3 Nisan 2025 Perşembe

“Menhus Bir Plân”

 

 

 


“Menhus Bir Plân”


Haftalık Haber-Yorum Dergisi Aydınlık’ın 2 Haziran 2002 / 776. sayısında bir makale yayınlandı. Makalenin başlığı “AB’nin Çerkes sürgününü anma oyunu.” Başlığın üstünde ise şu ifadeye yer verilmiş: “Demokratik Çerkes Platformu’nun Karen Fogg ile Derin İlişkisi.” Makaleyi Erol Bilbilik yazmış.

 

Bilbilik'in makalesinin kendi örgüsü içinde üç bölümden oluştu­ğunu düşünüyorum. İlk bölümde, Milliyet Gazetesinde çıkan bir ilân konu ediliyor. Bununla bağlantılı bazı sorular soruluyor ve bu soruları bir yorumla cevaplandırılmaya çalışılıyor. Makalenin ikinci bölü­münde, bazı kuruluşların ve kişilerin adları anılarak bunların Karen Fogg ile olan “ilişkiler”ine dikkat çekiliyor. Makalenin son bölümün­de ise, Karen Fogg'un, “konuşanları sayıca (daha) az olan diller” ve / veya “yerel diller”le ilgili değerlendirmelerine yer veriliyor.

 

Bilbilik'in makalesi şöyle başlıyor: “Demokratik Çerkes Platformu'nun 19 Mayıs 2002 tarihli Milliyet'te,“Sürgünde Yas” başlıklı bir ilân yayınlandı. Bu ilân büyük boy olarak sokaklardaki panolarda da sergilendi. İlânda, “1864 Çerkes Sürgün'nü ve sürgün yollarında ölen sevdiklerimizi anmak üzere 19 Mayıs 2002 Pazar günü saat 20:00'de İstanbul/ Üsküdar'da Kız Kulesi karşısında denize çiçek bırakacağız” deniyor.”

 

Bilbilik, Milliyet Gazetesinden aktardığı bu duyurudan sonra şu yorumu getiriyor: “21 Mayıs 1864'te sona eren Rus-Kafkas Sava­şı'ndan 138 yıl sonra Çerkes sürgününü anma gününün gündeme getirilmesi ve bunun her yıl kutlanmasının yolunun açılması, menhus bir plânın parçasıdır.”

 

Bilbilik, ardından şu sorulan sıralıyor: “Çerkes sürgün gününün anılması Demokratik Çerkes Platformu (DÇP)'nun 138 yıl sonra mı aklına geldi? Rus-Kafkas Savaşı 21 Mayıs günü sona ermişti. Sürgün günü olarak 21 Mayıs yerine neden 19 Mayıs seçilmiştir? Çerkesler, 138 yıldan bu yana Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Rusya, Yugoslav­ya, Almanya, İngiltere, Fransa ve ABD'de yaşadıklarına göre DÇP, o ülkeler adına da bir sürgünü anma kampanyası başlatmakta mıdır? “Sürgünü anma Günü”nün gündeme getirilişinin, Türkiye, Rusya, İran, Suriye ve Orta Asya Cumhuriyetleri'nin arasındaki ilişkilerin en iyi olduğu bir döneme rastlaması bir tesadüf müdür ?”

 

Bilbilik, sorduğu bu soruları bir yorumla cevaplamaya çalışıyor : “Sonuç olarak, sürgünü anma gününü ilerde Çerkes soykırımını anma gününe dönüştürülmesi ve Rusya'ya karşı bir koz olarak kulla­nılması veya ABD ve AB'nin Kürtler için dayattığı “özgürlükler”in Çerkesler için gündeme getirilmesi planlanmaktadır.”

 

Makalenin ikinci bölümünde “Demokratik Çerkes Platformu”, “Kaf-der,” “DÇP Çalışma Grubu” anılıyor; Fuat Uğur, Erol Taymaz, Muhittin Ünal ve Ayhan Kaya’nın adları da geçiyor. Bilbilik, bu ku­ruluşlar ve kişilerle AB Temsicisi Karen Fogg'un ilişkilerine “dik­kat” çekerek “bazı imalar”da bulunmaya çalışıyor.

 

Son bölümde ise, “Fogg: Çerkesleri çok önemsiyoruz” alt başlı­ğı altında, Karen Fogg'un, “konuşanları sayıca (daha) az olan diller” ve / veya “yerel diller”le ilgili değerlendirmeleri aktarılıyor: “Çer­kesler ve Balkan göçmenleri Türkiye'nin en önemli reformist güçleri­dir. Türkiye'deki etnik gruplar için azınlık tanımının kullanılması doğru değildir. Bu tanım Avrupa'da terk edilmeye başlanmıştır. Gü­nümüzde de Avrupa'da “çok kültürlülük” kavramı da yerini, “kültü­rel çoğulculuk” kavramına terk etmiş bulunmaktadır. Etnisitenin ya­şadığı sorunlar AB'nin ilgi alanıdır ve biz sizlere bu çalışmalar doğ­rultusunda elimizden gelen desteği sunmaya hazırız. Avrupa'nın kül­türel ve dilsel çeşitliliği bir zenginliktir ve yaratıcılık kaynağı olarak görülmektedir.

(...)

 

“Her anadil ister 1000 kişi, ister 100 milyon kişi tarafından ko­nuşulsun aynı derecede önemlidir. Nispeten daha az kullanılan dil, Avrupa için bir zenginleşmedir. Sarddinyle, Şorb, Saami, Gal, Galiçya, Katalan, Greko dilleri vardır ve 40 milyondan fazla insan bu dil­leri konuşmaktadır. Az sayıda insanın konuştuğu bu dillerle bilgi ve eğitimi desteklemeye yönelik MERCATOR adlı bir özel AB programı vardır. Kırktan fazla dil vardır ve AB'nin genişlemesiyle bunların sa­yısı hızla artacaktır. Türkiye, Avrupa Birliği'ne katıldığında Lazca’dan Süryanice'ye, Çerkesçe'den Kürtçe'ye kadar eğer yaşamaya devam ederse başka pek çok dil bunların arasına girecektir.”

 

Bilbilik’in iddia ettiği gibi, Çerkes sürgününü anma günü 138 yıl sonra gündeme getirilmemiştir. Konu hep gündemdedir. Kafkasyalı­lar’ın yayınları geriye dönük olarak incelenirse sürgün konusunun her zaman işlendiği ve anma toplantılarının yapıla geldiği görülecek­tir. Unutulmamalıdır : “Kafkasya topraklarının paylaşımı için Rusya İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, İran ve Osmanlılar imparatorluğu arasındaki çekişmeler sonucu Kafkasya halkları acı çekmiştir. Bütün bu devletler manevî sorumluluk altındadır.”

