[Lazca- Türkçe Masallar-14]: “Üç erkek kardeş ile
bir kız kardeş”
Bir zamanlar bir köyde
bir adam yaşıyormuş. Bu adamın üç erkek bir de kız çocuğu varmış. Zavallı adam
gece gündüz çalışıp çocuklarına ekmek götürüyormuş. Çocukları büyümüş ama o da ihtiyarlayıp
yataklara düşmüş. Ölüm erkenden kapısını çalmış. Adam ölürken çocuklarını
çağırıp onlara şöyle demiş:
--Belli ki ben artık ölüyorum. Ama siz
yaşayacaksınız. Birbirinize her zaman yardım edin! Büyük küçüğünü, küçük de
büyüğünü bilsin! Kimseyi kandırmayın, kimse de sizi kandırmasın! Kız
kardeşinizi bir kenara itmeyin! Beni de ele güne rezil rüsva etmeyin! Yılda bir
defa mezarıma gelin, ben başka bir şey istemem!
Zavallı adam bu sözleri
söyledikten kısa bir süre sonra da vefat etmiş. Çocukları, zamanının Laz
adetlerine yakışır bir şekilde toprağa vermişler. Kırkı dolunca yine adetlerine
göre ne gerekiyorsa, onları da yerine getirmişler.
Bir yıl sonra kız
kardeş, ağabeylerine şöyle demiş:
--Babamızın mezarına
gidelim!
Ağabeyleri hiç oralı
olmamışlar:
--Bu yağmurda, bu
rüzgârda mezara mı gidilirmiş?
Kız kardeş,
ağabeylerine hiçbir şey söylemeden hareket geçip yalnız başına babasının
mezarına gitmiş. Uzun zaman mezar başında kalmış. Çok ağlamış, çok gözyaşı
dökmüş. Gün ağarmaya başlarken de evlerine gitmek için ayağa kalkmış. Ayağa kalkınca
da elbisesinden yere altın beşibiryerdeler dökülmüş. Genç kız çok şaşırmış. O
anda babasının sesi de kulağına çalınmış:
--Evladım, o altınlar
senin gözyaşın; toplayıp artık evine dön!
Genç kız, yerdeki altınları
toplayıp mezarın yanına gömmüş. Sonra da evlerine gitmiş. Eve döndüğünde
ağabeyleri bağırıp zavallı kızı ağlatmışlar:
--Bu gece nerelerde
sürtüyordun, ha?
Aradan bir yıl daha
geçmiş. Yine babalarının mezarını ziyaret etmeleri gereken zaman gelmiş. Genç
kız, mezarı ziyaret etmek istemiş ama ağabeyleri ona yine kötü davranmışlar:
--Hiçbir yere
gitmeyeceksin!
Böyle söylemekle
kalmayıp zavallı kızı, odasına hapsetmişler. Bir de kapısını kilitlemişler. Ağabeyleri
uyuyorken genç kız gece yarısı kalkmış. Pencereden çıkıp kaçmış. Doğruca babasının
mezarına gitmiş. Mezarın başında oturmuş. Ağlamış, ağlamış. Sonra evlerine
gitmek için ayağa kalktığında elbisesinin üstünden yere yine altınlar dökülmüş.
Genç kız, bu altınları da toplayıp mezarın yanına gömmüş.
Eve döndüğünde
ağabeyleri onu ellerinde kızılcık sopasıyla bekliyorlarmış. Genç kızı yakalayıp
dövmüşler. Zavallı hiç sesini çıkarmamış.
Tam da o günlerde büyük
bir muharebe çıkmış. Kral, seferberlik ilân etmiş. O genç kızın ağabeyleri de askere
çağırılmış. Gel gör ki o ağabeyler, askerlik hizmetinden kaçmışlar. Gidip
korkak çakallar gibi ormanda saklanmışlar. O zamanki Lazların askeri sayıca çok
azmış. Gel gör ki düşman askeri Lazistan’a karınca gibi üşüşmüş. Yavaş yavaş da
Trabzon’a yaklaşıyorlarmış.
Ülkesinin başına
gelenler ve ağabeylerinin korkaklığı genç kızı çok üzmüş. Babasının mezarına
gidip içini dökmek istemiş.
