14 Ağustos 2024 Çarşamba

Gürcü Alfabesi ve Gürcücenin Gelişimi

 

 


 

 

Gürcü Alfabesi ve Gürcücenin Gelişimi

 

 

 

 

"Muhtaçlara rızık, kölelere özgürlük ver,

Yetimler, Yoksullar şenlenip yücelsinler!"

Şota Rustaveli

 

 

 

20. yüzyılda, gecikmiş ulus-devletleri yaratmanın “doğal” bir sonucu olarak bazı diller yok sayıldıkları ve yok edilmeye çalışıldığı için günümüzde yeryüzünde tam olarak kaç dilin konuşulduğunu tespit etmek tam bir uzmanlık konusudur. Bazı dillerin yok sayılması ve yok edilmeye çalışılması süreci yalnızca kapitalist eksende yer alan ülkelerde değil, sosyalist eksende yer alan ülkelerde de yaşandı.

 ქართული ანბანი” /“Kartuli Anbani”/ “Gürcü Alfabesi” dünyanın en eski alfabelerinden bir tanesidir. Nakış güzelliğindeki bu alfabe yaklaşık 1500 yıllık bir geçmişe sahip. “Gürcü Alfabesi” zaman içinde gerek harf sayısı ve gerekse de yazım karakterlerinde bazı değişiklikler geçirerek günümüzde kullanıldığı hali almıştır.

“Gürcü Alfabesi”nin ortaya çıkış zamanı konusunda değişik görüşler bulunmaktadır.  K. Akhvlediani şunları yazmaktadır:

“Bir tarihçi, “Gürcistan”ın (Kartli’nin) ilk çarı hakkında bahsederken … kaydediyor ki;  Kartlos’un neslinden gelen Parnavaz, Kartli’nin birinci çarıydı. O, her yerde Gürcü dilini yaymıştır. Kartli’de Gürcü (Kartuli) Dilinden başka dilde konuşmazdı. Ve o, Gürcü yazısını meydana getirmiştir.’ Fakat bu malûmat teyit edilemez, çünkü şimdiye kadar bu rivayeti tasdik edecek ne eski yazılar ne de başka materyal bulunmuştur.”

Bir görüşe göre, Ermeni Alfabesini ortaya koyan Aziz Mesrop Mastotz (yaklaşık 350-439/440), “Gürcü Alfabesi”ni de meydana getirmişti. Bir başka kaynağa göre ise, “Gürcü Alfabesi” bir olasılıkla, 5. yüzyılda Grek Alfabesinin etkisiyle Hıristiyan misyonerler tarafından oluşturulmuştu.

Kaynaklar, “Gürcülerin” Hıristiyanlığı 4. yüzyılın başlarında Kapadokyalı Azize Nino’nun vaazlarından etkilenerek benimsediklerini yazar. 330’larda Kartli Kralı Mirian, Hıristiyanlığı resmî din ilân etmişti.

N. Berdzenişvili ve S. Canaşia,  “Gürcüstan Tarihi” adlı kitaplarında, Gürcülerin Hıristiyanlaşmaya başladıkları süreçle ilgili olarak şunları yazmaktadır:

“ … Kapadokyalı tutsak bir kız Azize Nino, Kartli’ye gelerek Kral Mirian’ın eşi Kraliçe Nana’ya dinî vaazlarda bulundu. Bu dini benimseyen Kraliçe Nana ardından kocası Mirian’a da Hıristiyanlığı kabul ettirdi. Kral Mirian, Hıristiyanlığı “მცხეთა”/ “ Mtskheta” Halkına da tavsiye edip kabul ettirmekte gecikmedi…  Kral Mirian, Eristavların koruyuculuğu altında (Bugünkü Gürcistan’ın bölgelerinden biri olan) “ქართლი”/  “Kartli” Halkı arasına misyoner vaazcılar gönderdi. Hıristiyanlığı halkına benimsetemeyeceğinden endişe ediyordu. Gerçekten köylüler ve aşağı tabakadan emekçi halk bu yeni dine şiddetle karşı çıktı.

Kapadokyalı tutsak kız Nino, dağlı Gürcülere vaaz vermeye gitti. Vak’anüvislere  göre, öfkeli halk dişlerini gıcırdatarak bu vaazlara tepkisini gösterdi… Bir Eristavi, kılıcını kınından çıkararak havada döndürdü. Halka tehditler savurmaya başladı. Halk, kralın askerinden korktuğu için ayaklar altında çiğnenip ezilen totemleri korku ve endişe ile seyretmekten başka bir şey yapmadı. Hıristiyanlık dini, Gürcü Halkı arasında işte böyle kılıçla, kanla yayılmaya başladı. Tüm bunlara karşın daha uzun yıllar Hıristiyanlığın giremediği yerler vardı “Gürcüstan”da…”

Kartli’de “Gürcülerin” Hıristiyanlığı kabul etmeleriyle birlikte, Hıristiyanlığı kabul eden diğer topluluklarda olduğu gibi, (Hıristiyanlığa ait) dinî metinlerin Gürcücenin Kartluri lehçesine/ diyalektine çevrilmesine ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyaç sonucu olarak da bir alfabe oluşturulması ihtiyacı ortaya çıktı.

 

 


 Gürcü Alfabeleri: Mkhedruli Anbani, Asomtavruli Anbani ve Nuskha Anbani

 

 

İlk “Gürcü Alfabesi, “ასომთავრული/“Asomtavruli”dir. Bu alfabeye harf şekillerinden dolayı  მრგლოვანი”/“mrglovani”/”yuvarlak” yazı da denilmektedir. Harfler aynı boydadır ve soldan sağa doğru yazılır. “Asomtavruli Anbani” 38 harften meydana gelmektedir. Bu alfabe 5. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

“Asomtavruli Anbani”, çabuk yazım için elverişli değildi. Bu sebeple 10. yüzyıldan başlamak üzere “ნუსხა ანბანი”/  “Nuskha Anbani” kullanılmaya başlandı.

“Nuskha Anbani” daha çabuk yazılıyordu. 11. yüzyıldan sonra “Nuskha Anbani”nin yerini “მხედრული ანბანი”/ “Mkhedruli Anbani” aldı.

“Mkhedruli Anbani”, dünyevî alfabe olarak adlandırılır ve günümüzde de kullanılan alfabe olup 33 harften meydana gelir. Bu harflerin 5’i ünlüdür.

“Asomtavruli Anbani” ve “Nuskha Anbani” yalnızca dinî işlerde kullanılmamaya başladığı için, bu alfabelere “ხუცური”/ “Khutsuri” (Ruhanî) yazı denildi. Bu tabire ilk defa 1365’te yazılmış bir belgede rastlanılmıştır.

Hıristiyanlığın benimsenmeye başlanmasıyla birlikte “Yunanca”, Süryanice, Ermenice dinî metinlerin Gürcüce’ye çevrilmesine ihtiyaç duyuldu. Hıristiyanlığı kabul eden diğer topluluklarda olduğu gibi, ilk çeviri eserler İncil ve Hz. İsa’nın doğumuna ilişkin metinlerden oluşuyordu.  (Doğu Gürcistan’da) Kartli’de Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle çeviri metinlerle Gürcü Edebiyatı’nın temeli atılmış oluyordu.

