6 Ağustos 2023 Pazar

“Şimdi düşmanlık ve kavganın zamanı değil! Şimdi sevgi ve kardeşliğin zamanı!”

 

 

 




 

 

“Şimdi düşmanlık ve kavganın zamanı değil! Şimdi sevgi ve kardeşliğin zamanı!”

 

 

 

 

(Ön açıklama: Bugünkü misafirim Laşa Kodua. Laşa Kodua, Facebook’dan arkadaşım. Kendisi Gürcistan’da boksör, güreşçi, spor insanı; ben böyle biliyorum. Lazca’ya da düşkün. Laşa Kodua ile internet üzerinden bağlantı kurdum. Biyografisi, hayat hikâyesi ve kardeşliğe ilişkin konuştuk. Bu metin o söyleşimize ait. Ali İhsan Aksamaz)

+

 

Ali İhsan Aksamaz: Laşa Bey, biyografinizle başlayalım, lütfen! Gürcistan’ın hangi bölgesinde, hangi kentinde veya hangi köyünde; nerede doğdunuz? Hangi okullarda öğrenim gördünüz? Şimdi nerede yaşıyorsunuz? Ne iş yapıyorsunuz? Hangi dilleri biliyorsunuz? Evli misiniz? Çocuklarınız var mı?

 

Laşa Kodua: Selâm Lazlar! Tanrı, sizi mutlu kılsın! Göğe erişin! Bu söyleşi için size çok teşekkür ederim, Ali Bey. Başkent Tiflis’te doğdum, 1977 yılında. (Biz Megreller Tiflis’e Karti diyoruz) 1995 yılında Tiflis’teki 31nci okulu bitirdim.1999 yılında Gürcistan Spor Akademisini bitirdim. Şimdi Tiflis’te yaşıyorum. Babam ve erkek kardeşimle beraber bir spor salonumuz var. Megrelce, Lazca, Gürcüce, Rusçayı iyi konuşuyorum; biraz da İngilizce biliyorum. Evliyim. İki çocuğum var.

 

Ali İhsan Aksamaz: Spor adamısınız; boksör ve güreşçisiniz; öyle biliyorum. Lütfen, bize spor yaşamınızdan bahsedin!

 

Laşa Kodua: Çocukluğumda 6 yıl boyunca hep futbol oynadım, ancak sonra karate de ilgimi çekti. Şimdi de bu işin içindeyim. Gençliğimde Gürcistan şampiyonuydum. Dünya çapında ödül sahibiydim. Şimdilerde antrenörlük yapıyorum. Karatenin yanı sıra boksu da, judoyu da seviyorum.

 


“Babam ve erkek kardeşimle beraber bir spor salonumuz var”

 

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, Siz Lazca da biliyorsunuz. Nereden öğrendiniz, kimden öğrendiniz Laz dilini? Neden Laz Diline düşkünsünüz?

 

Laşa Kodua: Ali Bey, bu soru için size teşekkür ederim. Megrelceyi hep biliyordum, fakat Lazcayı da bir ay içinde öğrendim. Ben, Lazcayı çok seviyorum; çok tatlı bir dil. Çocuktum, yaz mevsimiydi; köyüme gittim. Orada dedem, bana hep şöyle diyordu: “Laşa, evlâdım, biz de Laz’ız. Eski devletimizin adı (“კოლხეთი/ ლაზიკა/ ეგრისი”) “Kolkheti/ Lazika/ Egrisi” idi. Tarihini öğren. “İşte böyle diyordu dedem. Böylece ben de önce bir ilgi uyandı, sonra da Lazlara ve Laz Diline ilgi duydum. Tanrı, dedeme rahmet etsin!

 

Ali İhsan Aksamaz: Ben politikacı değilim, kültür adamıyım. Bu duygu ve düşünceyle de size söylüyorum. Yaklaşık otuz yıldır hep duyuyorum; Gürcistan ve Türkiye’den kimi Gürcü aydınları sürekli olarak “Lazlar Gürcü; Lazca Gürcücenin lehçesi” diyorlar. Evet; Lazlar, Megreller, Gürcüler ve Svanlar kardeş; bunu biliyorum, ancak hepsinin de ayrı ayrı birer dili var. Durmadan “Lazlar Gürcü; Lazca Gürcücenin lehçesi” diye söylemek ve yazmak, düşmanlık değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz? Lazca yaşamayınca, kardeşlik yaşayacak mı? Size siyasî duygu ve anlayışla sormuyorum ben. O insanların bu çeşit duygu ve anlayışı kardeşliğin bir nişanesi mi? Bu duruma ilişkin ne düşünüyorsunuz? Lütfen, bana bir söyleyin, ben de iyice duyayım!

 

Laşa Kodua: Ali Bey, bu çok ilginç bir soru. Ben bir şey biliyorum ki, şimdi düşmanlık ve kavganın zamanı değil! Şimdi sevgi ve kardeşliğin zamanı! Biz, büyük bir aileyiz. Lazca ve Megrelce, Güney Kafkasya dilleri; Gürcüce ve Svanca ile aynı grup içinde.

Ancak; bir şeyi herkes duysun, bütün dünya duysun: Lazca dildir; başka bir dilin lehçesi değildi ve gelecekte de olmayacak! Laz Dili yaşayacak ve gelişecek. Lazcayı yaşatmak ve gelişmesi için Lazca- TV, kitaplar, okullar olacak. Yaşasın Laz Dili!

 

Ali İhsan Aksamaz: Laşa Bey, ben size teşekkür ediyorum. Bana güzelce cevaplar verdiniz. Başka söyleyecekleriniz varsa, onları da söyleyin, lütfen! Tanrı, sizi çoluk- çocuğunuzla her zaman mutlu etsin. Göğe yükselin, sakalınız yere ulaşsın!

 

Laşa K̆odua: Ali Bey, çok teşekkür ederim bu duygu ve sözleriniz için. Her zaman kutlu olun ve Tanrı size güç versin! Ben Lazları seviyorum. Bizim damarlarımızda aynı kan dolaşıyor. Ben Megreli’m, sizin gibi de Lazı’m. Laz Kardeşlerim, Lazcayı yok etmeyin! Lazca ölmeyecek! Biz Lazlar ve Megreller büyük bir tarihin sahibiyiz. Çok köklü bir dilimiz var; geleneklerimiz ve kültürümüz var. Bu sebeple Tanrı'ya ve Atalarımıza teşekkür edelim!

 

 

 


 “Roma/ Bizans İmparatorluğu döneminde kullanılan “Λαζοί , Laz/i” terimi, bugünkü “Лази, ლაზი , Laz/i” ve “маргали, მარგალი, “Margal/i” halkını ifade etmek için kullanılıyordu. Roma/ Bizanslıların “Λαζοί, Laz/i” dedikleri halka, bugün kendileri ve/ya komşuları “Laz/i, Margal/i, Megrel/i, Mi(n)grel, Agrwa” diyor. Roma, Pers, Bizans, Arap, Osmanlı ve Rusya gibi imparatorlukların Kafkasya ve Doğu Karadeniz bölgelerinde etkili olmalarıyla başlayan süreçlerde “Lazlar/ Lazepe”, “Megreller/ Margalepe” ikiye bölündü, birbirlerinden uzaklaştı ve kendi mecralarında bugüne kadar varlıklarını sürdürdüler. Günümüzde Gürcistan ve Abhazya sınırları içinde yaşayan bu halkın bir bölümü çeşitli kaynaklarda “Margali, Megreli, Agrwa, Migrel/i, Mingrel/i, Megrelian, Mingrelian,” adlarıyla anılıyorlar. Önce Osmanlı Ülkesi, günümüzde ise Türkiye ve Gürcistan sınırları içinde yaşayan bu halkın diğer bölümü “Laz/i, Ç̆ani, Laz/ian” adlarıyla anılıyor. Birbirlerinden yüzyıllarca ayrı düşmüş olan bu halkın Hıristiyan kalanları süreç içinde “Margal/i/ Megrel/i”, Müslümanlığı seçenleri ise, “Laz/i” adıyla özdeşleşti. Roma/ Bizans İmparatorluğu’nun vasalı olan devletlerine Batılılar “ლაზიკა/ Lazik̆a”, kendileri ve komşuları ise “ეგრისი/ Egrisi” diyor.” (Aksamaz, sonhaber.ch, 7 III 2022)

