“Dil
insanın evidir…”
(Ön açıklama: Bugün de bir misafirim
var. Misafirim Selçuk Balkar. Akademisyen. Öyle biliyorum. Selçuk Bey, bir
Çerkes ve Çerkes Aydınlarından önemli bir tanesi. Ben kendisini 2012 yılından
beri tanıyorum. Çerkes Çalıştayından beri. Bu Çalıştay Kocaeli,
Derbent’te 25-26 Şubat 2012’de yapıldı. Bu çalıştay, (Ç.H.İ.) Çerkes
Hakları İnisiyatifi tarafından düzenlenmişti. Ben, Selçuk Bey’i oradan
tanıyorum. Öyle hatırlıyorum. Sonra, 14 Ağustos 2014’de Ankara’da karşılaştık.
Kendisi de, ben de (Ç.D.P.) Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin 34
kurucusundan ikisiydik. Aynı yıl, 2014’de bir eseri, bir kitabı yayımlandı:
“Çerkes ve Yunan Mitolojilerinden Karşılaştırmalı Tematik Okumalar.” Sonra bu
kitabı, 2015’te yeniden yayımlandı. Bu, genişletilmiş ve zenginleştirilmiş
baskıydı. Biliyorsunuz; TRT, Afrika’nın bazı kabile dillerinde bile yayın
yapıyor, ancak Abkhazca, Lazca ve Çerkesçe yayın yapmıyor. Çerkes
Aydınları, bu durumdan dertliler. TRT’yi, Çerkesçe yayına çağırmak için Kayseri’de,
bu yıl 16 Eylül’de bir miting düzenlendi. Selçuk Bey, bu
miting komitesinin öncülerindendi; öyle biliyorum. Selçuk Bey ile bir söyleşi yaptım.
Bu metin, o söyleşiden. Ali İhsan Aksamaz, 24. XI. 2018)
+
Ali İhsan Aksamaz:
Selçuk Bey; biliyorum, siz Çerkes kökenlisiniz. Rusya İmparatorluğunun Çarı
tarafından Kafkasya’dan sürülen Çerkeslerdensiniz. Kaçıncı nesildensiniz?
Selçuk Balkar:
Sanırım ben beşinci kuşaktanım.
Ali İhsan Aksamaz:
Çerkesya’da hangi köydensiniz. Nerede doğdunuz? Hangi okullarda okudunuz?
Mesleğiniz nedir? Hangi işi yapıyorsunuz? Evli misiniz? Çocuklarınız var mı?
Eski soyadınız nedir?
Selçuk Balkar:
Bildiğim kadarıyla bizimkiler Doğu Çerkesya’dan Küçük Kabardey denen bölgeden
gelmişler. Orada bıraktıkları köyün adı Anzorey. Türkiye’de ise Kayseri
Uzunyayla’da Yinerıgoy adlı köye yerleşmişler.
Sosyoloji
mezunuyum. Siyasal’da Yüksek Lisans yaptım. 15 Temmuz darbesi girişimi
nedeniyle, Rusya’da başladığım doktoram yarım kaldı. Şu anda gündem de
doktorayı bitirmek var. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde Araştırma Görevlisiyim.
Evliyim ve iki oğlum var. Çerkesçe soyadımız Balkar.
Ali İhsan Aksamaz:
Şimdi de kitabınızdan konuşalım. “Çerkes ve Yunan Mitolojileri…” adlı
kitabınızdan konuşalım. Bu kitapta hangi konuları dile getiriyorsunuz? Bu
kitabı niçin yazdınız?
Selçuk Balkar:
Çerkes ve Yunan Mitolojileri Üzerine Tematik Okumalar kitabı temelde Yunan
mitolojisinin iki ana yazarı Hesiodos ve Homeros’un kitapları ile Çerkes Nart
mitolojisini karşılaştırıp edüt eden bir kitaptır. Elimizde bulunan Çerkes Nart
Mitolojisi 8 cilt. Ancak Türkçeye henüz çevrilmemiştir. Hesiodos’un Günler ve
İşler adlı kitabı ile Teogonia adlı kitapları ve Homeros’un İlya’da ve
Odisseiaadlı kitaplarını tartıştık bu kitapta.