 

“Kafkas göçü” ya da “Kafkas sürgünü” insanlık tarihinin en tra­jik olaylarından bir tanesidir. Bu “göç” ya da “sürgün” sırasında on binlerce insan açlıktan, hastalıktan ve kötü koşullardan dolayı hayat­larını kaybetmişti. Bu insanların torunlarının, bu acı olayları kolektif hafızalarında canlı tutmak istemelerini “menhus bir plânın parçası” olarak göstermeye çalışmak hiçbir insanî değer yargısıyla bağdaşma­maktadır.

 

Yıllardır şu ya da bu şekilde düzenlenen “21 Mayıs anmala­rının bu yıl 21 Mayıs yerine 19 Mayıs’ta düzenlenmesinin “katılım­la ilgili bir konu” olduğu açıktır. Zira 19 Mayıs 2002, Pazar gününe denk düşmektedir. DÇP'nin uluslararası bir kuruluş olduğunu düşünmüyorum. Do­layısıyla DÇP'nin diğer ülkelerde de anma programları düzenleye­ceğini düşünmek yersizdir.

 

Belirttiğim gibi, “sürgünü anma günü” bu yıl gündeme getirilmemiştir, hep gündemdedir. Ayrıca, Dünya Çerkes Birliği ve Krasnodar Eyaleti yöneticileri, dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin'e çağrıda bulunarak “jenosit” ve “sürgün”ün 130. yıldö­nümünde resmen kabul edilmesi talebinde bulunmuşlardı. Boris Yeltsin, Bilbilik'in “Rusya ile ilgili kaygıları”nı pek dikkate almıyor. “Sürgün”ün 130. yıldönümü (21 Mayıs 1994) dolayısıyla yayınladı­ğı mesajında, yıllar önce Bilbilik'e adeta bir göndermede bulunuyor: “Geçtiğimiz asırda Kafkasya topraklarının paylaşımı için Rusya İm­paratorluğu, İngiltere, Fransa, İran ve Osmanlı imparatorluğu ara­sındaki çekişmeler bize uzun yıllar önceki acı olayları anımsatıyor. Tüm bu devletler, Dağlı halkların çektikleri acılardan dolayı manevî sorumluluk altındadır.

 

Kafkas Savaşlarındaki büyük can ve mal kaybından dolayı bu­gün Rusya insanları derin üzüntü duymaktadır. Bu savaşlar esnasın­da veya savaşın yol açtığı kötü koşullar nedeniyle veya anayurtların­dan sürülürken yabancı ülke topraklarında yaşamını kaybeden tüm insanları saygı ile anıyor, topraklarının bol olmasını diliyorum. Uzun yıllar önce meydana gelen bu olayların yeni nesiller tarafından unu­tulmamasını ve bizlerin bu tür felâketlerle bir daha karşılaşmamamı­zı diliyorum.

 

Ülkedeki politik havaya uygun olarak, tarihin çeşitli dönemleri­ne ve 1820-1860'lı yıllarda meydana gelen Kafkas Savaşları’na iliş­kin değişik bakış açıları vardır. Demokratik hukuk devleti prensiple­rinin ve insanî değerlerin bugünkü Rusya’da Kafkas Savaşları’nın objektif olarak değerlendirme zamanı gelmiştir. Bu savaşlarda Kaf­kas halkları yaşamlarını, özgürlüklerini ve ulusal varlıklarını koru­mak için kahramanca mücadele etmişlerdir...”

 

Makalede adları “ima ile” anılan bazı kuruluşlar ve kişilerin adı­na burada yorumlarda bulunmamın doğru olmayacağı kanaatinde­yim. Ancak, Bilbilik’in bu makaleyi kaleme almadan önce “konu”yla ilgili iyi bir “arşiv araştırması” yapması ve adını andığı kuruluş ve ki­şilerle bağlantıya geçmesi daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Bilbilik, makalesinin sonunda Karen Fogg’dan “alıntı” yapıyor ve yorumsuz yayınlıyor. Burada sorun Karen Fogg mu? Karen Fogg’un, “konuşanları sayıca (daha) az olan diller” ve / veya “yerel diller”le ilgili olarak söyledikleri mi? Yoksa her ikisi de mi? Bu bö­lümde hedef belli değil! Bilbilik, ülkemizin “dilsel ve kültürel zen­ginliğinin yaşatılmasının bir yabancı tarafından dillendirilmesini içi­ne sindiremiyorsa haklıdır. Eğer bu “dilsel ve kültürel zenginliğin” yaşatılmasına karşı çıkıyorsa, bu kabullenilebilir bir durum değildir!

 

 “Etnisite” ile ilgili yayınlar hakkında bir “arşiv araştırması” yap­tığımızda, karşımıza 2000'e Doğru Dergisi de çıkmaktadır. 2000’e Doğru Dergisi, Bilbilik'in makalesini yazdığı Aydınlık Der­gisinin kardeş yayın organıdır. 1991 yılında, “İşte Türkiye'nin etnik haritası” adlı kapak haberiyle “etnik harita”yı yayınlayan bu dergi­dir. 2000'e Doğru Dergisi’nin “bu yayınlar”ı daha sonra, kardeş ya­yınevi “Kaynak Yayınlan”ndan Kavimler Kapısı-1 adıyla da ya­yınlanmıştır. Kitabın yazarı Hâle Soysü, “Giriş”te şu açıklamada bu­lunmaktadır : “...1989 yılında Almanya'da Tübingen Üniversitesi Özel Araştırma Bölümü tarafından yayımlanan Türkiye'deki Etnik Gruplar adlı araştırma, bize çok yardımcı oldu.” (s.10).

 

Eğer iş, “öküz altında buzağı arama”ya vardırılırsa, “ilişkileri”yle ilgili ve hakkında “imalar” da bulunulmayacak ne kişi ne kuru­luş ve ne yazar ne “yayın grubu” kalır! “Bu tür şüpheci” yaklaşım­larla, sosyal olay ve olguların anlaşılması, değerlendirilmesi ve “sorunlar”a çözüm yollarının üretilmesi mümkün değildir.

 

Türkiye'nin “dilsel ve kültürel” farklılıklarının “ulusal zenginli­ğimiz” olarak değerlendirilmesi, yaşama ve gelişmelerinin önündeki her türlü engelin kaldırılması, “bu zenginlikler”e mensubiyet duyan­ların kendilerini çeşitli zeminlerde ifade edebilmeleri, şüphesiz “bir­lik ve beraberlik” ve “ülkeye aidiyet” duygusunun pekişmesine önemli bir katkı olacaktır.

