14 Ağustos 2024 Çarşamba

Gürcü Aydınlarının Yayıncılık Faaliyetleri

 


Gürcü Aydınlarının Yayıncılık Faaliyetleri

 

Bu makalemde sizlere Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları tarafından yayımlanmış süreli/ süresiz yayınlar ve içerikleri ile “Kültürel Otonomi” yönelimli faaliyetleri hakkında kısaca bilgi vereceğim.

 

Gürcüler; Megreller, Lazlar, Svanlar ve Abhazlar gibi “Trans/ Kafkasya”nın yerli halklarındandır. (16. yüzyılda) Gürcüler’in yaşadıkları topraklar da “Safevî/ Pers/ İran” Şahları ile Osmanlı Sultanları’nın çatışma ve hâkimiyet alanları içinde kaldı. Sonraki dönemlerde ise, bu topraklar “Safevî/ Pers/ İran” Şahları, Osmanlı Sultanları ve Rus Çarları’nın çatışma ve hâkimiyet alanları içinde kalacak ve zaman içinde “Trans/ Kafkasya”daki bugünkü siyasî sınırlar da ortaya çıkacaktı.

 

 Bugünkü Türkiye Müslüman Gürcüleri’nin bir kısmı, yaşadıkları Doğu Karadeniz Bölgesi’nin yerlisidir. Türkiye Müslüman Gürcüleri’nin bir diğer kısmı ise muhacirdir; kanlı savaşlarla Osmanlı Sultanı’nın toprakları Rus Çar’ının topraklarına dönüşünce muhacir oldular.  Müslüman Gürcüler, Müslüman Lazlar gibi 1828-1829 Osmanlı-Çarlık Rusyası Savaş’ından ve 1877-1878 Osmanlı- Çarlık Rusyası Savaşı’ndan (93 Harbi’nden) sonra, Çarlık Rusyası’nın eline geçen topraklardan ayrılarak muhacir olmak zorunda kaldılar. Osmanlı-Çarlık Rusyası Savaşları sırasında Müslüman Gürcü ve Lazlar Osmanlı Sultanı’nın, Ortodoks Hıristiyan Gürcü ile Ermeniler de Rus Çarı’nın “doğal müttefiki”ydiler.   

 

 ჩვენებური / Çveneburi”, Osmanlı Ülkesi’nin/ Türkiye’nin Müslüman Muhacir Gürcülerinin kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir adlandırmadır. “ჩვენებური / Çveneburi”, Gürcüce bir adlandırma; Türkçe’de “bizden olan” anlamına geliyor.

 

Muhacir Müslüman Gürcüler’in, “ჩვენებური / Çveneburi” adlandırmasını kendilerini hem Rus Çarı’nın topraklarında yaşayan Ortodoks Hırıstiyan Gürcülerinden,  hem zamanın başkenti İstanbul’da yaşayan Katolik Hıristiyan Gürcülerden ve hem de Osmanlı Sultanı’nın topraklarında yaşayan yerli diğer Müslüman Gürcülerden farklı olduklarını vurgulamak için kullandıkları da kabul ediliyor. “ჩვენებური / Çveneburi” adlandırması günümüze kadar zaman ve mekân içinde farklı anlamlar yüklemeleri de yapılarak kullanılıyor.  

 

            1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Osmanlı Sultanı’nın toprakları Rus Çarı’nın toprakları haline dönüşünce “მესხეთ-ჯავახეთი/ Meskhet- Cavakheti”de yaşayan Katolik Hıristiyan Gürcüler de, Müslüman “Çveneburiler”/ “Gürcüler” gibi Osmanlı Ülkesi’ne muhacir gelmek zorunda kaldılar.

            3 Kasım 1839- Tanzimat Fermanı’yla, Osmanlı Ülkesi’nin diğer Hıristiyanları gibi, Katolik Hıristiyan Gürcüler de “kurumsal olarak” örgütlendiler. Kendisi de muhacir Katolik Hıristiyan bir Gürcü olan Papaz  პეტრე ხარისჭირაშვილი/ P̆et̆re Xarisç̆iraşvili’nin çabalarıyla zamanın başkenti İstanbul’un Şişli semtinde “Bomonti Gürcü Katolik Kilisesi ve Manastırı” kuruldu. 1870’de Bomonti Gürcü Katolik Kilisesi ve Manastırı” bünyesinde bir de matbaa faaliyete geçti.

             Osmanlı Ülkesi’nde 23 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet Yönetimi’nin ilânıyla birlikte, Katolik Hıristiyan Gürcü Aydınları da “Kültürel Otonomi” alanında zamanın başkenti İstanbul’da adımlar attılar. შალვა ვარდიძე/  Şalva Vardiže, Bomonti Gürcü Katolik Kilisesi ve Manastırı” bünyesinde “Gürcü Kulübü” adıyla bir dernek kurdu ve ardından 1914’te bir “Gürcü Okulu” açmak için Osmanlı Devlet Kurumları’dan gerekli izinleri aldı. Kimi Müslüman Gürcü Aydınları’nın da bu “Kültürel Otonomi” çabaları içinde yer aldığı biliniyor. Bu “Gürcü Okulu”nda okutulmak üzere  პატარა ქართული ანბანი/ P̆at̆ara Kartuli Anbani/ Küçük Gürcü Alfabesi” de hazırlanır. Kimi Müslüman Gürcü Aydınları’nın da destek verdiği İstanbul merkezli Katolik Hıristiyan Gürcü Aydınları’nın bu “Kültürel Otonomi” çabaları, 1. Dünya Savaşı’nın başlaması ve seyri sebebiyle başarılı olmaz.

            Tek Parti Hükümetleri’nin Türkiye’nin diğer ana dillerine karşı uyguladıkları asimilasyoncu politikalar, ana dilleri “Gürcüce”yi bilip konuşanların sayısının hızla azalmasına yol açan en önemli faktördür.  Bunun yanı sıra Türkiye’de kapitalist üretim ilişkileri ile iletişimin gelişimi ve “Gürcüler”in/ “Çveneburiler”in köylerinin de bu üretim ilişkilerine ve iletişimine hızla doğal entegrasyonuyla ana dilleri “Gürcüce”yi bilen ve konuşanların sayısında daha da hızlı bir azalma olacaktı. “Gürcüce”yi konuşanların sayısındaki azalmanın bir diğer önemli sebebi de,  1960’ların ikinci yarısından itibaren süresiz/ süreli yayınlar yapan Türkiye’deki “Gürcü”/ Çveneburi” Aydınları’nın kendi ana dillerini küçümseyerek sahip çıkmamaları ve yalnızca Gürcistan’ın resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin savunuculuğuna soyunmalarıdır. Oysa Gürcistan kendi mecrasında, Türkiye’deki bu “Gürcü”/ Çveneburi” Aydınları’ndan önce de vardı, onlardan sonra da var olacaktı. Türkiye’deki “Gürcü”/ Çveneburi” havanda su dövmüş oldular.

 

            Osmanlı Ülkesi’ndeki/ Türkiye’deki “Gürcü”/ Çveneburi” Aydınlarının geçmişteki “Kültürel Otonomi” yönelimli yayın, çaba ve mücadeleleri unutulur.1960’ların ikinci yarısına kadar Türkiye’de  “Gürcü”/ Çveneburi” Aydınları’nın varlığından söz edilemez.

            Türkiye’de “çok-partili” sisteme geçilmesiyle birlikte, 1950’li yılların başlarından itibaren Çerkes Aydınları’nın/ Kuzey Kafkasyalı Aydınlar’ın dernekler kurmaya, örgütlenmeye ve süreli yayıncılık faaliyetlerine başlamaları, eğitim- öğretim görmüş ancak hemşehrilik ilişkileri içindeki kimi “Çveneburi”/ “Gürcü” gençlerini de derinden etkiler. Bu “Çveneburi”/ “Gürcü” gençlerinin ne Osmanlı Ülkesi’ndeki/ Türkiye’deki “Gürcü”/ Çveneburi” Aydınlarının geçmişteki “Kültürel Otonomi” yönelimli yayın, çaba ve mücadelelerinden, ne Gürcü Tarihi’nden ve ne de “Gürcü Alfabesi”nden haberleri vardı. Birbirlerinin varlıklarından da habersiz bu “Çveneburi”/ “Gürcü” gençlerden bazılarının yolları ilerde “bir şekilde” kesişecek ve birbirleriyle tanışacaklardı.