Kitap
kendi içinde iki bölümden (aslında iki kitaptan) oluşuyor. İlk bölüm “Olimpos
ve Harama Uaşha’nın Sakinleri” başlığı altında tartışıldı. Olimpos ve Harama
dağları kozmik dağlar olarak görünüyor ve bu dağlar aslında Çerkes ve Yunan
mitlerinin merkezinde yer alıyor. Yunan mitolojisinde Olimpos’da yaşadığı var
sayılan antropomorfikler ile Çerkes Nart mitolojisinde Harama Dağı’nda yaşadığı
kabul edilen Nartları bu başlık altında karşılaştırdık. Bu bölümde daha çok
Hesiodos’un eserleri baz alındı.
Kitabın
ikinci bölümü ise “Ölüler Ülkesi” başlığını taşıyor. Bu bölümde daha çok
Homeros’un İlya’da ve Odisseia’sını ele aldık.
1910’lu
yıllarda İstanbul’da kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti bünyesinde tarih ve
mitoloji konularını da araştıran bir grup aydının varlığı dikkatimizi çekiyor.
Bunlardan Met Çunatıko Yusuf İzzet İlyada ve Odisseia üzerine yazdığı
makalelerle öne çıkmıştır. Met Çünatıqo, İlyada tekstinde geçen
savaşın Kafkasyalı kabileler ile Hint-Avrupalı işgalciler arasında geçen bir
savaş olduğunu ileri süren ilk kişidir. Sonra Met Çünatıqo, Odisseia adlı eseri
incelemiş ve Troya savaşından sonra ülkesine dönmek için mücadele eden İthaka
kralı Ulisse’nin hikâyesini etüt etmiştir. Met Çünatıqo, Odisseia adlı eserdeki
kahramanımız Ulisse’nin aslında Batı Kafkasya’ya uğradığını ve eski Çerkesya’da
seyahat ettiğini tesbit etmiştir. 1930’lu yıllarda ise Prof. Dr. Aytek Namitok,
Sorbonne Universitesinde yazdığı Çerkeslerin Etnik Kökeni adlı kitapta konuyu
tekrar ele almış ve aynı sonuçlara varmıştır. Yine Kanada’lı mucit ve bilim
adamı Reginald Aubrey Fessenden 1925 yılında basılan THE DELUGED
CIVILIZATION OF THE CAUCASUS ISTHMUS- Tufan Öncesi Kafkas Kıstağı Medeniyeti
adlı kitabında aynı sonuçlara ulaşmıştır.
Bu
adlarını saydığımız yazarlara göre; Çerkesya ve Çerkes halkı Troya
ile akraba olan Kelt-Ligür-Pelasg-Karia-Trak kabileler dünyasının bir
parçasıdır. Çerkes etnogenesisinde (Çerkes gen havuzu) bu halkların
ağırlıklı etkisi vardır. Fessenden de Eski Yunan mitlerindeki temel
seyahatlerin Batı Kafkasya yani Çerkesya’ya yapıldığını iddia ederken bu
temanın Ölüler Ülkesine Seyahat olarak adlandırıldığını da belirtir. Ona göre;
Homer’in Odisseia’sındaki kahraman Ulisse önce Çerkesya sahilinde gezmiş, sonra
Kuban ırmağı üzerinden Çerkesya’nın içine inmiş ve Troya Savaşı’nda ölenlerin
ruhlarıyla konuşmuştur. Fessenden bu çalışmasına bir de harita koymuştur.
Fessenden
genel olarak Güneş Kültünden beslenen medeniyetlerin Kafkasya ile alakalı
olduğunu bununda Kafkas Dağları ile güneşin (Ekinoks-Gündönümü dönemlerinde)
paralel olmasıyla alakalı olduğunu iddia etmiştir. O hazırladığı bu haritada
Eski Mısır’dan Yunanlılara kadar hangi medeniyetlerin Kafkasya’da hangi
bölgelerden beslendiğini ve nereleri kutsal saydıklarını tek tek
işaretlemiştir.
