15 Şubat 2026 Pazar

[Lazca- Türkçe Masallar-15]: “Padişah ile karısı”

 

 


 

[Lazca- Türkçe Masallar-15]: “Padişah ile karısı”

 

Bir zamanlar bir memlekette bir padişah varmış. Bu padişah, bir gece rüya görmüş. Rüyasında davudî bir ses sormuş:

--Zenginliği şu an mı istiyorsun, yoksa sonra mı?

Padişah cevap vermemiş.

Ertesi gece padişah bir başka rüya görmüş. Yine davudî bir ses aynı şeyi sormuş:

--Zenginliği şu an mı istiyorsun, yoksa sonra mı?

Padişah, rüyasını bu sefer karısına anlatıp sormuş:

--Ben böyle rüya gördüm! Allah’tan zenginliği şimdi mi isteyelim, yoksa sonra mı?

Karısı şöyle demiş:

--Allah’tan zenginliği ihtiyarlığımız için isteyelim!

O gece padişahın hazinesinde büyük yangın çıkmış. Gün doğana kadar da hiçbir şeyi kalmamış, neleri varsa, yanıp bitip kül olmuş. 

Padişah, karısı ile çocuklarını alıp o memleketten kaçmış. Sersefil bir hâlde yola koyulmuşlar.

Bir süre sonra bir köye varmışlar. Ağanın çiftliğine sığınmışlar. Bir yıl boyunca da orada çalışmışlar. Karısı, zenginlerin çamaşırlarını yıkamaya başlamış. Bu eski padişah da çobanlık yapıyormuş.

Bir gün köye bir yerlerden zengin bir adam gelmiş. Bir süre sonra köyden birilerine sormuş:

--Bu köyde para karşılığı çamaşır yıkayan birileri var mı acaba?

Köylülerden biri:

--Öyle biri var; para karşılığı çamaşır yıkıyor.

Bu zengin adam, çamaşırlarını toparlayıp bir hizmetlisiyle o çamaşırcı kadına göndermiş.

Kadın, o zenginin çamaşırlarını güzelce yıkamış, sonra da ütülemiş.

Bir süre sonra temiz çamaşırları almak için o zenginin bir hizmetlisi gitmiş. Hizmetli, kadının güzelliği karşısında donup kalmış. Çamaşırları alıp efendisine götürmüş. Gördüğü o güzel çamaşırcı kadından da bahsetmiş.

Bir gün çamaşırcı kadının kocası, eski padişah, ormana odun kesmeye gitmiş. O sırada zengin o adam gidip çamaşırcı kadını zorla evinden kaçırmış. Kadının çocukları da korkup çok ağlamışlar. Kocası ormandan gelmiş. Çocukları hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. Üstelik karısı da evde yokmuş. Çocuklarına sormuş:

--Anneniz nerede?

--Annemizi, çamaşırlarını yıkadığı zengin adam zorla götürdü!

Eski padişah, yanında çalıştığı ağaya gidip şöyle demiş:

--Ağam, paramı ver de ben yoluma gideyim! Bundan sonra artık buralarda kalamam!

Ağa da içerde biriken parasını vermiş. Adam, evine dönmüş. Çocuklarını alıp yola koyulmuş. Gitmiş, gitmiş. Derken dağlık bir yerlere varmışlar. Yolu üzerinde de dar bir tahta köprü varmış. İki çocuğunu, biri ön tarafı, diğeri arka tarafı görecek şekilde omzuna oturtmuş. O dar tahta köprüden geçmeye başlamış. Öyle geçerken bir kurt gelip sırtında ön tarafa bakan çocuğunu kapıp götürmüş. Adam, kurda bağırıp çağırırken diğer çocuğu dereye düşmüş. Eski padişah bu adamın artık ne çocukları ne karısı ne de zenginliği varmış. Elinde hiçbir şeyi kalmamış.

Dalgın dalgın yolunda öylece gidiyormuş. Gitmiş, gitmiş. Derken o memleketin sarayına varmış. O sarayda çöpçü olarak işe başlamış.

O memlekette bir yıl boyunca kalmış.

Bir gün bir adam çıkagelmiş. Yana yakıla etrafa soruyormuş:

--Buralarda arzuhâlci var mı? Arzuhal yazmayı bilen birileri var mı acaba?

Eski padişah yeni çöpçü cevap vermiş:

--Ben, senin için yazarım.

--Aman, hemen yazıver!

Çöpçü, adamın bahsettiği konuda istediği gibi bir arzuhâl yazıp kendisine vermiş. Bu adam da gidip arzuhâli o memleketin padişahına vermiş.

Padişah, adamın verdiği arzuhâli dikkatle okumuş. Sonra da sormuş:

--Bu arzuhâli kim yazdı?

--Senin sarayındaki çöpçü yazdı!

Padişah, o saat çöpçüyü çağırttırmış. Çöpçü gelince de sormuş:

--Sen böyle muntazam arzuhâl yazmayı nerede öğrendin?

--Padişahım, ben şimdi senin sarayında çöpçüyüm ama ben de bir zamanlar bir memleketin padişahıydım!

Padişah önce şaşırmış sonra da çöpçüsünü ikinci veziri olarak tayin etmiş.

Önce padişah, sonra çiftçi, sonra çöpçü, şimdi de vezir olan bu adam, o memlekette iki yıl boyunca kalmış. O memleketin ahalisini, aynı anne ve babanın çocuklarıymış gibi barış içinde yaşayacak hâle getirmiş. Bir süre sonra o memleketin padişahı vefat etmiş. Derken bu adam o memleketin padişahı olmuş. Üç yıl boyunca orada padişahlık etmiş. Sonra bir gün şöyle demiş:

--Bu memlekette dama oynamayı iyi bilen biri var mı?

Padişahın bu isteğini tellâllar hemen derede tepede duyurmuş. Sonunda da dama oynamayı iyi bilen birini bulmuşlar. Adam, saraya gelip padişaha şöyle demiş:

--Ben karımı kimseye emanet edip evde bırakamam!