+

 

(Önerilen Okumalar: Ahmet Mican Zehiroğlu, “Antik Çağlarda Doğu Karadeniz”, Çiviyazıları/ Mjora Yayınevi, İstanbul, 2000; Bakur Gogokhia: “Kimliğin en büyük nişanesi dildir!”, 8 II 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Giga Kavtaradze: “Hayat yalnızca para ve yemek değil!”, 16 I 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Givi G. Karçava: “Bir dilde başka dillerden ne kadar çok ödünç kelime varsa, o dilin o kadar eski,  zengin ve bir kültür dili olduğunu anlayabiliriz!”, 6 V 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr/ hyetert.org; Gogita Çitaia: "Tarihimiz övünülecek zenginlikte", 5 VIII 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; İuri Ğvincilia: "Dilimizin adını duymak bile istemiyorlar!", 31 VII 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Kolkhuri podkast editörü: “Kaç bin yıllık dil yavaş yavaş yok olma noktasında!” , 28 I 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Natia Poniava: “Biz Gürcistan’da, siz Türkiye’de dilimizi yaşatalım; bunu yapabiliriz!”, 23 II 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr;Yaşa Tandilava: “Müze tarihtir!”, 24 I 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Zaal Calağonia, “Yaşasın dillerimiz Lazca ve Megrelce!”, 28 VI 2022, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr)

+

 

 “Haʒ̆i duşmanobaşi do ok̆ok̆idinuşi ora varen. Haʒ̆i oropaşi do cumalobaşi ora ren!”

 

 

(Goʒ̆otkvala: Andğnari sumari çkimi ren Laşa K̆odua. Laşa K̆odua ren çkimi manebra feysbuk̆işen. Emu ren boksori, mark̆ine, sp̆ort̆meni; eşo miçkin ma. Lazuri nenaşati toli kuğun. Laşa K̆odua k̆ala int̆ernet̆işi gzaten bğarğali ma. Biyografi do sp̆ort̆uli skidala muşi do çkineburi cumalobaşen bğarğalit çkin. Aya ren int̆erviu çkinişi t̆ekst̆i. Ali İhsan Aksamazi)

+

 

Ali İhsan Aksamazi: Laşa Begi, biyografi tkvaniten gevoç̆k̆at, mu iqven! Gurcistanişi namu muxuris, namu noğas varna namu oput̆es; so yeçkindit tkvan? Namu nʒ̆opulapes igurit? Aʒ̆i so skidut? Mu dulya ikipt? Namu nenape giçkinan? Çileri reti? Berepe giqonunani?

 

Laşa K̆odua: Xela do k̆aobate, Lazepe çkimi! Ğormotik goxelan! Nʒaşa extit! Didi mardi, Ali Begi, ham int̆erviuşeni. Yepçkindi nananoğa Tbilisis (Margalepek Karti vuʒ̆umert) 1977 ʒ̆anas.1995 ʒ̆anas Tbilisişi 31-a sk̆ola voçodini.1999 ʒ̆anas Okorturaşi sp̆ort̆işi ak̆ademia voçodini. Haʒ̆i Tbilisis pskidur. Sp̆ort̆uli saloni miğunan babaçkimis, cumaçkimis do ma. Margaluri, Lazuri, Korturi, Rusuri k̆ai visinapam do mʒika İngilizuriti komiçkin. Çileri vore do jur bere miyonun.

 

Ali İhsan Aksamazi: Sp̆ort̆meni ret; boksori do mark̆ine ret tkvan; eşo miçkin ma. Sp̆ort̆uli skidala tkvanişen molamişinit, mu iqven!

 

Laşa K̆odua: Ma berobaşi oras k̆uçxeşburti visteromt̆i mteli 6 ʒ̆anas, mara emuşk̆ule k̆arat̆e maʒ̆onu do haʒ̆iti ham dulyas vore. Ağnemordalobaşi oras Okorturaşi şamp̆ioni kovort̆i. Dunyaşi p̆rizioriti kovort̆i do eşo. Haʒ̆i t̆reneri vore. K̆arat̆eş k̆ule boksiti dido maʒ̆onen do judoti.

 

Ali İhsan Aksamazi: Ma komiçkin, tkvan Lazuri nenati kogiçkinan. Solen igurit, mişen igurit Lazuri nena? Muşeni toli giğunan Lazuri nenaşa?

 

Laşa K̆odua: Ham ok̆itxuşeni didi şukuri giʒ̆umert, Ali Begi. Margaluri p̆anda komiçkit̆u, mara Lazuriti dobiguri ar tutaşi doloxe. Ma dido p̆orom Lazuri nenas. Dido loʒa nena ren.

Bere vort̆i, monç̆inora t̆u do oput̆e çkimişa vigzali. Hek badi çkimi p̆anda miʒ̆umert̆u: Laşa, çkuti Lazepe voret. Oxenʒale çkunis Lazik̆a/ Egrisi coxot̆u.Tarixi skani diguri-ia miʒ̆umert̆u do ekolen miğut̆u fara int̆eresi do ek̆ule oropa Lazepeşi do Lazuri nenaşi. Ğormotik oçxonas badi çkimişi şuri.

 

Ali İhsan Aksamazi: Ma p̆olit̆ik̆osi va vore, k̆ult̆uriş k̆oçi vore. Edo aya zmona do gagnapaten giʒ̆umert. Mexole (30) eçi do vit ʒ̆anaşen doni ma vognap; meleni- moleni namtini Gurci/ Kortu gamantanerepek udodginu “Lazepe Gurci renan; Lazuri ren Kortuli nenaşi dialekt̆i”-ya tkumernan. Ho; Lazepe, Margalepe, Kortupe/ Gurcepe do Svanepe/ Şonepe cuma renan; ma aya komiçkin, mara entepes tito nena kuğunan. “Lazepe Gurci renan, Lazuri ren Kortuli nenaşi dialekt̆i” yado udodginu otkvalu do oç̆aru cumaloba reni, duşmanoba/ mt̆eroba reni? Tkvan mu izmont? Lazuri va skidaşi, cumaloba çkini skidasunoni? P̆olit̆ik̆uri zmona do gagnapaten va gk̆itxup ma. Em k̆oçepeşi amk̆ata zmona do gagnapa, cumalobaşi nişani reni? Aya xali muç̆oşi izmont? Hele miʒ̆vit, mu iqven, mati k̆aixeşa vogna!

 

Laşa K̆odua: Dido oint̆eresoni ok̆itxu ren, Ali Begi. Ma ar muntxa komiçkin, haʒ̆i duşmanobaşi do ok̆ok̆idinuşi ora varen. Haʒ̆i oropaşi do cumalobaşi ora ren. Çku ar didi ocaği voret. Lazuri do Margaluri Omjore K̆afk̆asiuri nenape ren do Kortuli do Svanuri/ Şonuri nenape k̆ala ar grupis renan. Mara ar muntxa mtelik ognas, mteli dunyak ognas: Lazuri nena ren. Lazuri dialekt̆i vart̆u do moxtimeristi var ivasinon. Lazuri nena skidasinon do ʒ̆oxle idasinon, Lazuri-T̆V, ketabepe, nʒ̆opulape ivasinon Lazuri nenaşi oskedinuşeni do p̆rogresişeni. Skidas Lazuri Nena!

