4 Haziran 2022 Cumartesi

“Ogni Kültür Dergisi” ikinci çocuğum olarak kucağımdaydı!”

 

 


 

“Ogni Kültür Dergisi” ikinci çocuğum olarak kucağımdaydı!

 

(Ön açıklama: Bugünkü misafirim Yılmaz Erdoğan. Yılmaz Erdoğan, Türkiye’nin sorunları ve çözüm yolları ile Laz Tarihi üzerine kendi duruşuna göre kafa yoran, araştıran,  yazan ve yayınlanmış kitapları da bulunan donanımlı bir aydın. Daha önce de, 2018’de,  kendisiyle Lazca bir söyleşi yapmıştım; yayınlanmıştı. Yılmaz Erdoğan, 1990’lı yılların “Aydınlık Gazetesi”nde çalışan Hüseyin Şimşek’in, “Ogni Kültür Dergisi” ni okuyucularına tanıtmak üzere yaptığı haber- söyleşi, bu gazetenin 15 Ekim 1993 tarihli nüshasında yayınlandıktan sonra bizimle bağlantı kurdu; tanıştık. O gün bu gündür de tanışıklığımız ve seviyeli dostluğumuz devam ediyor. Yılmaz Erdoğan, “Ogni Kültür Dergisi”nin ilk yayınlanma sürecinin yakından tanığı. Belki de Yılmaz Erdoğan, bize katılmasaydı “Ogni Kültür Dergisi”ni  çıkartamazdık; kim bilir?! Yılmaz Erdoğan ile “Ogni Kültür Dergisi”nin yayınlama süreci, siyasî faaliyetleri ve yayınlanmış ve yayınlanacak kitaplarına ilişkin bir söyleşi yaptım. Ali İhsan Aksamaz)

+

Ali İhsan Aksamaz: İzin verirseniz, öncelikle “Ogni Kültür Dergisi”ne giden sürecin  kronolojisine ilişkin kısaca bilgi vermek istiyorum. 1992’de Ant Yayınları, “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitabı yayınlıyor. Ardından Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın “A Aktüel Dergi”nden Haşim Akman’a beyanat veriyor. Bu beyanat, “A Aktüel Dergisi”nin 1992/ 66. sayısında yayınlanıyor. Bu beyanatın “A Aktüel Dergisi”nde yayınlanmasından sonra, Ahmet Hulusi Kırım’a ulaşan bazı Laz aydınlarından bazılarıyla bir “Laz Kültür Vakfı Girişim Komitesi” oluşturuluyor. Bu “Laz Kültür Vakfı Girişim Komitesi”, 5 XII 1992’de İstanbul/ Bahçelievler “Alyans Düğün Salonu”nda bir toplantı düzenliyor.  Bütün bunların sonrasında o zamanki “Bugün Gazetesi”sinin muhabir(ler)i  Avukat Ahmet Hulusi Kırım’dan randevu alıyor. Gazetenin muhabir(ler)i ile Avukat Ahmet Hulusi Kırım, Avukat Cemil Memişoğlu, Yüksel Yılmaz ve Avni Ertaş bir araya geliyorlar; sohbet ediyorlar. “Bugün Gazetesi”nin muhabir(ler)i soruyor orada bulunanlar cevaplıyor. Ancak kendileriyle yapılan söyleşi, adı geçen gazetede yayınlanınca başlarından kaynar sular dökülüyor. Bugün Gazetesi’nin 31 Ocak 1993 günlü nüshası şu sürmanşetle yayınlanıyor: “Birlik Ve Beraberliğe En Çok İhtiyacımız Olduğu Dönemde Çatlak Bir Ses: Türk Değil Laz’ız!” Gazete, 1 Şubat1993 tarihli nüshasında şöyle bir haber yayınlıyor: “Laz Vakfı’na Büyük Öfke Yağdı: “Biz Karadenizliler Sapına Kadar Türküz!” “Bugün Gazetesi”nin aynı minvaldeki yayını 7 Şubat 1993 tarihine kadar devam ediyor. Biliyorum, sizin gözleriniz keskin, kulağınız deliktir; muhakkak siz de bütün bu süreci dışarıdan izlediniz. “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitabın yayınlanmasını ve içeriğini o günlerde nasıl değerlendirdiniz, değerlendiriyorsunuz?  Yukarıda kronolojisini verdiğim o süreci o günlerde nasıl değerlendirdiniz, değerlendiriyorsunuz?

Yılmaz Erdoğan: Geçmişle ilgili geri dönüşlerde kimi insanlar abartıyla egolarını beslerler. Ancak ben Yılmaz Erdoğan adını taşıyorum..Gereksiz kimlik süslemeleri harcım değil.Çünkü; Ne yapıyor- nasıl düşünüyorsam peşim sıra onlar geliyor ve abartıya yer bile kalmıyor. “Lazlar’ın Tarihi”  adlı kitap yayınlandığında, Gürcü Yurttaşlarımı yani Laz gibi, Kürt gibi, Çerkes gibi; “Cumhuriyeti kurdukları için Türk” tanımı içine giren Gürcü Kardeşlerimi tenzih ederek; bir avuç “Gürcü Megelao İdeasını” savunan ırkçı fanatiğin iddia ettiği “Lazlar Gürcülerin bir soyu- boyu- koludur” türünden saçma sapanlık beni çok rahatsız etmişti. Gürcülerin Kolkhis  Kafkayasında ancak Hazar’ın doğusundaki toprakları işgal edildikten, yani Lazlardan  yaklaşık 2000 yıl kadar sonra bugün yaşadıkları topraklara gelerek Laz egemenliğinde  yaşadıklarını ve Gürcü prof.ların  Lenin’den sonra insan kasabı Stalin’e işpiyonaj ile etki ederek önce İskender ÇİTAŞİ’yi astırtmaları ve SSCB Dış İşleri Bakanı Molotov  aracılığıyla; Kars- Ardahan- Artvin gibi topraklarımızda hak iddia etmelerini düşününce “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitap aracılığıyla ne amaçladıklarını anlayarak büyük tepki verdim ve bunu biliyorsun ki “OGNİ”de çok zaman da ifade ettim.

Hatta o fanatik Gürcülerin benim için “tepemizdeki Demokles’in kılıcı” şeklindeki yakınmaları da kulağıma geliyordu. Elbette Laz konularındaki girişimlerden haberdardım ve sıcak bir ilgiyle takip ediyordum. Kaldı ki o zamanlarda bu tür Laz tandanslı konuları gündeme taşımak her babayiğidin harcı değildi. Bugün Laz konusunda ahkâm kesen kimilerini köşemden onun için gülerek izliyorum. “Yok OGNİCİYMİŞ” de yok bilmem neymiş. Zaten oldum olası Laz konusuna rantiye çizgisinde bakanlarla aram hiç iyi olmadı. “Bugün Gazetesi”nin o ilkel ve baskıcı yöntemler yanlısı paçavravari yayınları da aslında beni çok öfkelendirmişti. Cumhuriyeti kurarak Türk olarak tanımlanan insanların kültürel  yapılanma istekleri ancak faşizan kafaların kabul etmeyeceği bir ilkellikti, bana göre.

 

Ali İhsan Aksamaz: “Bugün Gazetesi”nin bir hafta süren o yayınından sonra bir “Laz Enstitüsü” veya “Laz Vakfı” kurma süreci kesintiye uğruyor. Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın yazıhanesinde Pazar günleri toplantılar yapılsa da bir sonuç alınamıyor. Ben buraya kadar olan bu sürecin içinde değildim. Avukat Ahmet Hulusi Kırım ile tanışmam 1993 Haziran’ının ikinci yarısından sonra gerçekleşti. O Pazar toplantılarına katılmam da Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın önerisiyle oldu. Katıldığım iki ya da üç Pazar Toplantısının havanda su dövmeyle geçtiğini gördüğüm için o toplantılara artık katılmayacağımı Avukat Ahmet Hulusi Kırım’a söyledim. Ancak bir dergi çıkartma önerisinde bulundum. Bir sonraki Pazar Toplantısında dergi çıkartma önerimi, toplantıya katılanlara ilettim.  Bu önerim kabul görmedi. Ben de “Eyvallah” deyip toplantıyı da, binayı da palas pandıras terk ettim. Bir akşam Avukat Ahmet Hulusi Kırım, beni evden telefonla aradı. “Hoca, yarın okul çıkışı geliver. Dergi meselesine sıcak bakan arkadaşlarla bir toplantı yapacağız. Aramızda olursan, memnun olurum.”  “Hay hay,” dedim.  Ertesi gün okul çıkışı Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın ofisine gittim; buluştuk. Toplantıda hatırladığım kadarıyla Ahmet Hulusi Kırım, Mecit Çakırusta, Yüksel Yılmaz, Avni Erbaş, İsmail Avcı ve Mehmedali Barış Beşli vardı.  O toplantıya katılanlara neden bir dergi çıkartmanın önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Düşünce ve yaklaşımlarını öğrenmeye çalıştım. Önerim kabul gördü. Sonraki zaman diliminde birkaç kez daha toplandık.  Derginin adında karar kıldık: “Ogni Kültür Dergisi”. Gerekli kanunî başvurular yapıldı. Sıra dergini çıkacağını duyurmaya geldi. Avukat Ahmet Hulusi Kırım, o zamanlar “Aydınlık Gazetesi”nde çalışan eski bir ahbabına rica etti.  Hüseyin Şimşek de bizleri kırmayarak bizlerle bir söyleşi yaptı. Bu haber- söyleşisi, “Aydınlık Gazetesi”nin 15 Ekim 1993 tarihli nüshasında yayınlandı. Sizi, bizimle buluşturan da bu haber- söyleşi oldu. Öyle biliyorum. Telefon açarak bizimle bağlantı kurdunuz. Sözleştik ve “Ogni Kültür Dergisi”nin ofisine geldiniz; tanıştık. Böylelikle siz de dergi sürecine katılmış oldunuz. Şimdi hatırlayabildiğim kadarıyla o zamanlar siz de “Aydınlık Gazetesi”nde yazıyordunuz. Bizimle neden bağlantı kurma ihtiyacı hissettiniz? Bizimle bağlantı kurmadan önce ve sonraki değerlendirmelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Yılmaz Erdoğan: Burada küçük bir ayrıntı var. O söyleşiden önceydi sizlerle ilişki kurmam. Bağlantıyı kurmamdaki masumane amacım; Tarihin her döneminde var olan Lazların, bugün toprakları üzerinde bir devletlerinin olmamasını fırsat bilenlerin, hatta SSCB de Laz ve Gürcülerin yarı yarıya temsil edildiği bilindiği halde (Biliyorsun “Yüksek Komiserler Başkanı” Gamsahurdia, Şevarnadze katili Lazların bu haklarını gasp ettiği için isyan etmiş ve CİA aracılığıyla öldürtülmüştü. Yerine geçen Loti Kobalya ise basit bir Mafyacı olmaktan öteye geçememişti). Lazların yetim bırakılması beni hep hüzünlendirirdi. Hele hele Lenin’in Kuvay-i  Milliyeye yardım koşullarından biri olan “Laz Devletinin kurulması” konusuna Kâzım Karabekir’in  koyduğu not olan; “2000 yıldan beri zar zor uyuttuğumuz Lazları uyandıracak bu madde kabul edilemez” şerhi de aklımdayken, elbette ki böyle bir idealist grubun içinde olmalıydım. Biliyorsun ki doğru bildiğim ve sağlamasını yaparak kabul ettiğim hiçbir konuda ödün vermez kişiliğim vardı ya da genlerimde öyle bir miras vardı ki işte buydu Laz olmak. Ben de Laz olmakla hareketlendim.