Ortaçağ’da Doğu ve Batı dillerinden Gürcüceye yapılan çeviri ve uyarlamalar Gürcü  Edebiyatı’nın gelişiminde önemli bir yere sahiptir. 12. yüzyıla kadar Gürcü Edebiyatı, Din Adamlarının istifadesi için Azizlerin yaşamlarını anlatan metinler, Dinî Efsaneler gibi ruhanî edebiyatı ifade ediyordu. Bütün bu eserler elyazması idi. Zamanla din dışı konular da ele alınmaya başladı. სარგის თმოგველი/ Sargis Tmogveli’nin Farsça klasik halk öyküsünden uyarladığı  ვისრამიანი”/ “Visramiani” ile მოსე ხონელი/ Mose Khoneli’nin “დარეჯანიანი”/ “Darecaniani”,  ჩახრუხაძე/Çakhrukhadze’nin   თამარიანი”/ “Tamariani”,  იოანე შავთელი / İoane Şavteli’nin  “Abdulmesia”/” აბდულმესიანი” adlı eserleri din dışı Gürcü Edebiyatı’nın ilk örneklerindendir. Bu dönemde yazılan en önemli, aynı zamanda da Klasik Gürcü Edebiyatı’nın en ünlü eseri შოთა რუსთაველი /Şota Rustaveli’nin  ვეფხისტყაოსანი “Vepkhistkaosani”/ “Kaplan Postlu Şövalye” adlı eseridir.

 

 

Şota Rustaveli ve eseri “Kaplan Postlu Şövalye”nin 17. yüzyıla ait elyazmasından bir bölüm

 

 

Gürcü Edebiyatı’nın gelişimi, 13. yüzyıldan başlamak üzere istilâlarla kesintiye uğradı. Ancak Şota Rustaveli’nin şiir geleneği devam etti. Kral 1. Teimuraz aynı zamanda önemli bir şairdi.

18. yüzyılın ilk çeyreğinde Gürcü entelektüel yaşamını bilgin ve şair olan Kral 6. Vakhtang (1675- 1737)  belirledi. 1709’da Tiflis’te ilk basımevini kurdu ve  “Kaplan Postlu Şövalye” 1712’de ilk kez matbaada basıldı.

 

Sulkhan- Saba Orbeliani

 


Gürcü Edebiyatı, 18. yüzyılda yazar ve sözlükçü სულხან-საბა ორბელიანი/  Sulkhan- Saba Orbeliani’yle yeniden canlandı. Yine bu yüzyılda David Guramişvili ve Besiki (Baserion) Gabaşvili iki önemli şairdir.

Çarlık Rusyası sınırları içinde, Gürcü Edebiyatı 19. yüzyılda hızlı bir gelişme sürecine girmiştir. Bu yüzyılın önemli isimleri şöyle:  ალექსანდრე ჭავჭავაძე /Aleksandre Çavçavadze (1786-1846),  გრიგოლ ორბელიანი / Grigol Orbeliani (1800- 1883), ნიკოლოზ ბარათაშვილი / Nikoloz Barataşvili (1817-1845), ილია ჭავჭავაძე/ İlia Çavçavadze ( 1837- 1907), აკაკი წერეთელი / Akaki Tzereteli (1840- 1915), ალექსანდრე ყქზბეგი/ Aleksandre Kazbegi (1848- 1893), ვაჟა ფშაველა/ Vaja Pşavela (1861- 1915).

 

 

 

18. yüzyılda Kartl- Kakheti  (Gürcistan) Kralığı

 

 

18. yüzyılda Güney Kafkasya;  “Safevî/ Pers/ İran” Şahı, Osmanlı Sultanı ve Rus Çarı’nın çatışma ve hâkimiyet alanları içindeydi; ilerleyen zamanda Güney Kafkasya’da bugünkü siyasî sınırlar da ortaya çıkacaktı. Bu konuda N. Berdzeneşvili ve S. Canaşia şöyle yazıyor:

“ … İran, Osmanlı ve Ruslar Güney Kafkasya’da rekabete girdiler. Bunlardan hiçbiri Gürcüstan’ı rahat bırakmıyor, onun bağımsızlığını tanımak istemiyorlardı. Kral Erekle’nin önünde İran, Osmanlı ve Rus seçenekleri vardı. Bunlardan birine yamanmak zorundaydı. Gürcülere göre Güney Kafkasya’da Gürcü ve Rus çıkarları birbirine yakın bulunuyordu… Gürcüstan’ın Rus himayesini seçmesi onun çıkarlarına da uygun gözüküyordu…”

23 Temmuz 1783’te Kuzey Kafkasya’da bulunan Giorgievsk Kalesi’nde aynı adı taşıyan antlaşma Çarlık Rusyası ile კახეთი /“Kakheti”/”Kaheti”yi de kendine bağlamış olan  ქართლი / Kartli (Gürcistan) Kralı 2. Erekle arasında imzalandı. Bu antlaşmaya imza koyan 2. Erekle’nin sıfatları şöyleydi:

“Tanrı’nın izniyle, yüce imparatorlarının hürmetkârı ქართლ-კახეთი /Kartl- Kakheti Kralı, სამცხე-საათაბაგო /Samtshke- Saatabago, ყაზახი /Kazakhi, ბორჩალო/ Borçalo, შამშადილე / Şamşadile, კაკი/ Kaki, შამახი/ Şamakhi, შირვანი / Şirvan, განჯა /Gence ve ერევანი/ Erivan Hükümdarı 2.  Erekle.”

Son Kartli Kralı ölürken yaptığı vasiyetle, Krallığını Çarlık Rusyası’na bıraktı.(1802).

 

 


20. yüzyıl başlarında Safevî/ Pers/ İran” Şahı, Osmanlı Sultanı ve Rus Çarı’nın Güney Kafkasya’daki toprakları

 

Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’da etkili olmaya başlamadan önce, 17. yüzyılda, bugünkü Gürcistan coğrafyasında üç krallık bulunuyordu: Başkenti Tiflis olan Kartli Krallığı; kuzey-doğuda Kakheti Krallığı ve Batıda Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Krallığı. Bu krallıkların ilk ikisi  İranlılar’ın, sonuncusu da Osmanlılar’ın denetimindeydi.

 Doğu Karadeniz kıyıları, adı geçen bu üç krallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sokhumi arası Abkhazya’ya; Sokhumi-Poti arası Megrelya’ya; güneyde Poti-Batumi arası Gurya’ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlı’ya haraçla bağlıydı. Güney-batıda ise Samtskhe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler, zamanla İslâmiyet’i benimsedi ve Osmanlı’ya doğrudan bağlı birer valilik haline geldi.

1803’te Samargalo/ Megrelya, 1804’te İmereti ve Guria, 1806’da Osetler, 1810’da Abkhazya Çarlık Rusyası’na bağlandı.

1783’te Kartl- Kakheti Gürcü Kralı 2. Erekle ile Çarlık Rusyası arasında yapılan Georgievsk Antlaşması, Hıristiyan Osetya ile Hıristiyan Gürcistan’ı birbirlerine bağlayan “Gürcü Askerî Yolu”nun açılmasına ortam hazırladı.

 Transkafkasya’da ayak basabileceği ilk toprağı (yarı) gönüllü olarak Çarlık Rusyası’na veren Gürcüler baskılara uğradılar.

19. yüzyılın tamamına yakın bir zaman dilimi içinde Gürcü Dil ve Kültürü baskı altına alındı. Doğal olarak Rusça resmî dil oldu. Gürcü Kilisesi’nin bağımsızlığı da gayrı resmî olarak ortadan kaldırıldı. Ülke birbirlerinden ayrı gubernialarla yönetildiği için Rusya İmparatorluğu içindeki Kartl- Kakheti’de de, Gürcistan’nın bugünkü sınırları içinde de o zaman bir Gürcü Devleti bulunmuyordu.

 

 


Çarlık Rusyası’nda İlia Çavçavadze'nin editörlüğünu yaptığı Gürcüce “İveria” Dergisi ile aynı adı taşıyan gazete

 

 

İlia Çavçavadze, Çarlık Rusyası’nın toprakları içinde yaşayan Gürcüler arasında okuryazarlığın yaygınlaştırılması için çaba harcadı. Gürcü Tiyatrosu’nun yeniden canlanmasında önemli katkıları oldu. Bir süre “İverya Dergisi”nin editörlüğünü yaptı.  1907’de evinin yakınında öldürüldü. Çarlık Rusyası’nın gizli polisi tarafından öldürüldüğü sanılmaktadır.