 

Ali İhsan Aksamazi: Laşa Begi, ma tkvan şukuri giʒ̆umert. Mskvaşa nena gemiktirit. Otkvaluşi çkva mutu giğunan na, hele entepeti miʒ̆vit. Ğormotik bere-bari k̆ala p̆anda goxelan do ʒaşa yextat; pimpili dixaşa gegixtan!

 

Laşa K̆odua: Dido didi mardi, Ali Begi, ham mskva nzalapa do tkvalaşeni. P̆anda xvameri ort̆at do Ğormotik menceli megçan. Ma Lazepes dido p̆orom. Çku damari çkunis ar diʒxiri miğunan. Ar diʒxiri gomixtaman. Ma Margali vore do tkvanisteri Lazi vore. Lazepe çkimi, Lazuri nena mo gondinamt. Lazuri nena va ğurasen! Lazepes do Margalepes didi tarixi/ ist̆oria miğunan. Dido mcveşi nena miğunan; adatepe do k̆ult̆uri miğunan. Edo amuşeni Ğormotis do p̆ap̆ulepe çkunis mardi do şukuri vuʒ̆vat!

+

 

 

“ჰაწი დუშმანობაში დო ოკოკიდინუში ორა ვარენ. ჰაწი ოროფაში დო ჯუმალობაში ორა რენ!”

 

(გოწოთქვალა: ანდღნარი სუმარი ჩქიმი რენ ლაშა კოდუა. ლაშა კოდუა რენ ჩქიმი მანებრა ჶეჲსბუკიშენ.  ემუ რენ ბოქსორი,  მარკინე,  სპორტმენი; ეშო მიჩქინ მა.  ლაზური ნენაშათი თოლი ქუღუნ. ლაშა კოდუა კალა ინტერნეტიში გზათენ ბღარღალი მა. ბიჲოგრაჶი დო სპორტული სქიდალა მუში დო ჩქინებური ჯუმალობაშენ ბღარღალით ჩქინ.  აჲა რენ ინტერვიუ ჩქინიში ტექსტი. ალი იჰსან აქსამაზი)

+

ალი იჰსან აქსამაზი: ლაშა ბეგი, ბიჲოგრაჶი თქვანითენ გევოჭკათ, მუ იყვენ! გურჯისთანიში ნამუ მუხურის, ნამუ ნოღას ვარნა  ნამუ ოფუტეს; სო ჲეჩქინდით თქვან? ნამუ ნწოფულაფეს იგურით? აწი სო სქიდუთ? მუ დულჲა იქიფთ? ნამუ ნენაფე გიჩქინან? ჩილერი რეთი? ბერეფე გიყონუნანი?

ლაშა კოდუა: ხელა დო კაობათე, ლაზეფე ჩქიმი! ღორმოთიქ გოხელან! ნცაშა ეხთით! დიდი მარდი, ალი ბეგი, ჰამ ინტერვიუშენი. ჲეფჩქინდი ნანანოღა თბილისის (მარგალეფექ ქართი ვუწუმერთ) 1977 წანას.1995 წანას თბილისიში 31- სკოლა ვოჩოდინი.1999 წანას ოქორთურაში სპორტიში აკადემია ვოჩოდინი. ჰაწი თბილისის ფსქიდურ. სპორტული სალონი მიღუნან ბაბაჩქიმის, ჯუმაჩქიმის დო მა. მარგალური, ლაზური, ქორთური, რუსური კაი ვისინაფამ დო მციქა ინგილიზურითი ქომიჩქინ. ჩილერი ვორე დო ჟურ ბერე მიჲონუნ.

ალი იჰსან აქსამაზი: სპორტმენი რეთ;  ბოქსორი დო  მარკინე რეთ თქვან; ეშო მიჩქინ მა. სპორტული სქიდალა თქვანიშენ მოლამიშინით, მუ იყვენ!

ლაშა კოდუა: მა ბერობაში ორას კუჩხეშბურთი ვისთერომტი მთელი 6 წანას, მარა ემუშკულე კარატე მაწონუ დო ჰაწითი ჰამ დულჲას ვორე. აღნემორდალობაში ორას ოქორთურაში შამპიონი ქოვორტი. დუნჲაში პრიზიორითი ქოვორტი დო ეშო. ჰაწი ტრენერი ვორე. კარატეშ კულე ბოქსითი დიდო მაწონენ დო ჟუდოთი.

ალი იჰსან აქსამაზი: მა ქომიჩქინ, თქვან ლაზური ნენათი ქოგიჩქინან. სოლენ იგურით, მიშენ იგურით ლაზური ნენა? მუშენი თოლი გიღუნან ლაზური ნენაშა?

ლაშა კოდუა: ჰამ ოკითხუშენი დიდი შუქური გიწუმერთ, ალი ბეგი. მარგალური პანდა ქომიჩქიტუ, მარა ლაზურითი დობიგური არ თუთაში დოლოხე. მა დიდო პორომ ლაზური ნენას. დიდო ლოცა ნენა რენ.
ბერე ვორტი, მონინორა ტუ დო ოფუტე ჩქიმიშა ვიგზალი. ჰექ ბადი ჩქიმი პანდა მიწუმერტუ: ლაშა, ჩქუთი ლაზეფე ვორეთ. ოხენცალე ჩქუნის ლაზიკა/ ეგრისი ჯოხოტუ.თარიხი სქანი დიგური-ია მიწუმერტუ დო ექოლენ მიღუტუ ჶარა ინტერესი დო ეკულე ოროფა ლაზეფეში დო ლაზური ნენაში. ღორმოთიქ ოჩხონას ბადი ჩქიმიში შური.

ალი იჰსან აქსამაზი: მა პოლიტიკოსი ვა ვორე, კულტურიშ კოჩი ვორე. ედო აჲა ზმონა დო გაგნაფათენ გიწუმერთ.  მეხოლე (30) ეჩი დო ვით წანაშენ დონი მა ვოგნაფ;  მელენი- მოლენი ნამთინი გურჯი/ ქორთუ გამანთანერეფექ უდოდგინუ  ლაზეფე გურჯი რენან; ლაზური რენ ქორთული ნენაში დიალექტი”-ჲა თქუმერნან. ჰო; ლაზეფე, მარგალეფე, ქორთუფე/ გურჯეფე დო სვანეფე/ შონეფე ჯუმა რენან; მა აჲა ქომიჩქინ, მარა ენთეფეს თითო ნენა ქუღუნან. “ლაზეფე გურჯი რენან, ლაზური რენ ქორთული ნენაში დიალექტიჲადო უდოდგინუ ოთქვალუ დო არუ ჯუმალობა რენი, დუშმანობა/ მტერობა რენი? თქვან მუ იზმონთ? ლაზური ვა სქიდაში, ჯუმალობა ჩქინი სქიდასუნონი? პოლიტიკური ზმონა დო გაგნაფათენ ვა გკითხუფ მა. ემ კოჩეფეში  ამკათა ზმონა დო გაგნაფა, ჯუმალობაში ნიშანი რენი? აჲა ხალი მუჭოში იზმონთ? ჰელე მიწვით, მუ იყვენ, მათი კაიხეშა ვოგნა!

ლაშა კოდუა: დიდო ოინტერესონი ოკითხუ რენ, ალი ბეგი. მა არ მუნთხა ქომიჩქინ, ჰაწი დუშმანობაში დო ოკოკიდინუში ორა ვარენ. ჰაწი ოროფაში დო ჯუმალობაში ორა რენ. ჩქუ არ დიდი ოჯაღი ვორეთ. ლაზური დო მარგალური ომჟორე კაჶკასიური ნენაფე რენ დო ქორთული დო სვანური/ შონური ნენაფე კალა არ გრუფის რენან. მარა არ მუნთხა მთელიქ ოგნას, მთელი დუნჲაქ ოგნას: ლაზური ნენა რენ. ლაზური დიალექტი ვარტუ დო მოხთიმერისთი ვარ ივასინონ. ლაზური ნენა სქიდასინონ დო წოხლე იდასინონ, ლაზური-ტვ, ქეთაბეფე, ნწოფულაფე ივასინონ ლაზური ნენაში ოსქედინუშენი დო პროგრესიშენი. სქიდას ლაზური ნენა!