 

Hâle Soysü’nün Kavimler Kapısı- 1 adlı kitabından bir “alın­tı” ile “konu”ya bir son vermek istiyorum: “(...) Türkiye Cumhuriye­ti, başlangıçta dil ya da kültüre bakmaksızın, yeni devlet sınırları içinde yer alan herkesi yurttaşlık kapsamına almıştı.

 

Kemalizmin ilk dönemlerinde Türklerle, Türkiyeliler (Rum, Er­meni, Yahudi, Çerkez, Laz, Kürt, Arap vs.) arasında bir ayrım gözetilmedi ama 1930’larda, yurtseverliğin yerini Türkçe konuşmayanla­rı ve Müslüman olmayanları dışlayan bir milliyetçilik aldı...” (s.52)

 

Faydalanılan ve Önerilen Okumalar:“Abhazya Parlamentosu'nun Açıklaması” (1996) : Kafkasya Yazıları, sayı 6, Çiviyazıları, İstanbul; Berzeg, E. Sefer (1996): Kafkasya ve Çerkesler Bibliyografyası, Kafkasya Gerçeği Yayınları, Samsun; “Demokratik Çerkes Platformu Deklerasyonu” (2000): Kafkasya Yazıları, sayı 8, Çiviyazıları, İstanbul; Goloğlu, Mahmut (1982): Demokrasiye Geçiş 1946-1950, Kaynak Yayınları, İstanbul; Soysü, Hâle (1992): Kavimler Kapısı -I, Kaynak Yayınları, İstanbul; Türkiye İhtilâlci İşçi Köylü Partisi Davası Savunma (1974): Aydınlık Yayınları, İstanbul; Yeltsin, Boris (1994): “Kafkas Halkları Kahramanca Mücadele Etmişlerdir”, Ogni Kültür Dergisi, sayı 6, İstanbul.


Muhittin ÜNAL: "Erol Bilbilik’e Cevap":

https://kaffed.org/2005/06/15/erol-bilbilike-cevap/


 

[Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, “Menhus Bir Plân”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 6, Ekim 2002 (“Doğu Karadeniz’de Resmî İdeolojiler Kuşatması",1. Baskı, Sorun Yayınları, 2003; 2. Baskı, Belge Yayınları, İstanbul, 2011)]


aksamaz@gmail.com

 

 

 

 

28 Mart 2025 Cuma

Neferiş gelak̆idu

 




Neferiş gelak̆idu

 

 

Andğa maanşa ndğa ren, ak gelauxer do ʒas ar t̆oroci var mik̆ilu. Sekt̆emberişi tutana giç̆k̆u do ak eşapti, hala ak gelauxer do sum faraşen met̆i var mişibğu t̆oroci neferis.

 

Man çkimi berobas mşuns- ki, aya yerepes boine neferepe giludgit̆es do t̆oroci ç̆orupt̆es. K̆ai ç̆umanişi işit̆es do axçamişa ar yuki t̆oroci gimert̆es. Muk̆o p̆at̆i t̆oroci t̆uk̆on, boşi miti var git̆u. T̆oroci do başka k̆vinçi, sivircuği iqven yokse başka mç̆ipe k̆vinçepe, Sekt̆emberina dodgitaşk̆ule, gyoç̆k̆apan oxtimus t̆uʒa memleketepek̆ele. K̆işis ak var dodgitunan, Yazis aşo mulvan Rusies duzepeşa do yovati ak ikipan. Ek̆ule geri guiktenan do nulvan.

 

Aǯina voǯk̆er xalis, t̆orocepe dido var renan. Sivte ğalisteri nit̆es ʒas. Aǯi ar- jur suri mik̆ilaps, eti dido jin, ne neferis mişibğen do neti t̆ofeğiten iqvilen. Aǯi avcepeti dido renan. Didi- ç̆it̆as mtelis t̆ofeği okaçun. T̆orocis ncas gelaxunus vakiti var meçapan.

 

T̆orociti yeşkurdineri ren do dido jin nulun. Zamanis Goniaşi adapes, gyolepeşi tikenluğepes, dido t̆orocepe iqvet̆es: Ndğaleri adapes cupt̆es, ser tikenluğepeşi ncaepes incirt̆es. Tikenluğis doloxe t̆orocepe ek̆o iqvet̆es- ki, t̆ofeği varti vastomert̆it. Ek ne k̆oçi do ne coğori var amalet̆u. Tude gyoli gedgit̆u, jinti ncas p̆at̆i daži uğut̆u do k̆oçis var amalet̆u. Gale duzişana gamaxtat̆es, em oras t̆ofeği vastomert̆it. Adas doloxe ar nca dgit̆uk̆oni, ek illa t̆oroci gyabğasint̆u. Çkinti mevit̆it do ncas tude komeşapxedut̆it do ekolen p̆ilupt̆it.

 

Cumadi skani Alis ar ç̆it̆a t̆ofeği uğut̆u. Seis gverdis yiselt̆u do mtelişen ordo mindit̆u adaşa. İa yükseği ncaşi tude kododgitut̆u, gyaroba var iqvat̆uşa, yuki dikipt̆u do oxorişa komuit̆u.

 

T̆oroci gyarobaşa iqven dido, ek̆ule gyaritenna  dižğat̆es, tikenluğis meşaxedut̆es. Gonias adaşana moxtat̆es, ar tutaşa ek iqvet̆es. K̆aixeşana kamuişvacat̆es do dimgvanat̆es, em vakitis nit̆es başka yerişa. Goniaş duzis yeseleri t̆oroci ʒxemurluğis tepes mujilapt̆u. Aya tepepes boine neferi giludgit̆es. Adas duzis yeputxineri t̆oroci aya tepeşa eşaxtimapaşa dvaç̆k̆indert̆u do tepes hepten tude mujixiralt̆es, sotxani na gamanç̆valeri yeri t̆u, ek mik̆ilapt̆es. Gamanç̆varelisti neferi geludgit̆u do mteli kodilibğert̆u. Bazi t̆orocişi suri dido jin mulun, em vakitis t̆ofeği vastomert̆it do mteli suri uk̆uibğert̆es do tudendon diliqanet̆es do neferis mişibğert̆es.

 

Zamanis t̆ofeğina didopes var uğut̆esşeni, megerem aşo ikipt̆erenan: Ncaşi t̆op̆acisteri gamaqazupt̆erenan do kvaşurduliten, t̆orocis surina muit̆uk̆on, astomert̆erenan.  Aya ncaş t̆opacina nit̆as, sersi ikips. T̆orocis uçkin- ki, şahini gemotxozunya do suri uk̆uibğen do tudendon gyulun do neferis mişibğen.