Bir avcı, kurdun adamdan kaçırdığı çocuğu meğerse sonradan kurtarmış. Bu avcı, çocuğu yaşatıp büyütmüş. Dereye düşen çocuğu da meğerse bir değirmenci boğulmaktan kurtarmış. Değirmenci de o çocuğu yaşatıp büyütmüş. Çocuklar okullarda okumuşlar. Zamanına göre iyi birer eğitim öğretim görmüşler. Çocuklar büyümüş ama birbirlerinin varlığından haberleri yokmuş. Derken seferberlik ilan edilmiş. Birbirlerinden habersiz bu iki kardeşi de askere almışlar.

Bir gün padişah, askerlerini teftişe çıkmış. Askerlik yapan bu iki yakışıklı delikanlıyı gören padişah içinden şöyle geçirmiş:

--Benim çocuklarım da yaşasaydı, bu yaşlarda olacaklardı!

Padişah, bu iki askerini çağırıp sormuş:

--Siz kimin çocuklarısınız?

Biri:

--Ben avcının oğluyum!

Diğeri:

--Ben değirmencinin oğluyum!

Padişah şöyle demiş:

--Bundan sonra siz benim maiyetimde çalışın!

İki delikanlı da padişahın bu teklifini beğenmiş:

--İyi ya!

Padişah, bu iki delikanlıyı maiyetine almış. Ancak her ikisinin de kendi öz çocukları olduğunu bilmiyormuş! Her iki delikanlı da birbirleriye kardeş olduklarını bilmiyormuş!

Padişah, her iki delikanlıyı da muhafızı olarak tayin etmiş. Biri giriş kapısının üst tarafında, diğeri kapının aşağı tarafında nöbet tutmaya başlamış. 

Padişah, bu iki delikanlıya, kendi çocuklarından bile daha iyi davranıyormuş!

Bir gün dama oynamayı çok iyi bilen o adam saraya gelmiş. Padişaha şöyle demiş:

--Bu akşam seninle dama oynayayım lâkin karımı birileri sakın evden alıp götürmesin!

Padişah:

--Sen hiç dert etme! Burada iki tane sağlam delikanlı var! Ben o delikanlıları senin evine gönderip nöbet bekleteceğim!

--İyi o zaman!

Padişah, o iki delikanlıyı dama oynamayı iyi bilen adamın evine göndermiş. Karısını koruyacaklarmış.

Çocuklar nöbet beklerken aralarında konuşmaya başlamışlar.

Biri:

--Aslında ben değirmencinin çocuğu değilim! Benim babam bir zamanlar bir memleketin padişahıymış.

Diğeri:

--Aslında ben de avcının çocuğu değilim! Benim babam da bir zamanlar bir memleketin padişahıymış. Bir gün zengin bir adam gelip annemi kaçırmış. Babam gelip sormuştu: “Anneniz nereye gitti?” Ben de şöyle dedim: “Annemizi zengin adam zorla götürdü!” Ondan sonra babam beni ve kardeşimi alıp yola koyuldu. Bir dereye rastladık. Köprüyü geçerken kardeşimi bir kurt kapıp götürdü! Ben de o arada dereye düştüm!

İki delikanlı aralarında böyle konuşurken meğerse dama oynamayı bilen adamın karısı onları dinliyormuş. Hemen kalkıp evden dışarı çıkmış. Delikanlıların boynuna sarılmış:

--Vay! Siz benim çocuklarımsınız! Ben sizin annenizim!

Kadın, çocuklarını alıp eve girmiş. Bir çocuğunu bir yanına, diğer çocuğunu diğer yanına alıp divana uzanmış. Çocuklarına yıllar sonra kavuşup bağrına basmış. Öylece uyumuşlar.

Şafak vakti olmuş. Zengin adam, padişahla dama oynadıktan sonra saraydan ayrılıp evinin yoluna koyulmuş. Evine gelince karısının, o iki delikanlıyla divanın üstünde yattığını görmüş. Hemen evinden ayrılıp saraya dönmüş. Padişaha şöyle demiş:

--Karımı korumaları için evime gönderdiğin o iki asker, karıma neler yapıyor; gel gidelim de gözlerinle gör! 

Padişah, zengin adam ve birkaç asker palas pandıras o eve gitmişler. Bir de bakmışlar ki o iki asker delikanlı, zengin adamın karısıyla birlikte divanın üstünde koyun koyuna yatıyormuş. Padişah, o iki delikanlıyı mevcutlu olarak saraya getirip zindana attırmış. Sonra da cellatlarına emir vermiş:

--O delikanlıları getirip asın!

Askerler gidip o iki delikanlıyı zindanlar çıkarmışlar. Sonra da darağacına götürmüşler.

Bu idamları tellarlar halka duyurmuş. Herkes darağacının etrafında toplanmış.

Padişah şöyle demiş:

--Şimdi bunları astırıyorum. Çünkü bunlar, yanıma dama oynamak için gelen bu adamın karısıyla yattılar. Onun için onları astırıyorum.

O iki delikanlılardan birinin sesi duyulmuş:

--Birkaç söz etmeme izin verin de anlatayım!

Delikanlıya konuşması için söz verilmiş:

--Ben annemle uyudum! Beni bağrına bastı!

Padişah sormuş:

--O kadın nereden senin annen oluyor ki?

--Benim babam önceleri bir memleketin padişahıydı. Tabi annem de padişahın karısıydı. Sonra fakir düşmüşüz. Annem, parayla başkalarının çamaşırlarını yıkıyordu. Bir gün zengin bir adam gelip annemi zorla kaçırdı!

Padişah sormuş:

--Bir daha söyle, söyle, evladım!

--Sonra o adam, annemi kaçırdı. Ormanda odun kesmekten dönen babamız bana ve kardeşime sordu: “Anneniz nerede? Biz de şöyle dedik: “Çamaşırlarını yıkadığı o zengin adam, annemizi kaçırdı. Biz de bu hâlde kaldık.”

Padişah o an, geçmişte olup bitenleri tamamen anlamış:

--Delikanlıları serbest bırakın! Onlar benim çocuklarım! O kadın da benim karım!

Sonra da o zengin adamı çağırtmış:

--Sen, karımı benim evimden kaçırdın ha?

O adamın, bir gün daha yaşamaması için katırı cellâtlarına getirtmiş. Sonra da cellâtlarına emir vermiş:

--Bu adamı katırın kuyruğuna bağlayın! Sonra da katırı salın!