Mezar başında ağlaya
ağlaya şunları söylemiş:
--Baba, sen giderken
evin erkeksiz kalmayacağını zannediyordun ama zannettiğin gibi çıkmadı!
Ağabeylerim kaçıp ormanda saklandılar. Korkak oldular. Vatanımız elden gidiyor.
Ben neden erkek doğmadım? Pantolon giymek bana neden yasak?
Genç kız, bunları
söyler söylemez bir yerlerden üç tane at gelip yanında durmuş. Bu üç atın
eyerlerinde kama ile tüfekler asılıymış.
Genç kız yine babasının
sesini duymuş:
--Evladım, bu üç at da
senindir! Beyaz olan at, havada kuştan hızlı uçar. Siyah olan at, karada
geyikten daha hızlı koşar. Boz renkli at, suda balıktan hızlı yüzer. Eğer yüreğin
varsa, kama kuşanıp düşmanının anasını ağlat!
Genç kız, bir solukta
beyaz atın eyerinde asılı duran beyaz elbiseyi giymiş, kamayı kuşanmış. Sonra
da atını mahmuzlayıp Trabzon’a gitmek üzere şimşek gibi yola çıkmış.
Genç kız, yakıp yıkmaya
başlayınca, düşman askeri kaçana kadar analarını ağlatmış. Ondan sonra da siyah elbiselerini giyip siyah
atına atlamış. Akşama kadar düşman askerlerine yetişip onları ot gibi biçmiş.
Hayatta kalabilen düşman askerleri canlarını kurtarabilmek için kalyon ve
sandallarına binip denize açılmaya başlamış. Genç kız, o zaman da boz rengi
elbisesini giyip, boz rengi atına atlayıp kaçan düşman askerine yetişmiş. Boz
atın, çifte vurmasıyla düşman gemisi batmış. Sağ kalan düşman askerlerini
kafalarını da genç kız, kamasıyla uçurmuş. Bir tek düşman askeri bile sağ
kalmamış hepsi Karadeniz’in sularındaki balıklara yem olmuş.
Genç kız, daha sonra
sahile çıkmış. Beyaz elbisesini giyip atına atlamış. Atını mahmuzlayıp doğru
babasının mezarına gitmek üzere yola çıkmış. Mezarlığa varınca beyaz
elbiselerini çıkarıp her zamanki gündelik köylü kızı elbiselerini giymiş.
Babasının sesi sormuş:
--Ne yaptın, evladım,
askerimize yardım edebildin mi?
--Evet, baba, yardım
edebildiğim kadar yardım ettim. Bizimkiler, düşman askerini yenip kaçırdılar,
denize döktüler. Bundan sonra Lazistan’a bir daha ayak basamazlar.
Genç kız, bunları
söyleyip babasının mezarından ayrılmış. Daha sonra da o üç atını serbest
bırakıp evlerine gitmiş.
Genç kız evlerine
varınca ağabeyleri onu görmemişler bile. Çünkü konuştukları şey gördükleri
insanlar ve atlarmış.
Büyük ağabey şöyle
diyormuş:
--Bizim de öyle
atlarımız olsaydı, biz de düşmanın anasını ağlatırdık! Ama nereden bulacaksın
ki öyle atları!
Genç kız, evden dışarı
çıkıp o üç atı çağırmış. Atlar gelince de ağabeylerini evden çağırıp şöyle
demiş:
--İşte, sözünü
ettiğiniz o atlar! Bunlara binip Trabzon’a gidin! Asker firarisi olduğunuzu
diğer insanlar bilmesin!
Üç ağabeyi, o atlara
binip Trabzon’a gitmek üzere yola koyulmuşlar.
Trabzon’a vardıklarında
halk, kendilerini sevinç gösterileri ve çiçeklerle karşılamış. Onlar da hâllerinden çok memnun bıyıklarını
buruyorlarmış. Sonra kralın sarayına gitmişler. Sarayda yemişler, içmişler,
şarkılar söylemişler, horona durmuşlar.
Düşman, Trabzon’a
çullandığında beyaz atla gelip kendilerine yardım eden kahraman adamı bir süre
sonra hayal meyal hatırlamış kral. Kendi kendine şöyle demiş:
--O kahraman adamın
sakalı yoktu. Bu üçünün çalı süpürgesi gibi sakalı ve bıyığı var! Bu işte bir
iş var!