             “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınlardan bazıları ilerleyen zaman diliminde,  Çerkes Aydınlar’ın/ Kuzey Kafkasyalı Aydınlar’ın çıkarttıkları “Kafkasya-  Kültürel Dergi” gibi süreli yayınlarda “Gürcüler hakkında” makaleler yazacak, sonra da kendileri süreli/ süresiz yayınlar çıkartacaktı.

            1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınlar yazdıkları ve Çerkes Aydınları’nın/ Kuzey Kafkasyalı Aydınlar’ın çıkarttıkları dergilerde yayınlatma imkânı buldukları makalelerinde olsun, daha sonraki dönemlerde de bizzat kendilerinin çıkarttıkları süreli/ süresiz yayınlarda olsun, esas olarak Türkiye’deki Çveneburilerin/ “Gürcülerin” ana dillerini yaşatmak için değil, fakat yalnızca “Gürcistan”, “Gürcistan Tarihi” ve “Gürcü Alfabesi”ni Türkiye’de tanıtmak için canla başla çalışırlar. Üstelik bu yeni dönem  “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınlar, Osmanlı Ülkesi’nde/ Türkiye’de kendilerinden önce yapılmış “Kültürel Otonomi” yönelimli süresiz yayın faaliyetlerinden de habersizdirler ve Türkiye’de ana dilleri Gürcüce’yi yaşatmak gibi bir amaçları yoktur.

            “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları, 1968’de yeni bir yola girerler; İstanbul’da “Gürcüstan” adlı kitap yayımlarlar. Kitabın “Önsöz”ünde şu cümlelere de yer verilir:

            “(…) Gürcüstan’ın başkenti Tiflis Üniversitesinde de Türkoloji okutulmaktadır. Türkiye’ye komşu tüm ülkeler Türkiye’yi yakından tanımak çabası içinde iken, burada böyle çalışmalar olmayışı düşündürücüdür.

            İşte bu eksiklik yüzünden Gürcüstan ve Gürcüler hakkında eksik ve yanlış bilgilere sahip bulunulmaktadır. Biz bu çalışmamızda Gürcüstan üzerine bilimsel araştırmalara dayalı bir bilgi demeti sunmak istiyoruz. Çalışmamız bir araştırma denemesidir. Hazırlanırken birçok güvenilir bilimsel eserlerden yararlanılmış, tercümeler yapılmıştır.

            Çalışmamız bilimsel ve kültürel olup, politik amaç taşımamaktadır. (…)

            Bu çalışmamla, barışsever, konuksever, mert ve güzel insanlar ve zengin tabiat ülkesi Gürcüstan’a pencere açarak orayı kandil ile aydınlatmaya çalıştım. (…)”

            “Gürcüstan” adlı bu kitap, bir yandan Gürcistan’ı, “Gürcistan Tarihi’ni ve “Gürcü Alfabesi”ni tanıtıyor ve övüyor, öte yandan da Gürcistan’ın SB’nin/ Sovyetistan’ın onbeş birlik cumhuriyetinden biri olduğunu unutarak, Gürcüce’nin Gürcüstan’da SB/ Sovyetistan döneminde yaygınlaştırıldığı ve kendisine has alfabesinin kullanmasına bile izin verildiğinden habersiz, fakat açıkça “Rus”, SB/ “Sovyetistan” ve  საქართველოს საბჭოთა სოციალისტური რესპუბლიკა/ Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti düşmanlığı yapar.

            “Gürcüstan” adlı kitap; “Kartveli” terimini okuyucuya tanıtma çabasına da girer. Bu terimin kaynağını “kendince” anlatmaya çalışır. Ancak “Kartveli” teriminin ne zaman ortaya çıktığı ve bu terimin çıktığı dönemde kimleri kapsadığı konusuna açıklık getiremez. Buna rağmen, “Kartveli” teriminin bilinmeyen zamanlardan beri “Gürcü”/ “Georgian” terimiyle anlamlıymış gibi de göstermeye çalışarak Megrelleri, Lazları ve Svanları da yine bu bilinmeyen zamanlardan beri bu “Kartveli” tanımı içine katar. “Gürcü”yü bazen “Kartveli” ile eş anlamlı, bazen de “Kartveli” boyu olarak gösterir.

            Bu konuyu “Çveneburi”/ Gürcü Aydınlarından (GKM)/ “Gürcü Kültür Merkezi”  emaktarından Nevzat Kaya’ya sordum. Nevzat Kaya şu önemli tespitlerde bulundu:

            “Bizim atalarımız Kartvel kelimesini bilmezler. Çünkü o zaman böyle bir adlandırma yoktur. Türkiyeli Gürcüler ve benim için Kartvel tanımı; Laz-Megrel ve Svanları inkâr ve asimilasyonu içeren bir durum söz konusu olmasa, sorun teşkil etmezdi. Ulusal bir bakış açısına sahip biri değilim. Fakat her ulusun bir ismi olacağına göre, bunun ne olduğu tartışma konusu edilemez. Fakat bu Kartvel kavramı, Laz-Megrel ve Svan kardeşlerimizi inkâr ve asimilasyonunu içerdiği için ve bu durum ortadan kalkmadığı, kaldırılmadığı sürece, Kartvel tanımını hem kendi açımdan kabul etmem, hem de kabul edilmemesi yönünde görüş bildiririm, çaba harcarım.”

            Bu konuda “Çveneburi”/ Gürcü Aydınlarından araştırmacı-yazar Murat Kasap’tan da görüş aldım. Murat Kasap da Gürcü ve Lazların kardeşliğine ve Gürcüce ve Lazca’nın Türkiye’de yaşatılmasının önemine vurgu yapıyor:

            Burada Laz Gürcü’den, Gürcü Laz’dan gelmiştir gibi polemikler ile uğraşmaktansa, kültürümüze nasıl yaşatırız, dilimizi nasıl koruruz, yeni nesillere aktarırız diye çalışmalıyız. Burada ideolojiler bir yana bırakılmalıdır. Özellikle halkımızın kabul etmeyeceği bir takım diktalardan vazgeçip, göç eden atalarımızın hatıralarına sahip çıkmalıdır. Göç eden Muhacirlerin dilekçelerini kitabımızda yayınladık, görüyoruz ki onlar Soğuk Savaş döneminde bize dikta ettirilmek isteyen bir anlayış üzerine göç etmemişler. Bu hususlar da göz önüne alınarak ifadelerimizi ona göre kullanmalıyız. Toplum ile ters düşündüğüzde kabul görmeniz mümkün olmayacaktır. Köyleri gezdiğimiz zaman bunu net bir şekilde görüyoruz; ahalinin bahsettiğiniz polemiklerle hiç alâkası yok.”

     “Gürcüstan” adlı kitap; Megreller, Lazlar, Svanlar ve Abhazlar gibi Gürcüler’in de yaşadıkları toprakların en azından yakın tarihte önce “Safevî/ Pers/ İran” Şahları ile Osmanlı Sultanları’nın çatışma ve hâkimiyet alanları içinde, sonra da “Safevî/ Pers/ İran” Şahları, Osmanlı Sultanları ve Rus Çarları’nın çatışma ve hâkimiyet alanları kaldığını gözlerden kaçırır. Megreller, Lazlar, Svanlar’ın taa tarihin ilk günlerinden beri “Kartveli”/ “Gürcü” oldukları ve “Sakartvelo”da/ “Gürcüstan”da yaşadıklarını döne döne dile getirir. Modern “ulus-devlet” teorilerine öykünür. 

 

            “Gürcüstan” adlı kitap, Gürcüce’nin lehçeleri’inden/ diyalektlerinden hiç söz etmez. Bunun yerine Gürcüce’den farklı, ancak Gürcüce’ye kardeş olan dilleri, yani olan Lazca’yı, Megrelce’yi ve Svanca’yı Gürcüce’nin lehçeleri/ diyalektleri olarak lânse etme çabasına girer.

