12 Mayıs 2022 Perşembe

Laz Aydınlarının girişimine basından tepkiler

 

 

 

 


 

Laz Aydınlarının girişimine basından tepkiler

 

(Ön açıklama: Avukat Ahmet Hulusi Kırım ile arkadaşlarının 30 yıl önce Laz kimliğini yaşatmak adına yaptıkları çalışma ve açıklamalar zamanın basınında büyük yankılar uyandırmış, olumlu- olumsuz tepkiler almıştı. Hem Ahmet Hulusi Kırım ile arkadaşlarının söylediklerinin hem de onların bu söylediklerine olumlu- olumsuz tepki gösterenlerin söylediklerinin eleştirel katkıya muhtaç olduğu aşikâr. Ancak 30 yıl önce bütün bu söylenenler, bir döneme ışık tutmaları sebebiyle artık günümüzde tarihî birer önemli belge. Daha önce Haşim Akman’ın A Aktüel Dergisinin 66. sayısında yayımlanan haber- söyleşisini yeniden yayına hazırladığım gibi,  o dönemde Ahmet Hulusi Kırım ile arkadaşlarının Laz kimliğini yaşatmak adına yaptıkları çalışma ve açıklamalara basından gelen olumlu- olumsuz tepkileri de yeniden yayına hazırladım ve konuya ilgi duyan okuyucuların bilgisine sunuyorum.  Ayrıca belirtmeliyim; o dönemin iki önemli suskun tanığıyla olan söyleşilerim de yakında burada yayınlanacak. Ali İhsan Aksamaz)

+

 


Ali Sirmen, “Şimdi de bu mu çıktı?”, Milliyet Gazetesi, 11 X 1992

 

 “Etnik Kimliklerini, Ortak Tarih ve Kültürel Değerlerini Yaşatmak İstiyorlar”/ “Lazlardan Alternatif Vakıf” (Cumhuriyet Gazetesi, 19 Ocak 1993):

“Her Karadenizli Laz mı? Kimine göre eğer kişi Karadeniz bölgesindeki bir yerde doğmuşsa, ona “Laz” denir. Ve fıkralarımızın çoğu “Lazın biri…” diye başlar. En güzel Laz fıkralarını da yine Karadenizliler anlatır. Ancak Karadenizli’ye “Sen Laz mısın?” diye sorulduğunda çoğu, “Bizden ötesi Laz” yanıtını verir.

            Günümüzde bazı Karadenizliler kendilerinin “Laz” olduğunu kabul ediyorlar ve geçmişte Lazistan diye anılan bir bölge olduğunu vurgulayarak Lazların Türkiye’de yaşadığı bölgenin sınırlarını çiziyorlar. Lazlara göre Çayeli ile Pazar arasındaki Kemer Deresi’nden başlayıp sınır kapısı Sarp’a kadar uzanan bölge Lazistan’ın Türkiye’deki bölümünü oluşturuyor. Lazistan’ın diğer bölümü Gürcistan’da kalıyor.

            Vakıf kurma çalışmaları sırasında “Bölücülük mü yapıyorsunuz?”, “Devlet mi kuruyorsunuz”, “Size mi kaldı?” gibi eleştirilerle karşılaştıklarını belirten Avukat Cemil Memişoğlu, bunları söyleyenlerin kendilerinin görüş ve düşüncelerini bilmediğini vurguluyor. Türkiye’de ve dünyada Lazların evrensel olarak var olduğunu anlatan Memişoğlu şunları söylüyor: Biz mikro milliyetçiliği savunmuyoruz. Ancak, dünyadaki gelişmeyi göz ardı edemeyiz. Türkiye’deki etnik kökenli toplulukları göz ardı edemeyiz. Bizler bu sınırlar içinde gönül birliği ile yaşamayı ve etnik kimliğimizi sürdürmeyi istiyoruz.”

            Turizmci Mecit Çakırusta, çocukluğunda Lazca konuşulduğu için öğretmenleri ve ailesi tarafından azarlandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: Türkiye’de birçok etnik topluluk yaşıyor. Misak-ı Milli hudutlarının çizilişinde Lazların emeği vardır. Dolayısıyla Lazların bu memlekette hakları vardır, söz sahibidirler. Bizler küçülmek değil, bütünleşmek, büyümek istiyoruz. Kavga değil, barış istiyoruz.”

            Vakıf kurma çalışmalarını sürdüren Lazlar Anadolu’da her zaman var olduklarını savunuyorlar ve bu konuda aynı şeyleri söylüyorlar: “Bizler hep vardık. Bizler Anadolu’da her zaman vardık. Bizler ne Ermeniyiz, ne Pontusuz, ne Gürcüyüz, ne Türk’üz. Bizler Lazız. Ve yaşamımızı böyle sürdüreceğiz.”

 


Cemal Şener, “Lazların Tarihine Kısa Bakış”, Komün, sayı 1, 1989

 

*

“Karadenizliler Vakıf İçin Ne Diyor?”

-Algan Hacaloğlu (CHP Milletvekili): “Çoğulcu bir demokrasi kurmak amacındayız. Çoğulculuğu günlük yaşama, devlet yapısına, kültüre yaşatmamız lazım. Anadolu’da bir kültür mozaiki var. Mozağin taşlarını oluşturan değişik tondaki farklı inançları, folklarları, dillerin geliştirilmesine olumlu bakıyoruz.”

-Adnan Kahveci (ANAP Milletvekili): “Birinci sınıf vatandaşlıktan, ikinci sınıf vatandaşlığa geçmek tenzili rütbedir. Bu da Karadeniz fıkrası galiba. Yine Karadenizliliklerini gösterdiler. Birinci sınıf vatandaşlıktan, ikinci sınıf vatandaşlık. Ben şimdiye kadar Türkiye’yi Lazların yönettiğini zannederdim.”

-Hikmet Hurşit Ağaoğlu (ANAP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi): “Bu çalışmayı son derece olumlu buluyorum. Türkiye’de Lazlar ile ilgili kütüphanelerde bile bilgi yok. Tarihi yazmakta bir mahsur yok, lisan alfabesini bulmakta bir mahzur yok. Ancak kesinlikle fanatik ve etnik düşünceye karşıyım, olay, tarih ve kültür yönünden alınırsa içindeyim.”

-İbrahim Cevahir (İşadamı): Nereden çıktı bu, Laz olarak 1,5 ilçe vardır. Bir ilçe Rize’de, bir de yarısı Artvin’de olan bir ilçe. Biz şovenizme iyi bakmayız.”

Hasan Ekinci (DYP Milletvekili): “Anavatan Partisi Laz Vakfıdır. İkinci vakfa ne gerek var. Enteresan, zannetmiyorum Laz Vakfı olacağını.”

-Halit Dumankaya ( ANAP Milletvekili): “Karadeniz Vakfı var, Rize Vakfı var. Yeterince bölünmüşlük var zaten. O da kurulsa pek bir şey değiştirmez.”

-Süleyman Hatinoğlu (ANAP Milletvekili): Böyle bir vakfa kesinlikle hayır derim. Bölgeciliği ve ırkçılığı kamçılar.”