 

Aya dulyaşi didi ustape t̆erenan İrizelepe. T̆orocis suri sotxanina muit̆uk̆on, entepek ena unt̆es, yeris gyonç̆apt̆es. Eger suri nantas jilendon muit̆uk̆onşi, kvaşurduli jilendon astomert̆es do ǯale geloçkumert̆es. Ǯale nit̆uk̆onşi, daa ǯale dodgiturt̆es do kvaşurdulis ostomiluten jilendon eloçkumert̆es do neferis meşobğapt̆es.

 

Çkimi delik̆anlobas dido manta miğut̆u. Man çoği burç̆uli meç̆arelis tepes gelaudgipt̆i. Ekonaşi t̆orociti dido iqven do mç̆ipe k̆vinçiti. Mç̆ipe k̆vinçi yano- yano iqvet̆u. K̆işina giç̆k̆at̆u, mç̆ipe k̆vinçi dağişen ǯalendo git̆es. Ğecit̆alaxonas tepeşen ǯale kyoiluğişa git̆es. Tepes dido tude mujixiralt̆es. Mteliti ar yerişen git̆es. Em yeriş gelaudgipt̆it neferi do axçamik̆elena eşaptat̆it, neferi yopşa iqvet̆u. K̆vinçi k̆alatepeten oxorişa kageimert̆it do obundğoluşi noderi vikipt̆it. Ena dobundğolat̆it, dergepes domcumorupt̆it do k̆işişeni koşeinaxept̆it. İa ncumoreli k̆vinçişi tuli- tuli gyarepe vikipt̆it, hama mtelişen k̆ai xolo buldurcinişi xorʒis gyari renya.

 

K̆vinçepena nit̆an t̆uʒa memleketepek̆ele, k̆arta k̆vinçi ayri- ayri gzaşen nulun. Buldurcini çoği mzoğas jin nulun, p̆at̆i t̆orocina gexvadas, gale gamulun do mzoğap̆icis dibğen. Xolo t̆oroci çoği daği do daği nulun, çoğiti mzoğap̆icepeşi duzepes goloqupan, hama aǯi zop̆onan- ki, k̆vinçepek mutepeşi oxtimoni gza diktiresya.  Mzoğap̆icepek̆ala aǯi ç̆it̆a nulvan. Çoği dağepek̆ele nulvan emuşeni-ki, ek oşkurinoni mutu var ren. Tepepena mik̆ilan, ok̆açxe dik̆aş duzepe ren do ek muişvacepan. Ekolen doğu yeri muşişa nulvan.



[(K̆adir Memişişi (Çaǯelia sop. Sarpi, 1970 ǯ.) Nodar K̆ak̆abaže, “Lazuri T̆ekst̆ebi”, Gamomʒemloba Art̆anuci, Tbilisi, 2018]   

 

aksamaz@gmail.com

 

 

 

27 Mart 2025 Perşembe

“Soğuk Savaş Yıllları”ndan Örnek Bir Makale Üzerine Kısa Bir Not

 

 


 

 

“Soğuk Savaş Yıllları”ndan Örnek Bir Makale Üzerine Kısa Bir Not

 


Dr. Fahrettin Kırzıoğlu’nun Lazlar/ Çanarlar başlıklı makalesinin fotokopisi 1992’de elime geçmişti; o sırada günlük olarak yayımlanmakta olan Aydınlık Gazetesi’nin arşivinde çalışan bir arkadaşım bana ulaştırmıştı. Dr. Kırzıoğlu’nun Lazlar/ Çanarlar başlıklı makalesi, daha doğrusu 1972’de VII. Türk Tarih Kongresi’ne sunduğu tebliği üzerinde kısaca durmak istiyorum. Bu makalenin yayımlanmasının üzerinden yaklaşık olarak çeyrek yüzyılı aşkın bir süre geçmiş.  Bu zaman içinde söz konusu bu makale çeşitli yazarlar tarafından kaynak olarak görülüp kullanılmış; bazen tırnak içinde bazen özetlenerek aktarılıp durmuş. Ben de “Soğuk Savaş yılları”nın ürünü bu makaleden ve yazarının diğer çalışmalarından şöyle veya böyle istifade ettiğimi belirtmeliyim.

 

Otuz yılı aşkın bir zamandır ortalıkta dolaşan bu makale hakkında “pek ciddiye alınmamış” ki, Türkiye’den tek bir kişinin kaleme aldığı tek bir satır eleştiriye bugüne kadar rastlamadım. Bununla beraber Türkiye’de yayımlanmış olan telif veya çeviri birkaç makalede Dr. Kırzıoğlu’nun adını anan ve Türkiye’deki resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin yegâne temsilcisi olduğunu ileri süren veya ima eden ve bu sebeple sadece kendisini eleştiren birkaç satıra tesadüf ettiğimi belirtmeliyim; bunlardan bazılarını aktarmak istiyorum.

 

Hayri Hayrioğlu, “Demagoji Uzmanları” başlığını taşıyan makalesinde, “Öteden beri Gürcü Tarihi’ni, etnonomisini, tofonomisini tahrif ve saptırma hususunda uzmanlaşmış bazı isimler mevcuttu. F. Kırzıoğlu, H.Göktürk, M. A. Özder bunların başında geliyordu...” diye yazıyor.

 

İmzasız olarak Ogni Kültür Dergisi’nde yayımlanan başka bir makalede, “Lazların Kimliği üzerine var olan tezler” alt başlığı altında Lazlara yönelik üç resmî ideolojiye dikkat çekiliyor ve şöyle deniyor: “a) Lazlar, Orta Asya’dan göç eden Türk boylarından biridir. (Resmi ideoloji). B) Lazlar, Rum Pontus İmparatorluğu’nun kalıntılarıdır... c) Lazlar, Gürcüler’in bir koludur. (Gürcü resmî ideolojisi)...”