Biz
bu kitapta bu üç değerli araştırmacının tezlerine yer yer değindik. Ancak biz
fazladan olarak eldeki Çerkes Nart mitolojisi tekstleri ile Yunanlı ediplerin
yazdığı tekstleri de tematik olarak karşılaştırdık.
Bu
çalışma aslında yedi cilt olacak bir Çerkes Nart Mitolojisi etüt çalışmasının
ilk kitabıydı. İkinci kitabı ise Kafkasya’da Kabardey Balkar Cumhuriyetinde
2017 yılında bastırdık. Şu anda Nalçik’te Çerkesçe olarak basılan “Nartlar
Neterler Anunnakiler” kitabının İngilizce çevirisiyle ilgileniyoruz.
Aslında
tarihsel olarak Çerkesya Anadolu ile sürekli ilişkisi olan bir bölgedir. Mesela
M.Ö. 85’lerde Mitridates VI Eupator, Romalıların Anadoluyu işgaline karşı
verdiği savaşlarda bazen ordugâhını Kırım ve Kerç bölgesine taşımış ve
Çerkesya’dan topladığı halklardan oluşan ordularla Anadolu’ya tekrar inerek
işgale karşı Roma lejyonlarıyla savaşmıştır. Romalılar Mitridates’i bir
suikastle ödürttüğünde de Mitridates, Çerkesya-Batı Kafkasya ve
Fransa’daki Keltlerden kurduğu ordularla Roma’ya inme planı
yapmaktaydı.
Nitekim
Anadolu’da ortaya çıkan Stoa ekolünün takvimleri ve Mitracılık dini de Çerkes
Nart mitolojisindeki Sosrıqo’nun taştan doğması gibi taştan doğan Mitra kültü
etrafında şekillenmiştir. Ve Mitridates VI Eupator Stoa ekolünün doğduğu
Kilikya’da deniz donanmaları yaptırarak Romaya karşı savaşmış bir kahramandır.
Mitridates VI Eupator dönemi Çerkesya ile Anadolu’nun Roma işgaline karşı
birlikte savaştığı bir dönemdir. Ve kültürel etkileşimde bu dönemde hayli
canlıdır. Yine Kapadokya’da karşımıza çıkan MA ana Tanrıça kültü de Kırım ve
Kafkasya kökenlidir.
Sonra
Çerkeslerin etnogenesisinde etkisi olan Sind-Meot-Bisaltai gibi kabileler
aslında Trak kabileleridirler. Ve Troya Savaşı’ndan sonra Akhaların bir
kısmınında Çerkesya sahillerine yerleştiklerini görüyoruz. Troya savaşının M.Ö.
1200’lerde yaşandığı kabul edilir. Akhaların bir kısmı bu savaştan sonra Batı
Kafkasya’ya yerleşmişlerdir. Mitridates VI Eupator zamanında M.Ö 85’lerde bile
Akhaların Çerkesya sahillerinde yaşadıklarını görürüz.
Ali İhsan Aksamaz:
Siz de çok iyi biliyorsunuz, dil kimliktir. Biraz da anadilinizden; Çerkes
dilinin bugünkü durumundan konuşalım. Ben biliyorum ki, Çerkeslerin
Aydını çok. Canla, başla çalışıyorlar, kitaplar yazıyorlar. Ancak
çoğunlukla da durmadan birbirleriyle de boş tartışmalar yapıyorlar. Ancak
Çerkes Dili de günden güne ölüyor, Türkiye’de. Hem bu boş tartışmalar ve hem de
Çerkes anadili üzerine neler düşünüyorsunuz?
Selçuk Balkar:
Dil insanın evidir derler. Ne var ki, Cumhuriyet kurulduğundan beri rejim
evimizi başımıza yıkmakla meşgul. Cumhuriyet ilk kurulduğu günden beri
insanlara Türkçeyi öğretmek yerine anadillerini unutturmayı ve yasaklamayı
tercih etmiştir. Bunda da belli oranda başarılı olmuştur. Çerkes Halkı, genel
anlamda travmatik bir halktır. Çarlık Rusyasıyla girdikleri yüz yıllık savaş ve
ardından gelen soykırım ve sürgün Çerkes Halkında kapanmaz yaralar açmıştır.