Cellâtlar, padişahın dediklerini yapmış. O adam, katırın kuyruğunda can vermiş.

Önce kendi memleketinin padişahı, sonra çiftçi, sonra çöpçü, sonra bir başka memleketin vezir ve padişahı olan bu adam; yeniden çocukları ile karısına kavuşmuş. Sonra da o memleketten ayrılıp kendi memleketinin padişahlığına dönmüş.

Üç gün, üç gece boyunca büyük bir bayram yapmışlar.


https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/10/lazca-turkce-masallar-1-tebdili-kyafet.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-2-tovbekar-eskya.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-3-akl-ile-kader.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-4-kardesin.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-5-ay-ile.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-6-ylan-ile-adam.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masal-7-kotu-niyet.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-8-iki-arkadas.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-9-iki-kardes-biri.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-10-dev.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-11-haram-yemeyen.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-12-kral-ile-coban.html

 https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/02/lazca-turkce-masallar-13-kolkh-medea.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/02/lazca-turkce-masallar-14-uc-erkek.html

 

 

 “Padişai do oxorca muşi”

 

Ar yeris padişai kort̆udoren. Hemuk izmoce žirudoren:

“Si zenginoba haǯi ginon-i? Yokse ok̆açxe?”

Mutu vartkudoren. Ok̆ule majura seris a’çkva izmoce kožirudoren- xolo-ti heşo izmoce. Hem oras ucoxudoren oxorca muşis. K̆itxu:

--Haşo izmoce bžiri. Haǯi bak̆vandat-i Ğormotis yokse ok̆açxe?

Oxorcak uǯudoren:

--Çku zenginoba obadalik̆is bak̆vandat Ğormotis!

Hem seris muşi paraşi xazinapes daçxuri t̆udoren. Otanuş oraşa-kis arteği mutu va duskidu, mteli diç̆u.

Ok̆ule muk-ti, oxorca muşi do berepe muşi, ezdu do imt̆udoren. Heşo igzales t̆emt̆et̆eli. A’k̆oçişi oxoişe mendaxt̆es. Hek tutate kododgites. Ar ǯanas hek içalişamt̆es. Oxorca muşik dolokunu naxumt̆u zengini k̆oçepeşi. Komocik çobanluği ikomt̆u.

Ar didi zengini k̆oçi komoxtu he kyoişe, k̆itxu-ki:

“Ha kyois mitik dolokunu var naxums-i?”

Uǯves-ki:

“Ar oxorcak naxums.”

Ezdu do dolokunepe konuncğonu.

K̆ai mskva dunaxu, ok̆ule dolokunuşi momaluşe k̆oçi mendaxtu. Hem k̆oçik mendaǯk̆edu-şi, dido mskva oxorca ren. Moxtu do ağa muşis duǯu. İdu ağa muşi do he oxorca nixiru. Berepe muşi ibgarnan. Daiğişen komoli muşi komoxtu. Mendaǯk̆edu-şi, berepe korenan do oxorca va ren. K̆itxu berepe muşis:

“Nana tkvani soren-ya?”

Berepek uǯves:

“Nana ar zengini k̆oçik mendeyonu!”

İdu hem koçik, muşi ağas uǯu:

“Para çkimi komomçi do ma-ti mebulur!”

He k̆oçik para komeçu. Moxtu oxori muşişe, berepe ezdu do igzalu.

Ar dağis komoxvadu. He dağis xinci mežit̆u. Ar bere molendo kodoxunu, ar bere k̆ap̆ulas moyk̆idu do noonams xincis. Moxtu mgeri do, molendo-na xet̆u, mendoyonu. Hem oras ok̆ucoxu mgeris, majura bere-ti ğalis kodolulu. Haǯi ne berepe, ne oxorca, ne zenginalik̆i, mutu var duskidu.

Haǯi nulun gzas, iduşuns do iduşuns. İdu do hem yerişi padişaiş yanis kamaxtu makosale.

Hek ar ǯanas kododgitu.

Ar k̆oçi komextu:

“Hek mitis var uçkin-ya zayavleniaşi oç̆aru-ya?”

Hemoras he makosalek uǯu-ki:

“Ma dogiç̆arum-ya!”

“Domiç̆ari-a,”- uǯu hemuk-ti.

Duç̆aru arzuali. Hem k̆oçik ezdu do padişais komeçu.

Padişaik dik̆itxu arzuali.

“Haya mik ç̆aru-ya?”-uǯu padişaik.

“Hak-ya skani makosalek miç̆aru-ya.”

Hem oras koducoxu hem makosalek:

“Si so diguri-a?”-k̆itxu.

Hem oras uǯu-ki:

“Ma-ya ǯoxle padişai bort̆ia-a!”

Keç̆opu heya muşi majurani k̆oçi. Kodoskidu hek jur ǯanas. Heşo ǯopxu-ki hem yerepeşi mileti, ar nana do ar babai berepe’steri. Ok̆ule hekoni padişai doğuru. Ha k̆oçi divu hekoni padişai. Sum ǯanas kort̆u padişai. Ok̆ule tku-ki:

“Hak ari k̆ai-na uçkin damk̆aşi osteru k̆oçi koren-i?”

Hem oras gores hem çarçis do kožires ar k̆oçi. Hem koçik tku-ki:

“Ma-ya oxorca çkimi mitişe var memaşkvinen!”

Mgeik na-ezdu bere monadirek goǯoyonu mgeris. Ğalis-na dololu bere, karmat̆eşi mekarmat̆ek kožiru. Jurik-ti xolo berepe doskedines do dordes. Ok̆ule mektebis komeçes. He berepe dirdes, k̆ai ok̆itxu kodigures. Artikartis cumalepe na-t̆es, var uçkit̆es. Ok̆ule he berepe arkerişe mendiyones.

Padişaik mendaǯk̆edu-şi, juri mskva berepe askerluği ikoman. Guris dolangonu-ki:

“Haǯi berepe çkimi kort̆esk̆o, heşo ivaput̆es!”

Koducoxu he berepes:

“Tkva mişi berepe yet-ya dok̆itxu.”

Arik uǯu-ki:

“Ma monadireşi bere bore-ya.”