-Mustafa Parlak (ANAP Milletvekili): “Türkiye’de etnik ayrımcılığın bulunduğu bir anda böyle bir vakfın yararlı olacağına inanmıyorum.” (Deniz Teztel, Cumhuriyet)”

 

***

 


“Birlik Ve Beraberliğe En Çok İhtiyacımız Olduğu Dönemde Çatlak Bir Ses: Türk Değil Laz’ız!” (Bugün Gazetesi, 31 Ocak 1993):

            Laz Vakfı kurucularından avukat Cemil Memişoğlu “Türkiye’deki etnik kökenli toplulukları göz ardı edemeyiz. Biz ne Gürcüyüz, ne Ermeniyiz ne de Türk’üz. Bizler Laz’ın şeklinde açıklama yaptı.

*

            Bunların Amacı ne?

            “Her Karadeniz’li Laz değildir” diyen Laz vakfı üyeleri, “Eskiden Trabzon’a kadar olan bölüm Lazdı. Şimdi Rize’nin içinde ve Trabzon’da Laz yaşamıyor. Orada yaşayanların bir kısmı Rum’dan dönmedir. O bakımdan Rizeliler bizden değildir” dedi.

Haritada LAZİSTAN’ın yerini gösterdiler

*

Kurucu üye avukat Ahmet Kırım “Ninelerimiz, dedelerimiz hep Lazca konuşurlar. Gelenek, göreneklerimiz, yemeğimiz, içkimiz, müziğimiz farklı. Tarihimiz de olduğuna göre bu kültürü neden geliştirmeyelim” dedi ve şöyle devam etti; 

“KÜRTLERİN ÇABALARI…”

–“Dünyadaki gelişmeler ve Anadolu’nun asli haklarından olan Kürt’lerin çabaları bizde de kendi kimliğimizi geliştirme anlayışının yüzeye çıkmasına neden oldu. Biz, dil, kültür ve ulusal demokratik haklar diyebileceğimiz haklarımızı almak istiyoruz.

KAFAYI DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR”-

 “TC devletinin tek ulus, tek devlet anlayışıyla yürümediği, en azından sağlıklı bir şekilde yürümediği görülüyor zaten. O bakımdan kafayı değiştirmek gerekiyor. Bize ve bizim gibi başka azınlık milliyetlere de kendi kimliklerini muhafaza edebilme olanağının sağlanması şarttır. (…)


*



“Türk Değil Laz’ız!”

Kendilerine “Laz Aydınları” sıfatını takan bir grup Karadenizli, “Laz ırkının demokratik hakları” için kolları sıvadı.

Lazların haklarını korumak ve Laz tarihini kültürünü, araştırıp geliştirmek amacıyla kısa adı LAV olan bir de Laz Vakfı kuracak. Vakfın kuruluş çalışmalarını yürütenlerden Avukat Cemil Memişoğlu, Laz Vakfı’nın temel amacının Lazları Laz kimliğine kavuşturmak olduğu olduğunu belirtiyor. Memişoğlu, vakfa katılmak için Türkiye’nin dört bir yanından telefonlar yağdığını (!) belirterek, “Biz ne Gürcü’yüz, ne Ermeniyiz, ne de Türküz. Bizler Laz’ız” diyor.

Bu sözleriyle ırkçı bir amaçla yola çıktıklarını ortaya koyan Memişoğlu, “Türkiye’deki etnik kökenli toplumları göz ardı edemeyiz. Bizler bu sınırlar içinde gönül birliği ile yaşamayı ve etnik kimliğimizi sürdürmeyi istiyoruz” diye konuşuyor.

BÖLÜCÜLÜK DEĞİL Mİ?

Karadenizlilere genel olarak verilen bir sıfat olan Laz sözcüğü, Laz Vakfı’nın kuruluş çalışmalarıyla birlikte yeni bir tartışmanın konusu olmaya aday görülüyor. Böyle bir ayırımı, Karadenizlilerin de büyük kısmı benimsemiyor. Laz sözcüğü de Karadenizliler arasında bir grup tarafından kabul görürken bir grup tarafından kabul edilmiyor.

Vakfın kuruluşuna öncülük edenler, çeşitli sorulara da muhatap oluyor. Bazı çevreler bu girişimi “bölücülük” olarak niteliyor. Kuruculardan Avukat Ahmet Kırım, eleştirilere şöyle karşılık veriyor:

“Ninelerimiz, dedelerimiz hep Lazca konuşurlar. Biz de Lazca biliriz. Gelenek, göreneklerimiz, yemeğimiz, içkimiz, müziğimiz hep farklı. Tarihimiz de olduğuna göre bu kültürü neden geliştirmeyelim. Neden bunun altında farklı bir amaç aranıyor?”

KÜRTLER ÖRNEK OLDU

Kürtleri örnek aldıklarını belirten Avukat Ahmet Kırım, birlikte yaşama şartının herkesin milli kimliğine saygı göstermek olduğuna değinerek şunları söylüyor:

“Esas olarak dünyadaki gelişmeler ve Anadolu’nun asli halklarından olan Kürtlerin  çabaları bizde de kendi kimliğimizi geliştirme anlayışının yüzeye çıkmasına neden oldu.

Biz, dil, kültür ve ulusal demokratik haklar diyebileceğimiz haklarımızı almak istiyoruz. Bunun dışında amacımız ayrışmak, değil. Yine birlikte olmak. Ama  kendi kimliğimizi muhafaza edip gönüllü birliği sağlayabilmek. Bizim amacımız bu. TC devletinin tek ulus, tek devlet anlayışıyla yürümediği, en azından sağlıklı bir şekilde yürümediği görülüyor zaten.

O bakımdan bu kafayı değiştirmek, beraberliğin de gönüllü olmasını sağlamak gerekiyor. Bize ve bizim gibi başka azınlık milliyetlere de kendi kimliklerini muhafaza edebilme olanağının sağlanması şarttır. Beraberlik ancak bundan sonra olabilir.”

NE GEREK VAR?

Ahmet Kırım, buna niçin gerek duyulduğunu ise şöyle açıklıyor:

“Şimdiye kadar yoktu ama bu insanlar eksikliğini hissediyorlardı. Konuştuğumuzda ben Laz’ım diyor. Laz gibi yaşıyordu. O açıdan değişen bir şey yok. Lazistan’daki insanlar özel hayatlarında nasıl yaşıyorsa onlar da öyle yaşıyordu.

Veya bir eğlenceye gittiğinizde, bizim milli çalgımız kemençe değil tulumdur, birisi tulum çaldığında oradaki insanları tutamazsınız. Bu kendiliğinden gelir, horon tutar. Ne kadar asimile ederseniz edin, eninde sonunda Laz’dır.”

LAZ KİME DENİR?

Ahmet Kırım, kimin Laz olup olmadığını da açıklıyor ve şunları söylüyor:

Bir insanın Laz olması için önce Laz dilini bilmesi gerekir. Rizeliler Laz değildir. Hele her Karadenizlinin Laz olduğunu düşünmek iyice yanlış bir düşüncedir.

Eskiden Trabzon’a kadar olan bölüm Laz’dı. Şimdi Rize’nin içinde ve Trabzon’da Laz yaşamıyor. Orada yaşayanların bir kısmı Rum’dan dönmedir. Çünkü Bizans döneminde Bizanslılar Laz krallığını yıktıktan sonra kendi vatandaşlarını, Pontusluları getirip oraya yerleştirdiler. O bakımdan Rizeliler bizden değildir. Rizeliler fanatiktir. Lazlarsa değildir. Lazistan hudutları TC devleti sınırları içinde Çayeli ile Pazar arasındaki Kemer deresinden başlayıp sınır kapısı olan Sarp’a, oradan da Abhazya’ya kadar devam eder ki, Abhazya’daki nüfusun da yüzde 20 kadarı Laz’dır. Gürcistan’da da Lazlar vardı. Yani o kuşağı devam ettiren bölüme Lazistan diyebiliriz.”