Cumhuriyetin
kuruluşuyla birlikte ise, yeni bir süreç başlamıştır. Türkiye Cumhuriyet’inin
kuruluşunda canı ve kanıyla savaşan tüm Halklar cezalandırılmıştır. Anadilleri
yasaklanmış ve eğitim öğretim sisteminin dışına itilmiştir. Meselâ; radyo
ülkemizde çok erken 1927 yılında kurulmuştur. Bu gün 2018 yılındayız. Ve
Türkiye Radyolarından bu güne kadar tek cümle Çerkesce konuşulmamış yada tek
nota Çerkes müziği duyulmamıştır. Sadece bu örnek bile fikir verir aslında.
Oysa
TRT, bu gün 41 dünya dilinde 24 saat internet haberciliği yapıyor. Bu diller
arasında Sahra altındaki Sıwahilice’den Afganistan’daki Dariceye kadar birçok
dil yer alıyor. Bu gün TRT’nin dış yayınlar bünyesinde yayın yaptığı dilleri
saydığımızda Çerkeslerin TRT Çerkes talebinin ne kadar haklı olduğunu anlarız.
Bkz: http://www.trtvotworld.com/
Şimdi
şöyle bir düşünelim yaşadığınız ülke Afrika’dan Çin’e kadar 41 dünya diline
bütçe ayırıp yayın yapıyor ve sizin anadilinizdeki yayın taleplerinize cevap
vermiyorsa burada bir art niyet var demektir.
Çerkeslerin
kendi aralarında sonu gelmez tartışmalara girdikleri doğrudur. Bunda
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte yürütülen korkutma ve sindirme
politikalarının etkisi var sanırım. Cumhuriyet kuruluşundan hemen sonra
Kemalizmi bir ideoloji olarak seçti ve kurtuluş savaşına canla başla katılan
her halka bir şekilde saldırdı. Burada Çerkeslerin payına Çerkes Ethem üzerinden
bir baskı düştü ve birçok kuşak Çerkes Ethem üzerinden eğitim öğretim sürecinde
baskı altında tutuldu ve sindirildi. Cumhuriyet 1923’de kuruldu, İstanbul’daki
Çerkes Teavün Cemiyeti de kapatıldı. Yani hiç zaman kaybetmediler.
1950 yılına kadar da Türkiye’de Çerkes Derneği açmak yasaktı zaten. Bu dönemde
Çerkesler araştırmalarını ve arşivlerini Polonya’nın başkenti Varşova’ya
taşıdılar. Ne var ki, İkinci dünya savaşında bu kaynaklarda yok oldu.
Sonuçta
Çerkesler ve özellikle okumuş kesim bu baskılara boyun eğdi. Bu da sorunlarını
devlete ileten ve demokrasi talep eden bir kitleden çok tartışmalarını kendi
içerisinde tüketen bir kitlenin oluşmasına neden oldu.
Bugün
Çerkesçe ölmekte olan bir dildir. Ve bu herkesten çok Çerkesleri ilgilendirir.
Çerkeslerin bu ölümü durduracak gücü var aslında. Üstelik Türkiye’nin demokrasi
birikimi de buna imkân sağlayacak güçte. Çerkeslerin görünür olmaları,
sorunlarını kamuoyunun önüne taşımaları ve taleplerini iktidara ve siyasi erge
iletmeleri gerekmektedir. Çerkesçe, devlet eliyle öldürülmüştür ve ancak devlet
eliyle diriltilebilir.
Bu
Çerkes bireylerin kişisel sorumluluklarını da kaldırmaz tabi ki. Meselâ ben,
Çerkesçeyi, okuma ve yazmayı 25 yaşından sonra öğrenmiş birisiyim. Yani; bir
yandan kendi kişisel sorumluluklarımızı es geçmeden bir yandan da elimizi
devletin yakasından çekmeden mücadele etmek zorundayız. Afrika dilinde yayın
yapan bu devlet Çerkesçe’de yayın yapmak zorundadır.
Ali İhsan Aksamaz:
Siz de, Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin kurucularındansınız. ÇDP’ nin bugünkü
durumu üzerine bir şeyler söyleyebilir misiniz?