Çarlık Rusyası’ndaki Megrel Aydınları’nın da Megrelce okuryazarlığı yaygınlaştırmak için Gürcü Alfabesi ve/ya Kiril Alfabesi’yle ne tür kurumsal çalışmalar yaptıklarını (şimdilik) ayrıntısıyla bilemiyoruz.

 

 


Çarlık Rusyası'nda eğitimci İakob Gogebaşvili tarafından 1876'da yayınlanan ilk Gürcüce ders kitabı: “Deda Ena”/ “Anadili”

 

 

Çarlık Rusyası’nın yönetimi altındaki bu bölgede, eğitimci İakob Gogebaşvili, Gürcüler arasında okuryazarlığı yaygınlaştırmak için 1879’da bir cemiyet kurdu. İlk Gürcüce okul kitapları İakob Gogebaşvili (1840- 1912) tarafından hazırlanmıştır.  Rusça’nın resmî dil olduğu bir bölgede, Gürcüce’nin yaşatılması için tehlikeleri göze alan İakob Gogebaşvili’nin Gürcüce’ye akraba diğer dillerle ilgili tavrı oldukça ilginçtir!

George Hewitt, İakob Gogebaşvili’den alıntılar yapıyor ve yorumluyor:

“Gogebaşvili’nin ilk makalesi, Megrelya ve Svanetya’daki dil öğretiminin “bazı yerel diyalektlerde” değil “anadille” olması yönündedir. Buradan anlıyoruz ki, Gogebaşvili’ye göre; Megrelce ve Svanca diyalekttir, buna göre de; Megrel ve Svanlar’ın anadili Gürcüce olmalıdır. Bu yaklaşımı Gogebaşvili’nin kendi yazdıklarından aktaralım:

‘Çok iyi bilindiği gibi, yerel olarak kullanılan kabilesel diyalektlerin yanı sıra, her ırk, bu ırkın her parçası için ortak bir hazineyi ifade eden ve anadil olarak adlandırılan esas bir dile sahiptir. Bütün okullarda eğitim anadille verilir ve “yerel çocukların” iyi anlamadıkları yaygın kelimeleri ifade etmek ve tanımlamak için yerel diyalektleri kullanırlar. Böylesi zekice bir uygulama, ırkımızın Hıristiyanlığı kabul ettiği ve kendisi için okullar açtığı zamandan beri Gürcüstan’ımızda mevcut oldu. 4. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar bütün okullarımızda, Karadeniz’den Dağıstan sınırlarına kadar, sadece yaygın anadilde yazılmış olan kitaplar kullanıldı. Yerel olarak anlaşılmayan kelime ve deyimleri açıklamak amacıyla, öğretmenler açıklamalarda yerel terim ve deyimleri kullanacaklardı. Örneğin, Megrelya ve Svanetya’da, öğrenmeyle birlikte, ‘anadili’ tamamıyla anlamayı da yaygınlaştıracaklardır... (...) Ama şeytan uyumuyor. Karadeniz’in sahillerini bölmek, parçalamak ve Batı Gürcüstanlıların gerçek anavatanını zayıflatmak için bir özlem besliyor. Ve araçları da çok geçmeden buldu: Megrelya ve Svanetya’nın ortak topraklardan, ortak vatanlarından ayrılması.’ (C. II, s. 358-359)

Gogebaşvili’nin ikinci makalesinden de şu görüşlerini alıyoruz:

“Hıristiyanlığı, Doğulu Gürcülerden üç yüz yıl daha önce kabul eden Megreller, İsa Mesih’i yücelttiler ve ibadetlerini esas dilleri Gürcüce’yle yerine getirdiler, bunu tamamiyle kendi iradeleri ve sosyal içgüdülerinin gereği olarak yaptılar... Kendi “yerel diyalektlerini evde konuşurken, başlangıcından beri Gürcü alfabesinin kendi alfabeleri olduğunu kabul ettiler ve Gürcüce’yi de kendilerinin edebiyat dili addettiler.’(s. 460-461)

Bu görüşler inandırıcı mı? Olmadıklarını düşünüyorum.

Gürcüler, Megreller ve biraz daha uzaktan Svanlar arasındaki genetik bağ konusunda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır.

Eğer Gogebaşvili’nin mantığı, eleştirilmeksizin kabul edilirse “anadilleri” olarak Gürcüce varken, Megreller ve Svanlar’ın kendilerine has başka diller geliştirdikleri sonucuna varılacaktır. Böylesi bir durum açıkça bir anlamsızlıktır.

Eğitim hakkında, Gürcistan coğrafyasındaki her çocuğun, Hıristiyanlığın kabulünden bu yana, son 17 yüzyıldır, Gürcü alfabesiyle, Gürcüce eğitim gördüğünü ciddî olarak kabul etmemiz gerektiği mi kastediliyor; Gürcü, Megrel ve Svan çocuklarına bu süre boyunca kesintisiz Gürcüce bir eğitim mi verildi? Geçmişi 17 yüzyıla dayanan, böyle bir eğitime sahip bir ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü?

1913’te bile, bütün Gürcistan’da sadece 733 ilkokul ve 34 ortaokul bulunuyordu ki, bu okullar da okul yaşındaki çocukların sadece üçte birine cevap verebiliyordu.

Ancak Sovyetler’in uygulamasıyla (1920’lerden itibaren) okul yaşındaki bütün çocuklar ilkokul eğitimi imkânına kavuşabildiler. Sovyet sistemine geçildiğinde, okul yaşını geçmiş olan bir Megrel bayan tanıdım, 1980’lerde öldüğünde hâlâ okur-yazar değildi. Sıradan Megrel ve Svanlara Gürcü dilini 4. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar öğreten(!) okullar acaba neredeydi?”

Zakaria Laşkaraşvili, Megrel ve Lazların ikiye bölünme sürecine ilişkin olarak şu tespitte bulunuyor:

“Güneyden gelen düşman akınlarından kaçan Gürcüler Laz-Megrel topraklarının orta beline yüklenerek ülkeyi ikiye böldüler. Böylece Laz-Megrel birliği sığınmacı Gürcüler tarafından parçalanmış oldu.” 

Bu konuda Peter Gold ve Frank J. Gillis da Zakaria Laşkaraşvili’yi destekliyorlar:

“Sekizinci yüzyıldan başlamak üzere batıya sığınan şimdiki “Guryalılar” ve “Acarlar”, Lazların Megrellerin ana yapısından kopmasında sorumluluğu olan halktır.”

Bugünkü Gürcistan’da Gürcü Dili ve Edebiyatı için şüphesiz iki önemli dönemeç var. Bunlardan birincisi Gürcülerin Hıristiyanlığı kabul etmeleri sonucu Gürcüceye başka dillerden yapılan dinî çevirilerle atılan temel, ikincisi de 25 Şubat 1921’de Gürcistan’da Sovyet Yönetimi’nin kurulmasıyla Gürcüce’nin de “resmî dil” olmasıdır.

Yaklaşık 1500 yıllık kendisine has bir alfabeyle sahip olan “Gürcü Edebiyatı”, bilimin bütün dallarında büyük bir zenginliği ifade etmektedir. Doğu Hıristiyan Dünyası’nın en eski ve en zengin edebiyatlarından biri olan “Gürcü Edebiyatı”, Ortaçağ ve Hıristiyan Edebiyatı’nın günümüzdeki önemli bir arşivi olma özelliğini de taşımaktadır.