            “Gürcüstan” adlı bu kitapla başlayan Gürcistan’ın resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin aktarıcılığı, “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları’nın Türkiye’deki süreli/ süresiz bütün yayınlarında da milim sapmadan günümüze kadar devam ettirilir.

            “Gürcüstan” adlı bu kitap, zamanın Türk ve Çerkes Aydınları’ndan açıkça tepki görür. Fahrettin Kırzıoğlu ve Osman Çelik de makaleleriyle  “Gürcüstan” adlı bu kitabı eleştirirler. “Çveneburi”/ “Gürcü” okuyucuların yanı sıra Çerkes, Abhaz-Abaza, Laz okuyucu da “Gürcüstan” adlı bu kitapta yazılanlarla hayrete düşer. Kitap hakkında dava açılır. Bir süre sonra açılan dava düşer.

             Kitap hakkında açılan dava sebebiyle, Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları sessizliğe bürünürler. Ancak bu dönemde Gürcüstan’dan kimi yazarların birkaç kitabını Türkçe’ye çevirirler ve yayımlatırlar.

             “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları,  “Gürcüstan” adlı kitaba gelen haklı/ haksız eleştiri ve tepkilerden oldukça ürkerler ve yayınladıkları kitabı savunma cesareti gösteremezler. Mart 1977’de, Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları Türkiye’de değil, fakat İsveç’te, Stokholm’de yeni bir başlangıç yaparlar. ჩვენებური (კულტურული კრებული)/ “Çveneburi/ (K̆ult̆uruli K̆rebuli)” adıyla bir derginin ilk sayısını yayımlarlar. “Çveneburi Kartveloji Dergisi, “İsveç Gürcü Kültür Derneği”nin yayın organıdır. Derginin “Çıkarken” başlıklı makalesinde şu satırlara da ver verilir:

            “ (…) Avrupa ya da Türkiye’de yaşayan çok sayıda Türk okuyucu Gürcüstan’dan söz edecek Türkçe bir dergi çıkarılmasını diliyorlar. Bu eğilimi göz önüne alarak çalışmalar yaptık. Sonunda elinizdeki bu dergiyi sunmağa karar verdik. Dergimiz, politika yapmaksızın, Gürcüstan’ın tarihi, edebiyatı, sanatı, sporu, folkloru, ekonomisinden kararınca bilgiler vermeye çalışacaktır. Hangi ülkeden olursa olsun, ÇVENEBURİ, tüm Kartvelolog, Kafkasolog ve amatör yazarların yazılarına açıktır. Dergimizde, Gürcü, ve Laz’lardan başka Çerkes, Abhaz ve öbür kardeş halklara değin yazılara olanaklar ölçüsünde yer verilecektir. (…)”

            “İsveç Gürcü Kültür Derneği”nin yayın organı  “Çveneburi Kafkasoloji Dergisi”nin 2-3. birleşik sayısı 1977’de ve 4-5. birleşik sayısı da 1978’de yine Stokholm’de yayımlanır. Daha sonra “Çveneburi”nin 6-7. Birleşik sayısı 1979’da Bursa Merkezli olarak İstanbul’da yayımlanır. Derginin İstanbul’da yayımlanmasına ilişkin olarak yapılan açıklamada şöyle denir:

            “Sayın Okuyucu,

            “Çveneburi” Dergisi, yayın hayatına başladığı 1977 yılından beri düzenli olmamakla birlikte aralıksız çıkmaktadır. Bildiğiniz gibi, İsveçte basılıyor, oradan da Türkiye, Gürcüstan, Almanya, Fransa, Amerika vb. ülkelere dağıtılıyordu. Okuyucusunun büyük bir kesimi Türkiye’de bulunduğundan posta ücreti çok tutuyordu. Bu ve benzeri nedenlerle bundan böyle Türkiye’de yayınlanmasına karar verildi. (…)

            Türk, Gürcü ve Kuzey Kafkasyalı okuyucularımız arasında devrimci bir yol izlememizi önerenler bulunmaktadır. Ne var ki çoğu kültürel yayın olmak hususundaki tutumumuzu onaylayarak takdir ve teşekkürlerini belirtmektedirler.

            Bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isteriz ki komşumuz Gürcüstanı ve olanaklar ölçüsünde öbür Kafkas Halklarını kültürel yönlerden tanıtmaktan başka bir düşüncemiz yoktur. (…)”

            12 Eylül 1980 Askerî Darbesi birçok yayın organı gibi “Çveneburi Dergisi”nin yayınlama şartlarını da ortadan kaldırır. 12 Eylül 1980’den başlamak üzere SB/ Sovyetistan’ın çözülüşüne kadar geçen süre boyunca, neredeyse on üç yıl gibi bir süre boyunca “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları sessizliğe bürünürler.

             ჩვენებური კულტურული კრებული/ Çveneburi/ K̆ult̆uruli K̆rebuli/ Çveneburi Kültürel Dergi’nin 1.(8.) Ocak- Şubat birleşik sayısı on üç yıl sonra, 1993’de Bursa merkezli olarak yayımlanır. Ancak SB/ Sovyetistan yıkıdıktan sonra yayımlanabilen “Çveneburi Dergisi”nin bu sayısında çıkan “Çıkarken” başlıklı yazıda şu satırlara da yer verilir:

            “Şanver AKIN (Tevzadze)nin girişimi ile İsveç Gürcü Derneği yayın organı olarak 1977’de 1’inci sayısı, aynı yıl 2’nci ve 3.üncü sayıları bir arada, 1978’de 4’üncü ve 5’inci sayıları bir arada ve Türkçe olarak yayınlanan Çveneburi Dergisi, son olarak (Sahibi ve sorumlu yönetmeni) Ahmet ÖZKAN (Melaşvili) tarafından 6’ncı ve 7’nci sayıları bir arada 1979’da İstanbul’da basılmıştı. (…)

            Değerli bazı hemşehrilerimizin katkıları ile hazırlanan; Gürcü kökenli T.C. vatandaşının gözü, kulağı ve sesi olacak ÇVENEBURİ’nin kapıları, tüm profesyonel ve amatör yazar, araştırmacı, şair, derlemeci ve çevirmenlere açıktır.

            13 yıl aradan sonra, yine birlikte olabilmenin heyecanı ve sevincini paylaşmaya ne dersiniz?..

            Oldukça uzun süren çalışmalardan sonra bizler ancak hazırlanabildik. Peki, ya sizler?.. (…)

            Sistemin farklılığından kaynaklanan 70 yıllık kahrolası duvarlar yıkıldı… (…)

            Bizlere düşen görev, atalarımızın devleti ile bizim devletimiz arasında güçlü dostluk ilişkilerinin kurulmasına katkıda bulunmaktır. (…)”

            ჩვენებური კულტურული კრებული/ Çveneburi/ K̆ult̆uruli K̆rebuli/ Çveneburi Kültürel Dergi, 1993/ 2-3. sayısından itibaren İstanbul merkezli olarak yayımlanır ve artık Türkiye’de internet yayıncılığının yaygınlaşmasına paralel olarak da 2006’da çıkan 58-59. sayısıyla yayınını sonlandırır.

            (Yeni) Çveneburi Kültürel Dergi’nin 1993/ 1.(8.) Ocak- Şubat birleşik sayısında yer alan “Gürcüce’yi Nereden Biliyorsun?” başlıklı makale,  kendilerine yalnızca Gürcistan’ı tanıtma amacıyla hareket eden “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları’nın başarısız olduklarını da bilmeden gözler önüne sermiş oluyordu.

             Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları’nın yayımladığı diğer süreli yayın “მამული კულტურული ჟურნალი”/ Mamuli Kültürel Dergi” adını taşıyor. Mamuli Kültürel Dergi”, 1997’den 1998’e kadar İstanbul merkezli olarak yayımlandı.

            “Mamuli Kültürel Dergi”nin 1. sayısında şu satırlara yer veriliyor:

            “ … Çveneburi, 1977 yılında İsveç’te çıkmaya başlamış ve son sayısı 1979’da İstanbul’da basılmış. Ocak 1993’de yeniden yayımlanan Çveneburi, eski Çveneburi’nin mirasını devralmıştı.