Selçuk Balkar:
İstanbul Türkiye için bir şanstır. İstanbul olmasa her halde Türkiye birçok
sorununu çözemezdi. İstanbul başı sıkışanın nefes alabileceği Türkiye’deki tek
yerdir. Anadolu, devletin ve rejimin her anlanma ağırlığını hissettirdiği bir
yerdir. İstanbul ise, ele geçirilemez. Orada her renk kendisine bir yer bulur.
Çoğulcu Demokrasi Partisi de İstanbullulaşmış Çerkeslerin bir hamlesidir.
Çoğulcu Demokrasi Partisi bir şekilde Anadolu’dan çıkmış metropol
Çerkesleri’nin en gerçekçi hamlesidir diyebiliriz. ÇDP’nin kurulması Türkiye
Çerkesleri’nin son yüz yılda yaptığı en doğru hamledir. Ve ÇDP’yi kuran akıl,
işgalci Rusyanın ve ABD’nin de dikkatini çekmiştir. Çerkeslerin birçok sorunu,
aslında kültürel değil siyasaldır. Bu nedenle Çerkeslerin ÇDP’yi kurması
isabetli olmuştur.
Bugün
Çerkes Soykırımı’nın Meclise taşınması, Çifte Vatandaşlık Hakkı ve TRT-Çerkes
talepleri; bunlar aslında kültürel değil siyasal sorunlardır. Cumhuriyet
kurulduğundan beri Kemalist rejim dil ve kültürü bir siyasal proje olarak
yürütmüştür. Bu nedenle Çerkesçe ve Çerkes dilinden söz ettiğiniz anda aslında
bir kültürden değil bir siyasetten söz ediyorsunuz demektir.
Yeni
dönemde, nispeten İslamcı bir siyasal yapı ülkede egemen oldu. Belli alanlarda
Kemalizmi yok etti. Ancak söz konusu Çerkesçe olduğunda bu yeni nesil
İslamcılar ile Kemalistler aynı çizgidedirler. Aralarında bir fark yoktur.
Özellikle 15 Temmuz’dan sonra popüler Kemalizmin bu İslamcılar tarafından
sahiplenilmesi ilginçtir. Kemalizm asla ölmez. Ve Türkiye Çerkesleri’nin baş
düşmanı Kemalist kültür politikalarıdır. Asıl korkunç olan ise iktidardaki
İslamcılarında konu Çerkesler ve TRT Çerkes talebi olunca en az Kemalistler
kadar öfkeli olmalarıdır. 2011 de yapılan ilk TRT Çerkes mitingine dönemin
Başbakanı Erdoğan’ın verdiği tepkiyi unutmayalım: -Şimdi de Kürtler’den sonra
Çerkesler başladı! Demişti öfkeyle.
Dolayısıyla
Türkiye Çerkeslerinin bir siyasî parti altında toplanmaları bir beka sorunu
yaşayan Çerkes halkı ve Çerkes dili için oldukça önemlidir.
ÇDP,
aynı zamanda kurucuları arasında Lazlarında yer aldığı bir parti olması
nedeniyle Türkiye’de Çoğulcu Demokrasi’nin inşasında önemli bir görev
üstlenmiştir. Ve bu bence çok önemlidir. Çünkü Kemalizm Türkiye’de yaşayan
halkları yalnız yakalayıp yalnızken döverek yok eden bir rejimdir. Aynı yerden
dayak yiyen halkların birbirlerine daha yakın olmaları gerekmektedir. Yoksa
Latin atasözünde dendiği gibi olur: Aralarında birlik olamadılar ve tek tek
savaşıp yenildiler.
Ali İhsan Aksamaz:
Çerkes dili insanlıktır, diğer anadilleri gibi. Çerkes dilinin ölümü İnsanlığın
ölümüdür. İnsanlığın en eski izleri Çerkes Dili içinde de gizlidir,
diğer anadillerinde olduğu gibi. Çerkes Dili yaşayınca, İnsanlık da yaşar.
Çerkes dili ölünce, İnsanlık da, Kardeşlik de ölecek. Ben böyle inanıyorum.