***

 


 

 “Laz Vakfı’na Büyük Öfke Yağdı: “Biz Karadenizliler Sapına Kadar Türküz!” (Bugün Gazetesi,1 II 1993):

-Dün telefonla ve faksla BUGÜN’e ulaşan yüzlerce Karadenizli, Laz Vakfı kuran avukat Cemil Memişoğlu ve arkadaşlarının sözleriyle tavırlarını kınadı.

-Laz kelimesinin Türklerden ayrı bir milleti değil belirli bir bölgede yaşayan halkı anlattığını söyleyen vatandaşlar, Lazca diye bir dil de bulunmadığını söylediler.(…)

*

“Karadenizli Türktür”

            Dün telefonla ve faksla BUGÜN’e ulaşan yüzlerce Karadenizli, Laz Vakfı kuran Cemil Memişoğlu ve arkadaşlarının “Türkiye’de etnik kökenli toplulukları göz ardı edemeyiz. Biz ne Gürcüyüz, ne Ermeniyiz, ne Türküz. Bizler Lazız” şeklindeki sözlerini kınadı.

Laz kelimesinin Türklerden ayrı bir milleti değil belirli bir bölgede yaşayan halkı anlattığını söyleyen vatandaşlar, Lazca diye bir dil de bulunmadığını söylediler. Lazların ve Lazca’nın en fazla folklorik bir unsur olarak algılanabileceği vurgulandı. (…)

 

***

 

 “Bir Bu Eksikti!” (Necati Zincirkıran, Bugün Gazetesi, 2 II 1993):

“Türkiye’deki etnik kökenli toplulukları göz ardı edemeyiz. Biz ne Gürcü’yüz, ne Ermeniyiz, ne de Türküz”. Bizler Laz’ız” diye bir iddiayı savunmak acaba doğru mudur?

Hele, böyle bir iddianın da ötesine giderek: “TC devletinin tek ulus, tek devlet anlayışıyla yürümediği, en azından sağlıklı bir şekilde yürümediği görülüyor zaten. O bakımdan kafayı değiştirmek gerekiyor” gibi düşünceler ileri sürmek bize göre yanlıştır.

Böyle olduğu içindir ki, “Laz Vakfı” yöneticilerinin konuşmaları tepki yaratmış, bizzat Karadenizliler: “

“Biz sapına kadar Türk’üz. Laz kelimesi, Türklerden ayrı bir milleti değil, belirli bir bölgede yaşayan halkı tanımlamaktadır” demişlerdir.

Türkiye’de demokrasi olgunlaşıp geliştikçe, kim bilir daha ne saçmalıklarla karşı karşıya geleceğiz.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği özgürlüğe kavuştu, birlik bitti! Her kafadan ayrı ayrı sesler çıkmaya başladı. Cumhuriyet dağıldı. Sadece cumhuriyetler mi? Aynı Cumhuriyet içinde bulunan ayrı etnik kökenliler birbirlerini boğazlamaya başladı.

Acaba Türkiye’de böyle mi olsun isteniyor?

Eskiden kimse ne Kürt ne Laz olduğunu söylerdi. Kürt, Mardinli, Diyarbakırlı, Bitlisli, yani nereliyse oralı olduğunu söylemekle yetinirdi. Laz da Oflu, Rizeli veya Trabzonlu deyip geçerdi. Hepsi bu kadar!

Galiba demokrasiyi biz yanlış algılıyoruz! Demokrasi elbette özgürlükler sistemidir. Bu sistem içinde insanlar düşüncelerini serbestçe söyleyecek, gerektiğinde onu eyleme geçireceklerdir. Ne var ki, iyi bilinmelidir ki, demokrasilerde milletin çoğunluğunun düşüncesi ve kararı sonuçları belirler. Türk milletinin çoğunluğu bu tür saçmalıklardan hoşlanmıyor ve bunlardan rahatsızlık duyuyor.

Laz Vakfı, şayet varsa Laz dili, kültürü ve geleneklerini inceleyebilir, hatta onları yaşatabilir. Kendilerinin sınırladıkları yerlerde şayet bu kültür bir değer taşıyorsa, onu ekonomik potansiyele de dönüştürebilir. Oralarda turizm yapar, el sanatları, hediyelik eşya gibi değerler yaratabilir. Fakat amacı belli olan bir vakfı siyasi emeller uğruna kullanmaya kalkışmak sistemin özgürlükçü demokrasi bile olsa bölücülüktür ve de yasalara göre suçtur.

Karadenizliler bugüne dek devlete karşı hiçbir hareketin içinde olmamış, aksine ülkemizin en yaratıcı, çalışkan ve de ekonomik hayatında bu vasıfları ile öne geçmiş insanlarıdır.

Karadeniz Türkiye’ye çok sayıda Başbakan, Bakan vermiş, üst düzey bürokrat yetiştirmiş bir bölgemizdir. Bilim ve fikir hayatımıza da bakarsak orada da Karadenizlileri görürüz.

Karadenizliler Türkiye’nin rengidir, gözbebeğidir. Zeka, espri, çalışkanlık ve yaratıcılığın simgesidir. Bugünkü görünüşü ile Karadeniz, Türkiye’nin en parlak gelecek vaat eden bölgesi durumundadır.

Böyle olan bir bölgenin halkının, saçma-sapan düşünceler ve ayrılıkçı fikirler karşısında tepki göstermesi doğaldır.”

***


 “Laz Vakfı’na Lanet!” (Bugün Gazetesi,4 II 1993):

-Karadenizliler, Laz Vakfı kuran ve “Türk Değil Laz’ız” diye açıklama yapan kişilere lanet yağdırmaya dün de devam etti.

-Ortak açıklama yapan Trabzon, Rize ve Artvin kültür ve yardımlaşma dernekleri “Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlık için canlarını veren Doğu Karadenizlilerin bölücü hareket heveslisi gibi gösterilmesi esef vericidir” dediler.

-Açıklamada “Yöre halkının Türk kimliği ile bir sorunu yoktur. Trabzon ile Rize halkının Rum dönmesi olduğu yolundaki iddiayı da şiddetle reddederiz” denildi.

*

BUGÜN’ÜN NOTU:

“BUGÜN, teröre ve bölücülüğe karşı olduğunu haberleriyle bugüne kadar defalarca ispat etmiş bir gazetedir. BUGÜN, Lazların ayrı bir millet olduğu ve Lazca diye bir dil bulunduğu iddialarına da karşıdır. Ancak bazı kişiler açık kimlikleriyle ortaya çıkmış, aleni olarak Laz Vakfı kurmuş ve Lazlar konusunda açıklamalar yapmışsa, BUGÜN bunu görmezden gelemez. Gazetecilik kafayı kuma gömenlerin veya taş kafaya gelirken gözlerini kapayanların mesleği değildir. Saygılarımızla.”