ალი იჰსან აქსამაზი: ლაშა ბეგი, მა თქვან შუქური გიწუმერთ. მსქვაშა ნენა გემიქთირით. ოთქვალუში ჩქვა მუთუ გიღუნან ნა, ჰელე ენთეფეთი მიწვით. ღორმოთიქ ბერე-ბარი კალა ანდა გოხელან დო ცაშა ჲეხთათ; ფიმფილი დიხაშა გეგიხთან!


ლაშა კოდუა: დიდო დიდი მარდი, ალი ბეგი, ჰამ მსქვა ნზალაფა დო თქვალაშენი. პანდა ხვამერი ორტათ დო ღორმოთიქ მენჯელი მეგჩან. მა ლაზეფეს დიდო პორომ. ჩქუ დამარი ჩქუნის არ დიცხირი მიღუნან. არ დიცხირი გომიხთამან. მა მარგალი ვორე დო თქვანისთერი ლაზი ვორე. ლაზეფე ჩქიმი, ლაზური ნენა მო გონდინამთ. ლაზური ნენა ვა ღურასენ! ლაზეფეს დო მარგალეფეს დიდი თარიხი/ ისტორია მიღუნან. დიდო მჯვეში ნენა მიღუნან; ადათეფე დო კულტური მიღუნან. ედო ამუშენი ღორმოთის დო პაპულეფე ჩქუნის მარდი დო შუქური ვუწვათ!

aksamaz@gmail.com

 

https://www.circassiancenter.com/tr/biz-megreller-de-laziz/

 

https://sonhaber.ch/lasa-kodua-ile-soylesi-turkce-lazca/

 

1 Ağustos 2023 Salı

Lazika Yayın Kolektifi Kokteyli (Gözlemler- Değerlendirmeler)

 


 

 

Lazika Yayın Kolektifi Kokteyli (Gözlemler- Değerlendirmeler)

 

14 Temmuz 2011’den yaklaşık on beş gün kadar önce, bir gün İsmail Avcı telefonla beni aradı. Lazika Yayın Kolektifi olarak yayınladıkları kitapların tanıtımı için bir kokteyl yapacaklarını söyledi. Beni de bu kokteylde görmek istediğini ifade etti. Düzenleyecekleri kokteyle katılıp katılamayacağımı öğrenmek istedi. Benim de kokteyle katılmam yönünde fikir beyan etti. Daha sonra tam tarih ve yer kesinleşince, haber göndereceğini de ekledi.

Nitekim üç-beş gün sonra, cep telefonuma bir mesaj geldi. Kokteylin nerede ve ne zaman yapılacağını bildiren bir mesajdı: “14 Temmuz 2011 Perşembe günü, saat 19: 00’da, Kadıköy İsina Bar.”

Bu kokteyle katılma konusunu Ahmet Hulusi Kırım ile birlikte değerlendirdik; beraber gitme kararı aldık.

Kokteyle katılmanın önemli olduğunu düşündüm. Lazika Yayın Kolektifi’nin bu kokteyline katılmak için haklı gerekçelerim vardı. Bu kolektif iki önemli kitap yayınlamıştı. Biri Lazca bir roman; “Daçxuri” (“Ateş”). Diğeri, Lazca makalelerden oluşan; “Si Giçkin” (Sen Bilirsin”). Bu iki kitap, Laz aydınlarının dil ve kimlik mücadelesinde çok önemli bir adımdı.

Kokteylin yapılacağı mekânın fiziksel kapasitesi ve kokteylin ne şekilde seyredeceği konusunda en ufak bir bilgim yoktu. Masalarda mı oturacaktık?! Yoksa millet ellerinde tuttukları peçete sarılı bardaklarıyla ayak üstü birbirleriyle mi sohbet edeceklerdi?! Hafif resmî bir hava olacak mıydı?! Program neydi? Bilmiyordum. Telefon edip, İsmail Avcı’ya bu konularda sorular sormak da pek anlamlı gelmedi.

Kokteylin seyrini bilmemekle birlikte, eğer imkân olur da, bana bir söz verirlerse diye, kafamda bir konuşma metni kurgulamaya başladım. Kısa, net bir mesaj, konuşma metni hazırlamalıydım. Ancak Lazca olmalıydı. Kokteylden birkaç gün önce konuşmamı kafamda oluşturdum. Kokteyl günü sabahı da kağıda döktüm. Konuşmamı çizgili bir dosya kağıdına düzgünce yazdıktan sonra; katlayıp gömleğimin cebine yerleştirdim. Söz verilirse, oradan çıkartıp okuyacaktım. Böyle bir hazırlık yaptığımı, önceden Ahmet Hulusi Kırım’a söyledim. Kendisinin de bir konuşma metni hazırlamasını önerdim.

14 Temmuz 2011 Perşembe günü, saat 17: 00 sularında evden çıkmak üzereydim. Ahmet Hulusi Kırım’ın ofisine gidecektim. Tam da o sırada cep telefonum çaldı. Arayan (Gürcü Kültür Merkezi) GKM’den Nevzat Kaya idi. Kokteyle gittiğimi söyledim. Kendisini de davet ettim. Kabul etti. Saat 16: 00’da o da ofiste olacaktı.

Nevzat Kaya ile ofiste değil, Aksaray tramvay istasyonunda buluştuk. Üçümüz, önce tramvayla sohbet ede ede Sirkeci’ye gittik. Oradan da vapurla Kadıköy’e geçtik. Orada Ahmet Hulusi Kırım’ın eşi de bize katıldı. Dördümüz, “İsina Bar”ı aramaya başladık. Oradan oraya, oradan buraya. Meğerse bildiğimiz bir yerdeymiş; iki kilisenin arasında, balıkçılara yakın bir yerde. Yıllar önce Hayri Ersoy’un ofisine; Nart Yayınlarına ve Alaşara Dergisine ve Çiviyazılarına gidip gelirken onlarca defa geçtiğim bir sokaktaymış. Kapısında koca harflerle “İsina” yazan bir mekân.

 


“Nevzat Kaya, Laz ve Gürcü kardeşliğine vurgu yaptı”

 

Anlaşılan, bu kokteyl için masalar düzenlenmiş; ağızı giriş tarafında bir “U düzeni” oluşturulmuş. İsmail Avcı, Orhan Sapan ve kendisini ilk defa orada tanıdığım Mustafa Çupina bizi kapıda karşıladılar. Yapmacık ve abartılı olmayan davranışlarla bizi buyur ettiler. Masalarda oturan bayanları, beyleri selâmladık. İçeri girdik. Mecit Çakırusta, Ali Osman Öziskender, Muhammet Tunçsan gözüme çarpan ilk tanıdıklarımdı. Sıcak havadan etkilendikleri hallerinden açıkça belli oluyordu. Öylece oturuyorlardı. Yanlarına gittim. El sıkıştık. Öpüştük. Birbirimize hal-hatır sorduk. Girişteki ilk sandalyeye Ahmet Hulusi Kırım oturdu. Yanına eşi, onun yanına ben, benim yanıma Nevzat Kaya. Muhammet Tuncsan da onun yanında. Öncelikle karşımızdakilerle, yanımızdakilerle sohbete başladık. Ali Osman Öziskender’i görmeyeli epey olmuş. Görmeyeli kilo almış gibime geldi. Muhammet Tunçsan ile yaklaşık bir beş aydır görüşmemiştik. O zamandan bugüne göbeğini daha da büyütmüş buldum onu. Hatta kendisine takıldım. Ya sıcağın etkisiyle ya da artık göbeğini kanıksadığı için kendisine takılmama hiç ses çıkartmadı.