Ali İhsan Aksamaz: Biz dergiyi çıkartmak için bütün kanunî formaliteleri tamamlamıştık. Hatta bir anlamda bir yayın kurulu da oluşturmuştuk. “Aydınlık Gazetesi”nde çıkan o haber- söyleşiyle “Ogni Kültür Dergisi”nin 1993 Ekim sonu gibi çıkacağını da duyurmuştuk. Ancak bütün bunlara rağmen, bu durum, derginin kesinlikle yayınlanacağı anlamına gelmiyordu. Çünkü Bazı arkadaşlar hâlâ “Bir süre erteleyelim, “diyorlardı. Bu söylemleri, aslında “Dergiyi yayınlamayalım, “ anlamına geliyordu.  Birkaç toplantı bu minvalde anlamsız tartışmalarla geçti. İşte siz, o anlamsız toplantıların yapıldığı süreçte aramıza katıldınız; bize güç verdiniz. Fakat daha önce “Dergiyi yayınlamayı bir süre erteleyelim, “diyenler, bu sefer de dergide yayınlanacak makaleler konusunda sorun çıkarttılar. Siz ayağa kalktınız ve masaya yumruğunuzu vurarak “Kardeşim, ya hep beraber bu dergiyi burada yayınlarız ya da ben kendim dergi çıkarırım, “dediniz. Kısa bir sessizlikten sonra, derginin yayınlanmasına karşı çıkanlar kalktılar, çekip gittiler. Kendilerini bir daha bu âlemde görmedim. Biz, “Ogni Kültür Dergisi”ni çıkartamasaydık, gerçekten de siz bir dergi çıkartacak mıydınız? Blöf mü yaptınız? Sizin bütün bunların yaşandığı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

 


“Ogni Kültür Dergisi”nin 1. Sayısı (Kasım 1993)

 


Yılmaz Erdoğan: O günlerde bu ihanet sapkınlıkları kimilerince normaldi. Çünkü korku dağları bekliyordu. Ben hiçbir zaman Dergi çıkarılmasın erteliyelimcilerden olmadım. Evet! Yapım da zaten buna uygun değil. Gerçek anlamda,  “OGNİ” eğer yayımlanmasaydı “Ohoşkvera/ Özgürlük” adıyla bir dergi çıkaracaktım. Kapsamını geniş tutmayı planladığım bu dergi gereksinimlerimize yanıt verecek düzeyde olacaktı. Sizlere güç vermem konusu benim utanmama neden olur. Güç sizlerde vardı ki ben orada ispat-ı vücut etmiştim, Cuma. Özellikle senin yapıcı-arabulucu güzelliklerin olmasaydı, belki de ben o korkaklar yüzünden “OGNİ”yi terk ederdim. Daha sonra da izlediğin gibi diyeyim; ben hiç blöf yapmam. Yapmadım da! Derginin çıkarılmasınakarşı olanlar çekti gitti ama ben sessizliğimi korur ve yaptığımız o ulvî çıkışı seslendirmezken onlar “OGNİ”nin ekmeğini yemekle meşguller.

Ben hep ne diyorum; Ahmet Hulusi Kırım, Ali İhsan Aksamaz, Mehmedali Barış Beşli, Yüksel Yılmaz ve benim dışımda “OGNİ”ci yoktur bu ülkede. Kim ne anlatıyorsa, Tarihi saptırmaktır ve kendilerini parlatmak bencilliğinden öteye milim geçmez.

 

Ali İhsan Aksamaz: Yön Matbaacılık yetkilisi telefon ederek “Ogni Kültür Dergisi”nin 1. sayısının basıldığı haberini verdi. Birkaç araba ile matbaaya gittik.  15 Kasım 1993 akşamı Ogni Kültür Dergisi”ni elimize aldık.  Yön Matbaasında büyük bir coşku yaşadık. Siz de oradaydınız. Neler söylemek istersiniz? O âna ilişkin duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

Yılmaz Erdoğan: Muhteşem bir ândı o ân.  Bunu kelimeler zor ifade eder. Var olan tek çocuğumun yanında “OGNİ” ikinci çocuğum olarak kucağımdaydı. Çok ama çok özel bir gündü ve sevincim, mutluluğum da çok çok özeldi. Nihayet neredeyse 100 yıl sonra ülkemin üçüncü demografik gücü Lazlar sahne alıyordu, ülkem sosyalitesinde. Bunu başka nasıl anlatabilirim bilmem ki!

 

Ali İhsan Aksamaz: Ahmet Hulusi Kırım, “Ogni Kültür Dergisi” için yazdığımız makalelerin müstear isimlerle yayınlanması konusunda bizi ikna etti. Kendisi de, ben de, derginin sahibi ve yazı işleri müdürü bile müstear isimlerle yazdık. Bir, Yüksel Yılmaz kendi adını kullandı, bir de siz. Sizce müstear isimle yazmak doğru bir davranış mıydı? Hatırlıyorum; siz “Kardeşim, ben müstear isimle yazmam!  DGM bana dava açılacaksa, açılsın. Mahkemeye giderim; savunmamı Lazca yaparım, tek kelime Türkçe konuşmam! Tercüman bulsunlar!” dediniz. Bunu unutamıyorum. Bu yaklaşımınızın sebebi neydi? Biraz konuyu açar mısınız? Hakkınızda DGM  dava açsaydı, gerçekten de savunmanızı Lazca mı yapacaktınız?

Yılmaz Erdoğan: Cuma, her grubun bir liberosu olur. Eğer top kaleye girecekse penaltı bile yaparak kalesini korur. Ömrümün sadece asker olduğum dönemlerinde “Demokrat Gazetesi”nde Yılmaz Doğan,  “Politika Gazetesi”nde Samim Yazıcıoğlu, “Cumhuriyet Gazetesi”nde İlhan Selçuk’un isteğiyle Muhsin Ertuğrul ve birkaç dergide Kaya Kayan ya da Sanat Kumara olarak yazılar yazdım. Bunda da amacım TSK tarafından kolayca ele geçirilmek istememem gerçeği yatıyordu. Bu cümleden olmak üzere Malatya 7. Ana Jet Üssünde görevliyken Bölge Tiyatrosunda Yılmaz Erdoğan olarak görev yapmamın derdini bayağı çektim. Seyirciler arasında beni tanıyanlar olacaktı ve takma isim kullanamazdım. Lâkin “OGNİ OLAYI” başkaydı. Orada Lazlar bir milâda imza atıyor ve çok haklılardı. Böyle bir Tarihin dönüşüm noktasında gerçek kimliğimle yer almalıydım. Benim düşüncem hep aynıdır. Sanal âlemde 18 kez kapatılan ana hesaplarımda da aynıyım. Diğerleri belki korunma içgüdüsüyle davrandılar ki haklılar. Evet, DGM’de yargılansam da kesinkes Lazca konuşacaktım ve ben hep sözümün peşinden giden biriyim.

 

Ali İhsan Aksamaz: Burada belirtmeliyim; “Ogni Kültür Dergisi”ni çıkartanlar arasında sizin ve Yüksel Yılmaz’ın dışında Lazcayı o zamanlar doğru dürüst bilen pek kimse yoktu. Sizin taa o zamanlar Lazca şiirler yazdığınızı biliyorum; bir Lazca şiir dosyanızı masanın üstüne bırakıp “İsteyen okusun!” dediğinizi hatırlıyorum.  Neler söylemek istersiniz?

Yılmaz Erdoğan: Bu konu benim açımdan büyük önem taşıyor. Hiç bir Laz lehçesini ayırt etmeden şunu belirtmek isterim: Saf Lazca bugün Fındıklı- Arhavi Lazcasıdır. Daha da saf Lazca; Arhavi-Pilarget- Sideri ağzıdır. Şiirlerimi bu çizgide yazarım. Belki adet olarak bini geçti.Ve bir de Lazca kelimelerin arkasına “-i, -a, -e, -u” gibi harf takmaların da Lazca olmadığını, sadece çok sıkışıldığında Türkü ve şiir dilinde bazen yapılabildiğini söyler dururum. O eklemeler; “Gürcü Megelao ideası”nın iddia ettiği istekle uyumludur. Bugün “Hel” kelimesinin Lazca “selâm” olduğunu; “msil” kelimesinin “kum” olduğunu; “gölge” kelimesinin “Ati”; “gölgeliğin” “Atina”  olduğunu; “borça”nın “kale” olduğunu; “Gzanora”nın  “yoldaş-arkadaş” olduğunu; “hinsi” nin “çayır” olduğunu; “hini”nin “hayal” olduğunu; “tişi” nin “şans”, “epra”nın “efe”; “zeytin” in “tsira”; “ciha”nın “çaylak” olduğunu ve bunun gibi nerdeyse 1500 antik Lazca kelimenin kullanılmadığını görerek; özellikle bu kelimeleri barındıran şiirler yazarak Lazcaya katkı vermeyi sürdürebileceğimi ve bunun için; her kelimesi cümle içinde kullanılmak şeklinde “Türkçe- Lazca sözlük” ile “Laz grameri ve yazısını en çok benzettiğim “Lazona Menşeli Germany” (Dağlıların- Almanların) diliyle hazırladığımı özellikle belirtmek isterim.

 

Ali İhsan Aksamaz: “Ogni Kültür Dergisi”nin 1. sayısı çıktıktan sonra, o zamanlar sizin de makalelerinizin yayınlandığı “Aydınlık Gazetesi”nde “Ogni Kültür Dergisi”nin küçük bir ilânının yayınlanmasını sağlamıştınız: “Artık Lazların da bir dergisi var!” Bu, birçok bakımdan çok önemliydi. Sizin, “Ogni Kültür Dergisi”nde yazmanız çevrenizde nasıl karşılandı? Olumlu ve olumsuz nasıl tepkiler aldınız mı?

Yılmaz Erdoğan: Genellikle büyük bir heyecan ve sevinçle karşılandı. Bazı genetik hatalılar, ayrılıkçı paftası vursa da çok önemli görüldü. O zamanın “Aydınlık Gazetesi” günümüz Türkiye’sindeki sosyal savunuların çok ilerisindeydi. Perinçek, dost gözüyle bakıyor ve ben de öyle görüyordum. Bugün aynı duygularım hiç yok. Konu da bu çerçevede ilâna dönüşmüştü.

 

Ali İhsan Aksamaz: “Ogni Kültür Dergisi”nin 1. sayısı çıktıktan çok kısa bir süre sonra, dergide yayınlanan ilk üç yazıdan dolayı DGM tarafından dava açıldı ve toplatma kararı verildi. Asıl ilginç olanı,  dava ve toplatma kararından sonra, dergi çıkmadan önce “Derginin çıkışını erteleyelim, “ diyenlerin içeri bile girmeden kapıdan kafalarını uzatarak  “Biz size söyledik! Çıkartmayın dedik. Dinlemediniz! İşte gördünüz mü, bizim dediğimiz oldu! Haklı çıktık! Oh olsun!” tavrını sergilemelerini ve aldıkları dergileri bırakıp binayı hızla terk etmelerini nasıl karşıladınız, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bununla bağlantılı bir soru daha: Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın söylediğine göre, o zaman yürürlükte olan kanuna göre, bir dergide yayınlanan bir makale hakkında dava açıldığı zaman, derginin sahibi hakkında da, sorumlu yazı işleri müdürü hakkında da, o makaleyi yazan hakkında dava açılıyordu. O sebeple “Ogni Kültür Dergisi”nin sahibi de sorumlu yazı işleri müdürü de aynı kişi oldu. Avukat Ahmet Hulusi Kırım da işte bu sebeple makalelerin müstear isimlerle yayınlanmasını ısrar etti. “Yanacaksa, bir kişi yansın!” dedi. Ancak sorumlu yazı işleri müdürü, ifadesinde, dava açılan ilk üç makaleyi yazanların adını verdiği için müstear isimlerle yazmanın da bir esprisi kalmadı. Dergi hakkında dava açıldıktan ve toplatma kararı verildikten sonra, daha önce dergiye gelenlerin birçoğu artık ayağını kesti. Ancak siz, her gün taa Kadıköy’den gelerek “Ogni Kültür Dergisi”nin Aksaray’daki ofisini hiç yalnız bırakmayanlar arasındaydınız. Bunu biliyorum. O günlere ilişkin neler söylemek istersiniz?