*

Karadenizliler, Laz Vakfı kuran ve “Türk değil Laz’ın” diye açıklama yapanları kınamaya dün de devam etti.

Ortak açıklama yapan Trabzon, Rize ve Artvin kültür ve yardımlaşma dernekleri “Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlık için canlarını veren Doğu Karadenizlilerin bölücü hareket heveslisi gösterilmesi esef vericidir” dediler.

Açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı kimliğini yeterli görmeyip kendine bir takım etnik kimlikler arayan insanlar her zaman çıkacaktır.

Ancak kendilerini Lazların temsilcisi sayan bazı (kimliği tanınmamış) kişilerin ve dış kaynaklı ayrılıkçı odakların sözcülüğünü yapanların (Türk değil Laz’ız) biçimindeki ifadelerini (Trabzon ile Rize halkının çoğunluğu Rum dönmesidir) şeklindeki çirkin açıklamalarını şiddetle reddediyoruz. Bu tür kışkırtmalar, ülkeyi etnik ayrılıklara bölerek iç çatışmaları körüklemeye ve ülke bütünlüğünü bozmaya yöneliktir. Bu ve benzeri bölücü davranış ve hareketlere karşı bölge halkının duyarlı olduğundan, azim ve inançla bunlara karşı savaşacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Yöre halkının Türk kimliği ile bir sorunu yoktur ve bundan kıvanç duyar.”

İmzalar: Sabahattin Sağıroğlu, Trabzon Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı. Temel Eryılmaz, Rize Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı. Ahmet Vehbi Melek, Artvin Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı.

Bu arada, Ev-kur Mağazaları sahibi Yılmaz Gülbay da açıklama yaparak, Laz Vakfı kurulmasını protesto etti ve “Türk değil Laz’ız” diyenleri ağır bir dille kınadı.”

***

 

 “Laz Vakfı Yüzünden Herkese Rezil Olduk!” (Bugün Gazetesi,7 II1993):

 

-“Türk değil Laz’ız” şeklinde demeç veren Laz Vakfı yöneticileri en büyük tepkiyi Karadenizli vatandaşlardan aldı.

-Ardeşen, Arhavi, Çayeli, Pazar, Fındıklı ve Hemşin Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri bir araya gelerek “Laz Vakfı” yöneticilerine tepkilerini dile getirdiler.

-Laz Vakfı yöneticilerinin açıklamalarından sonra sokağa çıkmaya utanır hale geldiklerini belirten Ardeşen Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemil Cahit Akdeniz, “Komşumun biri kapıma gelip, “Siz ayrı bir devlet kurmak istiyormuşsunuz” dese ne derim ben?” şeklinde konuştu.

-Dernek yöneticileri bölgede yaşayan herkesin öz be öz Türk olduklarını tekrarladı.

 

 


Sebahattin Önkibar: “Lazistan Safsatası”, Türkiye Gazetesi, 2 II 1993

+

(Önerilen okumalar: Ali Sirmen, “Dünyada Bugün/ Şimdi de bu mu çıktı?”, Milliyet Gazetesi, 11 X 1992; “Avukat Ahmet Kırım öncülüğünde bir grup Laz aydını enstitü kurmak için harekete geçti”, Çveneburi Kültürel Dergi, sayı 1 (8), Bude LDT. ŞTİ, Bursa, 1993; Cemal Şener, “Lazların Tarihine Kısa Bakış”, Aylık Siyasi Dergi Komün, sayı 1, Hasat Yayıncılık, İstanbul, 1989; Haşim Akman’ın haber- söyleşisi: “Laz Enstitüsü Kuruluyor”, (A Aktüel Dergi, sayı 66,  8 X 1992) 13 VII 2017, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Kâmil Aksoylu, “Tarihe Tanıklık/ Laz Kültürel Hareketi/ 93 Süreci” (“Laz Kültürü”, Phoenix Yayınları, Ankara, 2009); Mehmedali Barış Beşli, “Tarihe Karşı Kısa Tarih”, Mjora Lazepeşi Nena, sayı 1, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 2000; Mehmet Ender Savcın, “Gürcistan’da akrabalarımız var!”,  11 X 2020, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Sebahattin Önkibar, “Politika Günlüğü/ Lazistan Safsatası”, Türkiye Gazetesi, 2 II 1993; Selma Koçiva: “Son Aktif Yıllarımı Laz Edebiyatına Vermek İstiyorum!”, 24 II 2021; sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com/ turklaz.com/ avrupaforum4.org; Ümit Bayazoğlu, “Sıkıcı bir Laz fıkrası/ Polis emeklisi Hayri Hayrioğlu’nun başımıza ördüğü püskülü belâ”, EP/ Ekonomi Politika, sayı 31, 27 VI 1993)


+

Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın konuşma metni  (15 XII 1992, İstanbul- Bahçelievler “Alyans Düğün Salonu “): 




+

aksamaz@gmail.com

 

 https://sonhaber.ch/hasim-akman-laz-enstitusu-kuruluyor/

https://sonhaber.ch/laz-aydinlarinin-girisimine-basindan-tepkiler/



http://www.circassiancenter.com/tr/laz-aydinlarinin-girisimine-basindan-tepkiler/


8 Mayıs 2022 Pazar

Laz Kültürel Kimliğini Yaşatma Çabaları

  


 

Laz Kültürel Kimliğini Yaşatma Çabaları

 

 1984'ten günümüze kadar, resmî tarih tezlerinin gölgesi dışında yapılan çalışmalar Lazların Güney Kafkasya ve Güneydoğu Karadeniz bölgesinin yerli halklarından birisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Tarihsel olarak toplu yaşadıkları bu bölgeler önce imparatorlukların sonra da emperyalistlerin çatışma alanı haline gelmiştir. Bütün bu çatışmalar, hem Lazların yaşadıkları coğrafyaları hem de tarihlerini şekillendirmiştir. 2. yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında Lazlar, (günümüzde Abhazya sınırları içinde kalan) Sohumi'den başlamak üzere Trabzon'a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma/ Bizanslıların “Laz” dedikleri bu halkı Gürcüler ve Abhaz-Abazalar “Megrel” olarak adlandırır. Günümüzde büyük çoğunluğu Türkiye'de yaşayan Lazlar 1461'e kadar Trabzon Krallığı yönetimindeki “Lazia Teması”nda yaşamaktaydı. “Rum” yönetimiyle çatışma içindeydiler. Bu durum, Lazları Osmanlıların doğal müttefiği haline getiriyordu. Trabzon Krallığının Osmanlıların eline geçmesinden sonra da Lazlar özerkliklerini koruyabilmiş ve yerel derebeylerinin yönetiminde yaşamışlardır. Bu özerklik, görünürde Hıristiyan, özde Pagan olan Lazların süreç içinde İslâmiyet'i kabul etmelerinde kuşkusuz önemli bir faktör olmuştur. Osmanlı yönetimindeki Lazistan Sancağında yaşayan Müslüman Lazlar 19. yüzyıldaki Osmanlı-Rus Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Müslüman Osmanlı Devleti’ne tam bir bağlılık gösterdiler. Osmanlı Devleti’nin, Çarlık Rusyası karşısındaki her yenilgisi, Müslüman Lazları kitlesel göçlerle yüz yüze bıraktı. Marmara bölgesindeki günümüz “diasporası” Osmanlı-Rus savaşları sorucunda ortaya çıkacaktı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından, Türkçe'nin “resmî dil ve lingu franca” olmasının yanında, Lazca gibi “konuşanları sayıca (görece) az diller” veya “yerel diller”in varlıklarını sürdürmeleri ve kurumsallaşmalarının, uluslaşma önünde bir engel teşkil edeceğini düşünen CHP Tek Parti yönetimi, konuşulmalarını bile yasaklayarak bu dillerin konuşanlarını sayısının her geçen gün azalmasını amaçladı. Dönemin resmî ideolojisi, diğer etnik gruplar gibi Lazların da geleceklerini şekillendirmeye çalışmakla kalmamıştır. Resmî tarih tezleriyle de geçmişlerini gelecekleriyle uyumlu bir hale getirmek için olağanüstü bir çaba harcamıştır. Lazca gibi “yerel diller”in konuşulma alanları ev içiyle sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Bu konuda Manisa Mebusu Mehmet Sabri Toprak'ın 1938'de verdiği kanun tasarısı çarpıcı bir örnek oluşturur. Lazca’nın konuşulduğu yörelerdeki okullarda “Temizlik ve İntizam Kolu”, “Kızılay Kolu” gibi “eğitsel kollar”ın yanında “Lazca Konuşanlarla Mücadele Kolları” da oluşturulur. Lazca konuşan öğrenciler şiddet ve baskılara maruz kalır. Lazca konuşanlara belediyeler bile “ceza kesme yetkisi”ne sahiptir. CHP'nin 9. bürosu tarafından İkinci Dünya Savaşı yıllarında hazırlanan raporu irdeleyen Rıdvan Akar, Lazlara yönelik "tasarılar hakkında, “Lazların sınır boylarından iç kesimlere kaydırılması, toplu yaşamalarına engel olunmasının, bunun mümkün olmadığı hallerde en zengin ve verimli köylerden başlayarak buralara yüzde 50 oranın da Türk yerleştirilmesinin ve okullar açılmasının” önerildiğini belirtir.