 

Makalede ilk resmî ideolojiyle bağlantılı olarak Dr. Kırzıoğlu’nun adı da anılıyor: “Türkiye’de Güneş Dil ve Tarih tezi’ne dayanan, Anadolu’da yaşayan halkların Türk kökenli olduğunu iddia eden resmi ideolojiden Lazlar da nasibini almış ve tüm tarihi gerçekler çarpıtılarak Saka Türkleri’nin bir kolu olarak Türkleştirilmişlerdir. Bu tezin baş mimarı olan Erzurum Üniversitesi profesörlerinden Kirzioğlu, resmi ideolojiyi savunan tüm sözde bilim adamları gibi bilimin temel ilkelerini bir kenara itip, hiçbir tarihi kaynak göstermeksizin, ya da birtakım belgeleri açıktan çarpıtarak tezini ispatlamaya çalışmıştır. Bunun yanı sıra resmi ideolojiyi savunan tüm ‘Türk bilimcileri’nin kullandığı bilim dışı yöntemi o da kullanmaktadır. Bu yöntemin en belirgin özelliği, okuyucunun denetleyemeyeceği birçok tarihi kaynağı yorumlayarak sunmak ve iki dil arasında karşılaştırma yaparak ses benzerliği olan kelimelerin aynı kökten geldiğini ve bundan da aslında iki dilin akraba olduğunu, hatta aynı dil olduğunu ispatlamak. Bu yöntemle Afrika’da yaşayan bir kabile dili ile İngilizce’nin akraba ya da aynı dil olduklarını ispatlamak mümkündür. Ancak bu ispatın bilimle uzaktan yakından ilgisi yoktur.”

 

Dr. Kırzıoğlu’nu eleştiren bir diğer kişi Wolfgang Feurstein, şunları yazıyor: “... Lazlar’ın kimliklerini yok etmek için, onları ırk ve etnik olarak Türk saydılar. Bu işle ilgilenmek üzere bir şovenist olan Erzurum Üniversitesi öğretim üyelerinden Fahrettin Kırzıoğlu’nu görevlendirdiler. Fahrettin Kırzıoğlu, yazı masasına oturarak, hemen azınlıklara birer Türk şeceresi çıkarıverdi. Kullanılan yöntem hep aynı idi: Kırzıoğlu, ilk önce okuyucuyu bir sürü tarihi halk tanımıyla gafil avlamakta daha sonra eski Türk kabileleriyle arasındaki ses benzerliğini arayarak, sözde tarihî alaşımına bir tutam da Müslümanlık katmakta. Ve bu kişi de kendini Türk Dili ve Tarihi araştırmacısı olarak nitelemekte. Şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir kişi tarafından, tarih bu kadar kötü çarpıtılmamıştır...”

 

Dr. Kırzıoğlu’nun yazdıklarını ciddiye alıp da Türkiye’den eleştiren kimse bulunmamasına rağmen, dışarıdan birisinin bulunduğunu belirtmeliyim. Bu kişi İldiko Beller-Hann,  İngilizce olarak kaleme aldığı (ve yakında Türkçe olarak da yayımlanacak olan) makalesinin Türkçe başlığı Doğu Karadeniz Kıyısında Efsane ve Tarih. Bellér-Hann’ın söz konusu makalesi Central Asian Survey’in 1995/14 (4) nüshasında yayımlanmış.

 

Bellér-Hann şunları yazıyor: “Batı biliminin en iyi geleneklerine göre Laz Tarihini incelemeye yönelik... girişimlere ilâveten, bu geleneklerin dışında iki çalışma, bu konu üzerinde keskin bir iddiaya sahiptir. Profesör M. Fahrettin Kırzıoğlu, kuzeydoğu Türkiye ve Kafkasya Tarihi üzerine 40 yıldır yazmaktadır. Onun çalışması yalnızca resmi ideolojiyi takviye etmiyor, böyle ideolojilerin, üzerine bina edilebilecek temeli sağlıyor.”

Dr. Kırzıoğlu’nun Lazlar/ Çanarlar başlıklı makalesini bu makalemi kaleme almadan önce birçok defa okudum; ortaya attığı iddiaları araştırmaya koyuldum. Dr. Kırzıoğlu’nun bazen doğru söylediğini, çoğunlukla da “konu”yu ustalıkla saptırdığını tespit ettim. Makalesini her okuyuştan sonra, “Dr. Kırzıoğlu 1972’de Lazları hedef alan böyle bir makaleyi acaba neden kaleme aldı?” sorusunun cevabını bulmaya çalıştım. Lazlar, 1972’de Dr. Kırzıoğlu’nun hedefi olmak için ne yapmışlardı? Geriye dönük olarak gazete ve ilgili dergi arşivleri incelendiğinde, o yıllarda Dr. Kırzıoğlu’nu böyle bir makale yazmaya sevk edecek tek bir “haklı” sebebin bulunmadığı anlaşılıyor. Ancak Dr. Kırzıoğlu’nun yazdıklarına bakarak, yalnızca Lazları değil, Megrelleri, Svanları ve Gürcüleri de hedef aldığını görüyoruz.

Dr. Kırzıoğlu, önce bir tarih öğretmeni olarak karşımıza çıkıyor; ama sıradan bir tarih öğretmeni gibi hareket etmiyor; o dönemde yazdıklarından “birileri”nin dikkatini çekmeye çalıştığını görüyoruz. “Başarılı” görülüyor ki, doktorası kabul ediliyor ve öğretim görevlisi de oluyor.

 

Dr. Kırzıoğlu’nun söz konusu makalesindeki asıl hedefi aslında Sovyetler Birliği ve Gürcüstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’dir. Sovyetler Birliği’nin 1945’te Türkiye’den toprak talebinde bulunmasının ve 1968’de İstanbul’da Ahmet Özkan imzasıyla yayımlanan Gürcüstan başlıklı kitabın acısını Lazlar’dan çıkarmaya çalışmaktadır.

 

Dr. Kırzıoğlu, makalesinde uzun dipnot açıklamaları kullanıyor; ayrıca önceki yıllarda da “bu konular”da makaleler yazdığını göstermek istercesine bu makalelerinin adlarını zikrediyor. Makalesi esas olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Lazlar’ın “Gürcü”/”Kartveli” olmadıklarını delillere dayanarak ve doğru olarak ispat ediyor (ki kendisinin bu konudaki tespitleri bilimseldir ve biz de bu tespitlerin altına imza atıyoruz). Ancak Dr. Kırzıoğlu; Lazları “Gürcü” yapıveren “Gürcü”/ “Kartveli” resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerini eleştirmiyor, bunun yerine “Gürcü”/ “Gürcüstan” düşmanlığına yöneliyor.

 

Makalesinin ikinci bölümünde ‘komedi’ başlıyor; “Lazlar/Çanarlar’ın Turanlı ve Türk olduğunu gösteren deliller” alt başlığıyla yayımlandığı bölümde Anayasa’nın, “Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” diyen 66. maddesiyle bile Dr. Kırzıoğlu çelişkiye düşüyor ve yaşadıkları coğrafyada tarih kadar eski ve Megrellere yakın akraba bir halk olan Lazları, haklarında yazılanlar çelişkili ve varlıkları bile şüpheli; kimleri hangi zamanlarda ifade ettiği belli olmayan bazı “siyasi yapılar”a yamamaya gayret gösteriyor. Osmanlıca’ya vâkıf bir kişi olan Dr. Kırzıoğlu’nun, Şemseddin Sami’nin hazırladığı ve İstanbul’da yayımlanan (1889-98) Kâmusü’l Âlam adlı tarih ve coğrafya ansiklopedisindeki “Lazlar ve Lazistan maddeleri”ni görmezlikten gelmesi de dikkat çekici!