            Şimdi ilk sayısıyla tanıştığınız Mamuli, bir kültür dergisi olarak yayımlanıyor.

            Gürcü Kültürünün yanı sıra Kafkasya’nın yerli halklarının kültürünü tanıtmayı da amaçlıyor. Üç ayda bir yayımlanacak olan Mamuli, Kafkasya’daki siyasal gelişmelere de ışık tutacak yazılara da yer verecek.”

            “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları’nın Türkiye yayımladığı son süreli yayın “ფიროსმანი/ Pirosmani” adını taşıyor. ფიროსმანი/ Pirosmani” 2007’den 2010’a kadar (Türkçe ve Gürcüce’nin Gürcüstan’da konuşulan Kartli (Kartluri/ ქართლური) lehçesi/ diyalekti ile) iki dilli olarak yayınlandı.

                        Artvin’de yerli olan Gürcüler, Gürcüce’nin იმერხევული/ İmerkhevi lehçesini/ diyalektini;  93 muhaciri “Çveneburiler”/ “Gürcüler” ise, Gürcüce’nin აჭარული/ Aç̆ara lehçesini/ diyalektini konuşmalarına rağmen, “Çveneburi Dergisi” de, “Mamuli Dergisi” de, “Pirosmani Dergisi” de Türkiye’de konuşulan Gürcüce’nin bu lehçelerini/ diyalektlerini yok saymış ve yalnızca Gürcüce’nin Gürcistan’da konuşulan  ქართლური/ Kartluri lehçesiyle/ diyalektiyle Gürcüce metinler yayınlamıştır; üstelik de Türkiye “Çveneburileri”ne/ “Gürcüleri”ne tamamen yabancı olan “Kartuli Anbani”/ Gürcü Alfabesi’yle! 

            “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları, 1968’de İstanbul’da yayınlanan “Gürcüstan” adlı kitapla başlayarak “Çveneburi Dergisi”nde de, “Mamuli Dergisi”nde, “Pirosmani Dergisi”nde de hep aynı çizginin temsilcisi oldular; izledikleri yayın politikasında “Rus” ve “Sovyet Düşmanlığı”nı hep öne çıkardılar. SB/ Sovyetistan’ın yıkılışından sonra Gürcüstan’da haklarını arayan Abhaz, Megrel ve Laz Aydınları’nı da “Ruslar’ın böl-yönet politikası”nın kuklaları olarak yaftaladılar. Türkiye’de diğer halklarla birlikte yaşadıklarını unutarak, Türkiye’nin demokratikleşmesine ve “Halkların Kardeşliği”ne gerçek anlamda katkı sağlamak yerine, Türkiye’de Gürcistan’ın resmî ideoloji ve tarih tezlerinin de temsilciliğini üstlendiler.

     “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları, izledikleri yayın çizgisiyle, yalnızca Türkiye’deki Kuzey Kafkasya Kökenli Aydınlar/ Çerkes Aydınlar/ Abkhaz Aydınları ile kendi aralarında ciddî husumet yaratmakla kalmadılar, Türkiye’deki Laz Aydınlarını da karşılarına aldılar.

 

 Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları; Gürcüler, Lazlar, Megreller ve Svanlar akraba halklar olmalarına rağmen, Lazları, Megrelleri ve Svanları Gürcü boyu olarak gösterip yok saydılar. Gürcü Dili, Laz Dili, Megrel Dili ve Svan Dili akraba diller olmalarına rağmen, Laz Dili’ni, Megrel Dili’ni ve Svan Dili’ni Gürcü Dili’nin önemsiz lehçeleri/ diyalektleri, köy/ ev olarak gösterip küçümsediler. Lazca ve Megrelce’nin Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde bir zamanlar “Kültürel Otonomi”ye sahip dillerden olduğuna da görmezden geldiler. Bu Kültürel Otonomileri; “Rusların, Gürcü Ulusunu bölme plânı” olarak itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

 

 “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları, Gürcüce’nin Türkiye’de konuşulan ve kendi ana dilleri olan İmerkhevi ve Aç̆ara lehçelerini/ diyalektlerini yaşatmak bir yana, görmezden geldiler. Görmek istemedikleri yalnızca Gürcüce’nin İmerkhevi ve Aç̆ara lehçeleri/ diyalektleri değildi. Gürcüce’nin Mokheve (Mokhevuri/ მოხევური), Mtiuleti-Gudamaqri (Mtiulur-Gudamaqruli/ მთიულურ-გუდამაყრული), Khevsuri (Xevsuruli/ ხევსურული), Pşav (Pşavuri/ ფშავური), Tuşeti (Tuşuri/ თუშური), Kakheti (K̆axuri/ კახური), İngiloy (İngilouri/ ინგილოური), Fereydan (Fereidnuli/ фერეიდნული), Tianeti (Tianeturi/ თიანეთური),  Cavakheti (Cavaxuri/ ჯავახური), Meskhi (Mesxuri/ მესხური), Guria (Guruli/ გურული),  İmereti (İmeruli/ იმერული), Raça (Raç̆uli, რაჭული) lehçelerini de/ diyalektlerini de görmek istemediler Türkiye’deki  “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları.


 

Türkiye’deki “Çveneburi”/ “Gürcü” Aydınları, günümüzde internetin yaygınlaşmasıyla daha ziyade sanal yayınlara yöneldiler. Bu internet yayınlardan başlıcaları şöyle:

 

            “chveneburi.net, gurcukulturevi.com, gurcu.org, gdd.org.tr, gurcistandernegi.org.tr, tetripiala.wordpress.com.

 

            Gürcüler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, Ahmet Özkan Melaşvili’nin “Gürcüstan”(K.Y.), Parna- Beka Çilaşvili/ Fahrettin Çiloğlu’nun “Gürcülerin Tarihi” (Ant),  İsmetzade Doktor Mehmet Arif’in “Gürcü Köyleri” (Sinatle), Eugenio Dallegio D'Allesio’nun “İstanbul Gürcüleri” (Sinatle), David Marshall Lang’ın Gürcüler” (Ceylan), Sandro İbereli’nin  “Gürcü Halkının Tarihi” (Cinius), Şanver Akın/ Şalva Tevzadze/ Sandro İbereli/ Saba Artvineli’nin “Sandro’nun Hayatı” (Cinius), Ramaz Surmanidze’nin “Mustafa Yakut/ Guram Himşiaşvili”, Fahrettin Kırzıoğlu’nun “Osmanlılar'ın Kafkas Elleri'ni Fethi” (TTK), Zaza Tsurtsumia’nın“Osmanlı-Rusya İlişkilerinde Abhazya” (Yeditepe), Valiko Paculiya’nın “2. Dünya Savaşında Abhazya”(Apra), Selçuk Sımsım’ın “Abazaların Politik Tarihi” (Apra), Hayri Ersoy’un “Çerkes Tarihi” (Tümzamanlar) ile “Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler” (Nart),  Gerg Amıcba’nın “Ortaçağ'da Abhazlar Lazlar” (Nart), Murat Kasap’ın93 Harbi Batum Muhacirleri”(Gürcistan D. D.),  Yunus Zeyrek’in “Acaristan ve Acarlar”, Taner Gökdemir’in “Kızıl Acaristan Salnamesi (1922) Güneybatı Kafkasya’da Tarih Kimlik ve İdeoloji” ve Ali İhsan Aksamaz’ın “Doğu Karadenizde Resmî İdeolojiler Kuşatması”(Belge) ile “Laz Aydınları ve Sorumluluk” (Sorun) adlı kitaplarını mutlaka edinmeli, okumalı ve kitaplığınızda da bulundurmalısınız.

 

           

                                                                                                                                                                                                                                                                                                             (29 III 2020) 

Ali İhsan Aksamaz

                                                                                                                                  aksamaz@gmail.com

 

https://sonhaber.ch/gurcu-aydinlarinin-yayincilik-faaliyetleri/

https://hyetert.org/2020/04/08/gurcu-aydinlarinin-yayincilik-faaliyetleri/

 https://www.circassiancenter.com/tr/gurcu-aydinlarinin-yayincilik-faaliyetleri/

 

 

Gürcü Alfabesi ve Gürcücenin Gelişimi

 

 


 

 

Gürcü Alfabesi ve Gürcücenin Gelişimi

 

 

 

 

"Muhtaçlara rızık, kölelere özgürlük ver,

Yetimler, Yoksullar şenlenip yücelsinler!"