             Tek Parti yönetimi, günlük hayatı sürdürmeye yönelik “nafaka ekonomisi ilişkileri”nin hâkim olduğu Lazca'nın tarihsel konuşulma coğrafyasında ulusal sanayinin kapitalist üretim ilişkileri ve kurumlarını geliştiremedi. Yerel üretim ilişkilerini tasfiye edemedi. Bu sebeple de dilsel ve kültürel farklılıkları “doğal” bir yok oluş sürecine sürükleyemedi. Bunun yerine yerel üretim ilişkilerini değil; ama dilsel ve kültürel farklılıkları doğal olmayan bir yolla, yani resmî ideoloji ve resmî tarih tezleriyle ortadan kaldırmaya çalıştı. “Doğal” bir yok oluş sürecinin başlayabilmesi için 1950’li yılların gelmesi, çay tarımının yörede yaygınlık kazanması gerekecektir. Çay tarımının yörede yaygınlık kazanması ve piyasa ilişkilerinin seyyâniyeti arttırarak yörenin başka bölgelerle entegrasyonunu geliştirmesiyle birlikte yaşanmaya başlanan “doğal” yok oluş süreci, izleyen dönemde radyo, TV vb. kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla hız kazanır.

 

 

“Laz Enstitüsü kuruluyor”

 

Soğuk Savaş yılları sona ererken Lazlar açısından üç önemli gelişme yaşanır. Bunlardan ilki, Batı Almanya'da yaşayan Laz gençlerinin de içinde yer aldığı “Lazebura Çalışma Grubu”nun oluşmasıdır. Bu grup, Sovyetler Birliği Lazlarının kültürel hakları iptal edilmeden önce kullandıkları (1929-1937) Latin alfabesine dayanan Lazca alfabeden çok az farklılıklar taşıyan yeni bir Laz alfabesini 1984'te Lazca metinlerle birlikte yayımlar. Alfabenin Türkçe de yayımlanan sunuş bölümündeki şu ifadeler dikkat çekicidir: “Lazca alfabenin açıklanmasının asıl amacı, dilsel ve kültürel gelişmeye yardımcı olmaktır. Tek tek dillere karşı saygı göstermek ve değer vermek, bugün eski Türk ve İslâm geleneklerinin derinliklerinde bulunmaktadır. Bunun en güzel örneğini şu atasözü vurguluyor: Bir lisan, bir insan. O halde: İki lisan, iki insan denebilir [...] Binlerce seneden beri kuşaktan kuşağa ulaşan Lazca, artık yazı dili olarak da Türkçe ile birlikte gelecek kuşaklara aktarılsın! Lazuri Nena va ğurasen. İnşallah!”

            “Lazebura Çalışma Grubu”, alfabenin ardından “Nananena” adlı ders kitabını (1991) ve “Lazuri Ambarepe” adlı Laz kültür dergisini yayımlar (1992). Gerek Lazca alfabenin sunuş yazısında ve gerekse de diğer yayınların içeriğinde “siyasî” anlamda tek satır yoktur. Özellikle vurgulanan Lazca’nın yaşamasıdır. Bu dönemi Neal Ascherson; “...Önce alfabe geldi. Buradan başlanması gerekiyordu. [...] Metin kitapları sayfa sayfa fotokopiyle çoğaltılıyordu. Okuldan sonra gayri resmî derslerde Laz öğrenciler tarafından gizlice kullanıldıkları haberleri geliyordu. Orada burada birkaç Laz öğretmen bu fikri benimsiyor ve risk almaya hazırlanıyordu. Halen gelişim çok küçüktü ama başlamıştı...”diye anlatır.

            Soğuk Savaş yıllarının sonlarına doğru Lazlar açısından yaşanan ikinci önemli gelişme, Sarp Sınır Kapısının 1988'de açılmasıdır. Böylece Sovyetler Birliği ve Türkiye Lazları yeniden ilişki imkânı bulurlar.

            Üçüncü önemli gelişme, Gürcüstanlı iki Laz’ın yıllar önce, 1963’te yayınladıkları “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitabın Türkiye'de yayımlanmasıydı. Sovyetler Birliği yönetiminde şekillendirilen “Gürcü resmî tarih tezleri”ni aktaran bu kitap eksikliklerine, yanlışlıklarına rağmen, Lazları tarihlerini araştırmaya itmesi bakımından önemli bir yayındır.

            Bu süreçte dil ve kültürlerinin hızla bir yok oluşa gittiğini gören bir grup Laz aydın arayışa girer. Lazca’nın tarihsel olarak konuşulduğu yörede bir grup genç insan bir “Laz Kütüphanesi” kurmayı planlar. Ayrıca bir de “Laz Kültür Merkezi” oluşturma düşünceleri vardır. Bu çabaları açık bir biçimde yasaklanmamasına rağmen, yetkililerin tutumu nedeniyle başarılı olamazlar. Bir “Laz Vakfı veya “Laz Enstitüsü” kurma fikri İstanbul'da yaşayan çeşitli yaş, meslek ve siyasî görüşten Laz  aydınları arasında da etkili olur. Bir “girişim komitesi” oluşturulur ve kendisini basın yoluyla deklare eder: “...Biz, dil, kültür ve ulusal demokratik haklar diyebileceğimiz haklarımızı almak istiyoruz. Bunun dışında amacımız ayrışmak değil. Yine birlikte olmak. Ama kendi kimliğimizi muhafaza edip gönüllü birliği sağlayabilmek. Onun haricinde bir başka amaç taşımıyoruz..." (Aktüel, 8-14 Ekim 1992).