Yılmaz Erdoğan: “OGNİ çıkmasın” diyenler konusunda ne düşündüğümü yukarıda açıklamaya çalışmıştım. Hatta kesik kesik öksüren Kazım Koyuncu için sana espiri çizgisinde; “Kazım da gitsin. Çok öksürüyor. Verem edecek bizi” dediğimi bilmem hatırlar mısın? Gerçi Kazımın derdi “OGNİ” değil gitarını konuşturmaktı. Konuşturdu da! Bana gelince, Cuma; bir olayın içinde ya olurum ya olmam. Olursam her şeyimle olurum. Kimseyi kandırmak için görüntü figüranlığı hiç yapmam. Aksaray’daki ofise gelişim evet her gün gerçekleşiyordu. Daha sonra emekli olan bir MİT’çinin dediği gibi; binanın giriş kapısı sağ çaprazında bulunan mühendislik bürosundan öldürülmemin planlanması ve benim tripörtorün önünde ezilecek küçük bir kızı kurtaracak hareketim nedeniyle tetiğe basılmadığını da biliyorum. Gerçi o zaman böyle bir senaryodan haberdar etseler de yolumdan dönmezdim.

 

Ali İhsan Aksamaz: “Ogni Kültür Dergisi”nin 1. sayısı hakkında DGM tarafından dava açıldı, toplatma kararı verildi ancak dergi kapatılmadı. Bu ihtimali de düşünmüştük. Ne var ki, dava açılması ve toplatma kararı verilmesi bizleri etkilemedi. Hemen 2. sayı için hazırlıklara başladık. O dönemdeki dik duruşunuzu hatırlıyor ve saygıyla anıyorum.   Hürriyet Gazetesi’nden Yalçın Pekşen’in sizden de bilgi alarak yazdığı ve 30 XI 1993’de yayınlanan makalesi bizleri epey güldürmüştü. Yalçın Pekşen’in, DGM’nin açtığı dava ve 1. sayısıyla ilgili verdiği toplatma kararı üzerine  “Hürriyet Gazetesi”nde yayınlanan o makalesiyle moral bulmuştuk:  “Buradan Bakınca/ Ogni: Skani nena” O günlere ilişkin siz neler hatırlıyorsunuz? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Yılmaz Erdoğan: Yalçın Pekşen, Koşuyolu’ndaki Yataş Mağazama gelmişti. Hatta yatakları görünce yazısında da söz ettiği gibi “Hepsini satma! Bir tanesini kendine ayır! İçerde gerekecek!” demiş ve gülmüştük. Yalçın Doğan, bende kararlılık ve gözünü budaktan esirgemez bir kişilik- yurtseverlik gözlemlemişti. “Cumhuriyet Gazetesi”nde olduğu dönemde, 12 Eylül Faşizmi gazeteyi kuşattığında benim resmî elbise içinde hiçbir baskıyı umursamadan İlhan Selçuk ağabeyi ziyaretimi hatırlamış; Hulki Cevizoğlu ve birkaç kişinin beni minnetle karşılamasını hatırlatmıştı. Çok şey hatırlıyorum. Hatta Rize- Pazardan ekip olarak geldik diyen üç MİT’çinin; “Sen Lazların doğal lideri olarak görülüyorsun. Dağa 150 Laz genç çıkardık.Emret Beykoz’a kadar inletelim Karadeniz’i” yemlemesiyle ayrılıkçı  aramalarına öfkelenerek onları kovuşumu ve bir de Almanya’da bir konuşmamın TV’lerden yayınlayacağını öğrenerek cafelere toplanan Lazların benim ekranda Tansu Çiller’in, “Türkiye’nin bir tek çakıl parçasını kimseye vermeyiz” sözüne; “Ne çakıl parçası?! Biz ülkemizden rüzgârın götürdüğü minik bir kum tanesinin peşindeyiz!” dememle birlikte cafede duyulan sevinci nakletmesi beni çok duygulandırmıştı. Elbette böyle bir çok anekdot saymam olası.

 

Ali İhsan Aksamaz: Siz yalnızca bir kültür adamı değil, aynı zamanda da bir siyaset adamısınız. 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri öncesiydi. Üsküdar ve Havalisinde tanınan ve sevilen bir kişi olduğunuz için, birçok siyasî partinin sizi Üsküdar Belediye Başkanlığına aday göstermek istediğini biliyorum.  (İP) İşçi Partisi yetkililerinin Üsküdar Belediye Başkanlığına adaylığınız konusunda sizinle görüşmeler yaptığını biliyorum. Daha sonra da (DEP) Demokrasi Partisi yetkililerinin de Üsküdar Belediye Başkanlığına adaylığınız konusunda sizinle görüşmeler yaptığını biliyorum. En nihayetinde DEP’ten Üsküdar Belediye Başkanlığına aday olduğunuzu hatırlıyorum. Ancak DEP, 27 Mart 1994 Yerel Seçimlerine katılmaktan vazgeçti. Öyle hatırlıyorum. Dolayısıyla da siz Üsküdar Belediye Başkanı seçilemediniz. Sizin bu siyasî faaliyetleriniz “Ogni Kültür Dergisi” çevresinde pek olumlu karşılanmadı. Bu da, sizin “Ogni Kültür Dergisi”nden kopmanızı getirdi.  Bütün bu olup bitenlere ilişkin neler söylemek istersiniz?

Yılmaz Erdoğan: Şöyle özetleyeyim; Siyasete, beni Mesut Yılmaz’ın Üsküdar Belediye Başkanı yapmak istediği haberiyle yanaştım ilk. Ancak Mesut Yılmaz’ın,  “Bu adamı durduramazsın! Yarın partinin Genel Başkanı olur,” diyenlerin kulağına su kaçırmasıyla bu gerçekleşmedi. Ben ANAP’lı değildim elbette. Lâkin CHP öyle bir ataletsizlik içinde Ali Topuz’un etkisi altındaydı ki, benim Belediye başkanı adayı olmamı aynı CHP’liler “ayrılıkçı” diyerek kabul etmemişlerdi. Her ne kadar daha sonra adaylarını Belediye Başkanı seçtirdimse de. İP, benim için cazip değildi. DEP in önerisiyse açıktı; “Bize katıl! Seçileceğini biliyoruz. Altı ay bizde Belediye Başkanlığı yap, sonra istediğin partiye geç!” diyen İl Başkanı Dr. Ahmet Bey’in önerisi daha cazip gelmişti. “OGNİ”den kopuşumu ise, çok iyi hatırlaman gerekir, kısır bir tartışma ile asimile edilmiş Lazların enstrümanı kemençe olayının kabul görmeyen gerçeği üzerine olmuş ve ayrılığımı açıklamıştım. Hatta bazı çevreler “Sen ayrılırsan, “OGNİ” ancak birkaç sayı daha çıkabilir,” demişlerse de “Geride kalanlar aslan gibi. Dergiyi götürecek her tür donanıma sahipler. Ben kırıldığım yere kaynak yaptırmam,” diyerek ayrılmıştım. DEP seçime katılmayınca tabii ki ben de katılamadım ve o zamanın Saadet Partisi “Tek rakibimiz Yılmaz Erdoğan seçime katılmıyor” diyerek Üsküdar’da büyük bir şölen yapmıştı. Seçildiler de.

 

Ali İhsan Aksamaz: “Ogni Kültür Dergisi”nden koptunuz ancak Laz dili ve tarihinize ilişkin çalışmalarınız devam etti. Birçok kitabınız yayınlandı. Nart Yayıncılık’dan Kutarba Hayri Ersoy kitaplarınızın yayınlanmasında size teknik ve benzeri konularda yardımcı oldu. Kutarba Hayri Ersoy’un adını anmışken bir de Ankara’da Şevardnadze’yi protesto macerası var. İstanbul’dan otobüsler kalkmıştı. Hem Laz dili ve tarihinize ilişkin çalışmalarınız hem de o maceralı Şevardnadze’yi protestolarına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?


Yılmaz Erdoğan’ın yayınlanmış kitapları


 

Yılmaz Erdoğan: Muhteşem bir olaydı. Anlatılmaz. Orada işim bittiğinde yakamda “Ogni” amblemini unutarak İstanbul’a dönmüş ve Koşuyolu’nda bir büfeden alış-veriş yaparken beni tanıyan büfecinin; “Abi, az önce TV’deydin. Konuşmandan o kadar etkilendim ki ‘Gördüğüm yerde elini öpeceğim,’ dedim eşime. Ver elini öpeceğim!” demesi ve tüm ısrarlarıma rağmen, asla ücret almaması anılarımda yer etmiştir. Tabii katil Şevardnadze’nin protesto edilmesi çok demokratçaydı. Faşistçe o insanları cplayan polisimizin her şey bittikten sonraki bu vahşetini de unutmam mümkün değil.  Ankaralı Lazların birbirleriyle haberleşerek büyük bir coşkuyla beni “OGNİ TEMSİLCİSİ” olarak karşılamaları da çok muhteşemdi.  Şimdi “OGNİCİ” olduklarını yalanla yutturanlar o gün bu protestoyu değil düzenlemek yanından bile geçemeyecek ahmaklardır sadece.

 

Ali İhsan Aksamaz: Artık söyleşimizin sonuna geliyoruz. Lazca şiirlerinize ilişkin sormak istiyorum. Bu Lazca şiirlerinizi ne zaman bir kitapta toplayıp yayınlatacaksınız?  Ayrıca Laz Tarihi üzerine de çalışıyorsunuz. Kısaca bu konulara da değinir misiniz?

Yılmaz Erdoğan: Cuma! Laz Tarihini büyük bir yanılgıyla Urartuların M.Ö. 800’lü yıllarda Lazlardan ilk söz eden olduklarını söylemeleri sinirimi bozuyor. Bu insanlar, bir dilin en az 4000 ile 6000 yılda oluştuğunu da bilmiyorlar. Salt bu haliyle Laz Tarihi M.Ö. 5000’li yıllara gidiyor. Pontus kelimesini yavanca savunanların geçmişte; “Ukrayna’nın tamamından başlayan Pontus Havzasının, Altayların kuzeyine dayanan bataklık- bozkır ve ova olduğundan bile habersiz olmaları çok rahatsız edici. Bir dönem Lazların Karadeniz’e “Pomtik/ neşeli” demelerini söylemek görevim değil mi?! Pontus kelimesine Lazona’da denk gelip dillerine alan Yunanlıyla Lazı bir tutanların, Pelasg Ön Türklerinin Kolkhis’te Lazlaşarak Yunanlıların Ataları olduğunu yazmayayım mı?! Araştırmalarım; iki öz kardeş Türk ve Lazların M.Ö. 250 binli yıllarda oluşan Artikya ve iç içe oldukları Hyperborea’nın kuzeyde buz çağına girmesiyle oradan göç ederek; Türklerin Gobi Cennetine, Laz Kardeşlerinin de Kafdağı’nın ardındaki cennete yerleştiklerini anlatmayayım mı?! Lazlara adını veren Gök Güneş Tanrıça Laz ana (Kybele- Kubaba-Kuvava)’ nın Yemen’i dolaşarak Kâbe’ye Lad. Fonetik açılımı  Laz olarak girdiğini bilmek gerekmez mi?! Çocuklarına “Biz Şinar (Lazca-Hatırlayacaksın)’ dan geldik unutmayacaksın” diyen Sümerlerin Lazona’da Lazlaşmış Ön Türkler olduğu gerçeği insanları rahatsız etmemeli. Yurtdışında yapılan DNA analizimde yüzde yüz Laz olduğum ve genlerimin Hamurabi dahil Amurrular-Fenikeliler’de betkileşim yaptığını ve bunun gibi bir çok olayı vermeyeyim mi?! Verdim işte! Ve verdikçe “Güneşin Çocukları: Lazlar” adını verdiğim son kitabım on bin sayfayı geçti. Lazca-Türkçe açıklamalı şiirlerim ve Karadeniz şiveli şiirlerimi ayrıca kitaplaştırma kararı aldım. Lazcanın yaşaması ve unutulmuş  kelimelerin canlandırılmasını istiyorum. Bir Laz’ın, “Mçhade”nin “gerçek”, “hini”nin “hayal” olduğunu bilmesi gerek.