Şota Rustaveli

 

 

 

20. yüzyılda, gecikmiş ulus-devletleri yaratmanın “doğal” bir sonucu olarak bazı diller yok sayıldıkları ve yok edilmeye çalışıldığı için günümüzde yeryüzünde tam olarak kaç dilin konuşulduğunu tespit etmek tam bir uzmanlık konusudur. Bazı dillerin yok sayılması ve yok edilmeye çalışılması süreci yalnızca kapitalist eksende yer alan ülkelerde değil, sosyalist eksende yer alan ülkelerde de yaşandı.

 ქართული ანბანი” /“Kartuli Anbani”/ “Gürcü Alfabesi” dünyanın en eski alfabelerinden bir tanesidir. Nakış güzelliğindeki bu alfabe yaklaşık 1500 yıllık bir geçmişe sahip. “Gürcü Alfabesi” zaman içinde gerek harf sayısı ve gerekse de yazım karakterlerinde bazı değişiklikler geçirerek günümüzde kullanıldığı hali almıştır.

“Gürcü Alfabesi”nin ortaya çıkış zamanı konusunda değişik görüşler bulunmaktadır.  K. Akhvlediani şunları yazmaktadır:

“Bir tarihçi, “Gürcistan”ın (Kartli’nin) ilk çarı hakkında bahsederken … kaydediyor ki;  Kartlos’un neslinden gelen Parnavaz, Kartli’nin birinci çarıydı. O, her yerde Gürcü dilini yaymıştır. Kartli’de Gürcü (Kartuli) Dilinden başka dilde konuşmazdı. Ve o, Gürcü yazısını meydana getirmiştir.’ Fakat bu malûmat teyit edilemez, çünkü şimdiye kadar bu rivayeti tasdik edecek ne eski yazılar ne de başka materyal bulunmuştur.”

Bir görüşe göre, Ermeni Alfabesini ortaya koyan Aziz Mesrop Mastotz (yaklaşık 350-439/440), “Gürcü Alfabesi”ni de meydana getirmişti. Bir başka kaynağa göre ise, “Gürcü Alfabesi” bir olasılıkla, 5. yüzyılda Grek Alfabesinin etkisiyle Hıristiyan misyonerler tarafından oluşturulmuştu.

Kaynaklar, “Gürcülerin” Hıristiyanlığı 4. yüzyılın başlarında Kapadokyalı Azize Nino’nun vaazlarından etkilenerek benimsediklerini yazar. 330’larda Kartli Kralı Mirian, Hıristiyanlığı resmî din ilân etmişti.

N. Berdzenişvili ve S. Canaşia,  “Gürcüstan Tarihi” adlı kitaplarında, Gürcülerin Hıristiyanlaşmaya başladıkları süreçle ilgili olarak şunları yazmaktadır:

“ … Kapadokyalı tutsak bir kız Azize Nino, Kartli’ye gelerek Kral Mirian’ın eşi Kraliçe Nana’ya dinî vaazlarda bulundu. Bu dini benimseyen Kraliçe Nana ardından kocası Mirian’a da Hıristiyanlığı kabul ettirdi. Kral Mirian, Hıristiyanlığı “მცხეთა”/ “ Mtskheta” Halkına da tavsiye edip kabul ettirmekte gecikmedi…  Kral Mirian, Eristavların koruyuculuğu altında (Bugünkü Gürcistan’ın bölgelerinden biri olan) “ქართლი”/  “Kartli” Halkı arasına misyoner vaazcılar gönderdi. Hıristiyanlığı halkına benimsetemeyeceğinden endişe ediyordu. Gerçekten köylüler ve aşağı tabakadan emekçi halk bu yeni dine şiddetle karşı çıktı.

Kapadokyalı tutsak kız Nino, dağlı Gürcülere vaaz vermeye gitti. Vak’anüvislere  göre, öfkeli halk dişlerini gıcırdatarak bu vaazlara tepkisini gösterdi… Bir Eristavi, kılıcını kınından çıkararak havada döndürdü. Halka tehditler savurmaya başladı. Halk, kralın askerinden korktuğu için ayaklar altında çiğnenip ezilen totemleri korku ve endişe ile seyretmekten başka bir şey yapmadı. Hıristiyanlık dini, Gürcü Halkı arasında işte böyle kılıçla, kanla yayılmaya başladı. Tüm bunlara karşın daha uzun yıllar Hıristiyanlığın giremediği yerler vardı “Gürcüstan”da…”

Kartli’de “Gürcülerin” Hıristiyanlığı kabul etmeleriyle birlikte, Hıristiyanlığı kabul eden diğer topluluklarda olduğu gibi, (Hıristiyanlığa ait) dinî metinlerin Gürcücenin Kartluri lehçesine/ diyalektine çevrilmesine ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyaç sonucu olarak da bir alfabe oluşturulması ihtiyacı ortaya çıktı.

 

 


 Gürcü Alfabeleri: Mkhedruli Anbani, Asomtavruli Anbani ve Nuskha Anbani

 

 

İlk “Gürcü Alfabesi, “ასომთავრული/“Asomtavruli”dir. Bu alfabeye harf şekillerinden dolayı  მრგლოვანი”/“mrglovani”/”yuvarlak” yazı da denilmektedir. Harfler aynı boydadır ve soldan sağa doğru yazılır. “Asomtavruli Anbani” 38 harften meydana gelmektedir. Bu alfabe 5. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

“Asomtavruli Anbani”, çabuk yazım için elverişli değildi. Bu sebeple 10. yüzyıldan başlamak üzere “ნუსხა ანბანი”/  “Nuskha Anbani” kullanılmaya başlandı.

“Nuskha Anbani” daha çabuk yazılıyordu. 11. yüzyıldan sonra “Nuskha Anbani”nin yerini “მხედრული ანბანი”/ “Mkhedruli Anbani” aldı.

“Mkhedruli Anbani”, dünyevî alfabe olarak adlandırılır ve günümüzde de kullanılan alfabe olup 33 harften meydana gelir. Bu harflerin 5’i ünlüdür.

“Asomtavruli Anbani” ve “Nuskha Anbani” yalnızca dinî işlerde kullanılmamaya başladığı için, bu alfabelere “ხუცური”/ “Khutsuri” (Ruhanî) yazı denildi. Bu tabire ilk defa 1365’te yazılmış bir belgede rastlanılmıştır.

Hıristiyanlığın benimsenmeye başlanmasıyla birlikte “Yunanca”, Süryanice, Ermenice dinî metinlerin Gürcüce’ye çevrilmesine ihtiyaç duyuldu. Hıristiyanlığı kabul eden diğer topluluklarda olduğu gibi, ilk çeviri eserler İncil ve Hz. İsa’nın doğumuna ilişkin metinlerden oluşuyordu.  (Doğu Gürcistan’da) Kartli’de Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle çeviri metinlerle Gürcü Edebiyatı’nın temeli atılmış oluyordu.

Ortaçağ’da Doğu ve Batı dillerinden Gürcüceye yapılan çeviri ve uyarlamalar Gürcü  Edebiyatı’nın gelişiminde önemli bir yere sahiptir. 12. yüzyıla kadar Gürcü Edebiyatı, Din Adamlarının istifadesi için Azizlerin yaşamlarını anlatan metinler, Dinî Efsaneler gibi ruhanî edebiyatı ifade ediyordu. Bütün bu eserler elyazması idi. Zamanla din dışı konular da ele alınmaya başladı. სარგის თმოგველი/ Sargis Tmogveli’nin Farsça klasik halk öyküsünden uyarladığı  ვისრამიანი”/ “Visramiani” ile მოსე ხონელი/ Mose Khoneli’nin “დარეჯანიანი”/ “Darecaniani”,  ჩახრუხაძე/Çakhrukhadze’nin   თამარიანი”/ “Tamariani”,  იოანე შავთელი / İoane Şavteli’nin  “Abdulmesia”/” აბდულმესიანი” adlı eserleri din dışı Gürcü Edebiyatı’nın ilk örneklerindendir. Bu dönemde yazılan en önemli, aynı zamanda da Klasik Gürcü Edebiyatı’nın en ünlü eseri შოთა რუსთაველი /Şota Rustaveli’nin  ვეფხისტყაოსანი “Vepkhistkaosani”/ “Kaplan Postlu Şövalye” adlı eseridir.