Girişte, hemen Ahmet Hulusi Kırım’ın karşısındaki masada Erdal Bayrakoğlu oturuyordu. O güzel sesi ve duygusunu katarak seslendirdiği şarkıları geldi birden kulağıma. Eskiden sigara içtiğini biliyorum. Acaba hala içiyor mu?! Kokteylde sigara içip içmediğini şimdi hatırlamıyorum. Sigara içiyorsa da, ümit ederim en kısa zamanda bırakır da, işte o zaman sesinin daha hangi perdelere ulaşacağını görür; şaşırır.

İçerde tanımadığım bir sürü insan var. Kimdiler?! Hala bilmiyorum. Karşı tarafın orta kesimlerinde bir yerlerde oturan arkadaşı tanıyor gibiydim. Ancak çıkartamadım. Meğerse Yalçın Ersoy’muş! Sima Vakfı’nın 2007’deki pikniğinde tanışmıştık. Bir arkadaşımın da kardeşiydi üstelik! (Sonradan facebook üzerinden birbirimizi hatırladık.)

İsmail Avcı çok az oturdu. Elinde pahalı bir fotoğraf makinası, bir sağa bir sola koşuşturuyor, bir öteye, bir beriye. Bazen fotoğraf çekiyor bazen de film. Anlaşılan hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyor. Bu kokteyli ölümsüzleştirmek istiyor anlaşılan. İyi de yapıyor. Doğrusu da öyle zaten. Yalnızca İsmail Avcı değil, görebildiğim kadarıyla başkaları da fotoğraf, film çekti. Güzel de oldu. İnternet ortamında paylaşırlarsa, hem biz kendi halimizi görürüz hem de işleri sebebiyle veya uzaklarda oldukları için kokteyle katılamayanlar da havayı koklarlar; çıkarsamalarda bulunurlar.

Hemen söyleyeyim; Osman Şafak Buyukluşi bizimle değildi; olmasını çok isterdim. Kitabından dolayı, bir kez de ellerinden sıkıp tebrik ederdim. Murat Ercan Murğulişi, bizim oturduğumuz tarafta, Muhammet Tunçsan’ın oturduğu yerin üç- dört iskemle ötesinde oturuyordu. Yanında da Mustafa Çupina vardı.

Saat 19: 00’u biraz geçiyordu. Güzel sesli birisi, sevgi dolu bir tonda konuşmaya başladı; üstelik Lazca. Anlaşılabilir bir Lazca ile ard arda ağzından çıkan cümleler o kadar anlam yüklüydü ki! Aman Allahım, bu inanılmaz bir şey! Lazcayı günlük konuşmanın, karşılıklı diyalogların dışında, bir konuda bilgi verirken konuşmak çok mükemmel bir şey! Lazcayı konuşanlar beni hep çarpmıştır. İlk aklıma gelen rahmetli eniştem, rahmetli halamdır. Antalya’da tanıdığım Nazife Hala! Sonra Sarpili Lazları hatırladım. Makinalı tüfek gibi, utanmadan sıkılmadan Lazcayı konuşan insanlar. Yediden yetmişe, kadın- erkek, sivil- memur Lazcayı hakikaten şehvetle konuşan insanlar; Sarpililer.  Mustafa Çupina’nın bu Lazca konuşması, bana bütün bunları hatırlatıyor. “İşte bu! İşte bu” diye bağırmamak için kendimi zor tutuyorum. Mustafa Çupina’nın Lazca konuşması ve söylediklerinin beni etkilediğini belirtmeliyim.

Şu anda hatırlayabildiğim kadarıyla, Mustafa Çupina, özetle, bunun bir başlangıç olduğunu belirtti. İnsanları birlikte hareket etmeye davet etti. Böylelikle daha güçlü olunacağını ve daha güzel işler yapılabileceğine dikkat çekti.

“Hah,” dedim içimden, “Mustafa Çupina”dan sonra, yayınlanan ilk Lazca romanın yazarı Murat Ercan Murğulişi de şimdi söz alacak ve bize Lazca bir şeyler anlatacak.” Daha doğrusu; Murat Ercan Murğulişi’nin bizlere bu kitabın yazılış ve yayınlanana kadar yaşadıklarını Lazca olarak anlatacağını ümit etmiştim; olmadı. Kendisinin çok heyecanlı olduğunu gördüm. Aynı zamanda beni şaşkınlığa sevk edecek derecede de mütevazıydı. Kitabın kendi adını taşımasına rağmen, kitabın sadece kendisinin değil, kendisine katkı sağlayan herkesin olduğuna ısrarla vurgu yaptı. Bu davranışıyla kolektif çalışmayı hazmettiğini gösteriyordu. Bundan etkilendim. Lazca konuşsaydı, daha da hoş olacaktı.

Şu anda kimin, kimden önce konuştuğunu, konuşma sıralarını karıştırabilirim. GKM’den Nevzat Kaya’ya söz verildi; ayağa kalktı Laz ve Gürcü kardeşliğine öncelikle vurgu yaptı. Lazların dil ve kimlik mücadelesini önemsediğini ve desteklediğini önemle belirtti. Bu anlamda; Lazca iki kitabı ve diğer çalışmaları yayınlayan Lazika Yayın Kolektifi’ni tebrik etti. Herkes kendisini dikkatle dinledi. İlk kez böyle bir Gürcü aydını görüyorduk. “Lazlar Gürcüdür” tekerlemesini ezberlememiş, ezberlemiş olanların da ezberini bozan bir Gürcü aydını. Kendisini ve söylediklerini unutmak mümkün değil.

Ahmet Hulusi Kırım’a söz verildi; ayağa kalktı. Bu tür yayınları ve çabaları önemsediğini söyledi. Laz aydınlarının artık kimlik mücadelesi vermelerinin zamanının geldiğine vurgu yaptı. Ve benim hem onun adına hem de kendi adıma bir şeyler söyleyeceğimi belirtti. Topu bana attı. Sözü bana bıraktı. Gömleğimin cebinden, önceden kaleme aldığım konuşmamı yazdığım dosya kağıdını çıkardım. Gözlüksüz okuyamıyordum. Gözlüklerimi taktım. Yavaşça okumaya, konuşur tarzda okumaya başladım. Lazca metnim şöyleydi:

“Nena Minoba Ren

Ho; nena minoba ren. Nena armitxanişi minoba ren. Mtini giʒ̆vat na, nena ar xalk̆işi k̆olekt̆iuri minoba ren. K̆aixeşa miçkinan, nananenati osinapute skidun, zate eşoti skidu nenak andğaşa. Mcveşi orapes, oput̆epes pskidut̆it do nena domibağutes. Mara andğaneri ndğas noğapes do didi noğapes pskidut do emuşeniti aya nananena, Lazuri nenaşi oç̆aru domaç̆irnan. Mektebiti domaç̆irnan. Radio-t̆elevizioniti domaç̆irnan. Gazetati domaç̆irnan. Lazuri nenate ç̆areli romanepeti, ketabepeti domaç̆irnan. Nena aşo skidun do emutenti Lazuri minoba.

Lazuri nena ar xalk̆işi nena ren, na skidun xalk̆işi nena ren. Xitituri nenas na voʒ̆k̆ert steri var voʒ̆k̆ert Lazuri nenas.

Eşo vit̆oovro (18) ʒ̆ana ʒ̆oxle, “OGNİ”-s mxuci na mepçit dğalepes, mu xalis vort̆it, eti miçkinan. Ekolen, na vigurit ondepeten aʒ̆i ak voret. Aya ren dido k̆ai xali, ma eşo visimadep. Artikartişen dovigurit do xoloti vigurapt. Nena Ğormotişi dulya ren, aya nenaşa toli na uğun gamantanerepeşi dulya ren. Emuşeniti nenaşi speros, ok̆oçalişu domaç̆irnan.

Romani oç̆aruti, makale oç̆aruti dido meç̆ireli ren. Mara becititi ren. Emuşeni “Daçxuri”-şi maç̆arale Murat Ercan Murğulişis do “Si Giçkin”-işi maç̆arale Osman Şafak Buyuklus şukuri vuʒ̆umert. Edo entepes mxuci meçameri iri mitxanisti şukuri vuʒ̆vat.