 

“CHP’nin tek parti yönetimi ve “Soğuk Savaş yılları” sırasında Türkiye’deki resmî ideoloji, Lazları yalnızca ileriye yönelik olarak şekillendirmeye çalışmakla yetinmiyor. Dr. Kırzıoğlu gibi tarihçiler aracılığıyla da geçmişlerini gelecekleriyle uyumlu hale getirmek için yoğun bir çaba harcıyordu.

 

Dr. Kırzıoğlu “geçmişteki” Laz ile Megrel kavramlarının aynı halkı tanımlamak için ilkinin Roma/ Bizanslılar, ikincisinin Abhaz/Abazalar ve Gürcüler tarafından eşanlamlı olarak kullanıldığını kabul etmiyor. “Laz” ve “Megrel” kavramlarını “geçmişte” de bugünkü anlamıyla kullanıldığını kendince ispat etmeye çalışarak Lazlar ve Megreller’in taa başından beri farklı halklar olduklarını kafalara kazımaya çalışıyor. Aynı tavrı, birbirleriyle eşanlamlı olarak kullanılmış olan “Lazika” ve “Egrisi” kavramlarına karşı da sürdürüyor.

 

Lazlar’dan “Laz” adıyla ilk bahseden 1.yüzyıl tarihçisi Plinius’tur. 2. yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında Lazlar, Sohumi’den başlamak üzere “Trabzon”a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma/ Bizanslılar’ın “Laz” dedikleri bu halkı Abhaz-Abazalar ve Gürcüler “Megrel” olarak adlandırır. Süreç içinde günümüzde Türkiye ve Gürcüstan’da yaşayan ve Müslüman olanları “Laz”, yalnızca Gürcüstan’da yaşayan ve Hıristiyan kalanları ise “Megrel” adıyla özdeşleşmiştir.  Dr. Kırzıoğlu, üstlendiği misyon gereği bu gerçekleri görmezden gelmekle yetinmiyor; Megrellere “çamur” atmaya da çalışıyor. Bunu da yaparken denize düşmüşün yaptığı gibi “yılan”a sarılıyor; “farklı resmî tarih tezleri”nden bile medet umuyor; “namus” kavramına sığınıyor ve “tehlikeli bir argüman”ı devreye sokmaya çalışıyor.

 

Dr. Kırzıoğlu, günümüzde Lazlar’ın toplu olarak yaşadıkları bölgeleri Sarp köyü ile Kemer Burnu arasında ibaretmiş gibi gösteriyor. Osmanlı Rus Savaşları sonucunda ortaya çıkmış olan Marmara Bölgesindeki günümüz “Laz diasporası”nı görmezlikten geliyor.

 

Dr. Kırzıoğlu, “kısmetim belki daha da açılır” düşüncesiyle olacak, “görücüye çıkmak” için ‘1972’deki VII. Türk Tarih Kongresi’ni “bulunmaz bir fırsat” olarak görüyor ve oportünist bir tavırla fukara Lazları hedef tahtasına yerleştiriyor. Şimdiye kadar “hiçbir bilim çevresi”nde ciddiye alınmadığı bilinen Dr. Kırzıoğlu’nun yazdıklarıyla değil, ama bu oportünist tavrıyla adından uzunca bir süre söz ettireceğinden şüphe yok. (1998)

 

Kaynaklar ve/ veya Önerilen Okumalar: “Anadolu’nun En Eski Halklarından Biri: Lazlar (1994): Ogni Kültür Dergisi, sayı 2, İstanbul; 1961 Anayasası İle Eski Anayasalar (1976): Filiz Kitabevi, İstanbul; Canaşia, S.- Berdzenişvili, N. (1987): “Türkiye’den Haklı İstemlerimiz”, Tarih ve Toplum, sayı 46, İstanbul; Feurstein, Wolfgang (1994): “Bir Alman Gözüyle Lazlar”, Ogni Kültür Dergisi, sayı 2, İstanbul; Hayrioğlu, Hayri (1993): “Demagoji Uzmanları”, Çveneburi Kültürel Dergi, sayı 1(8), Bursa; Dr. Kırzıoğlu, Fahrettin (1970): “ Gürcistan Yazarı Ve Gerçekler”, Millî Işık, sayı 38-42, İstanbul; Dr. Kırzıoğlu, Fahrettin (1972): “Lazlar/ Çanarlar”, VII. Türk Tarih Kongresi, Cilt 1, s. 420-445; Dr. Kırzıoğlu, Fahrettin (1976): Osmanlılar’ın Kafkas-Ellerini Fethi (1451-1590), Sevinç Matbaası, Ankara; Özkan Ahmet (1968): Gürcüstan, Aksiseda Matbaası, İstanbul.

 


[Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, “Soğuk Savaş Yıllları”ndan Örnek Bir Makale Üzerine Kısa Bir Not”, “Doğu Karadeniz’de Resmî İdeolojiler Kuşatması,1. Baskı, Sorun Yayınları, 2003; 2. Baskı, Belge Yayınları, İstanbul, 2011]

 

aksamaz@gmail.com



https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

 


https://www.circassiancenter.com/tr/soguk-savas-yilllarindan-ornek-bir-makale-uzerine-kisa-bir-not/

 

21 Mart 2025 Cuma

Ot̆rik̆eş Oç̆opu

 


Ot̆rik̆eş Oç̆opu

 

 

Ot̆rik̆eş Oç̆opu başk̆a avcobas var nungaps. Emuş oç̆opuşi ustape, mzoğap̆icisna skidunan, Lazepe renan. Aya dulyaşeni oxazirus gyoç̆k̆apan Çuruğaişi tutas.

 

Ʒxeniş k̆udelişi nǯaiten xamanǯa gamak̆irupan do mtxirişi bigas nuk̆irupan. Aya biga, gverdi elakteri, let̆as noʒigapan. Bigas jur tane k̆oli nuk̆irapan. K̆olikna opaʒxalus gyoç̆k̆as, ğaç̆ok kožirops do oç̆k̆omuşeni bigasna gelaxedas, nǯaişi xamanǯas k̆uçxe dolvalen do konik̆iden.

 

Ğaç̆o koç̆opanşik̆ule, tolepes ekole- akole meşinişi parça elonʒaxapan. Aya meşini emuşeni elonʒaxapan- ki, jindolenna muit̆as, sifteri var žiras do bigaşen var geputxas.