            Girişim Komitesi'nin çabaları dikkat çeker. Vakıf kurma çalışmaları sırasında “Bölücülük mü yapıyorsunuz?”, “Devlet mi kuruyorsunuz?” gibi şüphelerle karşılaşırlar. Girişim Komitesi, Cumhuriyet’teki mülâkatlarında Anadolu'da her zaman var olduklarını vurgularlar: “Bizler ne Ermeniyiz, ne Pontusuz, ne Gürcüyüz, ne Türküz. Bizler Lazız. Ve yaşamımızı böyle de sürdüreceğiz.” (19.01.1993).


 

“Bugün Gazetesi”nın bir hafta süren kampanyası

 

            Girişim Komitesinin bu açıklamaları, 19.10.1983 tarih ve 2932 sayılı, “Türkçeden Başka Dillerle Yapılacak Yayınlar Hakkındaki Kanun”un değiştirildiği bir döneme denk düşmektedir. Buna karşılık, “Bugün Gazetesi”nin bu girişimi sunuş biçimi, resmî ve milliyetçi ideolojinin yaklaşımını örnekler. Gazete, Komite’yle ilgili haberini şu başlıkla verir: “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu dönemde çatlak bir ses: “Türk değil Laz’ız!” Spota çıkartılan “ifadeler”den biri de şudur: “...Biz ne Gürcüyüz, ne Ermeniyiz ne de Türk’üz...” (31.01.1993). “Bugün Gazetesi”, bir hafta boyunca bir hedef gösterme kampanyası yürüterek Türk milliyetçisi “duyarlı kesimler”in tepkilerini “Laz Vakfı Girişim Komitesi”ne yöneltmek ister. Soğuk Savaş yıllarının sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan kısmî özgürlük ortamında Türkiye'deki resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerini sorgulama imkânı doğarken, Lazların “Gürcü”/ “Kartveli" veya “Pontus’lu”/ “Rum”/ “Yunanlı” olduklarını iddia eden diğer resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri de etkili olarak hem kafaları karıştırmaya hem de Lazların dil ve kültürlerini yaşatmaya yönelik çabalarını provoke etmeye çalışır.

 


 

“Ogni”, “Mjora”, “Sima” adlı periyodikler

 

            Bütün bu engelleyici çabalara rağmen, 1993 Kasım'ında “Ogni Dergisi” yayın hayatına başlar. “Çıkarken” başlıklı makalede şu görüşlere de yer verilir: “...Lazların da var olmak, kimliklerini yeniden ve çağdaş bir içerik ile kazanmak ve korumak, özgür ve korkusuzca yaşamak hakları vazgeçilmez bir doğal hak olarak kazanılmayı beklemektedir [...] OGNİ; Anadolu mozaiğinin parçası olan Lazların dili, tarihi, edebiyatı, folkloru, müziği, sosyolojisi, etnografyası, arkeolojisi, coğrafyası ve diğer; bilim, kültür, sanat, araştırma, tanıtım ve yeniden inşâ için yayın faaliyetiyle evrensel kültüre katkıda bulunurken diğer yandan Kafkas ve Anadolu'da yaşayan halkların ortak sesi, bölge halklarının kardeşlik köprüsü olacaktır.” “Ogni”nin ardından “Mjora” ve “Sima” adlı periyodikler da yayımlanacaktır. Çeşitli dergi ve gazetelerde konuyla ilgili onlarca makale ve Lazca metin çıkar. Kitaplar ve sözlükle yazılır. Zuğaşi Berepe, Birol Topaloğlu Kâzım Koyuncu gibi grup ve sanatçılar Lazca şarkılara yeniden can verir. Yöresel dernekler etno- kültüre yönelir.

 


 

Zuğaşi Berepe, Birol Topaloğlu Kâzım Koyuncu Lazcaya can veriyor

 

            “Laz dili ve kültürü”nü yaşatmaya yönelik bir vakıf 1996’da İzmit'te kurulur. Vakıf senedinde, vakfın amacı şu şekilde belirtilir: “Vakıf; Borçka, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen ve Pazar ilçelerinde yaşayan, kökeni bu bölgeler olup ekonomik vesair sebeplerle yurdun çeşitli yörelerine dağılmış olan, bu bölgelerle benzer kültürlere sahip yurtdışında kalmış yerleşim birimlerinde iken savaşlar ve savaş sonrası göçler sebebiyle yurdun çeşitli yörelerine yerleştirilen yukarıda üç bölümde sayılan özelliklere sahip olup halen yurtdışında bulunan vatandaşlar arasında; ekonomik ve sosyal dayanışmayı sağlama müşterek kültür ve örf adetleri yaşatmak...” Sima Vakfı, “Sima” adlı bir kültür dergisini de yayımlamaya başlar.

            Günümüzde kimileri, Lazca gibi “konuşanları sayıca görece az dilleri” veya “yerel dilleri” “gelişmemiş ağızlar” olarak nitelemektedir. Kimileri de bu dilleri “bölücülük” tehdidiyle bağlantılı olarak lanse etmeye çalışmaktadır. Laz aydınları ise, 1984'ten bu yana yaptıkları çalışmaların “mikro milliyetçilik” ve “bölücülük” olmadığını ısrarla vurgulayarak amaçlarının Lazca’nın yaşaması olduğunu belirtmekte anadillerin yaşatılması yönünde atılacak demokratik adımların yurttaşlık ve ülkeye aidiyet duygusunun gelişmesine önemli katkı sağlayacağını vurgulamaktadırlar.

+

(Faydalanılan kaynaklar ve önerilen okumalar: Akar, Rıdvan (1998): “Bir Bürokratın Kehaneti Ya Da ‘Bir Resmî Metinde Planlı Türkleştirme Dönemi”, Birikim, sayı 110, Birikim Yayıncılık, İstanbul; Akman, Haşim (1992): “Laz Enstitüsü Kuruluyor”, A Aktüel Dergisi, sayı 66, 8- 14 Ekim, İstanbul/ sonhaber.ch; Aksamaz, Ali İhsan (1993): “Lazlara Gülmenin Dayanılmaz Hafifliği”, Özgür Gündem Gazetesi, 15 Haziran, İstanbul; Aksamaz, Ali İhsan (1993) “Yaşadıkları Coğrafyanın Otoktonlar: Lazlar”, Özgür Gündem Gazetesi, 19 Temmuz, İstanbul; Aksamaz, Ali İhsan (2022): “Laz Aydınlarının girişimine basından tepkiler”, sonhaber.ch; Ascherson, Neal (1996): “The Black Sea”, Hill and Wang, The USA; Beller- Hann, Ildiko- Aksamaz, Ali İhsan (Çeviren) (1999),  “Doğu Karadenizde Efsane Tarih ve Kültür” Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul; “Birlik Ve Beraberliğe En Çok İhtiyacımız Olduğu Dönemde Çatlak Bir Ses: Türk Değil Laz’ız!”, Bugün Gazetesi, 31 Ocak 1993; Bul, Melahat (2000): “Lazca ile Mücadele Kolu Başkanlığından Laz Kültürünün Araştırılmasına Uzanan Bir Yol: M. Recai Özgün”, Mjora, Sayı 1, Çiviyazıları, İstanbul; “Laz Vakfı’na Büyük Öfke Yağdı: “Biz Karadenizliler Sapına Kadar Türküz!”, Bugün Gazetesi, 1 Şubat 1993; “Laz Vakfı’na Lanet!”, Bugün Gazetesi, 4 Şubat 1993; “Laz Vakfı Yüzünden Herkese Rezil Olduk!”, Bugün Gazetesi, 7 Şubat 1993)