Majuak uǯu-ki:

“Ma mekarmat̆eşi bere bore-ya.”

Hem oras uǯu padişaik:

“Tkva çkimk̆ala kododgitit-ya.”

“K̆ai-a!”-uǯves berepek.

Kododgitu berepe. Muşi berepe mus var uçkin.

Nek̆nak̆ala kodoginu: Ar jilendo, ar-ǯalendo. Heşo k̆ai oğodams he berepes-ki, muşi berepeşen k̆ai!

Haǯi he dama-na uçkit̆u k̆oçi komoxtu:

“Ma hamseri-a skanikala bistera-ya, amma oxorca çkimi vaşa mitik mendoyonaz-ya!”

Hem oras padişaik uǯu-ki:

“Jur berepe mionun-ya. Ma he berepe boşkvare-a do oxorca skani çvan-ya.”

“K̆ai-a,”-uǯu.

He berepe mendoşkves oxorca muşişi yanişe do çumenan. Hem oras tkves-ki berepek:

“Ma mekarmat̆eş bere var bore-a. Baba çkimi-a ǯoxle-a padişai t̆udoren-ya.

Hem oras majuak-ti tkudoren-ki:

“Ma-ti monadireşi bere var vore-a. Çkimi baba-tia padişai-a t̆u-ya nana çkuni-a ar zenginik nixiru-ya do mendoyonu-ya. Hem oras babaçkuni çkunde komoxtu-ya. K̆itxu-ki-a: “Nana tkvani so idu”-ya? “Man-ti uǯvi-ki: “Nana çkuni zenginik mendoyonu!” Hem oras baba çkimik cuma çkimik̆ala mendemoyones. Ar ğalis kodoxvadit. Cuma çkimi ezdu mgerik mendoyonu. Ma-ti ğalis kodolobli!”

Hem oras nana-mutepeşik ham nenape yucemt̆u:

“U-ya, berepe çkimi-a”, eyselu do gamaxtu. Alis kodolak̆du berepe muşis:

“Ma-ya tkvani nana bore!”

Ezdu do ar bere ar-k̆ele elinciru, majurabere, majura-kele kelinciru. Şkas muk kogoşanciru, haşote dancires.

Haǯi dotanu. He zengini k̆oçi komoxtu. Mendaǯk̆edu-şi, oxorca muşik̆ala he berepe ncanan. Goyktu do padişaişe mendaxtu. Uǯu-ki:

“Si-na moçkvi, k̆ai ğnosai berepek oxorca çkimis mu oğodaman, moxti do toli skanite kožiri!”

Mendaxtu padişai. Mendaǯk̆edu-şi, he berepe he zenginişi oxorcak̆ala ncanan. Goyktu, komoxtu yeri muşişe padişai. Uǯu-ki didi k̆oçepe muşis:

“Kamonç̆it-ya he berepe-a!”

İdes k̆oçepe do kezdes he berepe. Noyonaman enç̆uşe.

Hem oras milleti mtelis ambai komeçu padişaik, iri xolo kok̆ibğes.

“Haǯi-a hamtepe-a amabonç̆am-ya, muşeni-a-ki hamtepek çkimi yanişe na-moxtu k̆oçişi oxorcak̆ala incirez-ya do hemuşen amabonç̆am-ya!”

Arteği berek tku-ki:

“Ma ar nena komomçit-ya do dobip̆aramita-ya!”

Hem oras nena komeçes. Tku-ki he berek:

“Ma-ya nana çkimik̆ala binciri-a!”

Padişaik k̆itxu:

“Hea nana skani sole t̆u-ya.”

Berek uǯu-ki:

“Baba çkimi-a ǯoxle padişai t̆u-ya, nana çkimi-a he padişaişi-a oxorca t̆u-ya do dolokunu naxumt̆u-ya. Ar zengini k̆oçi moxtu-ya do nana çkimi nixiru-ya.”

Hem oras tku ki padişaik:

“Tkvi xolo, tkvia-a bere çkimi-a!”

“Ok̆ule nana çkimi-a mendoyonu-ya hem k̆oçik. Komoxtu baba çkuni-a. Mk̆itxes-ki. “Nana tkvani so ren”ya? Nana çkuni ar zenginik mendeyonu do çku kodomit̆ales”ya”

Hem oras padişaik koxoǯonu. Uǯu-ki:

“Oxuşkvit berez-ya. Hemtepe çkimi berepe renan-ya. He oxorca-ti çkimi oxorca ren-ya!”

Koducoxu he zenginis:

“Si, oxorca çkimi-a, si nixirii-a?”

A’çkva ndğa-užiramu cori komoyonapu. Uǯu-ki k̆oçepes:

“He zengini k̆oçi-a ha corişi kudelis kodonuk̆dit-ya!” do konuk̆ides.

“Oxuşkvit haǯi cori-a!”

Cori oxuçkves do he k̆oçi corişi k̆udelis doğurines.

He padişaik berepe muşi, oxorca muşi, iri xolo kožiru do igzalu muşi padişailuğişe.

Sum ndğa do sum seris hem dulyaşeni didi bariami doves.


[Kaynak kitap: Sergi Jiğent̆i, “Ç̆anuri T̆ekst̆ebi (Arkabuli K̆ilok̆avi)”, S.S.R.K̆.  Meʒnierebata Ak̆ademiis Sakartvelos Pilialis Gamomʒemloba, T̆pilisi, 1938, (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 1999)]

aksamaz@gmail.com

 

https://www.ozgurcerkes.com/?Syf=22&Mkl=1299821&pt=Ali%20%C4%B0hsan%20Aksamaz&[Lazca--T%C3%BCrk%C3%A7e-Masallar-15]:-%E2%80%9CPadi%C5%9Fah-ile-kar%C4%B1s%C4%B1%E2%80%9D

 

 

 

 

8 Şubat 2026 Pazar

[Lazca- Türkçe Masallar-14]: “Üç erkek kardeş ile bir kız kardeş”

 

 

 


[Lazca- Türkçe Masallar-14]: “Üç erkek kardeş ile bir kız kardeş”

 

Bir zamanlar bir köyde bir adam yaşıyormuş. Bu adamın üç erkek bir de kız çocuğu varmış. Zavallı adam gece gündüz çalışıp çocuklarına ekmek götürüyormuş. Çocukları büyümüş ama o da ihtiyarlayıp yataklara düşmüş. Ölüm erkenden kapısını çalmış. Adam ölürken çocuklarını çağırıp onlara şöyle demiş:

 --Belli ki ben artık ölüyorum. Ama siz yaşayacaksınız. Birbirinize her zaman yardım edin! Büyük küçüğünü, küçük de büyüğünü bilsin! Kimseyi kandırmayın, kimse de sizi kandırmasın! Kız kardeşinizi bir kenara itmeyin! Beni de ele güne rezil rüsva etmeyin! Yılda bir defa mezarıma gelin, ben başka bir şey istemem!