Açkva aya kitabepe maç̆aralepeşi var, aya nenaten, Lazuri nenate iderdeps iri k̆oçişi ren. Ğormotik goxelan.”

Ardından da bu konuşmanın kısa Türkçe bir özetini yaptım. Ancak şimdi burada konuşma metninin tamamının Türkçesini veriyorum:

“Dil Kimliktir

Evet, dil kimliktir. Dil bir kimsenin kimliğidir. Doğrusunu söylersek, dil bir halkın kolektif kimliğidir. İyice biliyoruz, anadili de konuşmayla yaşar. Zaten bugüne kadar da dil öyle de yaşadı. Eski zamanlarda, köylerde yaşıyorduk da, dil bize yetiyordu. Ancak günümüzde kentlerde ve büyük kentlerde yaşıyoruz da, onun için bu dili, Lazcayı, yazmamız gerekir. Bize okul da gerekir. Bize Radyo-televizyonda gerekir. Bize gazete de gerekir. Bize Lazca yazılmış romanlar da, kitaplar da gerekir. Dil böyle yaşar ve onunla da kimlik.

Lazca bir halkın dilidir, yaşayan bir halkın dilidir. Hitit diline baktığımız gibi, Lazcaya bakmıyoruz.

Şöyle on sekiz yıl önce, “OGNİ”ye omuz verdiğimiz günlerde, ne haldeydik, onu da biliyoruz. Oradan, öğrendiğimiz şeylerle şimdi buradayız. Bu çok önemli bir durumdur, ben öyle düşünüyorum. Birbirimizden öğrendik, yine de öğreniyoruz. Dil Tanrısal bir iştir. İnsanların eliyle yaşar. Ancak, biliyoruz, dil bir kişinin değil, bu dilde gözü olan aydınların işidir. Onun için de dil alanında birlikte çalışmamız gerekir.

Roman yazmak da, makale yazmak da zordur. Ancak önemlidir. Onun için (“Daçxuri”), “Ateş”in yazarı Murat Ercan Murğulişi ve (“Si Giçkin”), “Sen Bilirsin”in yazarı Osman Şafak Buyuklişi’ye teşekkür ediyorum. Tabi, onlara destek veren her kişiye teşekkür edelim.

Artık bu kitaplar yazarların değil, bu dille, Lazca ile dertlenen herkesindir. Tanrı, sizin yüzünüzü güldürsün.”

Masalara servis yapıldı. Kimi bira, kimi şarap içti. Benim tercihim biradan yanaydı. Bu sıcak havada biradan iyisi olamazdı!

Orhan Sapan, kısa bir konuşma yaptı. Bu kitapların sahiplerine ulaşması gerektiğine dikkat çekti. Ve haklı olarak, orada bulunan herkesin bu anlamda görevi bulunduğunu vurguladı. Kitapları depolarda bekletmek için yayınlamadıkları konusuna önemle dikkat çekti. Her ne pahasına olursa olsun, kitapların okuyucusuna ulaşması gerektiğini söyledi. Doğru söylüyordu. Bu konuda hepimize düşen görevler, işbölümleri olmalıydı.

İsmail Avcı, bir ara elinden fotoğraf makinasını bıraktı; oturdu. O da, Lazika Yayın Kollektifi ve çalışmalarından söz etti. Geleceğe ilişkin düşüncelerini aktardı. Aynı kolektiften İrfan Çağatay adlı genç de yayın perspektifleri konusunda açıklamalarda bulundu.

 


“Nizamettin Alkumru ve kitabını da analım”

 

Kokteylde çok önemli konular dile getirildi. Önemli konulara parmak basıldı. Belki kokteyl adabı böyledir, bilemiyorum. İnsanlar kendi aralarında üç kişili, dört kişili gruplar oluşturuyor; masadan masaya konuşuyorlar. Pek bir şey anlaşılamıyor. Ben, mümkün olduğu kadar söylenenleri anlamaya çalışıyorum. Nafile! Sesler birbirine karışıyor. Bir gürültüdür gidiyor. Bu kakafoninin sebebi, büyük ölçüde bu kokteylde konuşanların konuşmalarının birbirine karışmasından kaynaklanmıyor. Kokteylin yapıldığı “İsina Bar”ın bulunduğu bölgenin bir eğlence merkezi olmasının ve diğer barlardan yükselen müzik ve gürültü seslerinin de kokteyldeki bu kakafonide büyük payı olduğunu belirtmeliyim.

Ben, kokteyle bir düzen getirilebileceği, herkesin birbirinin sesini duyabileceği ve birbirlerinin fikirlerinden istifade edebilecekleri düşüncesiyle, “tamade” aradım. “Tamade miren? Tamadoba mik ikips,” (“Reis kim? Reisliği kim yapıyor”) diye sordum ve İsmail Avcı’ya müracaat ettim. Duruma müdahil olmasını talep ettim. Ortalık biraz sakinledi.

Kokteyl sırasında not alma imkânım olmadı. Ses kaydı da yapmadım. Dediğim gibi, dışarıdan gelen gürültüler sebebiyle, kokteylde neler konuşulduğunu tamamen duyamadım, duyduklarımı da tamamen anlayamadım. Bir de sıcak bir gün yaşadığımızı burada belirtmeliyim. Duyabildiklerimi, duyabildiklerimden anlayabildiklerimi, anlayabildiklerimden şimdi hatırladıklarımı ve onlardan da sizlerle paylaşabilecekleri burada aktarmak isterim.

Kokteyle katılan arkadaşlardan birisi, Lazca bir film çekilmesi konusunu dillendirdi. Üzerinde durulan bir başka konu da Lazca tiyatro eserlerinin yazılması ve sergilenmesiydi. Bu gerçekten de çok önemli bir konuydu. Bu konular gündeme geldiğinde bir sevinç dalgasının orada bulunanlar arasında yayıldığını belirtmeliyim. Lazca yazmak; Lazca sergilemek! Bu, Laz aydınlarının en önemli görevi. Gecikmiş, geciktirilmiş bu görev, bu gecikmiş ve geciktirilmişliğin hırsıyla hızla yerine getirilmeli.

Bir başka arkadaş, destek konusunda, bazı Laz politikacılar ve bazı Laz işadamlarının adlarını anarak, onların desteklerinin aranabileceğine dikkat çekti. Doğrusu; ben, bunları söyleyen arkadaşla aynı fikirde değilim. Mesela; o arkadaşın adını andığı, o Laz politikacıları ele alalım. Yalnızca onları değil, anadilleri Lazca olan ve geçmişte ve şu anda, iktidar veya muhalefet partilerinden milletvekili olanları hatırlayalım. Onlar Lazca konusunda ne yaptılar ki?! Bunu sorgulayalım! Tabi, bu sorgulamayı yaparken kendimizi de sorgulayalım. Biz Laz aydınları, bir araya gelebildik mi?! Kendi kişisel hırslarımızı aşabildik mi? Bir arada durabildik mi?! Şereflerine o kokteyli düzenlediğimiz “Daçxuri” ve “Si Giçkin” gibi Lazca kitapları nitel ve nicel olarak çok önceden gün ışığına çıkartabildik mi?! Hayır! Öyleyse, anadilleri Lazca olan politikacıları bu konuda adım atmamakta eleştirirken vicdanlı davranalım! Örnek vermek gerekirse; 7 Haziran 2004 Pazartesi günü TRT’nin beş anadilde kısıtlı da olsa yayına başladığı zaman, biz bir arada durabiliyor olsaydık, böyle Lazca kitapları önceden yayınlamış olabilseydik; TRT, Lazcayı görmezlikten gelebilir miydi? Kendi dil ve kimliğine sahip çıkmayana, bir arada duramayanlara kimse saygı duymaz ve ciddiye de almaz! Öyle de oldu!