+

Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, Laz Kültürel Kimliğini Yaşatma Çabaları  (“Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce”, Cilt 4, “Milliyetçilik” sayfa: 924- 926, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2002 İstanbul).

aksamaz@gmail.com


 https://sonhaber.ch/laz-aydinlarinin-girisimine-basindan-tepkiler/

https://sonhaber.ch/hasim-akman-laz-enstitusu-kuruluyor/

http://www.circassiancenter.com/tr/laz-kulturel-kimligini-yasatma-cabalari/

http://www.circassiancenter.com/tr/laz-enstitusu-kuruluyor/

https://sonhaber.ch/hasim-akman-laz-enstitusu-kuruluyor/


7 Mayıs 2022 Cumartesi

“Laz Enstitüsü Kuruluyor”

 

 





 

 

(Ön açıklama: Haşim Akman’ın “Laz Enstitüsü Kuruluyor” başlıklı bu haber- söyleşisi günümüzden neredeyse 30 yıl önce, 1992’de, A Aktüel Dergisi’nin 66. sayısında yayınlandı. Bu haber- söyleşide hem Laz kimliğini yaşatmak adına söylenenlerin hem de bu söylenenlere karşı çıkanların söylediklerinin birçok bakımdan eleştirel katkıya muhtaç olduğuna hiç kuşku yok. Ancak bunun çok da ötesinde, bu haber- söyleşi, 30 yıl önceki entelektüel ve siyasetçi algı ve yaklaşımlarını bizlere yansıtması bakımından önemli bir belge. İşte bu sebeple Haşim Akman’ın bu önemli çalışmasını yayına hazırladım. Konuya ilgi duyan okuyucunun bilgisine sunuyorum. 13 VII 2017, Ali İhsan Aksamaz)     

+

Haşim Akman’ın haber- söyleşisi: “Laz Enstitüsü Kuruluyor”

 

 

 

 “Avukat Ahmet Kırım öncülüğünde bir grup Laz aydını enstitü kurmak amacıyla harekete geçti… Almanya ve Fransa’daki benzerlerinden örnek alınarak kurulacak enstitü. Bir aksilik olmazsa bu ayın içinde faaliyete geçecek. ANAP’ın Laz milletvekillerinden Süleyman Hatinoğlu’na göre girişim, “öğleden sonra yapılmış bir Laz şakası.”

            İstanbul’dan Ardeşen’e gitmek için otogara gelen Temel, otobüste okuyacak bir şeyler ararken gözüne bir kitap çarpar: “Lazlar’ın Tarihi.” Heyecanlanır, “Uyy… pizum de tarihimiz varmış” der ve yanakları al al, daha oracıkta, başlar kitabın sayfalarını karıştırmaya. Satıcının, “Abi alıcı mısın bakıcı mı” sözüyle kendine geldiğinde adeta yarılamıştır kirabı. O sırada olan olmuş, tezcanlı otobüs şoförü daha fazla beklemekten sıkılıp çoktan yola koyulmuştur. Temel, otobüsü kaçırdığına üzülmüş görünmemektedir. Parayı öderken şöyle der sevinçle: “Olsun daa! Otobüsü kaçırduk ama tarihi yakaladuk!”

            Fıkra, klasik Laz fıkraları gibi komik değil. Zaten öylebir iddiası da yok. Yalnızca bu haber için üretidi çünkü. Fıkra uydurma ama, Türkiye’deki Lazlar’ın büyük çoğunluğunun, geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitabı satın alıp okuduğu, kitabı kitapçıda bulamayan Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış Lazlar’ın yayıncıyı bezdirircesine postayla tek kitap siparişinde bulunduğu kesinlikle gerçek. Ayrıca bugünlerde Ardeşen, Pazar, Hopa, Arhavi, Fındıklı gibi Laz yerleşimlerinin İstanbul’daki yansımaları olan “kültürel yardımlaşma dernekleri”nin müdavimi küçük tüccar ve zanaatkâr Lazlar, okey ıstakalarını, 52 destelerini filan bir yana itip hummalı bir tartışma sürdürüyor. Konuşmalar gelip gelip şöyle bir sonuca bağlanıyor: “Ninelerimiz, dedelerimiz hep Lazca konuşurlar. Biz de biraz biliriz. Gelenek göreneklerimiz, yemeğimiz, içkimiz, müziğimiz hep farklı. Tarihimiz de olduğuna göre bu kültürü neden geliştirmeyelim?”

            Avukat Ahmet Kırım ve arkadaşlarını bir “Laz Enstitüsü” kurma düşüncesine götüren temel etken işte bu tür konuşmalar olmuş. Bu ay içinde bir “Laz Enstitüsü” kurmamak için resmen başvuruda bulunacak olan Kırım’ı dinliyoruz: “Bu kimlik temelinde bir oluşum. Buna enstitü de diyebilirsiniz vakıf da. Adı önemli değil. Kendi memleketimden gözlemlerim, buraya gelen Lazlar’la irtibatımız var. Onlardan bildiğim ve duyduğum kadarıyla bu insanların çok önemli bir bölümü, asimilasyona rağmen, kendi kimliklerini muhafaza ediyor. Milliyetini, kimliğini kaybeden çok azdır. Bu insanlar gerek yaşantılarıyla, gerek örf ve adetleriyle Lazlık kimliğini şuurunu muhafaza etmeye çalışıyorlar. Tabii süreç içinde bir bölümü asimile oldu. Örneğin benim gençliğimde memleketimdeki insanların büyük çoğunluğu Lazca konuşurdu. Lisan geliştirilemediği için daha ziyade Türkçe’ye başvurular, Lazca-Türkçe karışımı bir şey olurdu. 80’den sonra Lazca konuşma oranı iyice düştü. Ta ki son iki- üç seneye kadar.  Bu yaz kendim de gördüm, gidip gelen arkadaşlarımın da tespit ettikleri bir husus var: Oradaki insanlar, özellikle gençler, kısır da olsa Lazca konuşmaya büyük özen gösteriyorlar. Bunun için hiçbir özel çaba olmadı. Kendiliğinden gelişen bir hareket. Ben üç sene önce böyle bir şeyin olabileceğini, kendi kimliğimize sahip çıkma gerekliliğini, zorunluluğunu duyuyordum. Hatta o dönemde kendi milliyetimiz olan arkadaşlarımıza bu düşüncem, söylüyordum.”