Zavallı adam bu sözleri söyledikten kısa bir süre sonra da vefat etmiş. Çocukları, zamanının Laz adetlerine yakışır bir şekilde toprağa vermişler. Kırkı dolunca yine adetlerine göre ne gerekiyorsa, onları da yerine getirmişler.

Bir yıl sonra kız kardeş, ağabeylerine şöyle demiş:

--Babamızın mezarına gidelim!

Ağabeyleri hiç oralı olmamışlar:

--Bu yağmurda, bu rüzgârda mezara mı gidilirmiş?

Kız kardeş, ağabeylerine hiçbir şey söylemeden hareket geçip yalnız başına babasının mezarına gitmiş. Uzun zaman mezar başında kalmış. Çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş. Gün ağarmaya başlarken de evlerine gitmek için ayağa kalkmış. Ayağa kalkınca da elbisesinden yere altın beşibiryerdeler dökülmüş. Genç kız çok şaşırmış. O anda babasının sesi de kulağına çalınmış:

--Evladım, o altınlar senin gözyaşın; toplayıp artık evine dön!

Genç kız, yerdeki altınları toplayıp mezarın yanına gömmüş. Sonra da evlerine gitmiş. Eve döndüğünde ağabeyleri bağırıp zavallı kızı ağlatmışlar:

--Bu gece nerelerde sürtüyordun, ha?

Aradan bir yıl daha geçmiş. Yine babalarının mezarını ziyaret etmeleri gereken zaman gelmiş. Genç kız, mezarı ziyaret etmek istemiş ama ağabeyleri ona yine kötü davranmışlar:

--Hiçbir yere gitmeyeceksin!

Böyle söylemekle kalmayıp zavallı kızı, odasına hapsetmişler. Bir de kapısını kilitlemişler. Ağabeyleri uyuyorken genç kız gece yarısı kalkmış. Pencereden çıkıp kaçmış. Doğruca babasının mezarına gitmiş. Mezarın başında oturmuş. Ağlamış, ağlamış. Sonra evlerine gitmek için ayağa kalktığında elbisesinin üstünden yere yine altınlar dökülmüş. Genç kız, bu altınları da toplayıp mezarın yanına gömmüş.

Eve döndüğünde ağabeyleri onu ellerinde kızılcık sopasıyla bekliyorlarmış. Genç kızı yakalayıp dövmüşler. Zavallı hiç sesini çıkarmamış.

Tam da o günlerde büyük bir muharebe çıkmış. Kral, seferberlik ilân etmiş. O genç kızın ağabeyleri de askere çağırılmış. Gel gör ki o ağabeyler, askerlik hizmetinden kaçmışlar. Gidip korkak çakallar gibi ormanda saklanmışlar. O zamanki Lazların askeri sayıca çok azmış. Gel gör ki düşman askeri Lazistan’a karınca gibi üşüşmüş. Yavaş yavaş da Trabzon’a yaklaşıyorlarmış.

Ülkesinin başına gelenler ve ağabeylerinin korkaklığı genç kızı çok üzmüş. Babasının mezarına gidip içini dökmek istemiş.

Mezar başında ağlaya ağlaya şunları söylemiş:

--Baba, sen giderken evin erkeksiz kalmayacağını zannediyordun ama zannettiğin gibi çıkmadı! Ağabeylerim kaçıp ormanda saklandılar. Korkak oldular. Vatanımız elden gidiyor. Ben neden erkek doğmadım? Pantolon giymek bana neden yasak?

Genç kız, bunları söyler söylemez bir yerlerden üç tane at gelip yanında durmuş. Bu üç atın eyerlerinde kama ile tüfekler asılıymış.

Genç kız yine babasının sesini duymuş:

--Evladım, bu üç at da senindir! Beyaz olan at, havada kuştan hızlı uçar. Siyah olan at, karada geyikten daha hızlı koşar. Boz renkli at, suda balıktan hızlı yüzer. Eğer yüreğin varsa, kama kuşanıp düşmanının anasını ağlat!

Genç kız, bir solukta beyaz atın eyerinde asılı duran beyaz elbiseyi giymiş, kamayı kuşanmış. Sonra da atını mahmuzlayıp Trabzon’a gitmek üzere şimşek gibi yola çıkmış.

Genç kız, yakıp yıkmaya başlayınca, düşman askeri kaçana kadar analarını ağlatmış.  Ondan sonra da siyah elbiselerini giyip siyah atına atlamış. Akşama kadar düşman askerlerine yetişip onları ot gibi biçmiş. Hayatta kalabilen düşman askerleri canlarını kurtarabilmek için kalyon ve sandallarına binip denize açılmaya başlamış. Genç kız, o zaman da boz rengi elbisesini giyip, boz rengi atına atlayıp kaçan düşman askerine yetişmiş. Boz atın, çifte vurmasıyla düşman gemisi batmış. Sağ kalan düşman askerlerini kafalarını da genç kız, kamasıyla uçurmuş. Bir tek düşman askeri bile sağ kalmamış hepsi Karadeniz’in sularındaki balıklara yem olmuş.

Genç kız, daha sonra sahile çıkmış. Beyaz elbisesini giyip atına atlamış. Atını mahmuzlayıp doğru babasının mezarına gitmek üzere yola çıkmış. Mezarlığa varınca beyaz elbiselerini çıkarıp her zamanki gündelik köylü kızı elbiselerini giymiş.

Babasının sesi sormuş:

--Ne yaptın, evladım, askerimize yardım edebildin mi?