Ancak; hala ümitvar olmamız için çok sebep var. Biz Lazca yazmaya, yayınlamaya devam edelim, gereğini yapalım. Bakalım, o zaman Lazcayı görmeyenler, görmek istemeyenler aynı şekilde davranabilecekler mi?! Burada unutulmaması gereken en önemli konu; dil ve kimlik mücadelesinde birlikte durmanın öncelikle öğrenilmesidir. Böyle olunca, kitap da yayınlanır, kitaplar okuyucusuna da kavuşur, dil ve kimlik mücadelesi de başarılı olur.

İşadamları konusunda da öyle. Parası çok olanlara değil de, parası olmayanlara, çok az parası olanlara bel bağlamanın daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü onlar daha çok ve onların kuruşları daha anlamlı.

Mecit Çakırusta, “Lazebura” ve “Lazuri” kavramlarına dikkat çekti. Ve doğru kavramları doğru yerlerde kullanımının ne kadar önemli olduğuna işaret etti. “Ogni Dergisi”nin de isim babasıdır kendisi. İleri yaşına rağmen, büyük bir şevkle Lazcaya gönül veren, çalışmalar yapan bu büyüğümüzü burada takdirle anmamak mümkün değil. Kendisine uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. (Burada kendisiyle ilgili özel bir bilgi vermeyi bir vefa borcu olarak addediyorum; kendisi, babamın partiden ve sendikadan arkadaşıdır. Benim üç yaşımdaki halimi bilir. Bugünkü halimi de. Kıymetli eşleri de. Oğlu Uğur ise, çocukluk arkadaşımdır. Anlayacağınız; kendileriyle tanışıklığım, gerçek anlamıyla tam elli yıldır.)

Bir ara Mustafa Sonbay’ı gördüğümü ve fotoğraf çektirdiğimizi de söylemeliyim.

Yalçın Ersoy, “diyalekt” konusuna dikkat çekti. Sözü, “Daçxuri”nin diline getirdi. Bu romanı yazan arkadaşın, Murat Ercan Murğulişi’nin Ardeşenli olduğunu, Ardeşen’de konuşulan Lazcayı bir Hopalı’nın anlamakta zorlandığını belirtti. Hopa’da kullanılan Lazca esas alınarak yazılacak eserlerin, Ardeşenliler tarafından da, Pazarlılar tarafından da, Fındıklılar tarafından da, Gürcüstan Lazları tarafından da, 93 Harbi muhaciri Marmara Lazları tarafından da kolayca anlaşılabileceğine dikkat çekti. Doğru söylüyor. Buna katılıyorum. Ancak bir konuda itirazım var. Bunu orada da söyledim. Lazca yazılı bir dil olamadı, dolayısıyla da benzer diller gibi standart ve modern bir Lazca oluşturamadık. Zaten çektiğimiz sıkıntıların sebebi de bu. Bir başka konu da kimin Lazcayı ne kadar bildiğidir. Zaten bu tür yayınlarla zaman içinde Lazcanın standart ve modern bir dil haline geleceğine kuşku yoktur. Bu göz önünde bulundurulursa, zorluk kısa sürede aşılacaktır. Tabi, burada sorumluluk, bu dilin bu sorumluluğunu üstlenecek, yazan- çizen Laz aydınlarınındır.

Yalçın Ersoy’un söylediklerini hatırdan çıkarmamalıyız. Ben, utana- sıkıla sözünü keserek bu “dialekt” konusundaki düşüncelerimi dile getirdim. Bana göre; bu alanda kullanılan “diyalekt” ifadesi oldukça yanlış. Buna; şive veya ağız demek biraz daha doğru gibime geliyor. Bunları belirttim. Bir de bir tanıklığımı anlattım. 2006’da rahmetli halamın oğluyla birlikte Ardeşen’den Batum’a gittik, Sarpi’ye gittik. Oradaki Lazlarla tanıştık; konuştuk. Konuşmalarımızda tek dil kullandık: Lazca. İnanın beş gün boyunca ne kendimizi anlatmakta ne de bize anlatılanları anlamakta zorluk çektik. Buradan da anlaşılıyor ki, ilçelere göre, Lazcayı parselasyona tutmak yanlış. Hem bir şey daha söyleyeyim; elimizin altında artık Lazca-Türkçe sözlükler var. Bunlar da bu konuda büyük yardımcı. Bu “diyalekt” meselesini fazla abartmayalım. Bütün bunlar bizim kusurumuz değil. Bizden önceki kuşaklar; yazmadıkları, çizmedikleri ve bu konuları çözümleme yapma ve çareler üretme noktasında bize entelektüel bir miras bırakmadıkları için bu sorunları yaşıyoruz. Kuşkusuz bunlar, böyle hareket edilirse kısa zamanda aşılacak.

Yalçın Ersoy’un söyledikleri, bana geçen yüzyılın başlarında Batum’un Nuriye Pazar’ını hatırlattı. Arkadaşlara da naklettim. O zaman o çarşıda çalışan Laz esnaf da, bizim oralardan Batum’a gidip çeşitli sebeplerle orada bulunanlar da, çarşıya uğrayanlar da aralarında Lazca konuşuyorlardı. Çünkü hem orada hem diğer yerleşim birimlerinde onların aralarındaki anlaşma dili büyük ölçüde Lazcaydı. İşte Lazcayı standart ve modern hale getirecek olan da bu Nuriye Pazarı’ndaki diyaloglara benzer ilişkilerdi; olmadı, arkası gelmedi. Emperyalistlerin çıkarttıkları savaşlar bizi birbirimizden ayırdı; dilimizin gelişimi engellendi. Dünün pazar ilişkileri Lazcayı sürekli, standart ve modern hale getirebilirdi. Ardından da Lazca kurumsallaşabilirdi. Bugün ise, Lazca yazmak; Lazca konuşmak; Lazca radyo- televizyon yayınları yapmak; Lazca tiyatrolar sergilemek Lazcayı standart ve modern hale getirebilecektir. Burada görev aydınlarındır. Onlar bildikleriyle Lazca yazacaklar ve Lazca konuşacaklar ve böylelikle de bu dilin gelişimine katkı sunmuş olacaklardır.

Kimi zaman, bir taksi sürücüsü kimi zaman bir büfeci ile karşılaşıyoruz. Lazca üzerine konuşuyoruz. Lazca konuşuyoruz. Ön yargıları var çoğunlukla. Bu onların kusuru ama sorumlusu onlar değiller. Hayatında Lazca tek satır yazı görmemiş, Laz alfabesinden bihaber, tek satır bir bayram, kandil, yeni yıl tebrikini Lazca yazmamış, kendi yöresinin Lazcasını da bilmiyor. Ama adam neredeyse dilbilimci! Biz aydınlar; eli kâğıt kalem tutanlar, dünyayı farklı görmek, farklı durmak ve sokaktaki adamdan farklı olmak zorundayız.

Kokteylde, kulağıma, Lazca ve Lazlar üzerine çalışan bazı akademisyenler, bazı üniversitelerde de tezler konusu çalındı. Kuşkusuz, “akademik çalışmalar” önemli. Ancak; unutulmaması ve hep hatırda tutulması gereken bir konu var: Lazca yaşayan bir halkın dili. Lazcaya bu çerçeveden bakılmalı. Lazca aynı zamanda bir kimlik konusudur da. İşte bu anlamda akademik çalışmalar önemli olabilir, bir mana kazanabilir. Yoksa Laz deyince, akademik çalışmaları anlamak, ona göre tavır takınmak, Lazcayı Hititçeye; Lazları da Hititlere, ölü bir halk düzeyine çeker. Bu konuya dikkat etmek gerekir. Konu; sadece “akademik çalışma” ise, Lazca ve Lazlara ilgimiz “akademik çalışma” düzeyindeyse, bu “kimlik” konusuyla bire bir örtüşen bir yaklaşım olmaz. Lazca ve Lazlara kimlik açısından değil de, “akademik çalışma” açısından yaklaşanlara Gürcistan üniversitelerini işaret etmek gerekir. Oradan yeterince “akademik destek” göreceklerdir. Folklorik çalışmalar yapmak isteyenler de, gastronomik çalışma yapmak isteyenler için de Gürcistan üniversiteleri önemli bir kaynaktır.