 

Ali İhsan Aksamaz: Soğuk Savaş yılları sonrası Laz aydınlarının faaliyetlerine bir başka açıdan ışık tuttuğunuz için size teşekkür ederim. Size uzun ve sağlıklı bir hayat dilerim. Sağlıcakla kalın. 

Yılmaz Erdoğan: Son kez “OGNİ”nin muhteşem ekibi; Ali İhsan Aksamaz, Ahmet Hulusi Kırım, Mehmedali Barış Beşli ve rahmetli Yüksel Yılmaz ile kendimi saygıya değer bularak burada isimlerini tekrar etmekten onur duyuyorum. Bu söyleşi, Tarihe gerçek anlamda ışık tutacaktır. Teşekkür ederim. Muhteşem doğru bir kronolojik sıralama gerçekliği oldu. Gogihti,  Cuma!

 

+

(Önerilen Okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “İçindekilerle ‘Ogni Dergisi’ (1993- 1994)”, 12 XI 2020; sonhaber.ch; Ali İhsan Aksamaz, “Laz Aydınlarının girişimine basından tepkiler”, 14 V 2022, sonhaber.ch; Ayten Akgün, “ Skudas Xalkepeşi Cumapoba”, Özgür Gündem Gazetesi, 18 XI 1993; Haşim Akman: “Laz Enstitüsü Kuruluyor”, (A Aktüel Dergi, sayı 66,  8 X 1992) 13 VII 2017, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Hüseyin Şimşek, “Lazlar, fıkralardan taşıyor”, Aydınlık Gazetesi, 15 X 1993; Kâmil Aksoylu, “Tarihe Tanıklık/ Laz Kültürel Hareketi/ 93 Süreci” (“Laz Kültürü”, Phoenix Yayınları, Ankara, 2009); Mehmedali B. Beşli, “Vicdanen malul bir devir bu devir”, Ütopia Mevsimlik Hayatbilgisi Kitabı, sayı 6, Piya- Zed Yayın, İstanbul, 1999; Mehmedali Barış Beşli, “Tarihe Karşı Kısa Tarih”, Mjora Lazepeşi Nena, sayı 1, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 2000; Metin Sever, Baran Dural, “DEP’in Seçim Stratejisi/ Kürt- Laz- Çerkez İttifakı”&Yılmaz Erdoğan: “DEP’e saygı duyuyoruz”,  Nokta Dergisi, sayı 12/ 6, Nokta Yayınları, 30 I 1994; Metin Sever, “Kaf Dağı’nın bu yüzü/ Türkiye’deki Kafkasya (11)/ Lazca bir dergi: Ogni”, Radikal Gazetesi, 17 XII 1997; Naki Özkan, “Artık Lazlar’ın da bir dergisi var/ Nuh Peygamber de Lazca konuşuyormuş!” EP/ Ekonomi Politika, sayı 53, 28 XI 1993;Yalçın Pekşen, “Buradan Bakınca/ Ogni: Skani nena”, Hürriyet Gazetesi, 30 XI 1993; Yılmaz Erdoğan, “Lazlar”, Ogni Kültür Dergisi, sayı 1, İstanbul, Kasım 1993; Yılmaz Erdoğan: “Bizimkiler Sohum’a yerleşmişler!/” Çkunepe Soxumis dibargezdoren!” 22 XI 2018, circassiancenter.com.tr; Yılmaz Öztürk, “Lazlar Kimlik Arayışında/ Ogni, skani nena!” Yön İntermedya, sayı 14, İstanbul, 4 IV 1994)

+


Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın konuşma metni  (İstanbul- Bahçelievler “Alyans Düğün Salonu): 




+


aksamaz@gmail.com

 

https://sonhaber.ch/ogni-kultur-dergisi-ikinci-cocugum-olarak-kucagimdaydi/

 http://www.circassiancenter.com/tr/yilmaz-erdogan-ogni-kultur-dergisi-ikinci-cocugum-olarak-kucagimdaydi/

http://www.circassiancenter.com/tr/bizimkiler-sohuma-yerlesmisler-ckunepe-soxumis-dibargezdoren/

 

31 Mayıs 2022 Salı

7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) Bursa Bağımsız Milletvekili Adayı Aydın İlhan’a Destek Toplantısı

 



7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) 

Bursa Bağımsız Milletvekili Adayı Aydın İlhan’a Destek Toplantısı

 

Dün (13 Nisan 2015), Bursa Bağımsız Milletvekili Adayımız Aydın Bey’e (İlhan) destek vermek üzere Bursa’ya gittik.  Toplantı Zümrütevler Mekviindeki Önder Düğün salonunda saat 14: 00’de başladı. Her zamanki gibi, bu toplantımızın sunuculuğunu da çok yönlü sanatçı kardeşimiz İshak Akbay yaptı. İshak Akbay’ın Çerkesçe iki güzel şarkı ile salonu dolduran kalabalığı coşturmasından sonra sinevizyon gösterisi yapıldı. ÇDP’nin tanıtım filmi izlendi.


 

Daha sonra kürsüye “Thamade”lerden Mustafa Bey (Saadet)  davet edildi. Mustafa  Bey, salondakileri Çerkesçe selamladı. Konuşmasında ÇDP’nin kimlik mücadelesinde ne kadar büyük bir öneme sahip olduğuna dikkat çekti ve tek amacın oy almak olmadığını belirtti. Çerkeslerin nüfuslarına ilişkin çok çeşitli sayılar verildiğini ancak önemli olanın bunun olmadığını söyledi. Esas önemli olan konunun Çerkes adaylara oy vererek kimliğe sahip çıkmak olduğunun altını çizdi. ÇDP’nin desteklediği milletvekili adaylarının 7 Haziran 2015’te yapılacak Genel Seçimlerde alacakları oyların Çerkeslerin ağırlığını ortaya çıkartacağını önemle belirtti.

 

 


Daha sonra kürsüye İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili adayı Kenan Bey (Kaplan) davet edildi. Kenan Bey, ÇDP’nin kuruluş sürecine ilişkin bilgi verdi. Diğer siyasî partilerin Çerkesleri önemsemediğini, bunun artık ortaya çıktığını vurguladı. AKP, CHP ve HDP’nin Çerkes Milletvekili adaylarına listelerinde ya yer vermediklerini ya da kazanamayacak yerlerden listelere alındığına dikkat çekti. Bunun, siyasî partilerin Çerkeslere, Çerkes kimliğine, Çerkes diline önem vermediklerinin açık bir göstergesi olduğunu söyledi. ÇDP’nin yalnızca Çerkeslerin değil Lazların, Abhazların, Gürcülerin, Pomakların da, diğerlerinin de partisi olduğunun altını çizdi. Türkiyenin herkesin vatanı olduğunu, bayrağın herkesin bayrağı olduğunu söyledi. Bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara karşı mücadele edildiğini, bu mücadelede Çerkeslerin, Lazların, Abhazların , Gürcülerin ve diğer halkların fedakârlıklarda bulunduklarını, kanlarını akıttıklarını, bedeller ödediklerini belirtti. Ancak daha sonra Ethem Bey’in hain ilân edildiğini, Çerkeslerin sürüldüğünü, asimilasyona tabi tutulduklarını söyledi. Çerkesçenin, Lazcanın, Abhazcanın , Gürcücenin ve diğer dillerin konuşulmasının yasaklandığı da belirtti. Oysa Kurtuluş Savaşı’nda mücadele edilen ülkelerin dillerinde eğitim verildiğine, okullar bulunduğuna dikkat çekti.  Bunun bir çelişki olduğunun altını çizdi.

Daha sonra kürsüye İstanbul 2.  Bölge Milletvekili Adayı olarak beni davet ettiler. Kürsüden kısa Lazca bir konuşma yaptım. Ardından da ÇDP’ye nasıl katıldığımı anlattım. Kuşba Erol ve Kutalia Erol Beyler ile Abhazya’da tanıştığımı belirttim. O dostlukların beni ÇDP’ye taşıdığnı anlattım. Bu ülkenin de, bayrağın da, sınırların da sahibinin diğer halklarla birlikte bizler olduğumuza dikkat çektim. Balkan Savaşı’nda, Çanakkale Savaşı’nda, Sarıkamış’ta, Kurtuluş Savaşı’nda, Kore’de bedeller ödediğimizi belirttim. Kaderlerimizin de ortak olduğunu söyledim. Salonu dolduran kalabalığa çağrı yaptım. Bursa Milletvekili Adayı Aydın Kardeşimize (İlhan) oy vermelerini istedim. Tanıdıklarını dabu  bağımsız adayımıza oy vermeye çağırmalarını istedim. Etrafımda oluşan sevgi yumağı beni öyle sarmaladı ki, bu insanlardan zor ayrılabildim.

 

 

                            Üstad Mahmut Bey (Bi) ile karşılaşmamız benim için büyük bir sürpriz oldu

Daha sonra kürsüye Kayseri Bağımsız Milletvekili Adayı Emine Hanım (Arslandok) davet edildi. Emine Hanım, yaptığı kısa konuşmada insanları kimliklerini sahip çıkmaya çağırdı. ÇDP’nin desteklediği bağımsız adayları tanıtmalarını ve onlara oy vermelerini istedi. Ardından da kürsüye Ankara 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Faruk Bey (Arslandok) çağırıldı. Faruk Bey, ÇDP’ nin kimlik mücadelesindeki yerine dikkat çekti. Bağımsız adayların desteklenmesi için çağrı yaptı.

Bursa Bağımsız Milletvekili Adayımız Aydın Bey (İlhan) kürsüye davet edildi.  Aydın Bey, önce kendisini tanıttı. Ardından da Milletvekili seçildiği zaman, takipçisi olacağı konuları dillendirdi. Kısa konuşması, sık sık alkışlarla kesildi. Aydın İlhan 1971 yılında Samsun/ Vezirköprü’de doğmuş. Gazi Üniversitesi Elektrik Bölümü mezunu. Bursa’da yirmi yıldır yaşıyor ve Makina imalât ve ticareti ile uğraşıyor. Kafkas Sanayi ve İşadamları Derneği Kurucusu ve eski başkanı. Evli ve bir kız çocuğu babası .

Daha sonra soru- cevap bölümüne geçildi. Başlıca şu sorular soruldu:  “ÇDP’nin programında yalnızca Çerkeslik mi var? Diğer sosyal konulara ilişkin görüşleriniz var mı? Adaylar arasında başka halklardan kimseler var mı?”

Bu sorulara Kenan Bey (Kaplan) cevap verdi: “Partinin programında elbet yalnızca Çerkeslik, kimliklerimizin yaşatılması konusu yok. Her konuda toplum yararına düşünce ve projelerimiz var. Ancak Çölde susuzluktan ölmekte olan insana altın mı, su mu verirsiniz önce? Tabiiki su. Öncelikli olan kimliğimizin yaşamasıdır. Güçlü bir kimlik mücadelesi verirken;  işçinin, köylünün, emeklinin de haklarını da savunacağız. Doğayı da savunacağız. 7/24 anadilde radyo-tv ve anadilde eğitim için de mücadele edeceğiz. Biz misyon partisiyiz. Parlamentoya kendi kimliklerimizle girecek ve hak ve hukukumuzu öyle savunacağız. Biz burada güçlü olursak Kafkasya’da da güçlü olabiliriz. Bu adaylarımızın meclise gitmesiyle, kimlik mücadelesiyle gerçekleşebilir.”