 

 

Şota Rustaveli ve eseri “Kaplan Postlu Şövalye”nin 17. yüzyıla ait elyazmasından bir bölüm

 

 

Gürcü Edebiyatı’nın gelişimi, 13. yüzyıldan başlamak üzere istilâlarla kesintiye uğradı. Ancak Şota Rustaveli’nin şiir geleneği devam etti. Kral 1. Teimuraz aynı zamanda önemli bir şairdi.

18. yüzyılın ilk çeyreğinde Gürcü entelektüel yaşamını bilgin ve şair olan Kral 6. Vakhtang (1675- 1737)  belirledi. 1709’da Tiflis’te ilk basımevini kurdu ve  “Kaplan Postlu Şövalye” 1712’de ilk kez matbaada basıldı.

 

Sulkhan- Saba Orbeliani

 


Gürcü Edebiyatı, 18. yüzyılda yazar ve sözlükçü სულხან-საბა ორბელიანი/  Sulkhan- Saba Orbeliani’yle yeniden canlandı. Yine bu yüzyılda David Guramişvili ve Besiki (Baserion) Gabaşvili iki önemli şairdir.

Çarlık Rusyası sınırları içinde, Gürcü Edebiyatı 19. yüzyılda hızlı bir gelişme sürecine girmiştir. Bu yüzyılın önemli isimleri şöyle:  ალექსანდრე ჭავჭავაძე /Aleksandre Çavçavadze (1786-1846),  გრიგოლ ორბელიანი / Grigol Orbeliani (1800- 1883), ნიკოლოზ ბარათაშვილი / Nikoloz Barataşvili (1817-1845), ილია ჭავჭავაძე/ İlia Çavçavadze ( 1837- 1907), აკაკი წერეთელი / Akaki Tzereteli (1840- 1915), ალექსანდრე ყქზბეგი/ Aleksandre Kazbegi (1848- 1893), ვაჟა ფშაველა/ Vaja Pşavela (1861- 1915).

 

 

 

18. yüzyılda Kartl- Kakheti  (Gürcistan) Kralığı

 

 

18. yüzyılda Güney Kafkasya;  “Safevî/ Pers/ İran” Şahı, Osmanlı Sultanı ve Rus Çarı’nın çatışma ve hâkimiyet alanları içindeydi; ilerleyen zamanda Güney Kafkasya’da bugünkü siyasî sınırlar da ortaya çıkacaktı. Bu konuda N. Berdzeneşvili ve S. Canaşia şöyle yazıyor:

“ … İran, Osmanlı ve Ruslar Güney Kafkasya’da rekabete girdiler. Bunlardan hiçbiri Gürcüstan’ı rahat bırakmıyor, onun bağımsızlığını tanımak istemiyorlardı. Kral Erekle’nin önünde İran, Osmanlı ve Rus seçenekleri vardı. Bunlardan birine yamanmak zorundaydı. Gürcülere göre Güney Kafkasya’da Gürcü ve Rus çıkarları birbirine yakın bulunuyordu… Gürcüstan’ın Rus himayesini seçmesi onun çıkarlarına da uygun gözüküyordu…”

23 Temmuz 1783’te Kuzey Kafkasya’da bulunan Giorgievsk Kalesi’nde aynı adı taşıyan antlaşma Çarlık Rusyası ile კახეთი /“Kakheti”/”Kaheti”yi de kendine bağlamış olan  ქართლი / Kartli (Gürcistan) Kralı 2. Erekle arasında imzalandı. Bu antlaşmaya imza koyan 2. Erekle’nin sıfatları şöyleydi:

“Tanrı’nın izniyle, yüce imparatorlarının hürmetkârı ქართლ-კახეთი /Kartl- Kakheti Kralı, სამცხე-საათაბაგო /Samtshke- Saatabago, ყაზახი /Kazakhi, ბორჩალო/ Borçalo, შამშადილე / Şamşadile, კაკი/ Kaki, შამახი/ Şamakhi, შირვანი / Şirvan, განჯა /Gence ve ერევანი/ Erivan Hükümdarı 2.  Erekle.”

Son Kartli Kralı ölürken yaptığı vasiyetle, Krallığını Çarlık Rusyası’na bıraktı.(1802).

 

 


20. yüzyıl başlarında Safevî/ Pers/ İran” Şahı, Osmanlı Sultanı ve Rus Çarı’nın Güney Kafkasya’daki toprakları

 

Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’da etkili olmaya başlamadan önce, 17. yüzyılda, bugünkü Gürcistan coğrafyasında üç krallık bulunuyordu: Başkenti Tiflis olan Kartli Krallığı; kuzey-doğuda Kakheti Krallığı ve Batıda Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Krallığı. Bu krallıkların ilk ikisi  İranlılar’ın, sonuncusu da Osmanlılar’ın denetimindeydi.

 Doğu Karadeniz kıyıları, adı geçen bu üç krallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sokhumi arası Abkhazya’ya; Sokhumi-Poti arası Megrelya’ya; güneyde Poti-Batumi arası Gurya’ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlı’ya haraçla bağlıydı. Güney-batıda ise Samtskhe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler, zamanla İslâmiyet’i benimsedi ve Osmanlı’ya doğrudan bağlı birer valilik haline geldi.

1803’te Samargalo/ Megrelya, 1804’te İmereti ve Guria, 1806’da Osetler, 1810’da Abkhazya Çarlık Rusyası’na bağlandı.

1783’te Kartl- Kakheti Gürcü Kralı 2. Erekle ile Çarlık Rusyası arasında yapılan Georgievsk Antlaşması, Hıristiyan Osetya ile Hıristiyan Gürcistan’ı birbirlerine bağlayan “Gürcü Askerî Yolu”nun açılmasına ortam hazırladı.

 Transkafkasya’da ayak basabileceği ilk toprağı (yarı) gönüllü olarak Çarlık Rusyası’na veren Gürcüler baskılara uğradılar.

19. yüzyılın tamamına yakın bir zaman dilimi içinde Gürcü Dil ve Kültürü baskı altına alındı. Doğal olarak Rusça resmî dil oldu. Gürcü Kilisesi’nin bağımsızlığı da gayrı resmî olarak ortadan kaldırıldı. Ülke birbirlerinden ayrı gubernialarla yönetildiği için Rusya İmparatorluğu içindeki Kartl- Kakheti’de de, Gürcistan’nın bugünkü sınırları içinde de o zaman bir Gürcü Devleti bulunmuyordu.

 

 


Çarlık Rusyası’nda İlia Çavçavadze'nin editörlüğünu yaptığı Gürcüce “İveria” Dergisi ile aynı adı taşıyan gazete

 

 

İlia Çavçavadze, Çarlık Rusyası’nın toprakları içinde yaşayan Gürcüler arasında okuryazarlığın yaygınlaştırılması için çaba harcadı. Gürcü Tiyatrosu’nun yeniden canlanmasında önemli katkıları oldu. Bir süre “İverya Dergisi”nin editörlüğünü yaptı.  1907’de evinin yakınında öldürüldü. Çarlık Rusyası’nın gizli polisi tarafından öldürüldüğü sanılmaktadır.

Çarlık Rusyası’ndaki Megrel Aydınları’nın da Megrelce okuryazarlığı yaygınlaştırmak için Gürcü Alfabesi ve/ya Kiril Alfabesi’yle ne tür kurumsal çalışmalar yaptıklarını (şimdilik) ayrıntısıyla bilemiyoruz.