Kral, üç erkek kardeşe
sormuş:
--Hele bir söyleyin!
Düşmanın anasını ağlatmaya nerede başlamıştınız?
Bu üç erkek kardeş, ormandan
muharebeyi yalnızca seyrettikleri için gerçeği söyleyememiş. Kral, bu üçünü hemen
muhafızlarına yakalatmış. Birkaç tokattan sonra, bu üç asker firarisi erkek
kardeş hemen çözülmüş. Bülbül gibi tüm gerçeği anlatmaya başlamışlar.
Gerçeği öğrenen kral, adamlarını
gönderip genç kızı saraya getirtmiş. Genç kız, bütün gerçeği olduğu gibi krala
anlatmış. Kral, gerçeği tüm çıplaklığıyla öğrendiği için son derece memnun
olmuş. Kızı öve öve yere yurda koyamamış. Sonra da genç kızı, oğluyla baş göz
etmiş.
Düğünleri tam yedi gün,
yedi gece sürmüş. Düğün günleri bittikten bir süre sonra düşman yine Lazistan
kapılarına dayanmış. Genç kız, prens kocasına yalvarmış:
--Ne olur, ağabeylerimi
kalenin zindanda tahliye de bari muharebeye şimdi gitsinler!
Prens kocası, karısının
gönlünü yapmak için o asker firarisi erkek kardeşleri zindandan tahliye etmiş.
Genç kızın utançtan kahrolan bu üç erkek kardeşi muharebenin yaşandığı en kötü
yere asker olarak gitmiş. “Ölüm, isteyene hemen gelmez” diye bir söz vardır;
boşuna söylememişler. Bundan sonra bu üç erkek kardeş düşmana karşı büyük
yararlılıklar göstermişler. Sırtlarından korkaklıklarını atmaya çalışıp başkalarının
gözünde itibar kazanmışlar. Düşmanı tamamen topraklarından attıktan sonra
cepheye tekrar dönmeyip evlere gitmek üzere yola koyulmuşlar. Evlerine yakın
bir yerde babalarının mezarıyla karşılaşmışlar. Üç erkek kardeş, atlarından inip
babalarının mezarının başında oturmuşlar. Seller gibi göz yaşı dökmüşler.
“Anne- babanın yüreği her zaman çocuklarıyla beraberdir” diye bir söz vardır!
Bu üç erkek kardeşin döktüğü gözyaşları da altına dönüşmüş. Onlar da
babalarının sesini duymuşlar:
--Bundan sonra yalnızca
kendiniz için yaşamayın, adam olun, milletinize hizmet edin!
Üç erkek kardeş,
gözyaşlarından düşen o altınları toplamışlar. Daha önce kız kardeşlerinin
gömdüğü altınları da bulup evlerine gitmişler. Bütün o paralarla köprüler,
yollar, isale hatları, okullar, hastaneler inşa etmişler ama yine de
yüreklerinden o utancın ağırlığını atamamışlar. Başkaları unutsa da kendileri,
ormanda saklandıkları günleri unutmuyormuş. “İnsanı rezil etmeyen tek şey
ölümdür!” diye bir söz vardır! Bu üç erkek kardeş de o utanca artık dayanamayıp
bir gün çok yüksek bir kayalığa çıkmışlar. Oradan kendilerini atıp hayatlarına
son vermişler. Düştükleri yerlerde üç ayrı pınar ortaya çıkmış. O pınarlardan
birincisinden su içen hemen güzelleşiyormuş. İkinci pınarın suyundan içenin
aklı hemen gelişiyormuş. Üçüncü pınarın suyunda içen hemen cesur hâle
geliyormuş.
Üç ağabeyinin
utançlarından canlarına kıydığını duyan genç kız, o pınarların olduğu yere
adamlarını göndermiş. O pınarlara isale hatları inşa ettirmiş. Sonraki yıllarda
genç kız, her sonbaharda o pınarların bulunduğu yere gidip gözyaşı dökmüş.
Allah’ın canını alması için hep dua etmiş. Bir keresinde o kadar çok yakarmış ki
Allah, genç kızın hâline çok üzülüp onu ayakta olduğu gibi taşa çevirip o ızdırabından
kurtarmış. Ama o taştan, tam da genç kızın gözlerinin olduğu yerden, sular
akmaya başlamış. Bu taşı gören, genç kızın hâlâ ağabeylerine ağladığını zannediyormuş.