 

Ğaç̆os bigas gelaxunu do ostiramu ogurapan. Ağustoziş tutana moxtas, mindiqonupan koxişa. Koxina uǯume(r)nan, ya but̆k̆aloni qaepeten ç̆it̆a oxoristeri k̆idupan do doloxe molaxeduman, sifterik var mžiranya.

 

Koxişi yanis mexsus şveri sum quconi mosa jur bigas mek̆ireli kodoʒigapan, ok̆vaçxe muşi ğaç̆o bigas kogeloxunapan do çumernan sifteris gamažiru.

 

Sifterina havas gamižirasteri, mosas ok̆vaçxe ğaç̆o gyuǯurapan. Sifterikna z’iras, ğaç̆os gyat̆k̆vaʒen jindolen. Am vakitis koxis molaxuneri k̆oçik ğaç̆oş biga ok̆vaçxe muizdips do sifteri mosas meşalaps. K̆oçi nulun, usul- usul xe nimes sifterik̆ele do hem ustvinups do aşoten kogyak̆neps, hama sifterik ç̆angepeten xeepe duç̆angups.

 

Sifteri xesna dikaçanşik̆ule, oǯk̆ernan tolepes, gup̆icis, k̆udelis, soti mutu k̆usuri var uğut̆asya. Tolepe do gup̆ici sari perişi uğunna, ya k̆ai cinsişi şinapan. Eger aşo perişi sifteri koç̆opuna k̆oçik, emoras zop̆ons- ki, na mint̆usteri sifteri kop̆ç̆opia.

 

Mcveşi xesap̆iten Ağustozis şkvitis noç̆opine sifteri k̆ai şinapan.

 

Sifteris, oç̆opinu koxişen ayri xolo, mantatenti ç̆orupan. Manta ncaşi jin giluk̆idapan. Ncas orta yerişi qaepe gok̆vatupan do ar biga kogondumerman. Am bigaşi ok̆vaçxe mosa guǯutumernan. Mosa t̆urasteri ç̆eri ren. Gzas donoç̆k̆inde sifterikna žiras, ncaşi orta yeris msk̆vaşa biga gondvaleri ren, moşvacinuşeni kogelaxedun. Ǯoxle muşi mosana guǯutun, var žirops do na geputxas, mosas kodololaps.

 

Ç̆opineri sifteriş jur k̆uçxepes do şkas tok̆i gyudumernan. Sum tok̆is uci gverdi met̆roşik̆ule ok̆ok̆irupan do uci xes dikaçepan. Xes gelaxunu ogurapan. Ar- jur ndğas p̆at̆i ç̆angups, ek̆ule- ek̆ule gyargen do aşoten gyorginapan sifteri.

 

Gergine(r)i sifteris çapan ucumeli xorʒi do markvali giberi. Sekt̆emberişi tutas t̆aronina ok̆oxvas, em axçamis gyari var çapan. Majura ç̆umani mşkironeri sifteri mindiqonupan adaşa.

 

Sifteris şkas tok̆is (bel- bağis) nuk̆irapan, eç- eçdoxut met̆roşa meskuroni (yedeği) do xes kodilinsvarupan, sifterik̆ala birdem xes kodilikaçepan. Ot̆rik̆ena yeputxas, xeşen naşkumernan. Sifteri ot̆rik̆es gyotxozun meskuronis gondarapaşa do meç̆işuna, koç̆opups. Ot̆rik̆ena koç̆opas, sifteri kodoxedun. K̆oçi meskuroni monsvaeli nulun do ç̆angepeşen ot̆rik̆e guǯuqonups.

 

Bazi k̆oçik sifteri eşo gyorginaps- ki, meskuronişen ayri niqonups ot̆rik̆e oç̆opinuşa.

 

Ot̆rik̆eşi ogoru do yeputxinu coğoriten iqven. Eger coğori var uqorunna, biga dikaçeps xes do buçkepes do çaepes geçaps. Aşoten ot̆rik̆e yeputxinaps.

 

Dido ot̆rik̆ena iqvas, ndğas ar koçik oş- oş jureneçdovit taneşa ot̆rik̆e ç̆orups. Didona ç̆opas, oxorişa mjora gyulas mulun, mitik va mžiras do toli var momit̆alasya. Aǯi ne ot̆rik̆e ren do neti sifteri, t̆ofeğepe uğunan mtelis.

 


[Muxamed Abdul- K̆adiris že Vanilişi (Dabadebuli 1909 ǯels),  Nodar K̆ak̆abaže, “Lazuri T̆ekst̆ebi”, Gamomʒemloba Art̆anuci, Tbilisi, 2018]


aksamaz@gmail.com


 

 

 



 

16 Mart 2025 Pazar

173./ “… ar bozomota maoropu…”; 174./ “Baba- şk̆imi domoçilu…”; 177./ Lemlooğli

 


173./ “… ar bozomota maoropu…”

 

Vit̆ojur ǯaneri bort̆i. Murğulişa komofti baba-şk̆imişk̆ala. Baba- şk̆imi ust̆a ort̆u, himuşk̆ala biçalişamt̆i. Hik ar bozomota maoropu, baba- şk̆imi var momçu. Hikole momt̆inu Acaraşa, K̆inatişa kocemionu. Bozomota mutxanepe komomçu ma: Ǯindeçi, çevre. Hikole baba- şk̆imi oxorişa mendemionu. Art̆aşenişa mionamt̆uşa, bozomotaş oxorişa mendaft̆it. Bozomota miǯu -çi: “Moit̆aşa, a mutu komomiği!” Art̆aşenişa mobit̆ituşa, Arhaveşa moftiti, t̆obaşa çağetişi mandili dobiindri, ar k̆uti p̆odra. Baba- çk̆imişi t̆obaşa komobiği bozomotaşi oxorişa. Moftisi, bozomota avla k̆uişa ǯari eşk̆iğamt̆u. Oxorişa kamaftit. Komepçi hini himu. Mutu mobuği, himu komepçi. Ali kodolomabu, him xeşa kodik̆açu do:

“Ham mu on, gişk̆unia?”

“Ma mu mişk̆un-ma”.

“Hamya nişani onya”. Maya sk̆ani borya”.

Daha him bozomota var maziru hindoraşik̆ule.

 Uk̆açxe Nik̆ola komoxtu Lazist̆anişa. Nik̆ola moxtusi, tutunişa mendaftit him oxorişa xala- şk̆imişi biç̆i do ma. Cuma- muşişk̆ala cini oda kodopxedit. Moǯedu, moǯedu do:

“Musa oria, Musa ori si?”