--Evet, baba, yardım edebildiğim kadar yardım ettim. Bizimkiler, düşman askerini yenip kaçırdılar, denize döktüler. Bundan sonra Lazistan’a bir daha ayak basamazlar.

Genç kız, bunları söyleyip babasının mezarından ayrılmış. Daha sonra da o üç atını serbest bırakıp evlerine gitmiş.

Genç kız evlerine varınca ağabeyleri onu görmemişler bile. Çünkü konuştukları şey gördükleri insanlar ve atlarmış.

Büyük ağabey şöyle diyormuş:

--Bizim de öyle atlarımız olsaydı, biz de düşmanın anasını ağlatırdık! Ama nereden bulacaksın ki öyle atları!

Genç kız, evden dışarı çıkıp o üç atı çağırmış. Atlar gelince de ağabeylerini evden çağırıp şöyle demiş:

--İşte, sözünü ettiğiniz o atlar! Bunlara binip Trabzon’a gidin! Asker firarisi olduğunuzu diğer insanlar bilmesin!

Üç ağabeyi, o atlara binip Trabzon’a gitmek üzere yola koyulmuşlar.

Trabzon’a vardıklarında halk, kendilerini sevinç gösterileri ve çiçeklerle karşılamış.  Onlar da hâllerinden çok memnun bıyıklarını buruyorlarmış. Sonra kralın sarayına gitmişler. Sarayda yemişler, içmişler, şarkılar söylemişler, horona durmuşlar.

Düşman, Trabzon’a çullandığında beyaz atla gelip kendilerine yardım eden kahraman adamı bir süre sonra hayal meyal hatırlamış kral. Kendi kendine şöyle demiş:

--O kahraman adamın sakalı yoktu. Bu üçünün çalı süpürgesi gibi sakalı ve bıyığı var! Bu işte bir iş var!

Kral, üç erkek kardeşe sormuş:

--Hele bir söyleyin! Düşmanın anasını ağlatmaya nerede başlamıştınız?

Bu üç erkek kardeş, ormandan muharebeyi yalnızca seyrettikleri için gerçeği söyleyememiş. Kral, bu üçünü hemen muhafızlarına yakalatmış. Birkaç tokattan sonra, bu üç asker firarisi erkek kardeş hemen çözülmüş. Bülbül gibi tüm gerçeği anlatmaya başlamışlar.

Gerçeği öğrenen kral, adamlarını gönderip genç kızı saraya getirtmiş. Genç kız, bütün gerçeği olduğu gibi krala anlatmış. Kral, gerçeği tüm çıplaklığıyla öğrendiği için son derece memnun olmuş. Kızı öve öve yere yurda koyamamış. Sonra da genç kızı, oğluyla baş göz etmiş.

Düğünleri tam yedi gün, yedi gece sürmüş. Düğün günleri bittikten bir süre sonra düşman yine Lazistan kapılarına dayanmış. Genç kız, prens kocasına yalvarmış:

--Ne olur, ağabeylerimi kalenin zindanda tahliye de bari muharebeye şimdi gitsinler!

Prens kocası, karısının gönlünü yapmak için o asker firarisi erkek kardeşleri zindandan tahliye etmiş. Genç kızın utançtan kahrolan bu üç erkek kardeşi muharebenin yaşandığı en kötü yere asker olarak gitmiş. “Ölüm, isteyene hemen gelmez” diye bir söz vardır; boşuna söylememişler. Bundan sonra bu üç erkek kardeş düşmana karşı büyük yararlılıklar göstermişler. Sırtlarından korkaklıklarını atmaya çalışıp başkalarının gözünde itibar kazanmışlar. Düşmanı tamamen topraklarından attıktan sonra cepheye tekrar dönmeyip evlere gitmek üzere yola koyulmuşlar. Evlerine yakın bir yerde babalarının mezarıyla karşılaşmışlar. Üç erkek kardeş, atlarından inip babalarının mezarının başında oturmuşlar. Seller gibi göz yaşı dökmüşler. “Anne- babanın yüreği her zaman çocuklarıyla beraberdir” diye bir söz vardır! Bu üç erkek kardeşin döktüğü gözyaşları da altına dönüşmüş. Onlar da babalarının sesini duymuşlar:

--Bundan sonra yalnızca kendiniz için yaşamayın, adam olun, milletinize hizmet edin!

Üç erkek kardeş, gözyaşlarından düşen o altınları toplamışlar. Daha önce kız kardeşlerinin gömdüğü altınları da bulup evlerine gitmişler. Bütün o paralarla köprüler, yollar, isale hatları, okullar, hastaneler inşa etmişler ama yine de yüreklerinden o utancın ağırlığını atamamışlar. Başkaları unutsa da kendileri, ormanda saklandıkları günleri unutmuyormuş. “İnsanı rezil etmeyen tek şey ölümdür!” diye bir söz vardır! Bu üç erkek kardeş de o utanca artık dayanamayıp bir gün çok yüksek bir kayalığa çıkmışlar. Oradan kendilerini atıp hayatlarına son vermişler. Düştükleri yerlerde üç ayrı pınar ortaya çıkmış. O pınarlardan birincisinden su içen hemen güzelleşiyormuş. İkinci pınarın suyundan içenin aklı hemen gelişiyormuş. Üçüncü pınarın suyunda içen hemen cesur hâle geliyormuş.