Bir gözünden akan suyu içen hasta hemen iyileşiyormuş, diğerini içen ise ölüyormuş
[Üç erkek kardeş ile
bir kız kardeşin masalı böyle bitiyor; bitmiyorsa da ben sonrasını bilmiyorum.]
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/10/lazca-turkce-masallar-1-tebdili-kyafet.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-2-tovbekar-eskya.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-3-akl-ile-kader.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/11/lazca-turkce-masallar-4-kardesin.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-5-ay-ile.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-6-ylan-ile-adam.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masal-7-kotu-niyet.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2025/12/lazca-turkce-masallar-8-iki-arkadas.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-9-iki-kardes-biri.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-10-dev.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-11-haram-yemeyen.html
https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2026/01/lazca-turkce-masallar-12-kral-ile-coban.html
“Sum cuma do ar da”
Ar k̆oçis uonut̆udoren
sum biç̆i bere do ar bozo. Zavali k̆oçik seri- ndğaleri içalişomt̆u do berepe-
muşis gyari mumet̆u. Berepe dirdes, ama muk dibadu do ordo ğurati komuxtu.
Ğurut̆uşi, ducoxu berepe- muşis do hasteri nenape uʒ̆u:
“Ma bğuru do tkva
doskidaten. Artikartis nuşvelit, didiş ç̆ut̆aşi do ç̆ut̆as didişi giçkit̆an. Mo
moğerdinamt miti do tkvati var moğerdut. Da- tkvani mo met̆k̆omet, mo
gemipxasinamt ti- çkimi. Ǯanas arte moxtit mezare-çkimişa do çkva ma mutu var
minonya!”- tku do doğuru.
Berepe- muşik Lazuy
adetis na nomskut̆ustey kodoxves baba- mutepeşi. Jurneçi ndğa oypşuşi, heti
duxenes do ok̆ule çkva goç̆k̆ondes iri xolo.
Ǯana oypşuşi, bozok uʒ̆u
cumalepe- muşis:
“Babaş mezareşa
mendaptatya!”
Ama cumalepe- muşik:
“Haʒ̆ineri mç̆ima do
ixis mezareşa mendilineniya?” uʒ̆ves.
Bozok mutu va uʒ̆u, ama
goynk̆anu do xvala- xvala mendaxtu. Dido ibgaru, dido çilambrepe dobu. Mʒika
gotanuşkule: “Oxoriş bidareya”, do eyseluşi, p̆orcaşen altunişi beşluğepe
kodabğu. Bozo goyç̆imoşu.
Hemindos baba- muşişi
sersi kogyasu:
“Heya çilambrepe- skani
ren, bere- çkimi, dok̆orobi do igzali oxor-skanişa!”
Bozokti dok̆orobu
altunepe, mezarek̆ala kodoxu do oxorişa komoxtu.
Cumalepe- muşik: “Ham
seris so goytoaput̆ia?” do k̆ai duğarğales do obgarines zavali bozo.
Ar çkva ʒ̆ana golilu.
Xolo mezareşa oxtimoni ora komoxtu, ama cumalepe- muşik: “Soti var idareya!” do
odas komoloxunes do gyunk̆oles. Seriş gverdis, cumalepe- muşi cant̆esşi,
gamak̆ap̆u pencereşen do imt̆u. Mezareşa moxtuşi, doxedu do ibgaru. “Oxorişa
bidareya”, do eyseluşi, xolo altunepe kodabğu p̆orcaşen. Bozok xoloti dok̆orobu
altunepe, kodoxu do oxorişa komoxtu. Moxtuşi, cumalepe- muşik çumet̆es haya,
ç̆opes do ç̆epxeten dobaxes. Bozok hiç nena var eşiğu.
Hem ndğalepes didi
muharebe kogeyç̆k̆u. K̆iralik ha bozoşi cumalepesti askerişa koducoxu. Ama
hamtepe imt̆es, girmas meşiles tutula mk̆yapupesteri. Lazepeşi askeri ç̆ut̆a
t̆u, ama duşmanik dumç̆k̆usteri kodolobğu Lazistanis askeri- muşi do ntamo-
ntamo T̆amt̆ras konaxolu.