Anadili, en önemli konu. Anadili yaşayınca, kimlik de yaşayacak. Dolayısıyla
da, bugün anadilin yaşaması-yaşatılması çok önemli. Ben böyle
düşünüyorum. Öyle görülüyor ki, bu yalnızca seçmeli okul
ile olmayacak. Radyo-TV yayını en önemlisi. Fakat bu da bir-iki kişinin işi
değil. Devletin işi. Çünkü bugünkü durumdan devlet sorumlu. Çerkesçe
ve diğer anadillerinin bugünkü durumu hakkında neler söylersiniz? Günümüzde
devlet tamamen Çerkesçeye ve diğer anadillerine destek vermiyor. Ne var
ki, TRT, 7/24 Kürtçe yayın yapıyor. TRT’yi, Çerkesçe yayınlara da
yöneltmek için Kayseri’de bir miting düzenlendi sizler tarafından. Bu mitinge
ilişkin bize bilgi verebilir misiniz?
Selçuk Balkar:
Evet, TRT-ÇERKES mitingleri aslında 2011 yılından beri yapılıyor. Daha önce
Ankara, İstanbul ve Kayseri’de yapıldı. Sonra Bitlis Ahlat Çerkesleri
tarafından yapıldı. Bu sene Kayseri’de yapılan ikinci TRT-ÇERKES Kayseri
mitingiydi. Yani 2011’den 2018’e kadar değişen bir şey olmadı ülkemizde.
İktidar inatla kör ve sağırı oynamaya devam etti. Bu arada TRT VOT tam 41 dünya
dilinde yurt dışına internet haberciliği yapmaya başladı. Ben Uluslararası
İlişkilerde yüksek lisans yaptım TRT nin yayın yaptığı bazı dilleri ve halkları
yeni öğrendim. Sırpça, Yunanca ve Hırvatça dışında Swahilice, Hausaca,
Melayuca, Darice ve Peştunca yayın yapıyor TRT.
Bizim
TRT ÇERKES talebinden vazgeçmek gibi bir durumumuz yok. Şartlar ne olursa olsun
bu konuda iki elimiz iktidarın yakasında olacak. Bu durumun hem İslamcı
siyasetçileri hem Kemalistleri rahatsız etmesi ilginç. Konu demokrasi olunca
iki tarafta anti demokrat kesiliveriyor. Popüler medyatik bir Kemalizm yeniden
inşa ediliyor. Burada bazı medya organları bilinçli bir politika izliyor.
Meselâ; Kayseri TRT- Çerkes mitinginden çok sonra bile Fatih Altaylı adlı
tetikçi gezetecinin “Çerkesler hak istiyorsa Çerkezistana gitsin!” demesi
ilginç. Fatih Altaylı şunu bilsin ki Çerkesler Çerkesya’da da hakları için
mücadele ediyor zaten. En son bu sene Çerkesya’da işgalci Rus askerleri ve
sloviklerle, Çerkes gençlerinin yaşadığı çatışmalar önemlidir. Tabi bunlar
Türkiye’de bilinmiyor. Ne var ki, biz Türkiye Çerkesleri buradayız. Buranın
vatandaşıyız. Öyle faşist söylemlerle kimse bizden kurtulamayacak. Hakkımızı
devletten isteyeceğiz. Hausa, Swahili ve Melayca dillerinde yayın yapan bu
devlet bize yokmuşuz gibi davranamaz.30 yıl önce Almanya’ya giden Türkler için,
Bulgaristandaki ve Makedonyadaki Türk azınlıkların hakları için her zaman
duyarlı olan devletin bu ülkenin kurucu halkı olan Çerkeslere yokmuş gibi
davranması kabul edilemez.
Bir
de şu var: Çerkeslerin Anavatanı işgale uğramıştır. Ancak Türklerin Anavatanı
da işgal altındadır. Nasıl ki, Türkiye Türklerinin ve devletinin işgal
altındaki Doğu Türkistan Türklerine hiçbir dahli yoksa bizimde işgal altındaki
Çerkesya’ya bir dahlimiz söz konusu değildir. Olamaz. Bunlar irrasyonel
söylemlerdir. Gerçek ise şudur: Türkçe Çerkesçe’den daha güzel yada daha güçlü
bir dil değildir. Ancak devlet kendi ulusal dili için tüm kaynakları tüm radyo
televizyonları ve üniversiteleri seferber ederken Çerkesçe ile ilgili hiçbir
sorumluluk almak istememektedir. Ama aynı devlet Sahra altındaki kabilelerin
dilinde yayın yapmakta ve bunu da “Büyük Afrika Açılımı” diye bize
pazarlamaktadır. O zaman bize Çerkeslere ya da Lazlara: Siz Türkiye’de
konuşulan dillere sırtınızı dönerken ne hakla Afrika dillerinde yayın
yapıyorsunuz? Deme hakkı doğar.