Üç ağabeyinin utançlarından canlarına kıydığını duyan genç kız, o pınarların olduğu yere adamlarını göndermiş. O pınarlara isale hatları inşa ettirmiş. Sonraki yıllarda genç kız, her sonbaharda o pınarların bulunduğu yere gidip gözyaşı dökmüş. Allah’ın canını alması için hep dua etmiş. Bir keresinde o kadar çok yakarmış ki Allah, genç kızın hâline çok üzülüp onu ayakta olduğu gibi taşa çevirip o ızdırabından kurtarmış. Ama o taştan, tam da genç kızın gözlerinin olduğu yerden, sular akmaya başlamış. Bu taşı gören, genç kızın hâlâ ağabeylerine ağladığını zannediyormuş. Bir gözünden akan suyu içen hasta hemen iyileşiyormuş, diğerini içen ise ölüyormuş

[Üç erkek kardeş ile bir kız kardeşin masalı böyle bitiyor; bitmiyorsa da ben sonrasını bilmiyorum.]


https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/10/lazca-turkce-masallar-1-tebdili-kyafet.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-2-tovbekar-eskya.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-3-akl-ile-kader.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-4-kardesin.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-5-ay-ile.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-6-ylan-ile-adam.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masal-7-kotu-niyet.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-8-iki-arkadas.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-9-iki-kardes-biri.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-10-dev.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-11-haram-yemeyen.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-12-kral-ile-coban.html

 https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/02/lazca-turkce-masallar-13-kolkh-medea.html

 

 “Sum cuma do ar da”

 

Ar k̆oçis uonut̆udoren sum biç̆i bere do ar bozo. Zavali k̆oçik seri- ndğaleri içalişomt̆u do berepe- muşis gyari mumet̆u. Berepe dirdes, ama muk dibadu do ordo ğurati komuxtu. Ğurut̆uşi, ducoxu berepe- muşis do hasteri nenape uʒ̆u:

“Ma bğuru do tkva doskidaten. Artikartis nuşvelit, didiş ç̆ut̆aşi do ç̆ut̆as didişi giçkit̆an. Mo moğerdinamt miti do tkvati var moğerdut. Da- tkvani mo met̆k̆omet, mo gemipxasinamt ti- çkimi. Ǯanas arte moxtit mezare-çkimişa do çkva ma mutu var minonya!”- tku do doğuru.

Berepe- muşik Lazuy adetis na nomskut̆ustey kodoxves baba- mutepeşi. Jurneçi ndğa oypşuşi, heti duxenes do ok̆ule çkva goç̆k̆ondes iri xolo.

Ǯana oypşuşi, bozok uʒ̆u cumalepe- muşis:

“Babaş mezareşa mendaptatya!”

Ama cumalepe- muşik:

“Haʒ̆ineri mç̆ima do ixis mezareşa mendilineniya?” uʒ̆ves.

Bozok mutu va uʒ̆u, ama goynk̆anu do xvala- xvala mendaxtu. Dido ibgaru, dido çilambrepe dobu. Mʒika gotanuşkule: “Oxoriş bidareya”, do eyseluşi, p̆orcaşen altunişi beşluğepe kodabğu. Bozo goyç̆imoşu. 

Hemindos baba- muşişi sersi kogyasu:

“Heya çilambrepe- skani ren, bere- çkimi, dok̆orobi do igzali oxor-skanişa!”

Bozokti dok̆orobu altunepe, mezarek̆ala kodoxu do oxorişa komoxtu.

Cumalepe- muşik: “Ham seris so goytoaput̆ia?” do k̆ai duğarğales do obgarines zavali bozo.

Ar çkva ʒ̆ana golilu. Xolo mezareşa oxtimoni ora komoxtu, ama cumalepe- muşik: “Soti var idareya!” do odas komoloxunes do gyunk̆oles. Seriş gverdis, cumalepe- muşi cant̆esşi, gamak̆ap̆u pencereşen do imt̆u. Mezareşa moxtuşi, doxedu do ibgaru. “Oxorişa bidareya”, do eyseluşi, xolo altunepe kodabğu p̆orcaşen. Bozok xoloti dok̆orobu altunepe, kodoxu do oxorişa komoxtu. Moxtuşi, cumalepe- muşik çumet̆es haya, ç̆opes do ç̆epxeten dobaxes. Bozok hiç nena var eşiğu.

Hem ndğalepes didi muharebe kogeyç̆k̆u. K̆iralik ha bozoşi cumalepesti askerişa koducoxu. Ama hamtepe imt̆es, girmas meşiles tutula mk̆yapupesteri. Lazepeşi askeri ç̆ut̆a t̆u, ama duşmanik dumç̆k̆usteri kodolobğu Lazistanis askeri- muşi do ntamo- ntamo T̆amt̆ras konaxolu.

Hemindos xolo idu baba- muşiş mezareşa do bgarineri hasteri nenape tku:

“Baba- çkimi, si igzalt̆işi, oxoris komolepe dobut̆alamya, giçkit̆u, ama cumalepe- çkimi girmas  t̆k̆obunan, mşkurinacepes golobunan, dobadona- çkuni na geykten. Muşeni ma biç̆i va dobibadi, muşeni şarvali yasaği ren çkimişeni?”

 Hamtepe tku, va tku, sontxanişen sum nʒxeni komoxtu, sumisti eyeris jin k̆ama do t̆ufeğepe mok̆ideri. Hem oras bozok xoloti kognu baba- muşiş sersi:

“Skiri- çkimi, ha ʒxenepe skani ren. Kçe- na- ren putxun k̆inçişen ordo, uça- na- ren let̆as gulun mskverişen k̆ai do bresti- na- ren ʒ̆k̆aris imçvirs nçxomişen k̆ay. Guri kogiğun- na, k̆ama dikaçi do duşmanepe ç̆k̆ori!”

Bozok a şvacis kodolikunu kçe nʒxenis na mobut̆u dolokunu, k̆ama kelik̆idu, goç̆k̆idu nʒxenis do T̆amt̆ras dot̆k̆vaʒu. Oç̆umales na gyoç̆k̆u, ondğeşakis duşmanepe ç̆k̆orumt̆u, omt̆inus va meçesşakis. Hemuas bozok uça dolokunu kodolikunu do uça nʒxenis kogexedu. Lumcişakis ç̆işut̆u do ç̆k̆orumt̆u duşmanepe tipisteri. Na doskidespe gexedes gemi do k̆aravapes do zuğaşa kogamaxtes. Hemuas bozok bresti dolokunu kodolikunu, bresti nʒxenis gexedu do meç̆işu hamtepes. Nʒxenik ar k̆uçxena geçat̆uten k̆aravi moktamt̆u, bozokti k̆amaten duşmanepes tipe uk̆vatamt̆u. Hiç ar duşmani va doskidu, iri xolo nçxomepeşi gyari divu.

Bozo kogamaxtu zuğa- p̆icişa, kodolikunu kçe dolokunu, goç̆k̆idu nʒxenis do baba- muşiş mezareşa komoxtu, komoyʒ̆k̆u kçe dolokunu do na dolokunt̆upe kodolikunu. Baba- muşiş sersik k̆itxu hamus:

“Mu vi, skiri- çkimi, komegaşvelui?”