Hemindos xolo idu baba-
muşiş mezareşa do bgarineri hasteri nenape tku:
“Baba- çkimi, si
igzalt̆işi, oxoris komolepe dobut̆alamya, giçkit̆u, ama cumalepe- çkimi
girmas t̆k̆obunan, mşkurinacepes
golobunan, dobadona- çkuni na geykten. Muşeni ma biç̆i va dobibadi, muşeni
şarvali yasaği ren çkimişeni?”
Hamtepe tku, va tku, sontxanişen sum nʒxeni
komoxtu, sumisti eyeris jin k̆ama do t̆ufeğepe mok̆ideri. Hem oras bozok xoloti
kognu baba- muşiş sersi:
“Skiri- çkimi, ha ʒxenepe
skani ren. Kçe- na- ren putxun k̆inçişen ordo, uça- na- ren let̆as gulun
mskverişen k̆ai do bresti- na- ren ʒ̆k̆aris imçvirs nçxomişen k̆ay. Guri
kogiğun- na, k̆ama dikaçi do duşmanepe ç̆k̆ori!”
Bozok a şvacis
kodolikunu kçe nʒxenis na mobut̆u dolokunu, k̆ama kelik̆idu, goç̆k̆idu nʒxenis
do T̆amt̆ras dot̆k̆vaʒu. Oç̆umales na gyoç̆k̆u, ondğeşakis duşmanepe
ç̆k̆orumt̆u, omt̆inus va meçesşakis. Hemuas bozok uça dolokunu kodolikunu do
uça nʒxenis kogexedu. Lumcişakis ç̆işut̆u do ç̆k̆orumt̆u duşmanepe tipisteri.
Na doskidespe gexedes gemi do k̆aravapes do zuğaşa kogamaxtes. Hemuas bozok
bresti dolokunu kodolikunu, bresti nʒxenis gexedu do meç̆işu hamtepes. Nʒxenik
ar k̆uçxena geçat̆uten k̆aravi moktamt̆u, bozokti k̆amaten duşmanepes tipe
uk̆vatamt̆u. Hiç ar duşmani va doskidu, iri xolo nçxomepeşi gyari divu.
Bozo kogamaxtu zuğa-
p̆icişa, kodolikunu kçe dolokunu, goç̆k̆idu nʒxenis do baba- muşiş mezareşa
komoxtu, komoyʒ̆k̆u kçe dolokunu do na dolokunt̆upe kodolikunu. Baba- muşiş
sersik k̆itxu hamus:
“Mu vi, skiri- çkimi,
komegaşvelui?”
Bozokti hasteri coğabi
meçu:
“Ho, baba- çkimi, na
memaşvelet̆uk̆onay komebuşveli. Çkunepek duşmani omt̆ines, zuğas kodoloğes. Haʒ̆işkule
çkva var malenan Lazistanişaya”,- tku.
Nʒxenepes oxuşku do
igzalu.
Oxorişa moxtuşi,
cumalepe- muşik varti žires haya, hemuşeni- ki op̆aramitu- mutepeşi he- na
žires k̆oçepeşi do nʒxenepeşi t̆u.
Didi- na- tuk:
“Hemk̆ata nʒxenepe çku
komiyonut̆es- k̆onay, çkuti duşmanis nana but̆aik̆omt̆it! Ama so žirom he nʒxenepe!”
Bozok gamaxtu do
koducoxu nʒxenepes. Nʒxenepe komoxtesşi, uʒ̆u cumalepe- muşis:
“Aha, ezdit ha nʒxenepe
do T̆amt̆raşa idit. Mt̆ineri na t̆it, k̆oçepes mo uçkit̆anya!”
Dido oxveʒ̆inu va
unt̆u. Hamtepe gexedes nʒxenepes do T̆amt̆raşa igzales. T̆amt̆raşa Moxtesşi,
T̆amt̆ruepek pukurepeten nages. Hamtepekti buyuğepe ç̆imoşeri gamaxtes k̆iraliş
oxorişa, şves, ç̆k̆omes do ibires.