Daha sonra “Thamade”lerden Fikri Bey (Duman) söz aldı: “20 yıl önce Kril Alfabesi ile yazılı bir kâğıt parçası sebebiyle insanlara dava açıldı. O noktadan bugüne gelindi. İlerde Kafkasya’daki varlığımız için, bizim buradaki varlığımız çok önemli. Bu sebeple burada kimliğimizle sağlam durmalıyız.”

Söz alan diğer konuklar önemle şu konuya değildiler: “Yalnızca merkezde değil. İlçelerde, mahallelerde ve köylerde de örgütlenmeliyiz.” ÇDP yetkilileri, partilerinin henüz yeni olduğunu ancak en kısa zamanda köylerde de temsilcilikler açacaklarını duyurdular.

Toplantıya Bursa’nın önde gelen sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katıldı. Toplantı sonunda hatıra fotoğrafları çektirildi. 

Bursa’da yaşayan Çerkes ve Lazların birbirleriyle dayanışma göstermesi gerektiğini vurgulandı. Yeni tanıştığımız kimi dostlar bunun kimliklerin yaşatılmasında noktasında çok önemli olduğunu belirtti.  Toplantı sonunda üstad Mahmut Bey (Bi) ile karşılaşmamız benim için büyük bir sürpriz oldu. Bunu da burada belirtmeliyim. (13 Nisan 2015)

 






aksamaz@gmail.com

yusufbulut.com

 

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2022/05/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2022/05/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv_31.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2019/03/httpwww.html

http://www.cdp.org.tr/?p=189

https://www.kitapyurdu.com/kitap/cerkes-siyasallasmanin-onculeri-/466683.html


“Teknolojiyi de kullanarak başarı olacağız!”/ 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) Düzce Bağımsız Milletvekili Adayı Ayşe Pişkin’e Destek Toplantısı

  


 

 

“Teknolojiyi de kullanarak başarı olacağız!”

 

 

 

 

(Ön açıklama: Bugün de bir misafirim var. Bugünkü misafirim Ayşe Pişkin. Ben kendisini 2012’den beri tanıyorum. (Ç.H.İ.)  Çerkes Hakları İnisiyatifi, bir Çalıştay düzenledi, 2012’nin Şubat  25- 26’sinde. Ben de oradaydım. Ayşe Hanımı oradan tanıyorum. Öyle hatırlıyorum. Sonra Ankara’da karşılaştık, 14 Ağustos 2014’de. Ayşe Hanım da, ben de (Ç.D.P.) Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin 34 kurucusundan ikisiydik. Daha sonra Ayşe Hanım, 7 Haziran 2015 Seçimlerinde Düzce’den bağımsız milletvekili adayı idi, ÇDP’den. Ben de İstanbul 2. Bölgeden adaydım. Ayşe Hanım,  Çerkes Aydınlarından ve çeşitli derneklerde kimliğini, anadilini yaşatmak için canla-başla çalışıyor. Ayşe Hanım ile bir söyleşi yaptım. Bu, söyleşinin metni. (Ali  İhsan Aksamaz, 24. XI. 2018)

 

 

+

 

Ali İhsan Aksamaz: Ayşe Hanım, biliyorum, Kafkasya (Çerkesya) muhacirlerindensiniz. Daha doğrusunu söyleyelim; Kafkasya’dan sürgün edilen Çerkes ailelelerinden birinin çocuğusunuz. Kaçıncı nesildensiniz, Türkiye’ye yerleşen? Kafkasya’da da köyünüz var mı? Varsa, adı nedir? Siz nerede doğdunuz? Bugünkü köyünüzün adı nedir? Eski Çerkes soyadınız var mı? Varsa, lütfen söyleyin.

 

 Ayşe Pişkin: Çok teşekkür ederim, Ali İhsan Bey. Ben de sizi tanımaktan büyük mutluluk duyuyorum. Sizi Öncelikle bir vatandaş, sonra da aynı amaçlar için ayrı kulvarlarda koşan bir yoldaş olarak yakın hissediyorum. Buna duygudaş demek istiyorum. Farklı kültürlere sahip, kültürlerimizin kaybolmaması ve geleceğe taşınması için çırpınan nice insanlardan ikisiyiz.

Ben, sizin de ifade ettiğiniz gibi, Kafkasya’dan sürgün edilen atalarımızın 3. Nesil torunuyum. Doğrusunu söylemek gerekirse, dedemin tam olarak nereden geldiğini bilmiyorum. Ben dedemi göremedim. Tahmin ve araştırmalarıma göre Karadeniz’e  kıyı olan Soçi bölgesinden. Atalarımız, çektikleri acıları evlatlarına hiç anlatmamışlar. Hiç aktaramamışlar. Dedem 7-8 yaşlarında, aileden tek kalan erkek kardeşi ile  Samsun’a çıkmışlar. Yerleşim plânına göre, kardeşleri ayırmışlar. Dedem Düzce’ye gelmiş, kardeşi de Samsun da kalmış. Bir daha hiç görüşememişler. Dedem, hafız olmuş ve değişik köylerde görev yapmış. Babaannem ile evlendikten sonra, benim doğduğum köye gelmişler.

 

Köyümüz, Çerkeslerin ilk konakladıkları 45 haneye sahip Siyokoğlu Köyü dür.  Ben burada doğdum. Köyde herkes Çerkesçe konuyordu. Dolayısı ile ben de, önce Çerkesçe konuştum ve sonra Türkçe’yi öğrendim.  Dedemin sülâlesinin adı Khamtokht’ur. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Pişkin olmuş. O zamanlar akraba ve aynı sülaleden olanlar mümkün olduğu kadar aynı soyadını almışlar. Ben hala Khamtokh kızıyım. Kızlar, hep baba sülalesinin kızıdır.

 

 Ali İhsan Aksamaz: İlk, orta ve diğer okulları nerede okudunuz?  Okuldan sonra ne işler yaptınız? Şimdi emeklisiniz. Öyle biliyorum. Çocuklarınız var mı?

 

 Ayşe Pişkin: İlkokulu, doğduğum köyde Siyokoğlu ilkokulunda okudum. Okulumuz merkeze bağlı, zamanında, Fransızca ve Farsça eğitim veren ünlü bir okulmuş. Çevredeki tüm köylerin çocukları bizim okula gelirlerdi. İki dershanesi, bir öğretmen o ve teknik odası, bodrumu olan güzel bir taş binaydı. Şu anda tarihi eser bünyesinde, yenilenmesini bekliyor.  Beş kişilik sınıfta, sıramı paylaştığım arkadaşım Laz Ali idi.

İlkokulu bitirdikten sonra, okuma arzumun önüne geçmeyen ailemi bırakarak yatılı olarak İstanbul’a geldim. Birkaç hayırsever kadının iş ve güç birliği ile ortaokulu Levent Ortaokulunda okudum. Hiç harcama yapmadan. Allah her birinden razı olsun. Ve beni vesile olup, İstanbul’a getiren Kazım Taymaz Hocam’dan. Nurlar içinde yatsınlar.

 

Sonra da Amerikan Hastanesi’nin Hemşirelik Okulu olan Amiral Bristol H. Koleji’nin sınavını kazanarak okula girdim ve mezun oldum. Ardından aynı hastanede işe başlayarak 32 yıl hemsire olarak çalıştım. Hemşireliğin her kademesinde hizmet verdikten sonra emekli oldum. Mesleğimi severek, tat alarak büyük bir zevkle icra ettim. Bu arada, Hemşirelikte ön lisans, Lisans, işletme Lisans ve otelcilik okudum.  Emekli olalı 24 yıl oldu. Halen aralıklarla çalışma hayatıma devam etmekteyim. Üniversite son sınıfta okuyan bir kız çocuğum var.

 

 Ali İhsan Aksamaz:  Köyünüzde hangi kökenden insanlar yaşıyor? Köyünüzde yalnızca Çerkesler mi yaşıyor? Başka kökenlerden insanlar yaşıyor mu?

 

Ayşe Pişkin: Önceleri, tüm köy tamamen halkı Çerkes idi. Farklı sülâlelerin bir arada olduğu bununla birlikte aynı lehçeyi konuşan Çerkeşlerden oluşturulmuştu. Aynı yörenin halkı, aynı lehçe, oyun ve geleneklere sahipti. 45 haneli olan köy, uzun seneler bu özelliğini korudu.

1960 yıllarda, Doğu Karadeniz Bölgesi’nden gelen Lazlar önce E 5 Kara Yolu kıyısına yerleşmişler. Zamanla köyün merkezine de gelmişlerdir. Bizim evin hemen yanına da Laz bir aile taşınmıştı. Ben de böylece çocukluğumdan itibaren Lazları tanıma fırsatı buldum. Denize dökülen atalarımızın etlerini yediler diye yemediğimiz balığı, onların sayesinde yemeye başladık. Mısır ununa bulanmış ve nar gibi kızarmış hamsiyi onların sayesinde sevdim. Karalâhanayı, hamsili pilâvı, hamsili ekmeği, kuymağı onlardan öğrendim. Kültürlerimizin oldukça farklı olmasına rağmen, birbirimizi çok sevdik. Eşine iyi davranmayan Osman Amca’ya inat, karısı Hatice’yi bağrımıza bastık. Hatice Abla da ölünceye kadar bizim içimizde sevgiyle yasadı. Köyümüze daha sonra Lazların gelişi Çerkes Laz oranını değiştirdi. Lazlar çoğunluğa geçerek muhtarlığı bile aldılar. Her iki toplum, birbirleriyle oldukça mesafeli, fakat uyum içinde birlikte yaşıyorlar. Babam öldüğünde, hiç tanışmadığımız Laz Hanımlar, “abimiz öldü” diye ağıtlar yaktılar.

 

 Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, 7 Haziran 2015 Seçimlerinde siz Düzce İlinden bağımsız milletvekili adayı idiniz, ÇDP’den. Seçim kampanyanızdan ilginç anılarınız var mı? Söylemek isterseniz, bir-iki anınızdan bahsedin! Olur mu?

 

Ayşe Pişkin: Milletvekili adaylığım güzel bir deneyim oldu. Hiç düşünmediğim ve plânlamadığım bir serüvendi benim için. % 70 ine yakını iktidar partisinden olan doğduğum şehirde, bir karınca misali varlık göstermeye çalıştım. Bu da benim gücüme güç kattı.

 “Ayşe ler de Meclise Gitmeli” diye afişler hazırlamıştım. Bir de baktım, ertesi günü Ankara’dan Düzce doğumlu Ayşe İktidar partisinden aday gönderildi.

 Ve Ben Düzce’nin Ayşe’ si olarak lanse edildim.  Bir akşam da İsim karışıklığı nedeniyle biz iki Ayşe, aynı evde aynı saatte toplantı yaptık. Tabii ki karşı karşıya geldik. Tanıştık ve ve birbirimize başarılar diledik. Onun sayesinde toplantılarımın en görkemlisini yapmış oldum. Lüks arabalar ve korumalarla bir an kendimi Ankara’nın Ayşe’si sandım.

 Bill Boardlarda, afişlerde ve az sayıda da olsa televizyonlarda boy göstermek güzeldi. Siyaset yapabilir miyim derseniz. “Asla” derim. Kazandığım takdirde politika yapmayı değil, halkım için çalışacağımı düşündüm hep.