 

 


Çarlık Rusyası'nda eğitimci İakob Gogebaşvili tarafından 1876'da yayınlanan ilk Gürcüce ders kitabı: “Deda Ena”/ “Anadili”

 

 

Çarlık Rusyası’nın yönetimi altındaki bu bölgede, eğitimci İakob Gogebaşvili, Gürcüler arasında okuryazarlığı yaygınlaştırmak için 1879’da bir cemiyet kurdu. İlk Gürcüce okul kitapları İakob Gogebaşvili (1840- 1912) tarafından hazırlanmıştır.  Rusça’nın resmî dil olduğu bir bölgede, Gürcüce’nin yaşatılması için tehlikeleri göze alan İakob Gogebaşvili’nin Gürcüce’ye akraba diğer dillerle ilgili tavrı oldukça ilginçtir!

George Hewitt, İakob Gogebaşvili’den alıntılar yapıyor ve yorumluyor:

“Gogebaşvili’nin ilk makalesi, Megrelya ve Svanetya’daki dil öğretiminin “bazı yerel diyalektlerde” değil “anadille” olması yönündedir. Buradan anlıyoruz ki, Gogebaşvili’ye göre; Megrelce ve Svanca diyalekttir, buna göre de; Megrel ve Svanlar’ın anadili Gürcüce olmalıdır. Bu yaklaşımı Gogebaşvili’nin kendi yazdıklarından aktaralım:

‘Çok iyi bilindiği gibi, yerel olarak kullanılan kabilesel diyalektlerin yanı sıra, her ırk, bu ırkın her parçası için ortak bir hazineyi ifade eden ve anadil olarak adlandırılan esas bir dile sahiptir. Bütün okullarda eğitim anadille verilir ve “yerel çocukların” iyi anlamadıkları yaygın kelimeleri ifade etmek ve tanımlamak için yerel diyalektleri kullanırlar. Böylesi zekice bir uygulama, ırkımızın Hıristiyanlığı kabul ettiği ve kendisi için okullar açtığı zamandan beri Gürcüstan’ımızda mevcut oldu. 4. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar bütün okullarımızda, Karadeniz’den Dağıstan sınırlarına kadar, sadece yaygın anadilde yazılmış olan kitaplar kullanıldı. Yerel olarak anlaşılmayan kelime ve deyimleri açıklamak amacıyla, öğretmenler açıklamalarda yerel terim ve deyimleri kullanacaklardı. Örneğin, Megrelya ve Svanetya’da, öğrenmeyle birlikte, ‘anadili’ tamamıyla anlamayı da yaygınlaştıracaklardır... (...) Ama şeytan uyumuyor. Karadeniz’in sahillerini bölmek, parçalamak ve Batı Gürcüstanlıların gerçek anavatanını zayıflatmak için bir özlem besliyor. Ve araçları da çok geçmeden buldu: Megrelya ve Svanetya’nın ortak topraklardan, ortak vatanlarından ayrılması.’ (C. II, s. 358-359)

Gogebaşvili’nin ikinci makalesinden de şu görüşlerini alıyoruz:

“Hıristiyanlığı, Doğulu Gürcülerden üç yüz yıl daha önce kabul eden Megreller, İsa Mesih’i yücelttiler ve ibadetlerini esas dilleri Gürcüce’yle yerine getirdiler, bunu tamamiyle kendi iradeleri ve sosyal içgüdülerinin gereği olarak yaptılar... Kendi “yerel diyalektlerini evde konuşurken, başlangıcından beri Gürcü alfabesinin kendi alfabeleri olduğunu kabul ettiler ve Gürcüce’yi de kendilerinin edebiyat dili addettiler.’(s. 460-461)

Bu görüşler inandırıcı mı? Olmadıklarını düşünüyorum.

Gürcüler, Megreller ve biraz daha uzaktan Svanlar arasındaki genetik bağ konusunda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır.

Eğer Gogebaşvili’nin mantığı, eleştirilmeksizin kabul edilirse “anadilleri” olarak Gürcüce varken, Megreller ve Svanlar’ın kendilerine has başka diller geliştirdikleri sonucuna varılacaktır. Böylesi bir durum açıkça bir anlamsızlıktır.

Eğitim hakkında, Gürcistan coğrafyasındaki her çocuğun, Hıristiyanlığın kabulünden bu yana, son 17 yüzyıldır, Gürcü alfabesiyle, Gürcüce eğitim gördüğünü ciddî olarak kabul etmemiz gerektiği mi kastediliyor; Gürcü, Megrel ve Svan çocuklarına bu süre boyunca kesintisiz Gürcüce bir eğitim mi verildi? Geçmişi 17 yüzyıla dayanan, böyle bir eğitime sahip bir ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü?

1913’te bile, bütün Gürcistan’da sadece 733 ilkokul ve 34 ortaokul bulunuyordu ki, bu okullar da okul yaşındaki çocukların sadece üçte birine cevap verebiliyordu.

Ancak Sovyetler’in uygulamasıyla (1920’lerden itibaren) okul yaşındaki bütün çocuklar ilkokul eğitimi imkânına kavuşabildiler. Sovyet sistemine geçildiğinde, okul yaşını geçmiş olan bir Megrel bayan tanıdım, 1980’lerde öldüğünde hâlâ okur-yazar değildi. Sıradan Megrel ve Svanlara Gürcü dilini 4. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar öğreten(!) okullar acaba neredeydi?”

Zakaria Laşkaraşvili, Megrel ve Lazların ikiye bölünme sürecine ilişkin olarak şu tespitte bulunuyor:

“Güneyden gelen düşman akınlarından kaçan Gürcüler Laz-Megrel topraklarının orta beline yüklenerek ülkeyi ikiye böldüler. Böylece Laz-Megrel birliği sığınmacı Gürcüler tarafından parçalanmış oldu.” 

Bu konuda Peter Gold ve Frank J. Gillis da Zakaria Laşkaraşvili’yi destekliyorlar:

“Sekizinci yüzyıldan başlamak üzere batıya sığınan şimdiki “Guryalılar” ve “Acarlar”, Lazların Megrellerin ana yapısından kopmasında sorumluluğu olan halktır.”

Bugünkü Gürcistan’da Gürcü Dili ve Edebiyatı için şüphesiz iki önemli dönemeç var. Bunlardan birincisi Gürcülerin Hıristiyanlığı kabul etmeleri sonucu Gürcüceye başka dillerden yapılan dinî çevirilerle atılan temel, ikincisi de 25 Şubat 1921’de Gürcistan’da Sovyet Yönetimi’nin kurulmasıyla Gürcüce’nin de “resmî dil” olmasıdır.

Yaklaşık 1500 yıllık kendisine has bir alfabeyle sahip olan “Gürcü Edebiyatı”, bilimin bütün dallarında büyük bir zenginliği ifade etmektedir. Doğu Hıristiyan Dünyası’nın en eski ve en zengin edebiyatlarından biri olan “Gürcü Edebiyatı”, Ortaçağ ve Hıristiyan Edebiyatı’nın günümüzdeki önemli bir arşivi olma özelliğini de taşımaktadır.

Günümüzün Gürcü Edebiyat Dili, Kartli Gürcüce’si temelinde ortaya çıkmıştır ve 19. yüzyılın ortalarında biçimlenmiştir. Gürcüce’nin çeşitli lehçeleri/ diyalektleri de var: Kartlililer, Kakhetililer, İngololar, Tuşlar, Khevsurlar, Pşavlar, Mokhevler ve Mtiullar Doğu Gürcüce lehçelerini/ diyalektlerini; İmeretililer, Raçalılar ve Guryalılar Batı Gürcüce lehçelerini/ diyalektlerini konuşurlar. Acarlar, Guryalılarla aynı Gürcü lehçesini/ diyalektini konuşurlar.

Sovyetler Birliği Yönetimi, Gürcü Alfabesi’ni ve Gürcüce’yi sahiplendi ve Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde kurumsal olarak yaygınlaşması için hiçbir maddî ve manevî fedakârlıktan kaçınmadı.

Gürcüce; Zanca/Kolkhuri Nena ( Megrelce ve Lazca) ve Svanca ile birlikte “Güney Kafkasya Dil Ailesi”ni oluşturur.  Bu dillere “Kartveluri Dilleri”  de denilmektedir.  Bu dilleri konuşanlar arasında karşılıklı olarak birbirlerini anlama yalnızca Megrelce ve Lazca konuşanlar arasında mümkündür.