Günümüzün Gürcü Edebiyat Dili, Kartli Gürcüce’si temelinde ortaya çıkmıştır ve 19. yüzyılın ortalarında biçimlenmiştir. Gürcüce’nin çeşitli lehçeleri/ diyalektleri de var: Kartlililer, Kakhetililer, İngololar, Tuşlar, Khevsurlar, Pşavlar, Mokhevler ve Mtiullar Doğu Gürcüce lehçelerini/ diyalektlerini; İmeretililer, Raçalılar ve Guryalılar Batı Gürcüce lehçelerini/ diyalektlerini konuşurlar. Acarlar, Guryalılarla aynı Gürcü lehçesini/ diyalektini konuşurlar.

Sovyetler Birliği Yönetimi, Gürcü Alfabesi’ni ve Gürcüce’yi sahiplendi ve Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde kurumsal olarak yaygınlaşması için hiçbir maddî ve manevî fedakârlıktan kaçınmadı.

Gürcüce; Zanca/Kolkhuri Nena ( Megrelce ve Lazca) ve Svanca ile birlikte “Güney Kafkasya Dil Ailesi”ni oluşturur.  Bu dillere “Kartveluri Dilleri”  de denilmektedir.  Bu dilleri konuşanlar arasında karşılıklı olarak birbirlerini anlama yalnızca Megrelce ve Lazca konuşanlar arasında mümkündür.

 

 


Sovyetler Birliği’nde Megrelya’da 1930'larda Gürcü Alfabesi'yle Megrelce olarak yayınlanan gazeteler: “Qazaqişi Gazeti”, “Maxorxali”, “Samargaloşi Çai”, “Samargoloşi Tutumi”

 

 

 

Sovyetler Birliği Yönetimi, yaklaşık 1930’ların sonlarına kadar Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki Megrellere ve Lazlara kısıtlı da olsa “Kültürel Haklar” tanıdı ve destekledi. Ancak daha sonra Megrelce, Lazca ve Svanca, sanki “konuşanı hiç kalmamış diller gibi” yalnızca akademik çalışma düzeyine indirgendi. Megreller, Lazlar ve Svanlar yok sayılarak nüfus kayıtlarına “Gürcü”/ “Kartveli” olarak geçirildiler. Bu sebeple, günümüzde Gürcistan’da anadili Gürcüce olan “gerçek Gürcüler”le, ikinci dili Gürcüce olan Megrel, Laz ve Svanların gerçek sayıları bilinememektedir.

 

1929'de Sovyetler Birliği’nde Abkhazya'da yayınlanan Lazca Gazete: “Kızıl Yıldız” ile  Laz Alfabesi: “Alboni”

 

 

David Kldiaşvili (1862- 1931), Vasil Barnovi/ Barnaveli (1857-1934), Miheil Cavahişvili (1880- 1937),  Niko Lortkipanidze (1880- 1944), Grigol Robakidze (ö. 1962)  Leo Kiaçeli (1884- 1952), Konstantine Gamsakhurdia (1891- 1975), Aleksandre Abaşeli (1884- 1954), Galaktion Tabidze ( 1892- 1959), Giorgi Leonidze ( 1899- 1966), İrakli Abaşidze (d. 1909), Grigol Abaşidze (d. 1914),  gibi çağdaş Gürcü Edebiyatı’na eserler vermiş kişiliklere sahiptir.

“Gürcü Dili, üç milyondan fazla konuşanı, zenginleşen edebiyatı, medyada ve okullarda kullanımıyla geleceği güvence altındaki tek yerli Kafkasya dilidir. Aynı şeyleri Gürcüce ile aynı dil ailesinden olan Megrelce, Lazca ve Svanca için söylemek ne yazık ki mümkün değil.

1930’ların sonlarında Sovyet Yönetimi tarafından dikte edildiği gibi, (Gürcistan’daki) Megrellerin, Lazların ve Svanların “Gürcü”/ “Kartveli” olarak sınıflandırılmaktan mutlu olup olmadıkları konumuz dışındadır. Ancak Megrelce, Lazca ve Svanca Gürcüce’den farklı dillerdir. Eğer bu yazılı olmayan dilleri akademik çalışmaların ötesinde teşvik etmek için bir şeyler yapılmazsa, eğer Megrel, Laz ve Svan çocukları kendi anadillerinde daha az mahir olurlarsa, bu diller elbette zayıflayacak ve yok olacak.  Ne yazık ki, yalnızca bu konuyu gündeme getirenler, “otorite” tarafından bölücülüğü cesaretlendirmekle suçlanmaktadır. Eğer bu dillere bölgelerinde Gürcüceye eşit statüler verilirse, zaman içinde, büyüleyiciliği,  şimdiden tahmin bile edilemeyecek bir edebiyat oluşacaktır.”

Gürcü Alfabesi, Gürcüstan’da resmî Dili olan Gürcüce’nin yazımından başka, “akademik çalışmalar” için hazırlanan Megrelce, Lazca ve Svanca metinlerin yazımında da kullanılmaktadır. Gürcü Alfabesi; Osetçe’nin İron lehçesinin/ diyalektinin ve Abkhazca’nın yazımlarında da bir süre kullanılmıştır.

 

 


Günümüzde Abkhazya’da Gürcü Alfabesi'yle Megrelce olarak uzun yıllardır yayınlanan gazete: "Gali" ve yine Abkhazya'da Gürcü Alfabesi'yle yayınlanmış Megrelce bir ders kitabı: “Çkini Nina”/ “Dilimiz”

 

 

Gürcü Alfabesi’nin her bir harfi, dilde işaret ettiği bir sese aittir. Dil ile yazı arasında tam bir uygunluk mevcuttur, söylendiği gibi yazılır. Bu konuda W. E. D. Allen  şunları yazıyor:

“Gürcü Alfabesi, çok sadalı Gürcü dilini tamamıyla doğru gösteriyor… her sadaya ait bir harf vardır. Her harf, tam açık surette telâffuz ediliyor. Bu noktaî nazardan hiçbir alfabe, Gürcü Alfabesi’yle mukayese edilemez.”

Dağıstan’da ve Çeçen- İnguşların yaşadıkları bölgelerde de, mezar taşlarında, binalarda, kiliselerde Gürcü Alfabesi’yle yazılmış pek çok yazı bulunmuştur. Bu yazılar her iki dilde, yani hem Gürcüce ve hem de yazıldığı yörede konuşulan yerel dillerinde yazılmıştır. A. Çikobava ve T. Gudava, bu yazılar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Kuzey Kafkasya Halklarının Gürcüce veya yerel dillerinde yazısını kullanmış olmaları, Gürcü Halkı ile Kuzey Kafkasya Halkları arasında yüzlerce yıllık bir kültür ve tarih bağının bulunduğunu göstermektedir.

+

 (KAYNAKLAR: V. Akhvlediani, / “Kartuli Damtserloba”, Tbilisi, 1973; Ali İhsan Aksamaz, “ Dil-Tarih-Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, Sorun Yayınları, İstanbul, 2000;  N. Berdzenişvili/ S. Canaşia (Çeviren: Hayri Hayrioğlu Malaqmadze), “Gürcüstan Tarihi”, Sorun Yayınları, İstanbul, 1997; Fahrettin Çiloğlu, “Gürcülerin Tarihi”, Ant Yayınları, İstanbul, 1993;  R. Gachechiladze, “Soviet Georgia”, Tbilisi University Press, Tbilisi, 1977; Hayri Hayrioğlu Malaqmadze, “Büyük Şota’nın İki Dizesi Üzerine”, Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 1 (8), 1993; Fehime Yazıcı (Ali İhsan Aksamaz) “ Gürcü Alfabesi ve Gürcü Edebiyatı’nın Kaynakları ve Gürcüce’ye Akraba Dillerin Durumu”, Tarih ve Toplum, Sayı 199, Temmuz 2000, İletişim Yayınları, İstanbul; George Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Çeçenler ve Komşuları”, Birikim, Sayı 78, Ekim 1995; George  Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Güney Kafkasya ve Megrel-Lazların Kültürel Hakları”, Birikim, Sayı 85, Mayıs 1996; George Hewitt (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “ Diller Dağı: Kafkasya”, Tarih ve Toplum, Sayı 189, Eylül 1999; G. Khutsishvili, Tbilisi,  Progress Publishers, Moscow, 1981; M. Kraveishvili/ G. Nakhutsrishvili, “Teach Yourself Georgian”, The Georgian Society For Cultural Relations With Compatriot Abroad, Tbilisi, 1972;  M. Lortkipanidze/ İ. Katcharava, “ A Glimpse of Georgian History”,  Tbilisi, 1983; M. Lortkipanidze Redaktör/ Editör: G. B. Hewitt), “ Georgia in the XI-XII Centuries, Ganatleba Publishers, Tbilisi 1978;  Peter Gold/ Frank J. Gillis, Indiana University, Archives of Traditional Music Folklor Institute, Bloomington, USA, 1972; Stefanos Yerasimos, “Milliyetler ve Sınırlar, İletişim Yayınları, İstanbul; Zakaria Laşkaraşvili (Çeviren: Hayri Hayrioğlu Malaqmadze) “Yüzyıl Önce Ç̆aneti”, Ogni Kültür, Dergisi, Sayı 1)  