TRT
Kürdi’nin Kürtlerin verdiği mücadelenin bir sonucu olduğu açıktır. TRT Arapça
ise eli mahkum o kadar petrolü ve parası olan 450 milyon Arap dünyasına açılan
bir kapıdır. TRT ÇERKES ise yoktur. Yani petrolünüz ve paranız ya da ortada
adınıza savaşan insanınız yoksa ve sadece demokratik yollarla anadilinizde
yayın istiyorsanız devlet sizinle ilgilenmemektedir gibi bir fiili durum söz
konusudur. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi vatandaşlarıyla demokratik
yollardan iletişim kurmayı seçseydi bugün TRT- Çerkes 2011den beri yayın yapıyor
olurdu. Ancak devlet bilek güreşinden hoşlanıyor. Bu göçebe bir refleks. Oysa
Türkiye’de bin yıllık bir devlet geleneği var. Bu belki de Cumhuriyeti
kuranların ittihatçı askerler olmasından kaynaklanan bir sorun. Unutmayalım ki
İttihatçilar 1908-1912 meclis döneminde ilkin Arnavutlara saldırdılar.
Arnavutların Osmanlıdan kopması tamamen İttihatçıların suçudur. Aynı kadrolar
1915’de Ermenilere saldırdı. Cumhuriyet kurulduktan sonra Çerkes Ethem
üzerinden Çerkeslere baskılar başladı. Aynı kadro Tunceli’de Alevilere’de
saldırdı.
Sonuç
olarak dil ve kültür tamamen siyasal bir konudur ülkemizde. Ve TRT ÇERKES
talebiyle biz, 90 yıldır hem kardeş hem vatandaş hem Müslümanız diye söylev
üreten devletin aslında hep sadece İttihatçı olduğunu bir kez daha görmüş olduk.
Kemalizm yok olmadığı sürece Türkiye’de tam bir demokratikleşmenin yaşanacağını
sanmıyorum. Kemalizmin her dönemde yeniden hortlama ve kendisini yeniden üretme
yeteneği var. Bu bazen Fatih Altaylı gibi sonradan görme, yarı gazeteci yarı
tetikçi kişilerin şahsında da olabiliyor.
Ali İhsan Aksamaz:
Ben size teşekkür ediyorum. Kardeşlik hukuku içinde sorularıma güzelce ve
ayrıntılı cevap verdiniz. Sanırım bu kadar yeter. Sizin başka söylemek
istedikleriniz de varsa, lütfen söyleyin. Allah, çoluk- çocuğunuzla
beraber sizi hep sevindirsin!
Selçuk Balkar:
Ben teşekkür ederim. Konular derin olunca bir röportajda her şeye değinmek
mümkün olamıyor. Bana kendimi ifade şansı verdiğiniz için teşekkür ederim.
АДЫГЭ УЕЙ
УЕЙ! (Haydi Çerkesler!)