Bozokti hasteri coğabi meçu:

“Ho, baba- çkimi, na memaşvelet̆uk̆onay komebuşveli. Çkunepek duşmani omt̆ines, zuğas kodoloğes. Haʒ̆işkule çkva var malenan Lazistanişaya”,- tku.

Nʒxenepes oxuşku do igzalu.

Oxorişa moxtuşi, cumalepe- muşik varti žires haya, hemuşeni- ki op̆aramitu- mutepeşi he- na žires k̆oçepeşi do nʒxenepeşi t̆u.

Didi- na- tuk:

“Hemk̆ata nʒxenepe çku komiyonut̆es- k̆onay, çkuti duşmanis nana but̆aik̆omt̆it! Ama so žirom he nʒxenepe!”

Bozok gamaxtu do koducoxu nʒxenepes. Nʒxenepe komoxtesşi, uʒ̆u cumalepe- muşis:

“Aha, ezdit ha nʒxenepe do T̆amt̆raşa idit. Mt̆ineri na t̆it, k̆oçepes mo uçkit̆anya!”

Dido oxveʒ̆inu va unt̆u. Hamtepe gexedes nʒxenepes do T̆amt̆raşa igzales. T̆amt̆raşa Moxtesşi, T̆amt̆ruepek pukurepeten nages. Hamtepekti buyuğepe ç̆imoşeri gamaxtes k̆iraliş oxorişa, şves, ç̆k̆omes do ibires.

Mʒika çkvatişkule k̆iralis kogaşinu izmocesteri, duşmanepe T̆amt̆ras amibğet̆esşi, kçe nʒxeniten na moxtu k̆oçi, do muşebua zop̆ons:

“Hem k̆oçis pimpili var uğut̆u. Hamtepes buyuği do pimpilepe nçalasteri uğunan. Hak muntxa korenya!” do k̆itxu hamtepes: “Hele, mik solen gyoç̆k̆u duşmanepeşi ok̆vatuya?”- şa, hamtepes mtini var atkves- ki, sontxanişen girmaşen muharebes na oʒ̆k̆ert̆esşeni. K̆iralik sumiti xolo koç̆opapu. A- jur k̆amç̆i gudgesşi, hamtepek iri xolo nat̆ustey duʒ̆ves. Mtini ognuşi, k̆iralik oşku k̆oçepe- muşi do bozo komuyones.

Bozok irinat̆ustey duʒ̆u. Dido k̆ai daʒ̆onu k̆iralis, dido omʒku he bozo do ok̆ule biç̆i muşis komeçu. Şkit ndğas, şkit seriş duğuni mutepeşi t̆u.

Ç̆andaş ndğalepe diçoduşi, xolo mintxa duşmani Lazistanis kondgitu. Bozok oxveʒ̆u komol- muşis:

“Kogamoşkvi cumalepe- çkimi zindanişen do iristeri idan murabeşa!”

Komol- muşik guy duxenu do oxuşku hemtepes. Oncğoreten hemtepek ğura gores, henni p̆at̆i yerepeş ides, ama ğurati, gint̆aşi, va ižirenya, xoş mʒudi tkvey va ren! Sum cuma na ižirat̆u yeriş duşmanepe şa imt̆et̆es do goşibğet̆es. Duşmanepe omt̆inesşi, hamtepe çkva var goyktes, igzales oxori- mutepeşişa. Oxoriş ulut̆esşi, baba- mutepeşişi mezares konacoxes. Doxedes do xorşak̆ali k̆oy çilambrepe dolobğes. Zop̆onan xoş, nana- babaş guri iyya berepe- muşik̆ala renya! Na dobes çilambrepe altuni divu do ognes hamtepek baba- mutepeşişi sersi:

“Haʒ̆işkule xvala ti- tkvanişeni mo skidut, k̆oçi ivit!”

Hamtepek dok̆orobes altunepe, bozok na şinaxudort̆unti kožires do oxoriş komoxtes. He parapeşi xincep do gzalepe dok̆odes, ʒ̆k̆arepes koguʒ̆k̆ondes, ama xoloti gurepe va araxat̆es. “Ğurak xvala rezil va ʒ̆opxums k̆oçiya!” do ar ndğas extes didi rak̆anis do it̆k̆oçes hekolen. Na meles yerepeşen sum ʒ̆k̆ariş toli kogamaxtu. He ʒ̆k̆arişen aris oşu- na, k̆oçi imskvanen, majuras oşu- na, ğnosi manžinen, masumas oşu- na, guri k̆ap̆et̆i aven.

Da- mutepeşikti haya ognuşi, oşku k̆oçepe, he ʒ̆k̆arepes k̆ay koguʒ̆k̆ondes do hemuşkule k̆at̆a ʒ̆anas Stvelişk̆ele he ʒ̆k̆arepeşa ulut̆u do ibgart̆u do Ğormotis ğura oxveʒ̆ut̆u. Arte heşo yodgit̆u do ibgart̆uşi, Ğormotis guris naç̆u haya do heşo na dgit̆ustey mkva doʒ̆opxu do muşletinu. Ama he mkvasti tolepeş yerişen ʒ̆k̆ari daben, giçkin- ki, bozok xoloti gyabgars cumalepe- muşis. Arişen oşu- na, zabuni k̆oçi ik̆aren, majuaşi oşu- na mitik, ğurun.

[Haşo içoden sum cuma do ar daşi meseli. Va içoden- na- ti, ma çkva va miçkin.] 

 


[Kaynak kişi:Ǯate Baʒ̆aşi, Tbilisi, 1976, (Kaynak kitap: Guram K̆art̆ozia, “Lazuri T̆ekst̆ebi- II”, Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993), (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 1999)]

aksamaz@gmail.com


https://www.ozgurcerkes.com/?Syf=22&Mkl=1299619&pt=Ali%20%C4%B0hsan%20Aksamaz&[Lazca--T%C3%BCrk%C3%A7e-Masallar-14]:-%E2%80%9C%C3%9C%C3%A7-erkek-karde%C5%9F-ile-bir-k%C4%B1z-karde%C5%9F%E2%80%9D