 

 

 

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Ayşe Hanım, siz de Çoğulcu Demokrasi Partisinin bel kemiklerinden birisiniz. ÇDP’nin bugünkü çalışmaları hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

 

Ayşe Pişkin: ÇDP, Kurucu üyeleri ile fazla büyüyemeden, azimle, yılmadan, umudunu kaybetmeden var gücüyle ayakta kalmaya ve varlığını sürdürmeye çalışıyor. Halkımız sadece seyrediyor ve harekete geçmiyor. Yeni oluşumlara her zaman bir direnç gösterilir sonradan kabul edilir. Bizde bu süreç fazlası ile uzadı. Sonuçta böyle bir partiye ihtiyaç var. Olmalı düsüncesiyle devam ediyoruz. Devam edeceğiz de. İnşallah bir gün amacımıza ulaşacağız ve çoğulcu halkı arkamızda göreceğiz. 

 

Ali İhsan Aksamaz: Ayşe Hanım, siz de çok iyi biliyorsunuz, anadili önemli. Anadilinin, Çerkes Dilinin yaşatılması çok önemli. Çerkesçe, dünyanın en eski dillerinden bir tanesi. Ancak biliyoruz ki, Türkiye’de Çerkes Dili günden güne ölüyor.

 

Ayşe Pişkin: Ben bu konuda umutluyum. Örneğin ben, ilk konuştuğum ana dilimi unutmuş ve senelerce konuşamaz hale gelmişken, yeniden hatırladım. Ve de konuşmaya başladım. Uzun seneler, dil üzerine eğinilmedi, gereken önem verilmedi. Son yıllarda, üniversiteler, okullar, dil kursları ve yoğun dil çalışmaları sayesinde, yıllarca yapamadıklarımızı gerçekleştireceğimizden eminim. Teknolojiyi de iyi kullanırsak başarı kesinleşecektir. Ben umutluyum.

 

 Ali İhsan Aksamaz: Radyo ve TV’de anadili ile, Çerkes Dili ile yayın çok önemli. Ancak TRT, yayın yapmıyor. Ne yapalım da, TRT, Çerkesçe ve diğer anadillerinde yayın yapsın?!

 

Ayşe Pişkin: Evet, TRT bu konuda umursamaz görünüyor. Bu konuda lobi oluşturulması gerekiyor. Biz toplum olarak, istemekten çekinen bir toplum. TV yayınını elde edinceye kadar yılmadan isteyeceğiz.

 

 Ali İhsan Aksamaz: Ayşe Hanım; bu söyleşi için teşekkür ederim. Sorularıma ayrıntılı cevap verdiniz. Artık bu söyleşimizi sonlandıralım! Ancak söyleyecekleriniz varsa, onları da söyleyin. Allah, her zaman çoluk-çocuğunuzla sizi sevindirsin.

 

Ayşe Pişkin: Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Sağ olun Ali ıhsan Bey. Dili, Kültürü, Kimliği olan herkes, bu değerlerini kaybetmemek, yaşamak ve geleceğe taşımak için elinden gelen her şeyi yapmalı. Bu konuda çalışan, emek veren herkesi kutluyor, emeklerinin karsılığını bulmalarını diliyorum. Allah, size de sevdiklerinizle birlikte sağlıklı uzun ömür ve güç versin. Saygı ve sevgilerimle.

+

 


“T̆eknolojişi Landetenti Çkva Gecgineri Viqvaten!”

 

(Goʒ̆otkvala: Andğati ar sumari komiqonun. Andğaneri sumari çkimi ren Ayşe P̆işk̆ini. Ma emu viçinop 2012 ʒ̆anaşen doni. (Ç.H.İ.)  Çerkesuli Xak̆k̆epeşi İnisiyat̆ifik ʒ̆opxu ar ok̆oxtala Derbent̆is noğa K̆ocaelis. Aya ok̆oxtala rt̆u jur dğas, 25-26 K̆unduras, 2012 ʒ̆anas. Mati ak vort̆i.  Edo ma Ayşe Xanumi ekolen viçinop. Eşo komşuns.   Uk̆ule xolo nananoğa Ank̆aras komomxvadu, 14 Mariaşina 2014 ʒ̆anas. Ayşe Xanumiti, mati (ÇDP̆-şi) “P̆luralist̆uri Demok̆rasişi P̆art̆işi  34 magedginalepeşen juri vort̆it. Uk̆ule Ayşe Xanumi rt̆u ti-moşletineri k̆andidat̆i noğa Duzces, ÇDP̆şen, 7 Mbuloba 2015 ʒ̆anas. Mati ti-moşletineri k̆andidat̆i vort̆i İst̆anbolişi majurani noʒ̆ileşen.  Ayşe Xanumi ren Çerkesi gamantanerepeşi art-arti do minoba muşi, nena muşi oskedinu şeni gurdoşuriten içalişeps çkvadoçkva derneğepeşi doloxe. Ma Ayşe Xanumi k̆ala ar int̆erviu dop̆i. Edo aya ren int̆erviuşi t̆ekst̆i. (Ali İhsan Aksamazi, 24 XI 2018)

+

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Ayşe Xanum, ma miçkin, tkvan Çerkesyaşi muhacirepeşen ret. Mtini ptkvat; Çerkesyaşen uçvuten get̆k̆oçineri Çerkesi ocağapeşi berepeşen arteri ret. Nak̆otxani diʒxirişen ret dobageri Turkiyeşa? Çerkesyes oput̆e giğunani? Giğunan na, oput̆e tkvanis mu coxons? Tkvan so yeçkindit, so dibadit? Aʒ̆ineri oput̆e tkvanis mu coxons? Mcveşi Çerkesuli gvari giğunani? Giğunan na, mu iqven, miʒ̆vit?

Ayşe P̆işk̆ini: Dido şukuri giʒ̆umert Ali İhsan Begi. Mati tkvan na giçinit şeni dido k̆ai maʒ̆onu.  Ma tkvan ipti hemi dobadonari çkimi, uk̆ule hemiti gzamşine çkimi gşinapt; xolosoni megabre çkimi gşinapt. Aya ren zmonamşinoba; ma minon eşo pşina çkini gzamşinoba çkini. K̆ult̆urepe çkini çkvaneri ren mara, juriti gzalepe bgorupt k̆ult̆urepe çkinişi oskedinu şeni, amk̆ata k̆oçepeşen voret juriti. Tkvanti tkvit eşo, ma K̆afk̆asyaşen uçvuten get̆k̆oçineri p̆ap̆uşp̆apupe çkimişi mota vore. Ma entepeşi mota vore (3.) masumani diʒxirişen.

Mtini giʒ̆vat, ma va miçkin p̆ap̆uşp̆ap̆upe çkimi solen get̆k̆oçineri renan, ma eya k̆aixeşa va miçkin. Ma p̆ap̆u çkimi va mažiru. Eşo visimadep do goşogorape çkimişenti matkven ki, Uçamzoğaşi Soç̆i coxoni noʒ̆ileşen get̆k̆oçineri renan. Eşo miçkin do eşo matkven tkvanda aʒ̆i.

P̆ap̆uşp̆ap̆upek dido ç̆vinape kožires emindros.  Mara mcveşepe çkinik emk̆ata ç̆vinapeşen çkar ambari va momçes. Berepe mutepeşati emk̆ata ambarepe oxoʒ̆onaperenan. Emindros p̆ap̆u çkimi t̆eren (7- 8) şkvit-ovro ʒ̆aneri. Edo ocaği muşişen emus duskideren xvala ar Cuma. Edo muşi k̆ala noğa Samsunişi zoğap̆icişa k̆uçxe gedgeret̆es. Emindroneri palanç̆inalaşi skidaldixaşi p̆lanitenti,  cumalepeşen arteri, p̆ap̆u çkimi, moxteren noşa Duzceşa do Cuma muşi doskideren noğa Samsunis. Uk̆uleti va ažireren jur cumas artikarti. Eşo miçkin.

P̆apu çkimi xafizi iqveren. Uk̆uleti xafizluği qveren çkvadoçkva oput̆epes.  Baba çkimişi nana k̆ala içileren. Uk̆uleti  oput̆eşa dibargerenan, so na mati yepçkindi.  Op̆ute çkinis coxons Siyok̆oğli. Aya oput̆e ren muhaciri Çerkesepeşi iptineri noskidalepeşi art-arti Turkiyes. (45) jure neçi do xut oxoroşi maxoroba kuğun andğaneri ndğas.  Ma yepçkindi, ma dovibadi aya oput̆es. İrik Çerkesuli nena ğarğalapt̆u emindros. Aşotenti ma ipti Çerkesuli nena kodoviguri do bğarğali, uk̆uleti Turkuli nena kodoviguri, bğarğali. P̆ap̆u çkimişi diʒxirimşinepes coxonan Hamtox. Çkini gvari iqveren P̆işk̆ini 1934 ʒ̆anaşi gvariş k̆anoniten. Mzaxali do diʒxirimşinepe çkimi, didopeten artneri gvariten işinen andğaneri ndğas. Ho, ma xoloti Hamtoxepeşi k̆ulani vore. Çkineburi adetiten, ulanepe renan p̆anda baba mutepeşişi diʒxirimşinepeşi k̆ulani.

Ali İhsan Aksamazi: İptineri, oşke do majura nʒ̆opulape so igurit? Nʒ̆opulape şk̆ule mu dulyape qvit? Aʒ̆i t̆ek̆audi ret. Eşo miçkin. Aʒ̆i mu dulyapeten ibodert? Berepe giqonunani?

Ayşe P̆işk̆ini: Ma doviguri iptineri nʒ̆opula oput̆es, so na yepçkindi oput̆e Siyok̆oğlis. Nʒ̆opula çkini ren mek̆ireli şkagurişa. Edo ʒ̆oxleni orapes dido çinoberi rt̆eren gamantanaten. Fransuli do Farsuli nenapeten gamantana muşitenti dido çinoberi t̆eren mtel Turkiyes. Siyok̆oğlişi gomorgvaşen, mtel majura oput̆epeşi berepeti igurapt̆es çkini nʒ̆opulas.  Nʒ̆opulas kuğut̆u jur dersxana, ar mamgurapaleşoda do t̆eknik̆uri dulyapeşoda; do arti bodrumi kuğut̆u. Dido mskva kvaşi bina rt̆u, eşoti ren. Andğaneri ndğas, tarixuri binapeşi st̆at̆ut̆is ren do rest̆oraʒia dvaç̆irs do mutu var. Xut mamgure vort̆it ar k̆lasis, sinifis. İrişen xolosoni manebra çkimi rt̆u Ali. Lazi Ali coxont̆u do çkin vixmart̆it ar stoli k̆lasis, eşo xolosoni vort̆it.

İptineri nʒ̆opula şk̆ule, ocaği çkimis va unt̆u mara, ma entepe mevaşkvi oput̆es do noğa İst̆anbolişa mepti, oncironi nʒ̆opulaşa. Ar-jur xeirp̆erveri oxorcaşi omxvacuten Levent̆i coxoni oşke nʒ̆opulas doviguri, çkar para uxarcuten. Allahik entepeşen p̆anda razi iqvas! Allahik K̆azim T̆aymazi Xoca çkimişenti razi iqvas, emuk memişvelu noğa İst̆anbolişa moxtimişa; emuk vesile maqu. Allahik emu tenapeş doloxe şixanas! Allahik şuri uçxonas!

Uk̆ule, uk̆açxeni coxo muşiten Amerik̆anuli Oxžabuneşi Meddapeşi nʒ̆opula, Amiral Brist̆olişi H. K̆olecişa amapti didi k̆aet̆i ʒadaten. Edo medda gamapti ekolen ma. Uk̆ule oçalişus kogevoç̆k̆i artneri oxžabunes. Ma hemşire, medda vort̆i ek (32) eçi do vit ʒ̆anas. Aya dulyaşi k̆arta speros viçalişi ma. Uk̆uleti t̆ek̆audi, p̆enʒioneri gamapti.Mtini giʒ̆vat, dido qoropaten vişalişi ma  aya (32) eçi do vit ʒ̆anas. Meddalobaşen ʒ̆oxleni-lisansi do lisansişi dip̆loma maqu. Dulyaş lisansi do otelciluğişi, sumarmaoxorolobaşi sperosti dovigur ma.  (24) eçi do otxo ʒ̆anaşen doni p̆enʒioneri vore mara, ç̆it̆a-ç̆it̆ati viçalişep xoloti. Ar k̆ulani komiqonun do iguraps universit̆et̆is.