[Önerilen Okumalar: Abdullah Onay: “Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar…”, hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch; Ali Çurey, “Adige Radyosu, 90 yılı aşkın bir zamandır Adigece yayın yapıyor!”, circassiancenter.com, 11. XII. 2019; A. Cengiz Büker: “Roman, edebiyatın en ileri dalıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 25. VI. 2024; Ali İhsan Aksamaz, “(Lejenxase) Çerkes Çalıştayı’ndan Gözlemler- Notlar”, yusufbulut.com.tr/ circassiancenter.com.tr, 27. III. 2012; Ali İhsan Aksamaz, ÇDP’nin İstanbul Toplantısı”, yusufbulut.com.tr/ aliihsanaksamaz.blogspot.com, 23. I. 2015 Ali İhsan Aksamaz, “7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) Düzce Bağımsız Milletvekili Adayı Ayşe Pişkin’e Destek Toplantısı”, 24. II. 2015, yusufbulut.com.tr/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) Bursa Bağımsız Milletvekili Adayı Aydın İlhan’a Destek Toplantısı”, 13. IV. 2015, yusufbulut.com.tr/ aliihsanaksamaz.blogspot.com; Ali İhsan Aksamaz, “Laz Gençlerinin Çamlıca Toplantısından Notlar”, yusufbulut.com/ circassiancenter.com.tr, 06. IV. 2015; Ayşe Pişkin : “Teknolojiyi de kullanarak başarı olacağız!”, circassiancenter.com.tr, 24. XI. 2018; Esat Korkmaz: “Hepimiz biliyoruz ki küresel kültür bir vaatten çok, bir tehdit artık!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. IV. 2022; Güngör Şenkal: “… korkuyla sessiz kalanın korkusu kayboldu …”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. XII. 2020; Güngör Şenkal: "Her dil kendi konuşurlarının ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelişkindir", sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. II. 2025; Hıdır Eren: "Hepinize Munzur ırmağının kıyısından selâmlar”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 11. VI. 2019; İbrahim Seven: “Süryaniler çok eski zamandan beri yerleşik bir toplum!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 4. XII. 2018; İbrahim Sediyani: “Erdemliler bağnazlardan daha cesur olmadığı müddetçe dünyada fanatizm, kör boğazlaşma, ifsad ve savaşlar bitmeyecektir!”, sonhaber.ch/ sediyani.com, 15. V. 2020; Kuban Seauhmann, “Sovyet Devrimi olmasaydı, dünya üzerinde Adigece diye bir dil kalmazdı”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 12. II. 2020; Meryem Nazlı: “Herkes hayatta her zaman direngen olsun!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 3. XII. 2018; Mesut Kara: “Sinema hayattır, hayatı güzelleştirme, dönüştürme araçlarıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 4. IV. 2022; Murat Özden,"Ali İhsan Aksamaz: Asimilasyon siyasî bir tercihti. Karşı duruş da politik tavır almayı gerektirir!/ Ben Etnik Partilere Karşıyım!”, 11. VII. 2015/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; (Murat Özden,"Çerkes Siyasallaşmanın Öncüleri", Apra Yayıncılık, İstanbul, 2018); Murat Özden: “Asimilasyonu Mısır’daki Sağır Sultan da biliyor!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. XII. 2021; Murat Özden: “Maksıme içeriği nedeniyle yüksek bir enerji içeceğidir!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 10. VI. 2022; Münevver Mine Bağ: “İnsanlar, ruhsal bir varlık olarak teknoloji ve yapay zekânın çok gerisinde kaldılar!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. X. 2024; Özhan Öztürk: “Akademisyenler için de faydalı kitaplar ortaya çıkardım!”, sonhaber.ch, 09. III. 2020; Sadık Müfit Bilge :“Yeryüzündekilere merhamet etmeyenlere, Allah da merhamet etmez”, circassiancenter.com , 07. VIII .2019; Veli Aydın: “Komünist Düşünce; Kurtuluş Yolunu Aydınlatıyor ve Çözüm Yollarını Gösteriyor!”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 9. IX. 2019; Yalçın Karadaş: “Ezberleri Bozmamız Gerekiyor!”, circassiancenter.com.tr, 19. XII. 2018; Yalçın Karadaş: “Gerçekler, saptırılarak, yok sayılarak yok olmaz!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com, 12. I. 2022; Yasin Aslan: "Bilgi kuvvettir... Bakmak farklı şeydir, görmek başka!”, circassiancenter.com.tr, 27. VIII. 2019; Yusuf Altunok’un Ali İhsan Aksamaz ile söyleşisi, ajanskafkas.com, 1-3. VI. 2015]
https://www.circassiancenter.com/tr/dil-insanin-evidir/
https://sonhaber.ch/cerkes-ve-yunan-mitolojileri-uzerine-tematik-okumalar/
https://sonhaber.ch/ezber-bozan-dort-kitap/

