 


“Akademik çalışmalar için Gürcistan üniversiteleri önemli bir kaynaktır”

 

Kokteylde yaptığım kısa konuşmada da vurguladım; bizim bir dil, yani Lazca ve bununla bağlantılı bir kimlik sorunumuz var. Bu anlamda “Daçxuri” ve “Si Giçkin,” 1993 Kasım’ından bu yana yazılmış eserler içinde en fazla öneme sahip iki eserdir. Çünkü her ikisi de tamamen Lazca. Üstelik bu iki eser, yeni bir yolu işaret ediyor; bu yoldan gidilmelidir. “Akademik çalışma” yapmak isteyenlere, tabi, yardımcı olunmalıdır. Ancak bu tek başına dil ve kimlik mücadelesi değildir. Öyle olsaydı; 1963 Ağustos’unda, Austin, Texas’da “A Grammar Of Laz” adlı çalışmayı üniversiteye sunan Ralph Dewitt Anderson, Laz dili ve kimliğinin öncüsü olur ve dil ve kimlik sorunumuz da çözülmüş olurdu! Aynı şeyi Georges Dumézil, Wolfgang Feurstein için de söylerdik o zaman! Oysa biliyoruz ki, dil ve kimlik sorunu yabancıların değil, Laz halkının içinden çıkmış aydınların sorunudur. Konuya bu açıdan bakarsak; “akademik çalışmalar” da, folklorik çalışmalar da, gastronomik çalışmalar da anlam kazanır.

“Daçxuri” ve “Si Giçkin” adlı eserleri yazan, yayınlanmasına katkı sunan Laz aydınları önemli bir yola girmişlerdir: “Lazca =Kimlik”. Bu doğru yoldur.

Aslında, bu kokteyl daha da renkli geçebilirdi. Biz Laz aydınlarının bir araya gelince, beraber Lazca şarkı söyleme alışkanlığımız yok. En azından birisi parça parça söyler, diğerleri de hemen onun ardından tekrarlar. “Sofra kültürümüz”e beraber Lazca şarkılar söylemeyi, şiirler okumayı yerleştirmeli ve geliştirmeliyiz. Biraz zorlamam oldu, ancak gerekliydi. Bu konuda bir- iki kişiyi sıkıştırdım. Sonuç da aldım: Ali Osman Öziskender ve Mustafa Çupina. Söyledikleri hala kulağımda.

Erdal Bayrakoğlu ile aynı koro içinde Lazca şarkı söyleyeceğimi söyleselerdi inanmazdım. “Golas Empula Yulun”, “Avla skani Cuneli”, Yeşili Kamiyoni” gibi çok bilinen Laz halk şarkılarını hep beraber söylediğimiz ve neşelendiğimiz anları da unutamam. Erdal Bayrakoğlu’nun o güzel sesi hala kulağımda. Orada ona da, diğer arkadaşlara da söyledim; “Lazların Pavarotti”si” tanımlaması benim hoşuma gitmiyor. “Lazların Erdal’ı”, bence en uygun tanım. Erdal Bayrakoğlu neden Luciano Pavaretti’nin gölgesinde kalsın?! Hem o öldü?!

Bu kokteyli güzel bir başlangıç olarak sayıyorum. Bu kokteylin anlamlı ve kalıcı beraberliklere yol açmasını diliyorum. Bu kokteylde bir başka şey daha gördüm; kimse kimseye üstünlük sağlamaya çalışmadı, kimse kimseyi küçümsemedi, burun kıvırmadı, herkes söyleyeceğini söyledi ve söylenenleri herkes dinledi. Kibir, kasavet yoktu. Bu anlamda da kokteyl farklı ve olumluydu. Tabi, bu çeşit kokteyllerde oluyor mu, bilemem, ancak; kokteyle katılanlar başta tek tek diğerlerine kendilerini tanıtılabilirse; iyi olur.

Kuşkusuz Lazca iki kitabın yayınlanması, bizleri “Lazca için ağlanan 21 Şubat fetişizmi”nden kurtarmış olacaktır. Laz aydınlarının dil ve kimlik diye bir görevleri var. Dünya, Bölge ve Türkiye yeniden şekilleniyor. Bakın; Gürcistan’a ve Türkiye’ye pasaportsuz gidiş-gelişler başladı. Bu önemli bir gelişme. Günümüzde anayasa tartışmaları yapılıyor. Türkiye’de birçok alanda önemli gelişmeler yaşanıyor. Laz aydınları, bu gelişmeleri nasıl görüyor, nasıl değerlendiriyor ve nasıl bir duruş belirleme gibi bir tavırları var?! 2012’nin 8 Mart’ını, 1 Mayıs’ını nasıl karşılamayı, hangi etkinlikleri yapmayı düşünüyorlar?! Bu konularda neler yapacaklar?

Ben kendi adıma söyleyeyim; 14 Temmuz 2011 anlamlı geçti. Laz aydınlarının birlik ve beraberlik içinde nasıl dil ve kimlik mücadelesi yapabileceklerine ilişkin güzel bir etkinlik oldu Lazika Yayın Kollektifi’nin bu kokteyli.

Lazika Yayın Kollektifi’nin bir diğer yeni eserini ve yazarını da burada analım: “Nizamettin Alkumru: Laz Kültür Tarihi”.

“Daçxuri” ve “Si Giçkin”e emeği geçen herkese, “İsina Bar”da bu kokteyli düzenleyenlere ve kaprisimizi çeken çalışanlara şükranlarımı sunmak isterim buradan; sağ olsunlar. Bu örneklerin çoğalması dileğiyle, ilkokulda okuma- yazma öğrenmeden önce öğretmenimizden duyduğum özlü bir ifadeyi burada yeri geldiği için aktarmak istiyorum: “Bir eli nesi var, iki eli sesi var!” Birlik ve beraberliği ifade eden Lazca şu güzel ifadeyle sözlerimi sonlandırayım: “Xut k̆iti xut cuma, arteriti var nik̆vaten!” (demokrathaber.org, 20 VII 2011)

 



 

(Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Yine Geldi 21 Şubat/ Xolo Komoxtu 21 K̆undura”, yusufbulut.com/sonhaber.ch, 21 II 2012; Ali İhsan Aksamaz, “Mecit Çakırusta’nın İmza Günü Etkinliği”, yusufbulut.com/ circassiancenter.com;  4 III 2012; Ali İhsan Aksamaz, “Lazuri ren çkin minoba”, Laz Kültür Dergisi Tanura, sayı 3, İstanbul, 2012; Ali İhsan Aksamaz, “Laz Enstitüsü” Toplantısında Söylediklerim, Gözlem, Eleştiri ve Önerilerim”, yusufbulut.com/ circassiancenter.com.tr, 22 XII 2012; Ali İhsan Aksamaz, “Laz Enstitüsü Denince (Algıladıklarım- Beklentilerim)", yusufbulut.com/ circassiancenter.com.tr, 15 II 2013; Ali İhsan Aksamaz, “Laz Aydınlarının girişimine basından tepkiler”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 14 V 2022; Haşim Akman: “Laz Enstitüsü Kuruluyor”, A Aktüel Dergisi, sayı 66, 8- 14 Ekim 1992/ (Haber- söyleşiyi yayına hazırlayan: Ali İhsan Aksamaz), sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 13 VII 2017)

 

Mecit Çakırusta’nı anlattıkları:



 

https://sonhaber.ch/lazika-yayin-kolektifi-kokteyli-gozlemler-degerlendirmeler/

 

aksamaz@gmail.com