 

 


Sovyetler Birliği’nde Megrelya’da 1930'larda Gürcü Alfabesi'yle Megrelce olarak yayınlanan gazeteler: “Qazaqişi Gazeti”, “Maxorxali”, “Samargaloşi Çai”, “Samargoloşi Tutumi”

 

 

 

Sovyetler Birliği Yönetimi, yaklaşık 1930’ların sonlarına kadar Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki Megrellere ve Lazlara kısıtlı da olsa “Kültürel Haklar” tanıdı ve destekledi. Ancak daha sonra Megrelce, Lazca ve Svanca, sanki “konuşanı hiç kalmamış diller gibi” yalnızca akademik çalışma düzeyine indirgendi. Megreller, Lazlar ve Svanlar yok sayılarak nüfus kayıtlarına “Gürcü”/ “Kartveli” olarak geçirildiler. Bu sebeple, günümüzde Gürcistan’da anadili Gürcüce olan “gerçek Gürcüler”le, ikinci dili Gürcüce olan Megrel, Laz ve Svanların gerçek sayıları bilinememektedir.

 

1929'de Sovyetler Birliği’nde Abkhazya'da yayınlanan Lazca Gazete: “Kızıl Yıldız” ile  Laz Alfabesi: “Alboni”

 

 

David Kldiaşvili (1862- 1931), Vasil Barnovi/ Barnaveli (1857-1934), Miheil Cavahişvili (1880- 1937),  Niko Lortkipanidze (1880- 1944), Grigol Robakidze (ö. 1962)  Leo Kiaçeli (1884- 1952), Konstantine Gamsakhurdia (1891- 1975), Aleksandre Abaşeli (1884- 1954), Galaktion Tabidze ( 1892- 1959), Giorgi Leonidze ( 1899- 1966), İrakli Abaşidze (d. 1909), Grigol Abaşidze (d. 1914),  gibi çağdaş Gürcü Edebiyatı’na eserler vermiş kişiliklere sahiptir.

“Gürcü Dili, üç milyondan fazla konuşanı, zenginleşen edebiyatı, medyada ve okullarda kullanımıyla geleceği güvence altındaki tek yerli Kafkasya dilidir. Aynı şeyleri Gürcüce ile aynı dil ailesinden olan Megrelce, Lazca ve Svanca için söylemek ne yazık ki mümkün değil.

1930’ların sonlarında Sovyet Yönetimi tarafından dikte edildiği gibi, (Gürcistan’daki) Megrellerin, Lazların ve Svanların “Gürcü”/ “Kartveli” olarak sınıflandırılmaktan mutlu olup olmadıkları konumuz dışındadır. Ancak Megrelce, Lazca ve Svanca Gürcüce’den farklı dillerdir. Eğer bu yazılı olmayan dilleri akademik çalışmaların ötesinde teşvik etmek için bir şeyler yapılmazsa, eğer Megrel, Laz ve Svan çocukları kendi anadillerinde daha az mahir olurlarsa, bu diller elbette zayıflayacak ve yok olacak.  Ne yazık ki, yalnızca bu konuyu gündeme getirenler, “otorite” tarafından bölücülüğü cesaretlendirmekle suçlanmaktadır. Eğer bu dillere bölgelerinde Gürcüceye eşit statüler verilirse, zaman içinde, büyüleyiciliği,  şimdiden tahmin bile edilemeyecek bir edebiyat oluşacaktır.”

Gürcü Alfabesi, Gürcüstan’da resmî Dili olan Gürcüce’nin yazımından başka, “akademik çalışmalar” için hazırlanan Megrelce, Lazca ve Svanca metinlerin yazımında da kullanılmaktadır. Gürcü Alfabesi; Osetçe’nin İron lehçesinin/ diyalektinin ve Abkhazca’nın yazımlarında da bir süre kullanılmıştır.

 

 


Günümüzde Abkhazya’da Gürcü Alfabesi'yle Megrelce olarak uzun yıllardır yayınlanan gazete: "Gali" ve yine Abkhazya'da Gürcü Alfabesi'yle yayınlanmış Megrelce bir ders kitabı: “Çkini Nina”/ “Dilimiz”

 

 

Gürcü Alfabesi’nin her bir harfi, dilde işaret ettiği bir sese aittir. Dil ile yazı arasında tam bir uygunluk mevcuttur, söylendiği gibi yazılır. Bu konuda W. E. D. Allen  şunları yazıyor:

“Gürcü Alfabesi, çok sadalı Gürcü dilini tamamıyla doğru gösteriyor… her sadaya ait bir harf vardır. Her harf, tam açık surette telâffuz ediliyor. Bu noktaî nazardan hiçbir alfabe, Gürcü Alfabesi’yle mukayese edilemez.”

Dağıstan’da ve Çeçen- İnguşların yaşadıkları bölgelerde de, mezar taşlarında, binalarda, kiliselerde Gürcü Alfabesi’yle yazılmış pek çok yazı bulunmuştur. Bu yazılar her iki dilde, yani hem Gürcüce ve hem de yazıldığı yörede konuşulan yerel dillerinde yazılmıştır. A. Çikobava ve T. Gudava, bu yazılar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Kuzey Kafkasya Halklarının Gürcüce veya yerel dillerinde yazısını kullanmış olmaları, Gürcü Halkı ile Kuzey Kafkasya Halkları arasında yüzlerce yıllık bir kültür ve tarih bağının bulunduğunu göstermektedir.

+

 (KAYNAKLAR: V. Akhvlediani, / “Kartuli Damtserloba”, Tbilisi, 1973; Ali İhsan Aksamaz, “ Dil-Tarih-Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, Sorun Yayınları, İstanbul, 2000;  N. Berdzenişvili/ S. Canaşia (Çeviren: Hayri Hayrioğlu Malaqmadze), “Gürcüstan Tarihi”, Sorun Yayınları, İstanbul, 1997; Fahrettin Çiloğlu, “Gürcülerin Tarihi”, Ant Yayınları, İstanbul, 1993;  R. Gachechiladze, “Soviet Georgia”, Tbilisi University Press, Tbilisi, 1977; Hayri Hayrioğlu Malaqmadze, “Büyük Şota’nın İki Dizesi Üzerine”, Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 1 (8), 1993; Fehime Yazıcı (Ali İhsan Aksamaz) “ Gürcü Alfabesi ve Gürcü Edebiyatı’nın Kaynakları ve Gürcüce’ye Akraba Dillerin Durumu”, Tarih ve Toplum, Sayı 199, Temmuz 2000, İletişim Yayınları, İstanbul; George Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Çeçenler ve Komşuları”, Birikim, Sayı 78, Ekim 1995; George  Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Güney Kafkasya ve Megrel-Lazların Kültürel Hakları”, Birikim, Sayı 85, Mayıs 1996; George Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “ Diller Dağı: Kafkasya”, Tarih ve Toplum, Sayı 189, Eylül 1999; G. Khutsishvili, Tbilisi,  Progress Publishers, Moscow, 1981; M. Kraveishvili/ G. Nakhutsrishvili, “Teach Yourself Georgian”, The Georgian Society For Cultural Relations With Compatriot Abroad, Tbilisi, 1972;  M. Lortkipanidze/ İ. Katcharava, “ A Glimpse of Georgian History”,  Tbilisi, 1983; M. Lortkipanidze Redaktör/ Editör: G. B. Hewitt), “ Georgia in the XI-XII Centuries, Ganatleba Publishers, Tbilisi 1978;  Peter Gold/ Frank J. Gillis, Indiana University, Archives of Traditional Music Folklor Institute, Bloomington, USA, 1972; Stefanos Yerasimos, “Milliyetler ve Sınırlar, İletişim Yayınları, İstanbul; Zakaria Laşkaraşvili (Çeviren: Hayri Hayrioğlu Malaqmadze) “Yüzyıl Önce Ç̆aneti”, Ogni Kültür, Dergisi, Sayı 1)  

 

 

(1 V 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz @gmail.com

 

 https://sonhaber.ch/gurcu-alfabesi-ve-gurcucenin-gelisimi/

 https://www.circassiancenter.com/tr/gurcu-alfabesi-ve-gurcucenin-gelisimi/

 

https://www.circassiancenter.com/tr/gurcu-aydinlarinin-yayincilik-faaliyetleri/