 

 

(1 V 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz @gmail.com

 

 https://sonhaber.ch/gurcu-alfabesi-ve-gurcucenin-gelisimi/

 https://www.circassiancenter.com/tr/gurcu-alfabesi-ve-gurcucenin-gelisimi/

 

https://www.circassiancenter.com/tr/gurcu-aydinlarinin-yayincilik-faaliyetleri/

11 Ağustos 2024 Pazar

Muhatabının Bugüne Kadar Anlayamadığı Mektup

 

 

 

 

 


 

Muhatabının Bugüne Kadar Anlayamadığı Mektup

 

 

 

 

Sayın S. K.,

Konu: http://www.lazebura.net/index.php/content/view/707/32/#jc_allComments

Bilgi için: Lazebura editörüne de gönderildi.

 

 

 

Uğraştığımız bu kültürel dava, toplumsal bir konudur ve kolektif çalışma ruhunu gerektirir. Bu konu akıldan hiç çıkarılmamalıdır. Uğraştığımız konu kültüreldir, ancak siyasi iradeyi gerektirir. Bu da hiç unutulmamalı. Bugüne kadar bu konuda siyasi bir irade oluşmadı; var olan siyasi iradeler de bu konuya nedense ilgi göstermedi. Geriye bu konuyla şurasından, burasından dil, tarih ve kültür ile uğraşan bir avuç aydın kalıyor. Bir avuç küçük burjuva. Zamanında ustaların tanımını yaptıkları küçük burjuva özellikleri üzerinde taşıyan; halleriyle, tavırlarıyla, ilişkileriyle, yaşayışlarıyla bir avuç küçük burjuva. Küçük burjuvanın kaypak ve egoist davranış biçimi bize yön verdiği için; bu olumsuz özelliklerimizi törpüleyemediğimiz ve birlikte üretmenin gereğini kavrayamadığımız için bu haldeyiz. Durum bu. Birkaç aydınız. Bir şeyler yapıyoruz. Üretiyoruz. Bunu yaparken küçük burjuva özelliklerimiz hep bizi teslim alıyor. Bir türlü yaptığımız için toplumsal bir iş olduğunu ve kolektif çalışmaya ihtiyacımız olduğunu hiç aklımıza getirmiyoruz. Bu halimizle; öncelikle kendimizi, arkadaşlarımızı ve toplumumuzu bir şekilde sömürdüğümüzü neden anlamıyoruz?

 

Öncelikle bir tespit yapmalıyız: Lazca ölüyor. Lazcayı ölmekten kurtarmalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz? Lazcayı nasıl yaşatabiliriz? Nasıl geliştirebiliriz? Gelecek kuşaklara zenginleştirerek nasıl aktarabiliriz? Görevimiz bu.

 

TRT, Lazca yayın yapmıyor. Neden? Eğer biz, yukarıda saymaya çalıştığım olumsuzlukların pençesinde bütün enerjimizi birbirimizi yıpratmak için harcamıyor olsaydık; Lazca, TRT’de sahipsiz kalır mıydı?  Lazca, Hititçe değil, konuşulan bir dil. Lazca zenginleştirilmelidir, yazılı hale getirilmelidir.1993’e kadar Lazcanın yaşatılması konusunda engelleyici olan sistemdi. O tarihten itibaren Lazca gelişemediyse, bunun sorumlusunun sistem olmadığı açıktır.

 

Şimdi senin yazdıklarına gelelim. Yazdığın o makalenin, Lazcaya ne gibi bir katkısı var? (Keşke makaleni Lazca yazabilseydin.) Bir kere böyle bir yazıyı kaleme alman doğru değil. İnsanlar arasındaki suni ayrılıkları derinleştirmeye hizmet ediyorsun. Madem kendini tutamadın, mektup olarak muhataplarına gönderseydin.

Bunun dışında tarzın da yanlış. 20 sene diyorsun. Kişileri ön plana çıkartıyorsun. Doğru olan kişileri ön plana çıkarmak değil. Yapılan işlerin ne gibi olumluluklara yol açtığını belirtmeliydin. 

 

Ben bu işlerin kişiselleştirilmesine karşıyım. Ancak; hem elektronik posta adresime yazını gönderiyorsun hem de siteye asıyorsun. Madem siteye asacaktın, makaleni bana neden gönderdin? Makalene benim adımı da karıştırdın. Bana karşı geçmişte yürütüldüğünü söylediğin provokatif faaliyetleri doğru bulmadığını ancak sekiz sene sonra açıklamak ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. O zaman o provokasyonları yapanlarla dosttun, şimdi değil. Aklınca şimdi beni yanına alıp onları deşifre ediyorsun. Bu yaptığın tipik bir küçük burjuva davranışı. Farkına varabiliyor musun? Bırak bu Bizans oyunlarını!

 

TRT’nin Lazca yayın yapmasına ilişkin neden çalışma yapmıyorsun? Lazca yayın yapılması konusunu neden tartışmaya açmıyorsun? Bu konuda neler düşünüyorsun? Ne gibi projelerin var?

 

Sen herkesin üstünde bir şahsiyet değilsin. Ancak kendi adına konuşabilir ve sonuçları topluma zarar veren konularda yorum yapabilirsin. Keyfine göre bir kronoloji oluşturmaya çıkarmışsın. O kronoloji yanlış. Zaten kronolojilere ihtiyacımız yok. Kendin de dahil olmak üzere kahramanlar yaratmaya çalışmışsın. Kahramanımız yok. Zaten kahramanlara ihtiyacımız da yok. Lazcaya ihtiyacımız var. Şu noktada Lazcayı yaşatmak için ne yapabiliriz. Bu konuya kafa yormalıyız.

 

Ben, saydığın ve saymak istemediğin bütün süreçlerde bulundum; bu işlerle ilgili insanları her yönleriyle tanıdım. İnsanların olumsuzluklarını törpüleyip Lazcayı yaşatmak noktasında bir araya gelebileceklerine hep inandığım için, şahsi bir şeyler yazılmasına her zaman karşı oldum. O sebeple yazılarında adım bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da geçmesin lütfen.

 

Nasıl oldu? Oldu. Bugüne ulaştık. Önümüzdeki görev Lazcayı zenginleştirerek yaşatmak. Bu konuda kolektif adımlar atmalıyız

 

Başarı dileklerimle.