Ali İhsan Aksamazi: Oput̆e tkvanis namu diʒxirepeşen ocağepe skidunan? Xvala Çerkesepe skidunani oput̆e tkvanis? Çkva diʒxirepeşen miti skiduni oput̆e tkvanis?

Ayşe P̆işk̆ini: ʒ̆oxle xvala Çerkesepe skidurt̆es oput̆e çkinis.  Çkvadoçkva diʒxirimşinepeşen Çerkesepe skidurt̆es. Mara ar nenaşi ar dialekt̆i ğarğalept̆es.  İris arneri dialekt̆i, artneri xoronepe do artneri ar adetepe komiğut̆es. (45) oxoriloni rt̆u oput̆e çkini ginže ʒ̆anapes. (1960) Vit̆on çxoro oşi do sume neçi ʒ̆ana şk̆ule, Turkiyeşi Yulya Uçamzoğaşi t̆erit̆oriaşen moxtimeri Lazepek dibargerenan E 5 Gzaş k̆eleni dixapes.  Golaxtimeri oraten, oput̆esti dobargerenan oput̆eşi şkaguronisti. Ar Lazi ocağik dibargeret̆u oxori çkiniş moleni k̆eleni dixas. Mati aşoten viçini Lazepe, beroba çkimişen. Çerkesepeşi didi uçvaşi orapes, ğureli k̆oçepe çkini zoğas doxveret̆es çkinepurepek, k̆aravepeşen zoğas dolot̆k̆oçerenan ğureli çkineburepe çkineburepek varna duşmanik. Çxomepekti çkineburepeşi xorʒepe ç̆k̆omeren. Amk̆ata gemzuli ambarepeten virdit çkin.   Emuşeniti çkin va vimxort̆it çxomi. Mara am Lazi manžagerepe çkinişi landeten, çkinti geç̆vineri do nostoneri aya çxomepe oç̆k̆omus gevoç̆k̆it. Ma, entepeşi landeten,  geç̆vineri kapças pqoropi Luqu, Kapçioni brinci, kapçioni mç̆ikidi, muxlamaşen ambari va miğut̆u do aya oç̆k̆omale do entepeşi nostoni am Lazi manžarepe çkinişen kodoviguri ma.  Çkvadoçkva k̆ult̆urepe komiğut̆es mara, artikartis p̆qoropit.  Ar Osman cumadi kort̆u. Emuk çili muşis unaxondinoni nenape uʒ̆umert̆u do udodginu niza ikipt̆es. Çkinti innadi p̆it do Xatice Ablas mevuşvelit do ğuraşakis çkini k̆ala qoropaten skidu emuk.  Lazepeşi moxtimuten, oput̆e çkinişi etnik̆uri k̆omp̆oziʒia iktiru. Lazepeşi maxoroba manžinu. Oput̆eşi muxtariti Lazepeşen goşiʒxunu. Lazepe do Çerkeseps eşo xolosoni va renan mara, jur lamtinalati ren ahengoni, harmoniuli artimajuraşa; cumalobaşi doloxe skidunan. Baba çkimi doğuruşi, Lazi Xanumepe oxori çkinişa komoxtes do mgara dodges. “Cunadi çkini domiğures”-ya do mgara dodges. Oxorişi xalk̆işen rt̆es mara, opşa k̆ont̆ak̆i va miğut̆es entepe k̆ala. Amk̆ata qoroponi milleti ren Lazepe.

Ali İhsan Aksamazi: Ma miçkin, tkvan ti-moşletineri k̆andidat̆i rt̆it, ÇDP̆-şen. Aya rt̆u 7 Mbuloba 2015 ʒ̆anaşi goşoʒxunas . Onç̆eloni gonoşinepe giğunani goşoʒxunaşi k̆amp̆ania tkvanişen? Otkvalu ginonan na, ar-jur gonoşine tkvanişen ambarepe komomçit do çkinti vognat! İqveni?

Ayşe P̆işk̆ini: Mebusobaşi namzetoba; dep̆ut̆atoşi k̆andit̆oba rt̆u dido mskva ʒada ti- çkimi şeni. Aya rt̆u surp̆rizi çkimi şeni. Amk̆ata p̆lanepe va miğut̆u ʒ̆oxleşen; aya giʒ̆vat ipti. Çkimi noğaşi, noğa Düzceşi milletik, didopeten, oşişen (70) sume neçi do vit̆iten iktidarişi, palanç̆ilaşi p̆art̆is mxuci meçaps. Mara mati ar dumç̆k̆u steri viçalişi. Renoba çkimişi oʒ̆iramus vort̆i. Aya noçalişepe maqu ç̆ami birgulis. “Ayşepe Meclişa oxtimoni renan” yado afişepe  voxazirapu. Mara aya afişi şk̆ule, gendğani, iktidarişi, palanç̆inalaşi p̆art̆i, Ayşe coxoni ar k̆andidat̆i k̆ala komoxtu do  goşoʒxunaşi k̆amp̆anias kogeoç̆k̆u. Ma “Noğa Duzceşi Ayşe” ya do ognapes çkineburepek. Aʒ̆i Ayşe va rt̆u ar k̆ak̆ali, mara jur k̆ak̆ali

Goşoʒxunaşi amania çkimişi oras, Ar limcişi, coxope çkinişi oxoktinupeten, jur Ayşe ar ok̆oxtalas vort̆it, hemi ar xoris do ar saatis. Ok̆oviçinit.  Em Ayşeşi landeten, mati ar dido ok̆oxtala maxvenu!  Luksi mankanepe, badigardepeten, arşivacis nananoğa Ank̆araşi Ayşe viqveret̆i! Eşo domaʒ̆onu do mutu var! Bilbordapes, afişes do ç̆iç̆it̆ati t̆elevizyonepes t̆ani oʒ̆iramu rt̆u mskva çkimi şeni.  P̆olit̆ik̆a maxveneni? Aşo mk̆itxatşi, mu giʒ̆vaten, giçkinan?! “Var, p̆ot̆e”-ma, eşo giʒ̆vaten. Goşoʒxunas gecgineri viqvaşi, P̆olit̆ik̆a oxvenişa var, xalk̆i çkimişi xelak̆aoba şeni oçalişuşa toli maqvasunon. P̆anda aşo visimadi ma do mutu var. 

Ali İhsan Aksamazi: Ayşe Xanum, tkvanti “P̆luralist̆uri Demok̆rasi P̆art̆işi  ç̆k̆onepeşen art-arti ret. ÇDP̆-şi andğaneri noçalişepeşi jin mutu otkvalu ginonani?

Ayşe P̆işk̆ini: ÇDP̆-k magedginepe muşişi menceliten, şurdoguriten içalişeps do renoba muşi oskedinu şeni k̆abğa meçaps.  Xalk̆i çkinik, Çerkesepek xvala seyri ikipan aʒ̆i do mutu var. Xalk̆i, çkini eşo ren;asteri gagnapa kuğun; ipti mutu va ikips mara, uk̆uleti mxuci meçaps amk̆ata ağani noçalişepes. Mara aya p̆roʒesi dido ginže iqu; eşo visimadep ma. Eşo ptkvat na, aşo ptkvat na, xalk̆i çkinis amk̆ata p̆olit̆ikuri p̆art̆i dvaç̆irtu do dvaç̆irs.

Çkin oçalişus mevuqupt; mevuqonaminonan. İnşala, ar ndğa momixtasunonan do gecgineri viqvaminonan aya gzas do xalki çkinik mxuci momçasunonan!

Ali İhsan Aksamazi: Ayşe Xanum, tkvanti k̆aixeşa giçkinan, nananena ren beciti. Nananenaşi, Çerkesuli Nenaşi oskidu ren dido beciti. Çerkesuli nena ren irişen mcveşi nenapeşen arteri kianas. Mara miçkinan ki, Çerkesuli Nena dğaşen dğaşa ğurun Turkiyes. Ma eşo miçkin ki, andğaneri ndğas Radio do T̆V-s, nananenaten, Çerkesuli nenaten  ç̆andina ren irişen beciti. Mara TRT̆-k va ç̆andinaps. Muepe p̆at do TRT̆-k Çerkesuli nenatenti, majura nananenapetenti ç̆andinas?!

Ayşe P̆işk̆ini: Ma imendi komiğun aya duylaşa aya speros. Ma nananena çkimi gomoç̆k̆ondu; eşo miçkirt̆u. Dido ʒ̆anapes va mağarğaleret̆u mara, xolo kogomaşinu. Edo kogevoç̆k̆i oğarğalus. Nananena çkini umanceli doskidu ginže ʒ̆anas. Mara aʒ̆ineri akoni universit̆et̆epe, nʒ̆opulape, nananenaşi k̆ursepeşi landeten, k̆ai dulyape vikipt nananenaşi speros. Eşo visimadep ma. T̆eknolojişi landetenti, gecgineri gamaptaten aya speros, İnşala. Ma imendi komiğun. Ho,TRT  ren unonç̆ela; eşo ižiren do mutu var.  Lobi oxvenuşi voret aya speros. Mitişen ar mutu ok̆vanduşa gegaperi va ren Çerkesuli lamtinala; çkin aşo voret. TRT̆-şi Çerkesuli ç̆andinaşi dulyas gecgineri viqvaşakis, şurdoguriten viçalişaten. 

Ali İhsan Aksamazi: Ayşe Xanum; ma şukuri giʒ̆umert aya int̆erviu şeni. Tkvan mç̆ipaşa k̆itxalepes nena gemiktirit. Aʒ̆i voçodinat aya int̆erviu! Mara tkvan otkvaluşi mutu giğunan na, eti miʒ̆vit. Allahik bere-bari k̆ala tkvan goxelan iroras.

Ayşe P̆işk̆ini: Ma dido şukuri giʒ̆umert, tkvan oğarğaluşi fursat̆i momçit  do emuşeni. Nʒaşa yextit, Ali ıhsan Begi. Nanena, k̆ult̆uri, minoba na kuğun k̆arta k̆oçi, şurdoguriten oçalişuşi ren, aya çkineburi pasapeşi oskedinu şeni.  Aya speros şurdoguriten na içalişeps k̆arta k̆oçik gecgineşi gamaxtas aya ok̆ok̆idinus. Edo iris tebriği voğodap. Allahik qoropelepe tkvani k̆ala t̆anişk̆ap̆et̆oba, ginže skidala do menceli megiç̆aran.