Mʒika çkvatişkule
k̆iralis kogaşinu izmocesteri, duşmanepe T̆amt̆ras amibğet̆esşi, kçe nʒxeniten
na moxtu k̆oçi, do muşebua zop̆ons:
“Hem k̆oçis pimpili var
uğut̆u. Hamtepes buyuği do pimpilepe nçalasteri uğunan. Hak muntxa korenya!” do
k̆itxu hamtepes: “Hele, mik solen gyoç̆k̆u duşmanepeşi ok̆vatuya?”- şa,
hamtepes mtini var atkves- ki, sontxanişen girmaşen muharebes na oʒ̆k̆ert̆esşeni.
K̆iralik sumiti xolo koç̆opapu. A- jur k̆amç̆i gudgesşi, hamtepek iri xolo
nat̆ustey duʒ̆ves. Mtini ognuşi, k̆iralik oşku k̆oçepe- muşi do bozo komuyones.
Bozok irinat̆ustey duʒ̆u.
Dido k̆ai daʒ̆onu k̆iralis, dido omʒku he bozo do ok̆ule biç̆i muşis komeçu.
Şkit ndğas, şkit seriş duğuni mutepeşi t̆u.
Ç̆andaş ndğalepe
diçoduşi, xolo mintxa duşmani Lazistanis kondgitu. Bozok oxveʒ̆u komol- muşis:
“Kogamoşkvi cumalepe-
çkimi zindanişen do iristeri idan murabeşa!”
Komol- muşik guy duxenu
do oxuşku hemtepes. Oncğoreten hemtepek ğura gores, henni p̆at̆i yerepeş ides,
ama ğurati, gint̆aşi, va ižirenya, xoş mʒudi tkvey va ren! Sum cuma na ižirat̆u
yeriş duşmanepe şa imt̆et̆es do goşibğet̆es. Duşmanepe omt̆inesşi, hamtepe çkva
var goyktes, igzales oxori- mutepeşişa. Oxoriş ulut̆esşi, baba- mutepeşişi
mezares konacoxes. Doxedes do xorşak̆ali k̆oy çilambrepe dolobğes. Zop̆onan
xoş, nana- babaş guri iyya berepe- muşik̆ala renya! Na dobes çilambrepe altuni
divu do ognes hamtepek baba- mutepeşişi sersi:
“Haʒ̆işkule xvala ti-
tkvanişeni mo skidut, k̆oçi ivit!”
Hamtepek dok̆orobes
altunepe, bozok na şinaxudort̆unti kožires do oxoriş komoxtes. He parapeşi
xincep do gzalepe dok̆odes, ʒ̆k̆arepes koguʒ̆k̆ondes, ama xoloti gurepe va
araxat̆es. “Ğurak xvala rezil va ʒ̆opxums k̆oçiya!” do ar ndğas extes didi
rak̆anis do it̆k̆oçes hekolen. Na meles yerepeşen sum ʒ̆k̆ariş toli kogamaxtu.
He ʒ̆k̆arişen aris oşu- na, k̆oçi imskvanen, majuras oşu- na, ğnosi manžinen,
masumas oşu- na, guri k̆ap̆et̆i aven.
Da- mutepeşikti haya
ognuşi, oşku k̆oçepe, he ʒ̆k̆arepes k̆ay koguʒ̆k̆ondes do hemuşkule k̆at̆a ʒ̆anas
Stvelişk̆ele he ʒ̆k̆arepeşa ulut̆u do ibgart̆u do Ğormotis ğura oxveʒ̆ut̆u.
Arte heşo yodgit̆u do ibgart̆uşi, Ğormotis guris naç̆u haya do heşo na
dgit̆ustey mkva doʒ̆opxu do muşletinu. Ama he mkvasti tolepeş yerişen ʒ̆k̆ari
daben, giçkin- ki, bozok xoloti gyabgars cumalepe- muşis. Arişen oşu- na,
zabuni k̆oçi ik̆aren, majuaşi oşu- na mitik, ğurun.
[Haşo içoden sum cuma
do ar daşi meseli. Va içoden- na- ti, ma çkva va miçkin.]
[Kaynak kişi:Ǯate Baʒ̆aşi,
Tbilisi, 1976, (Kaynak kitap: Guram K̆art̆ozia, “Lazuri T̆ekst̆ebi- II”,
Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993), (Gürcü Alfabesinden Latin
Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz,
İstanbul, 1999)]