 (01. 12. 2006)

Ali İhsan Aksamaz

 

 

[Önerilen okuma: Ali İhsan Aksamaz, “Bazı Laz Aydınları Arasında Geciken Hesaplaşmalar ve Unutulan Kimlik Mücadelesi”, 21. VIII. 2011, circassiancenter.com.tr]


+



“(MUHATABINA GÖNDERİLMEDİ)

 

Sayın S. K.,

 

Toplumumuzda "Şark Kurnazlığı" olarak adlandırılan davranış biçimini alışkanlık haline getirmiş; özü ve sözü bir olmayan; ne yaptığını bilmeyen; insanları kullanan ve sömüren; bildiğini zannettiği Lazcayı, keçiye “Abdurrahman Çelebi” dendiği yerde kullanan ve siyasi ambalajıyla, ticarî rant elde etmeye çalışan;  üstelik kendisini de dünyanın merkezi zanneden; bazıları ciddî derecede klinik vaka kişi veya kişilerle, bu özellikleri taşıdıklarını anladığım an, bir bahaneyi kullanarak ilişkimi kestim veya ilişkinin karşı taraftan kopartılmasını sağladım. Yoldaşça ilişkileri sürdürmenin, birlikte üretmenin önemini kavramamış ve bu kardeşlik coşkusundan nasibini almamış kimselerle bu özellikleri taşıdıkları sürece ilişki sürdürmek, sağlıklı ve bir şeyler üretmek isteyen bir kişinin ruhsal sağlığı ve üretkenliği açısından ciddî bir engeldi. Öyle de. Ancak geçmişte, yukarıdaki olumsuz özelliklerden bir veya birden fazlasını taşıyan ve arkamdan ileri geri konuşan, sağa sola provokatif ihbar mektupları gönderen hiçbir zavallıya kin duymuyorum. Cahil ve hastaya hiç kızılır mı? Ben; cehaletin okuyarak; hastalığın tedavi ile iyileştirileceğine inananlardanım. Eğer insan dürüstse zaten hatasından dönecektir.

 

 

Olayları şahsileştirmek hiç sevmediğim bir konu. Ancak benim de bildiğim bazı konular var. Ben, kimsenin namusuna el uzatmadım, şerefiyle oynamadım; kimsenin parasını çarpmadım. Lazlığı kullanarak para kazanmaya şiddetle karşı çıktım. Parayla işim olmadı. Eski müvekkillerimin eski dava dosyalarını başkalarına göstermedim. Kolektif para ve araçlara el koymadım. Hesap vermekten kaçmadım. Lazların sırtına basarak şöhret olmayı aklımdan geçirmedim. Ölmüş insanları kullanmadım. Maddî manevî gücüm yettiğince Lazcanın yaşamasına destek verdim. Kimseyi keyfim için kullanmadım. Benim için önemli olan Laz dili ve kültürünü savunacak insanların yetişmesine katkıda bulunmaktı. Bak; ben bütün süreçlerin içindeydim. Hiçbir yerde eskiden birlikte olduğum insanlar hakkında ileri geri konuştuğumu, röportaj verdiğimi, yazdığımı duydun mu, gördün mü? Hatalı İnsanların, zamanı gelince doğru düşüneceklerine inanıyorum.  Sen sekiz sene sonra bir itirafta bulunuyorsun. Dediğin doğru olabilir. Ancak bir kıymeti yok. Beni kullanmaya çalışmışsın. Bu açıkça görülüyor. Sekiz sene sırf işine geldiği için susmak hangi ruh halinin ürünüdür? Ancak sana kızmıyorum.

 

Benimle Lazcanın yaşatılması noktasında ilkeli ve yoldaşça ilişkiler geliştirebilirsin. İhtiyacımız olan bu. Lazcada buluştuktan sonra, bu son çocukluğuna da eskileri gibi ancak güleceğiz.

 

Selam ve Başarı dileklerimle.

(01. 12. 2006)

Ali İhsan Aksamaz”


https://www.circassiancenter.com/tr/muhatabinin-bugune-kadar-anlayamadigi-mektup/

 

https://www.kitapyurdu.com/yazar/ali-ihsan-aksamaz/367.html?srsltid=AfmBOoo_5N7A1b29SDqQ32ErKHmgW0p-ozRkESceMzWNTNmqBHM0Nhit

 

8 Ağustos 2024 Perşembe

Laz Aydınları Deklarasyonu (Katkı)

 


 

 

 

Laz Aydınları Deklarasyonu (Katkı)

 

 

[8 Nisan 2013 tarihinde “Türkiye ve Gürcistan Halkları’na ve Dünya Kamuoyuna” başlığıyla bir deklarasyon yayınlandı; benim imzamı da taşıyor. Bu deklarasyon Laz aydınlarının kimlik mücadelesinde önemli bir yere sahiptir. Bu deklerasyon çalışmalarının çok önceden başladığını belirtmeliyim. O çalışmalar başladığında benden de katkı istenmişti. Ben de aşağıdaki metni kaleme alarak ilgilisine göndermiştim. Şimdi ortak imzalı deklarasyon yayınlandığı için, ben de o katkı metnimi şimdi sizlerle paylaşıyorum.]

 

Gürcüler, Svanlar, Megreller ve Lazlar kardeş halklardır. Bu halklar günümüzde binlerce yıllık kendi topraklarında, Türkiye ve Gürcistan’da yaşıyorlar. Gürcüce, Svanca, Megrelce ve Lazca binlerce yıllık bir geçmişten günümüze ulaşmışlardır. Ne var ki, 20. yüzyılda Sovyetler Birliği’nde/ Gürcistan’da Svanca, Megrelce ve Lazca; Türkiye’de ise Gürcüce ve Lazca yok sayılmıştır. Oysa; Gürcistan’da Gürcücenin yanı sıra Svanca, Megrelce ve Lazca’nın, Türkiye’de ise Türkçenin yanı sıra Gürcüce ve Lazcanın yaşama hakkı vardı.

20. yüzyılda Moskova’da Gürcistan için üretilen resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri Svancaya, Megrelceye ve Lazcaya karşı; Ankara’da Türkiye için üretilen resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri Gürcüce ve yine Lazcaya karşı da acımasızca işlemiştir. Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarındaki kısa dönemli kazanımları ayrı tutarsak, Svanca, Megrelce ve Lazca Gürcistan’da sahipsiz kalmıştır. Türkiye’deki Gürcüce ve Lazca ise, baştan beri sahipsizdir. Bu diller ölüme terkedilmiştir. Kitabı, okulu, radyosu, televizyonu, dergisi olmayan dillerin geleceğe taşınması hemen hemen imkânsızdır.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan görece özgürlük ortamında, Türkiye’deki Laz aydınları 1993’den bu yana kimlik mücadelesi vermekte ve anadilleri olan Lazcanın yazılı hale getirilmesi, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara kurumsal olarak aktarılması için barışçıl bir çaba göstermektedirler. Günümüzde Türkiye’de Hükümet anadillerimizin varlığını tanımakta, ancak gereğini çeşitli sebeplerden yapmamaktadır.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle Moskova’nın Gürcistan’a armağan ettiği resmî ideoloji ve tarih tezleri etkisini kaybetmek şöyle dursun, Tiflis’in devraldığı bu miras etkisini günümüzde de arttırarak sürmektedir: “Lazlar Gürcüdür. Lazca, Gürcücenin diyalektidir.” Hayır; Lazlar Gürcü değildir; Lazca da Gürcücenin diyalekti değildir. Lazlar ve Gürcüler kardeştir. Lazca ve Gürcüce kardeş dillerdir. Her iki kimliğin de, her iki dilin de kendilerini geleceğe taşıma hakkı vardır. 

Türkiye’deki Laz aydınlarının kendi kimliklerini ve anadillerini yaşatmaya yönelik sabırlı çalışmaları Tiflis’in resmî ideoloji ve resmî tarih savunucusu kimi kurum ve bu kurumlardan karnını doyuran kötü niyetli kimi kişilerin iştahını kabartmaktadır. Nitekim bu kişiler, son on yıldan beri Laz aydınları içinden kendi resmî ideolojilerine hizmet edecek kimseleri bulmanın çabasına girişmişlerdir. Bu kişiler kendilerini Gürcistan ve Gürcistan Kilisesi’nin sahibi sanmakta. Yine bu kişiler son zamanlarda bazı Laz aydınlarını ölümle tehdit edecek kadar ileri gitmişlerdir.

