdunuz  teşekkür ederim .

Murat Özden: Açıklamalarınız için ben teşekkür ederim Sayın Aksamaz. (11 Temmuz 2015; İstanbl – Kadıköy)

 



[Kaynak: Murat Özden, "Çerkes Siyasallaşmasının Öncüleri" , Apra Yayıncılık, İstanbul, 2018]

 


[Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Laz Gençlerinin Çamlıca Toplantısından Notlar”, 06. IV. 2015, yusufbulut.com/ circassiancenter.com.tr;  “Radio Kolha’nın Redaktörü Mişa Numanişi, Tbilisi’de Ali İhsan Aksamaz İle Bir Söyleşi Yaptı”, Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 58- 59, İstanbul, 2006/ circassiancenter.com.tr;  Sırrı Öztürk,  “Dil, Tarih, Kültür, Gelenekleriyle Lazlar Kitabı Üzerine Röportaj”, Sorun Polemik Marksist İnceleme- Araştırma Dergisi, Sayı 2, Şubat 2002, Sorun Yayınları, İstanbul/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Semih Akgün, “Anadilleriyle ilgili insanların söyledikleri hamaset dolu lâflarının içini bir proje etrafında doldurmak üzere bir araya gelmeleri ve neyi nasıl yapacakları konusunda işbaşı yapmaları gereklidir.”,  28. VII. 2011, cherkessia.net; Semih Akgün, “Ana dillerin “ağız, şive, lehçe ve diyalekt” farklılıklarını öne sürenler, bu anadilleri küçümsemek için bunu yapıyorlar”, 19. VI. 2012,  cherkessia.net; Talip Kaynar, “Türkiye’de ana dili konusunda büyük bir kavram karmaşası var!”, Özgür Gündem Gazetesi, 13 Haziran 2006, İstanbul/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Yaşar Güven, ““Emeğe ve Dillere Saygılı Herkes Beraber Çalışmalıdır!”, Jineps/ Ulusal Yaygın Aylık Siyasî Gazete, Yıl 1, Sayı 3, Şubat 2009, İstanbul/ circassiancenter.com.tr;]

 

aksamaz@gmail.com

 

https://www.circassiancenter.com/tr/ben-etnik-partilere-karsiyim/

https://sonhaber.ch/murat-ozden-ile-soylesi/