 


[Önerilen Okumalar: Abdullah Onay: “Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar…”, hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch; Ali Çurey, “Adige Radyosu, 90 yılı aşkın bir zamandır Adigece yayın yapıyor!”, circassiancenter.com, 11. XII. 2019; A. Cengiz Büker: “Roman, edebiyatın en ileri dalıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 25. VI. 2024;    Ayşe Pişkin : “Teknolojiyi de kullanarak başarı olacağız!”, circassiancenter.com.tr, 24. XI.  2018; Balkar Selçuk: “Dil insanın evidir…”, circassiancenter.com.tr, 24. XI. 2018; Esat Korkmaz: “Hepimiz biliyoruz ki küresel kültür bir vaatten çok, bir tehdit artık!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. IV. 2022; Güngör Şenkal: “… korkuyla sessiz kalanın korkusu kayboldu …”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. XII. 2020; Güngör Şenkal: "Her dil kendi konuşurlarının ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelişkindir", sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. II. 2025; Hıdır Eren: "Hepinize Munzur ırmağının kıyısından selâmlar”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 11. VI. 2019; İbrahim Seven: “Süryaniler çok eski zamandan beri yerleşik bir toplum!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 4. XII. 2018; İbrahim Sediyani: “Erdemliler bağnazlardan daha cesur olmadığı müddetçe dünyada fanatizm, kör boğazlaşma, ifsad ve savaşlar bitmeyecektir!”, sonhaber.ch/ sediyani.com, 15. V. 2020; Kuban Seauhmann, “Sovyet Devrimi olmasaydı, dünya üzerinde Adigece diye bir dil kalmazdı”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 12. II. 2020; Meryem Nazlı: “Herkes hayatta her zaman direngen olsun!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 3. XII. 2018; Mesut Kara: “Sinema hayattır, hayatı güzelleştirme, dönüştürme araçlarıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 4. IV. 2022; Murat Özden,"Ali İhsan Aksamaz: Asimilasyon siyasî bir tercihti. Karşı duruş da politik tavır almayı gerektirir!/ Ben Etnik Partilere Karşıyım!”, 11. VII. 2015/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; (Murat Özden,"Çerkes Siyasallaşmanın Öncüleri", Apra Yayıncılık, İstanbul, 2018); Murat Özden: “Asimilasyonu Mısır’daki Sağır Sultan da biliyor!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr,  20. XII. 2021; Murat Özden: “Maksıme içeriği nedeniyle yüksek bir enerji içeceğidir!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 10. VI. 2022; Münevver Mine Bağ: “İnsanlar, ruhsal bir varlık olarak teknoloji ve yapay zekânın çok gerisinde kaldılar!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. X. 2024; Özhan Öztürk: “Akademisyenler için de faydalı kitaplar ortaya çıkardım!”, sonhaber.ch, 09. III. 2020;    Sadık Müfit Bilge :“Yeryüzündekilere merhamet etmeyenlere, Allah da merhamet etmez”, circassiancenter.com , 07. VIII .2019; Veli Aydın: “Komünist Düşünce; Kurtuluş Yolunu Aydınlatıyor ve Çözüm Yollarını Gösteriyor!”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 9. IX. 2019; Yalçın Karadaş: “Ezberleri Bozmamız Gerekiyor!”, circassiancenter.com.tr, 19. XII. 2018; Yalçın Karadaş: “Gerçekler, saptırılarak, yok sayılarak yok olmaz!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com, 12. I. 2022; Yasin Aslan: "Bilgi kuvvettir... Bakmak farklı şeydir, görmek başka!”, circassiancenter.com.tr, 27. VIII. 2019]

 aksamaz@gmail.com

 

 https://www.circassiancenter.com/tr/teknolojiyi-de-kullanarak-basari-olacagiz/




7 Haziran 2015 Genel Seçimleri (Arşiv) 

Düzce Bağımsız Milletvekili Adayı Ayşe Pişkin’e Destek Toplantısı

 

ÇDP’nin Düzce il toplantısını geçtiğimiz (22 Şubat 2015) Pazar günü, Düzce Hızel Otel’de yaptık. Tanıtım toplantısı saat 14: 00’de başladı. Toplantı programının sunuculuğu İshak Akbay yaptı. Camianın ve birçok büyük resmî organizasyonun sunuculuğunu da yapmış olan İshak Akbay, o gün benim de çok yakından tanık olduğum bir sürpriz yaşadı. Kendisi ÇDP’nin Kahramanmaraş bağımsız milletvekili adayı olarak önce ikna ve sonra da resmen ilân edildi. Bu fedakâr insan her şeye lâyıktır. Kendisine bu yarışta başarılar diliyorum. Mecliste bizleri temsil edeceğini bütün yüreğimle inanıyorum.

 



 Düzceliler tanıtım toplantısına büyük ilgi gösterdi


            Toplantı başlamadan önce, konuşabildiğim veya konuşmalarına kulak misafiri olduğum kimi Düzcelilerin ÇDP’ye ilişkin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilindiği gibi Düzce kültürel, etnik zenginliğiyle ve bunların birbirleriyle uyum içinde yaşamasıyla ünlü bir şehir. Aynı şirin ilçemiz Hopa gibi. Çerkesler, Lazlar, Abhazlar, Gürcüler ve diğerleri kardeşçe yan yana yaşıyorlar.  Toplantı başlamadan önce Hızel Otelin önünde ve lobisinde insanlar hep ÇDP’yi ve Düzce’den bağımsız aday Ayşe Şirin’i konuşuyorlardı. İnsanlar bir yandan kendi dillerini ve kimliklerini yaşamak ve yaşatmak isterken diğer yandan da Türkiye’nin de, bayrağın da sahibi olduklarına vurgu yapıyorlardı. Dil ve kimliklerine sahip çıkmanın bölücülük sayılmaması gerektiğini döne döne vurguluyorlar. Aslında bu vurgulamalarında haksız olmadıkları kısa bir süre sonra anlaşıldı. Bazı kişiler, bazı vatandaşların cep telefonlarına mesajlar göndermiş. ÇDP’nin toplantısına katılınmaması için insanları yönlerdirmeye çalışmışlar. Mesajların birinde, ÇDP’nin “etnik milliyetçilik yaptığı ve CHP aleyhine faaliyet gösterdiği” iddia ediliyordu. Gerçekte bunları yapanlar  kimdi, bilinmez. Ancak ÇDP adaylarının seçime girecekleri illerde CHP’ni zorlayacağına hiç kuşku yok. Kimi kimseler de bu toplantıya katılmamaları konusunda ikna edilmeye çalışılmış. Gel gör ki, insanlar akıllarıyla hareket ederek toplantıya akın akın geldiler. Bunu gördük. Çerkesler, Lazlar, Gürcüler, Abhazlar ve diğer kimliklerden oluşan insanlar toplantıyı başından sonuna büyük bir ciddiyetle izledi ve dayanışma gösterdi. En yeni elbiselerini giymişler ve adeta bayram ziyaretine gelmiş gibiydiler. Ciddiyetleri, ilgileri ve dürüstlükleri yüzlerinden okunuyordu.

Toplantının hemen başında ÇDP’nin tanıtım filmi izlendi. Daha sonra kürsüye partinin genel başkanı Kenan Kaplan davet edildi.



Kenan Kaplan duygulara tercüman oldu


ÇDP Genel Başkanı ve İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili adayı Kenan Kaplan, ÇDP’nin kuruluş amacını açıkladı. Türkiye’nin yalnızca Türklerin ve Kürtlerin memleketi olmadığının üzerine vurgu yaptı. Bu ülkede Çerkeslerin, Gürcülerin, Abhazların, Lazların da yaşadığına dikkat çekti ve hepsinin de bu devletin kurucu unsuru olduğunu söyledi. Ancak son açılım çalışmalarında yalnızca Kürtlerin muhatap alınmasının yanlış olduğunu belirtti. ÇDP’nin kurulmasına da bu yanlış tavrın yol açtığını vurguladı. Türkiye’nin sahibinin yalnızca Türkler olmadığını, bayrağın da yanlızca Türk bayrağı olmadığını söyledi. Balkan Savaşın’da, Çanakkale Savaşın’da, Kurtuluş Savaşı’nda bu ülkenin bütün etnik gruplarının kanlarını verdiğini anlattı. Türkler, Çerkesler, Gürcüler, Abhazlar, Kürtler ve Lazlar ve diğerleri Türkiye’nin sahibidir. Bizleri dışlamasınlar, dedi. Politikacıları “Türk, Kürt, Çerkes, Laz” diye başlayan nakaratlarının gerçekliğinini çoktan kaybettiğini belirten ÇDP Genel Başkanı Kenan Kaplan, “Ağustos 2015’te kurulduk. Seçimlere katılmak için 42 il ve ilçede örgütlenme çalışmalarımızı henüz tamamlayamadığımız için 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine bağımsız adaylarla giriyoruz,” dedi. ÇDP’nin yalnızca bir Çerkes partisi olmadığına da önemle vurgu yaptı. ÇDP’nin kendi imkânlarıyla ayakta durduğunu ve bazı iftiracıların iddia etmeye çalıştığı gibi değil, bir yerlerden destek almadığını belirtti. Ardından da Düzce Bağımsız Milletvekili adayı Ayşe Pişkin’i misafirlere tanıttı.

Ayşe Pişkin, kendisini tanıttı ve hemşehrilerinden kendilerine seçimlerde oy vermelerini söyledi. Eğer seçilirse, TBMM’de yalnızca Çerkeslerin değil, Gürcülerin, Abhazların, Lazların, diğer muhacirlerin ve Romanların da hak ve hukuklarının temsilcisi olacağını deklere etti.

 

Ayşe Pişkin Çerkeslerin, Gürcülerin, Abhazların, Lazların sesi olacak



Daha sonra ÇDP’nin desteklediği Bağımsız milletvekili adayları söz aldılar. İstanbul 1. Bölge Milletvekili adayı Günsel Avcı, Kayseri Bağımsız Milletvekili adayı Emine Arslandok Sezgin,  İstanbul 2. Bölge Milletvekili adayı olarak ben, Bursa Bağımsız Milletvekili adayı Aydın İlhan, Ankara Bağımsız Milletvekili adayı Faruk Arslandok, Kahramanmaraş Bağımsız Milletvekili adayı İshak Akbay kürsüden neden ÇDP’de olduğumuzu ve neden kendilerinden oy istediğimizi misafirlere anlatmaya çalıştık.

Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Saadet de bir konuşma yaparak ÇDP adaylarının kimliklerinimizi yaşatmada önemli bir misyon üstlendiklerini belirtti.

İstanbul 2. Bölge adayı olarak bana da söz hakkı verildi


Ben de kısa bir konuşma yaptım. Konuşmama Lazca olarak başladım. Vermek istediğim mesajları önce Lazca daha sonra da Türkçe olarak misafirlerle paylaştım. Bu ülkenin de bu bayrağın da, Türkçenin de bizim olduğunu belirttim. Ancak bizlerin kendi dillerimiz olduğunu ve onları da yaşatmak zorunda olduğumuza dikkat çektim. Bunun bir bölücülük değil, bütünleştiricilik olduğunu söyledim. Sağolsunlar, misafirler alkışlarıya benimle aynı düşünce de olduklarını gösterdiler.

Düzce tanıtım toplantımız oldukça olumlu geçti. Bu toplantı bir başka açıdan da önemliydi. Ona burada girmeyeceğim. ÇDP’nin desteklediği Çerkes, Laz, Abhaz Bağımsız milletvekili adayları ilk kez, başkalarına koltuk değneği olmadan kendi kimlikleriyle er meydanına çıktılar. Yalnızca Düzce’de değil aday oldukları her yerde seçim dengelerini şimdiden değiştirmeye başladılar. ÇHİ, ÇDH ve ÇDP’ne olumlu bakmayan dostları da aramıza bekliyoruz. Şimdiye kadar ciddiye almayan insanlarımızın ekonomik, sosyal, kültürel, dilsel ve diğer doğuştan gelen haklarını savunma konusunda birlikte kazanımlar elde edelim. 7 Haziran 2015 gecesi muhakkak çok farklı olacak. (24 Şubat 2015)

 










aksamaz@gmail.com


http://www.circassiancenter.com/tr/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv-duzce-bagimsiz-milletvekili-adayi-ayse-piskine-destek-toplantisi/

http://www.circassiancenter.com/tr/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv-duzce-bagimsiz-milletvekili-adayi-ayse-piskine-destek-toplantisi/ 

yusufbulut.com

 

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2022/05/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv_31.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2022/05/7-haziran-2015-genel-secimleri-arsiv.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2019/03/httpwww.html

http://www.cdp.org.tr/?p=189

https://www.kitapyurdu.com/kitap/cerkes-siyasallasmanin-onculeri-/466683.html