Tarihsel süreçler, bizleri iki ayrı ülkenin vatandaşları haline getirmiştir. Ancak bu, bizlerin kardeşliğine ve kucaklaşmasına engel değildir. Biz Laz Aydınları, Türkiye’de kendi kimliğimizi ve anadilimizi yaşatma azim ve kararlılığındayız. Türkiye’deki Gürcü kardeşlerimizin kendi kimliklerini ve kendi anadillerini yaşatma gibi bir çaba gösterirlerse, onlarla dayanışma içinde olacağımızı bildirmek isteriz. Aynı şekilde; Gürcistan’daki Svan, Megrel ve Laz halkları da kendi kimlik ve anadillerini yaşatmak istiyorlarsa, Gürcü kardeşlerimizin de onlarla dayanışma içinde olacaklarını açıklamalarını duymak istiyoruz.

20. yüzyıl resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin dönemiydi. O günler geride kaldı. O dönemin kafaları da geride kalmalı. Bizler kimliğimiz ve anadilimizi yaşatma azim ve kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Burada kısaca ve açık olarak biz Laz aydınlarını rahatsız eden, Gürcistan kaynaklı bazı önemli olay, olgu, belge, ilişki, davranış ve kişiler üzerinden durmak ve bazı taleplerimizi dillendirmek istiyoruz.

Şöyle ki;

1)      Lazlar eskiden Pagan inancına sahiptiler. Tarihsel süreçte daha sonra Hıristiyanlığı, ardından da Müslümanlığı benimsediler. Lazlar, günümüzde Müslümandırlar. Gürcistan’daki her kurum ve kişi buna saygı duymak zorundadır. Biz Laz aydınlarının ne Lazların Müslümanlığıyla ve ne de Megrel kardeşlerinin Hıristiyanlığıyla ilgili bir sorunları vardır. Aynı tutum ve davranışımız Svan ve Gürcü kardeşlerimiz için de geçerlidir. Ancak bu yaklaşımımız, Acaristan Müslümanlarının temel dini ibadetlerine yönelik Gürcistan resmî makamlarının olumsuz ve baskıcı yaklaşımlarını görmemize ve tavır göstermemize engel değildir. Acaristan Lazlarının 2002’de Patrik İlia Meore’nin de katıldığı büyük bir törenle tekrar vaftiz edilerek Hıristiyanlığa geç(iril)meleri üzerinde durulması gereken bir konudur. Gürcü olsun, Laz olsun Gürcistan Müslümanlarının devlet kapılarında iş sahibi olmalarının çok zor hatta imkânsız olduğunu, bu durumun ticari hayatta da geçerli olduğunu biliyoruz. Bütün bu olumsuz tutum ve davranışlar, kimlik ve anadil mücadelesi veren Laz aydınları için kabul edilemez gelişmelerdir. Kaynağını esas olarak Gürcistan Kilisesi’nin cemaatini genişletme kaygısından alan bu uygulamaların son bulmasını diliyoruz. Gürcistan Kilisesi, ülkede ve dışarıda yaşayan Müslüman olsun, Hıristiyan Gürcü olsun bütün Gürcülerin, Svanların, Megrellerin ve Lazların kimlikleri ve dillerinin korunup geliştirilmesi için çaba harcamalıdır. Ümit ederiz, Gürcistan Kilisesi yeni patrik seçimlerinde Soğuk Savaş sonrası yapılarından büyük ölçüde etkilenmiş anlayışını büyük ölçüde değiştirecektir. Gürcü kilisesi Svancayı, Megrelceyi ve Lazcayı düşman ilan etmekten vazgeçmeli; Svanca, Megrelce ve Lazca İncil’in basılmasını desteklemelidir.

2)      Gürcü resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin etkisindeki Gürcistan yurttaşı kimi “bilim insanları”, Lazcayı küçümsüyorlar. Lazcada Arapçadan, Farsçadan, Rumcadan, Rusçadan, Türkçeden geçmiş kelimeler olduğunu söylüyorlar. Rusça, İngilizce, Türkçe dahil bütün dillerde başka dillerden geçmiş ödünç kelimeler vardır. Ayrıca her dilin ağızları vardır.  Gürcü resmî ideolojisinin savunucuları Lazcayı yok etmek istiyorlar. Bu sebeple de Lazcanın ağızlarını diyalekt olarak ilân ediyorlar; Lazcayı önemsiz bir dil olarak göstermeye çalışıyorlar; bunun propagandasını yapıyorlar. Bütün bunlar yanlıştır. Lazca bir dildir ve bizlerin kimliğinin en önemli nişanesidir. Lazcayı küçük görmek, Lazları küçük görmektir, aşağılamaktır. Laz aydınları son yirmi yıldır, Ogni Kültür Dergisi’nin yayınlanmasıyla kimliklerini sahiplenmiş ve Lazca yayınlar da yapmaya başlamışlar, bu alanda küçümsenemeyecek adımlar atmışlardır. İşte bu sebepledir ki Gürcü resmî ideolojisi ve resmî tarihinin temsilcisi kimi kişi ve kurumlar Laz aydınlarına, Lazlara çengel atmaya çalışmaktadırlar. Böylece bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamaktadırlar: Lazları devşirmek ve bunu da Megrel kardeşlerimize karşı kullanmak. Biz Laz aydınları bütün bunların farkındayız.

3)      Gürcistan’da Laz ve Lazca konusu bir ekmek kapısı haline getirilmiştir. Son on yıldan beri sırtlarını resmî kurumlara dayayan kimlikleri şüpheli kimi kişiler Türkiye Lazlarına yönelik artan dozajda çalışma yürütmektedir. Bunu yaparken de Gürcistanlı Laz ve Megreller kullanılmaktadır. Batum’da Türkiyeli Lazların öncü simgelerinden Hasan Helimişi adına sergiler açılmakta, müzik festivalleri düzenlenmekte, Türkiye’den çeşitli Laz müzisyen ve akademisyenlere çağrılarak gövde gösterileri yapılmakta ve bütün bunlar da Gürcü televizyonlarında gösterilmektedir. Arhavi’de yapılan bir festivalde Gürcistan vatandaşı kimi Lazlara Gürcü bayrağı açtırılmakta, görüntülerini kaydedilerek yine Gürcü televizyonlarında gösterilmektedir. Lazlara ve Lazcaya; Lazcanın Gürcücenin bir diyalektiği, Lazların da Gürcülerin bir kolu olduğu yaklaşımıyla bu işleri yaptırmak ve yapmak son derece yanlıştır. Bu fırsatçı çabalar, Laz aydınlarının yirmi yıllık kimlik mücadelelerini kullanmaya ve pasifize etmeye yöneliktir. Üstelik Laz aydınlarını beşinci kol haline getirmeye çalışmak hiç de namusluca bir davranış değildir.

4)      Laz sanat adamı Hasan Helimişi, partili bir komünistti; bir ateistti. Bir Sovyet insanıydı. Onu bir Gürcü ve bir Hıristiyan olarak göstermek ve yeni fabrikasyon eserler ortaya çıkarmak da yanlıştır. Laz aydınları, Hasan Helimişi’ye yönelik karanlık amaçlı uygulamaları da açığa çıkartacaktır. İskender Tzitaşi ve diğer Laz aydınlarının çalışma ve mücadeleleri de gün ışığına çıkarılacaktır.