“Ho” buǯvi.

Eiseulu, kocextu tudeni odaşa, “Sia Meriemi gioxamsya” (Yoxo- muşi Meriemi t̆u). Maçetinu, ebiseli, kocefti. Ayri oda daçxuri ogzu do koxen. Mati mendaft̆i.

Miǯu- çi:

 

“Huyşa so ort̆i si?”

Ma buǯvi- çi:

“Ma askerişa mendaft̆i, askeri bort̆i.”

“Ma Art̆aşenişa komeft̆i si gori da va gziri soti”.

“Ma so mzirart̆u, ma askeri bort̆i”.

“Huy mu miǯomel, var mionari?”

“Ar efta do akadaşi- şk̆imi bç̆itxar do giǯval”.

Efti, bç̆itxi, ok̆ule kocefti bozomotaşa.

“Cendğani komoftar- ma do mendegionaten- ma”.

Miǯu- çi:

“Domoçedinamya!”

“İlle mofta- ma”.

Oxori ma cur oxorza komionun. Hemuti mendebionik̆o, baba- şk̆imi mok̆ap̆inasen gale. Maşkurinu, va maonu. Daha hamdoraşk̆ule va bidi him çyoişa.


 


174./ “Baba- şk̆imi domoçilu…”

 

Baba- şk̆imi domoçilu, ar oxorza (/oxorca)  komomionu. Ma him var maoropert̆u, zorişaşi komomionu. Başka maoropert̆u ma. Ma na maoropert̆u, va momçu. Uk̆açxe ma başka oxorza komobioni baba- şk̆imişi t̆obaşa. Baba- şk̆imi oxori var ort̆u. Moxtusi, oxorişa mok̆ap̆inu. Ayri kodomoxunu. Uk̆açxe hikole bigzali ma. Him oxorza ep̆ç̆opi do Arhaveşa komefti. Arhave milleti muaciri mendaxtey, oxorepe boşi rt̆u (/ort̆u). Ar oxori kodopxedit, dopxaşkit ham ǯana. Majurani ǯana saibi- muşi komoxtu. Hikole bigzalit, Txinalişa komoftit. Moftitu, cini Txinali kodopxeditu. Langat̆işa piʒari keşk̆ebiğitu, hik paʒxape dop̆itu, kodopxeditu. Him  pxaşkumt̆ituşa, himuşi saibi komoxtu. Hikole ebiselitu, hik yak̆ini yeri xolo paʒxa dop̆itu. Ar  ǯana dopxaşk̆it hik, kodopxedit ar ǯana. Majurani ǯana alti yuz panganot̆i komepçit, let̆a dobiindrit. Hek bort̆ituşa,  baba- şk̆imi moxtu. Baba- şk̆imi him oxorza- şk̆imi uǯu:

“Nana- skanişa mendegionaya Art̆aşenişaya”.

Mendionu, hiko naşku.  Ninçaği- muşi, haki- muşi, muntxa anç̆ert̆u, oxorza komeçu, igzalu. Uk̆açxe esk̆i oxorza komoonu. Oxorza bere va uonurt̆u. Baba- şk̆imi miǯu:

“Ma goçilarya, başk̆a oxorza mogionarya”.

Baba- şk̆imi doğuru. Ma Art̆aşenişa vidi (/bidi), başk̆a oxorza komobioni [Ayşe: Hamuşi oxorza va içodu! Ar var on, cur var on, xut var on!] Him oxorzati oxori on, şkimişk̆ala on. Otxo ǯana kodosk̆udu. Uk̆açxe miǯu- çi:

“Mutusk̆ani var bgorum, memaşk̆via”.

Mebaşk̆vi, Coç̆oşa dikomocu, doğuru hik. Uk̆açxe ma na mobioni oxorzati doğuru, sum bere memişk̆u. Jurneçidosum ǯana doğuru, xastaxane doğuru, ğureri komobionit. Uk̆açxe ar  oxorza komobioni. Himuti bogzali, var momǯondu. Şkit dğaşi(!) ar daha oxorza komobioni. Var içalişu. “Çala dop̆k̆orobat̆u”- ma, “Maya burgulepe maǯunenya”; “Ar ǯari komoği”-ma, “Maya mxuci maǯunenya”; “Soğanepe doçxi”- ma, “Buʒxape maç̆venya, maya mutu var maxenenya”.

“Muşeni moxti- ma, mutu var gaxenen do”.

“Maya hişo miǯvesya, doxuneri goskuledinasen, kçasenya”.

Berepe buǯvi- çi:

“Ogzalitu”-ma.

İgzalu. Gobikti, başk̆a oxorza komobioni. Mobionisi, aci rt̆u. Cendi komoxtu, berepe- muşi, k̆oçi- muşi naşk̆u. Eçidocur ǯana şkimişk̆ala rt̆u. Berepe- muşiti boskuledinamt̆i. Uk̆açxe, dizğesi, nana- muşi mendionu bere- muşi. Huy oxorza molva unda(!), “Meftar,_  miǯomey, ­ bere- şk̆imi meydani var momçay”. Cur biç̆i, ar bozomota komionu, motalepe komionu. Sumeçidovit̆ojur ǯaneri bor.


 


177./ Lemlooğli

 

Lemlooğli dido zengini k̆oçi rt̆u. Ar nusa komoonu. Daçxuriş yak̆ini xert̆u, komek̆oru žigara do nusa muşi uǯu- çi:

“Arya daçxuri komomçia”.

Nusati çip̆lit̆i kocelvocu do komeçu. Himuşeni nusa naşk̆u, ogzalu:

“Daçxuri kort̆uya do çip̆lit̆i muşeni celvocia (/ç̆via)!”

 

Lemlooğli t̆k̆u- çi:

“Padişay ask̆eri irituli ma pçar, ma dolobokunar”.

Padişay ognu, uoxu:

“Moxti hako!”

Lemlooğli mendaxtu padişayşa:

“Muşeni mioxi?”

“Sia şkimde zengini rea? Padişai si orei, ma bor? Şkimi ask̆eri si muç̆o dolvokunar do çar?”

“Ma hişo var ptkvi. Ma ptkvi- çi:

Fesişi pusk̆uli komepçar”

Aşk̆urinu do doduzanu.

“İgzalia!”

Mutu var uǯu.  



[Musa İbraimis že Gulaberi že (Gulabaroğli), dab. 1895- Artaşeneli, Txilnar (Xelvaçauri Raioni) Txilnari, 29. IV1967) Guram K̆art̆ozia, “Lazuri T̆ekst̆ebi- II, Gamomʒemloba “Meʒniereba”, Tbilisi, 1993)]

 

aksamaz@gmail.com