5)      Gürcistan Kilisesi’nin kimin aklıyla “Mtuti K’vata”yı “Dudi K’vata”ya çevirdiğini bilemiyoruz. “Mtuti K’vata” (Ayı Merdiveni) nasıl “Baş Kesme Yeri”ne dönüşmüş ve ikon halini almıştır? Bilmiyoruz. Ancak bütün bunların, Laz kimliğini ve Lazcayı reddeden ve yok sayan bir Kilise tarafından ilan edilmesi ve insanların kullanılması yanlıştır. Laz aydınlarının, Lazların Hıristiyan geçmişine ve Hıristiyanlığa karşı bir alerji ve olumsuz tavırları yoktur. Ancak Lazların Gürcü olduğu yalan propagandalarına Hıristiyanlığın da alet edilmesi kabul edilebilir bir davranış değildir. Gürcistan Kilisesi, dünyanın en eski kiliselerinden bir tanesidir. Sahtekâr bilim adamlarının yalan bilgi ve uyduruk belgelerine itibar edilmemelidir. Gürcistan Kilisesi, samimiyetini göstermek istiyorsa, öncelikle Svanca ve Megrelceyi sahiplenmeli ve bu dillere karşı yıllardır sürdürülen baskıcı politikalara son verilmelidir. Artvin ve civarındaki eski Gürcü Kiliselerin restorasyon çabalarını önemsiyoruz. Aynı şekilde Acaristan Müslümanlarının dinî ibadetlerini serbestçe yapabilmelerinin de takipçisiyiz.

6)      Gürcistan, hümanist düşüncelerin itibar gördüğü bir yerdir. Ancak konu Svanlara, Megrellere ve Lazlara geldiğinde bu hümanist düşünceler unutuluvermektedir! Svanca, Megrelce ve Lazca Gürcücenin diyalektleri ilân edilmekte ve bu diller yok sayılmaktadır. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan Gürcistan bu dilleri tanımamaktadır. Çifte standart uygulanmakta dır. Gürcüce kadar eski Svanca ve Megrel-Lazca yok sayılmaktadır. Gürcü resmî ideoloji ve resmî tezleri artık bu dilleri yok sayamaz. Svanca, Megrelce ve Lazcaya bölgesel dil statüsü vermeli ve eğitim de dahil her türlü düzenleme için çalışmalar başlatılmalıdır. Ancak o zaman, Gürcistan’dan Türkiye Lazlarına yönelik çabalar doğru ve anlamlı bir zemine oturabilir. Yoksa Türkiye Lazlarını Gürcistan adına Türkiye ile çeşitli zeminlerde çatışmaya sokmaya çalışmak hem kardeşçe hem de komşu bir ülkeye yakışır davranışlardan değildir.

7)      Zaman zaman Gürcistan’dan Türkiye’ye bilim insanı” görüntülü kimlikleri şüpheli kişiler gelmekte, Lazların binlerce yıldır yaşadıkları toprakların aslında Gürcistan’a ait olduğunun propagandasını yapmaktadır. Kimi Lazlardan da kan örnekleri alınmaktadır. Kimi Lazlar Gürcistan’a davet edilmekte, gezdirilmekte, yedirilip, içirilmektedir. Amaç yine hep aynıdır: Lazlar içinde Gürcü resmî ideolojisi ve resmî tarih tezlerine hizmet edecek uşaklar devşirmek.  Gürcistan’a davet edilen ve gezdirilen Lazlara mikrofon da uzatılmakta, televizyonlara çıkarılmaktalar. Sonra da söyledikleri yanlış tercüme edilerek yayınlanmaktadır.

8)      Radyo Kolkha adıyla Lazlara yönelik yayın yapan radyo da Svanlara, Megrellere ve Lazlara yönelik aynı kara propagandaları çeşitli şekillerde devam ettire gelmiştir. Bu yayınlarla Lazları kandırmanın imkânı yoktur. Gürcistan üzerinden eski Lazistan haritalarını sosyal paylaşım sitelerinde yayınlamak; sonradan uydurulmuş bayrakları tarihsel Laz bayrağı diye aynı şekilde yaymak provokatif amaçlı davranışlardır. Türkiye Lazlarının kimlik ve anadil mücadeleleri “Gürcü faşistlerini” rahatsız etmektedir. Bu sebeple Türkiyeli Laz aydınlarının faaliyetlerinin yönünü değiştirmek amaçlı çeşitli oyunların bir parçası olarak bu harita ve bayrakları yayınladıklarını biliyoruz.

9)      Son yıllarda facebook gibi sosyal medya iletişim kanalları gelişti. Facebook’da, aynı kara propagandanın bir aracı olarak çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Sahte adlarla açılan profillerle Lazlara ve Laz aydınlarına karşı da düşmanca yayınlar yapılmaktadır. En son olarak, yıllardan beri kıt imkân ve bilgileriyle, ancak samimiyetleriyle yürek ve bilekleriyle Laz kimliğini ve Laz dilini yaşatma mücadelesi veren bazı arkadaşlarımız Tiflis merkezli “Gürcü faşistleri” tarafından tehdit edilmiştir. Laz aydınlarının Türkiye’deki kimlik mücadelesi “Tiflis’teki kimi faşistleri” rahatsız etmiştir.  Bu tehditler yalnızca arkadaşlarımıza karşı bir tehdit değil, Laz kimliğini ve Lazcayı sahiplenen herkese karşı, Laz halkına karşı yapılmış bir tehdittir. Aynı şekilde Gürcistan’da Megrel kimlik mücadelesi veren ve Megrelceyi yaşatmak için yazan- çizen Megrel kardeşlerimiz de yine bu “aynı faşistler” tarafından tehdit edilmektedir. Haddini bilmez “Gürcü faşistlerine” hadlerini bildirmenin zamanı gelmiştir. Bunu biliyoruz. Arkadaşlarımız sahipsiz değildir.

10)  Bugüne kadar çeşitli arkadaşlarımız, “Gürcü faşistlerinin” kara faaliyetlerine karşı sessiz kalmadılar; yazdılar ve onların resmî ideolojilerinin ipliğini pazara çıkardılar. Kimlik mücadelesi ve Lazcayı yaşatma mücadelesi veren Laz aydınlarını Rus ajanı olarak suçlama geleneği Tiflis’te yeni değildir. (…)

 

Biz Laz aydınları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Laz kimliği ve ana dili mücadelemize daha bir bilinç ve kararlılıkla vermeye, aramızdaki dayanışmayı daha da geliştirerek devam edeceğimizi bu vesileyle duyurmak istiyoruz.

 

[Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, “Laz Aydınları Deklarasyonu”, lazca.org, 30 Ekim 2012]

 

[Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Laz Aydınları Platformu Oluşturma Toplantılarındaki Konuşmalarım”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr [“Laz Aydınları ve Sorumluluk, 1. Baskı, Sorun Yayınları, İstanbul, 2011]; “Demokratik Gürcüler Platformu’ndan Nevzat Kaya’nın Röportajı”, FB/ Meta; Demokrat Gürcüler Platformu, 23. IV. 2011, circassiancenter.com.tr; “Gürcü Televizyonu Lazca Deklarasyonu Haber Yaptı”, 07. V. 2013, arhavizyon.com; İrfan Çağatay Aleksiva, "Düzce Üniversitesi Ziyaretim: Kartvelizm Boş Durmuyor!", 3. I. 2015, lazoba.blogspot.com; “Laz Aydınlarından Deklarasyon”, 08. IV. 2013, arhavizyon.com “Sap'ara dek'lara3iaşen xeşç'ara mejilu”, 8. VII. 2014, piralipiralishi, youtube]

 

aksamaz@gmail.com

 

https://www.circassiancenter.com/tr/laz-aydinlari-deklarasyonu-katki/

https://sonhaber.ch/laz-aydinlari-deklarasyonu-katki/

https://sonhaber.ch/laz-aydinlari-deklarasyonu-katki-arsiv/