            Ahmet Kırım’ın sözlerini, bu sözcüklerle olmasa da vurgulayıp, “enstitü” fikrine sıcak bakan pek çok Laz’a rastlamak mümkün. Pazar Kültür ve Yardımlaşma Derneği kurucusu ve yönetim kurulu üyesi Şendoğan Özer bunlardan biri. “Kültürel faaliyet olarak bizim horonumuz vardır, toplanıp bir araya geldiğimizde tulum çalar horon yaparız. Enstitü fikrine gelince; bir şeyin araştırılması, incelenmesi iyi bir şey. Araştırmacılığa karşı değilim. Bütün toplumların geçmişlerinin araştırılması iyidir. Sonuçta bu bir tarihtir. Osmanlı ya da Cumhuriyet tarihini nasıl inceliyorsak, Lazlar’ın, Gürcüler’in, Çerkesler’in, Kürtler’in de tarihlerini bilmemiz doğal bir şeydir.”

 


“Lazlar’ın Tarihi”ni yayınlayan Ant Yayınları sahibi Cemal Şener

 

            Görünüşe bakılırsa, girişime öncülük edenler yalnız kalmayacak. İşte, geçtiğimiz aylarda “Lazlar’ın Tarihi” adlı kitabı yayımlayan Ant Yayınları sahibi Cemal Şener’in söyledikleri: “Türkiye’de Laz sayısı çok değil. Doğu Karadeniz’de  100 bin kişi ya var ya yoklar. Bu sayıyı dikkate alarak, kitabı yayımlarken çok düşündük. Ama sonuç beni şaşırttı. Şimdiye kadar Çerkesler’le, Aleviler’le, Kürtler’le ilgili kitaplar yayımladım. Diyebilirim ki, onların nicel ağırlıklarına rağmen, kendilerine yönelik kitaplara Lazlar kadar ilgi göstermediler. Türkiye’de 20 milyon Alevi var. Alevilikle ilgili kitaba 100 bin Laz’ın “Lazlar’ın Tarihi”ne gösterdiği ilgiyi göstermedi. Türkiye’nin dört bir yanından telefon yağıyor. Birçok yerde adam bürokrat, genel müdür vb. özel şoförünü gönderip kitap aldırıyor. Bu dönemde kitap siparişi bitti, hele tek kitap siparişi hiç yoktur. Ne var ki ben, Anadolu’nun dört bir yanından aldığım tek kitap siparişlerinden bezdim.”

 

ANAP Artvin Milletvekili Süleyman Hatinoğlu ise Laz Enstitüsü kurma girişimini “Öğleden sonra yapılmış bir Laz şakası” olarak değerlendiriyor: Böyle bir şeyden haberim yok. İlk kez sizden duyuyorum. Sizden duyuyorum, çünkü Lazlar’ın böyle bir niyetleri olsa önce bizim haberimiz olurdu. Bu Meclis’te üç tane Laz milletvekili var. Biri benim, diğerleri Şadi Pehlivanoğlu ve Mustafa Parlak’tır. Biz milletvekili olarak böyle bir oluşumdan haberdar değiliz. O halde ciddi bir oluşum değildir bu; Laz şakasıdır. Öğleden sonra yapılmış bir Laz şakasıdır.”

            Ortada gerçekten de bir şaka var ama, kim kime yapıyor acaba? Bize öyle geliyor ki, “şaka”yı Lazlar vekillerine yapıp enstitüyü onlara “çaktırmadan” kurmaya girişmiş durumda. Gelelim, Süleyman Hatinoğlu’nun “Bu Meclis’te üç tane Laz milletvekili vardır” biçimindeki sözlerine… Pehlivanoğlu’nun Ordu, Mustafa Parlak’ın da Rize milletvekili olduğu hatırlandığında şu soru çıkıyor ortaya: Karadenizli diğer milletvekilleri Laz değil midir? Ya d, Karadeniz’de yaşayanlar arasında kim Laz’dır, kim değildir?

İşte tam bu noktada dehşetengiz bir “fraksiyonlaşma”nın ilk işaretleri hemen beliriveriyor. “Laz Enstitüsü” kurma girişimine öncülük eden avukat Ahmet Kırım’a göre Rizeliler Laz değildir.” Hele her Karadenizli’nin Laz olduğunu düşünmek iyice yanlış bir düşüncedir. Ahmet Kırım hangi Karadenizli’ye “Laz” denmesi gerektiğini coğrafi olarak şöyle belirtiyor: “Eskiden Trabzon’a kadar olan bölüm Laz’dı. Şimdi Rize’nin içinde Laz yaşamıyor. Orada yaşayanların bir kısmı Rum’dan dönmedir. Çünkü Bizans döneminde Bizanslılar Laz krallığını yıktıktan sonra kendi vatandaşlarını, Pontuslular’ı getirip oraya yerleştirdi. O bakımdan Rizeliler bizden değildir. Rizeliler fanatiktitir, Lazlarsa değildir. Lazistan hududu TC devleti sınırları içinde Çayeli ile Pazar arasındaki Kemer deresinden başlayıp sınır kapısı olan Sarp’a, oradan da Abhazya’ya kadar devam eder ki Abhazya’daki  nüfusun yüzde 20 kadarı Laz’dır. Gürcistan’da da Lazlar vardır. Yani o kuşağı devam ettiren bölüme Lazistan diyebiliriz.

Pazar Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyesi Şendoğan Özer ise, “hakiki” Lazlar’ın nerelerde bulunduğunu şöyle belirtiyor: Lazlar Doğu Karadeniz’in doğusundaki bölgede yaşarlar. Türkiye’de yedi ilçede Laz vardır. Bunlar Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Borçka ve Kemalpaşa’dır. Bir kısmı da Sarp’tadır. Bölgenin en eski halkıdır. O bölgede Laz olmayanlar da var. Hemşinliler mesela Laz değildir. Lazca bilmezler. Rivayete göre Horasan’dan gelmiş, Osmanlı döneminde koruyucu asker olarak oraya yerleştirilmişlerdir. Tabii biz kendi tarihimizi iyi bilmediğimiz için onların tarihlerini bilmemiz de mümkün değil.”

Yazının sonlarına geldik…Eminiz bir kısmınız “Şimdide Lazlar mı çıktı başımıza” demeye başladınız. Şimdi sizin yüreğinize biraz soğuk su serpelim ve “Laz Enstitüsü” fikrine sıcak bakanların hemen hepsinin aşağı yukarı Adem Eryılmaz gibi düşündüğünü hatırlatalım: “Benim çocuklarım Lazca bilmez ama bilmesini isterim. Hatta yavaş yavaş öğretiyorum. Bir kültürdür çünkü, ölmesin. Evde mesela çocuklarımdan su isterken Lazca isterim. Öğretmeye çalışıyorum. Ama kesinlikle şovenist olarak değil. Bir Laz kesinlikle kendini Türk addeder. Bunun aksi mümkün değil. Ama bu bir kültür, düşünüş, yaşayış tarzıdır. Kaybolmaması, devam etmesi lazımdır”.

Aslında “Laz Enstitüsü” günümüz Türkiye’sinde ilk kez telaffuz edilmekle birlikte, Batı ve Gürcistan için yeni değil. Gürcistan’da akademik bir kimlikle ve devlet politikası olarak korunup yaşatılan Laz kültürü Almanya ve Fransa’da  üniversitelere bağlı bir enstitü bünyesinde inceleniyor. Bundan başka örneğin 1982’de Stutgart’ta bir grup Laz gencin girişimiyle “Parpali” (kelebek) adlı Lazca- Türkçe bir dergi yayımlanıyor ve bu girişim Laz alfabesi yazma çabasını doğuruyor.

Lazlar “enstitü” sözcüğünün çağrıştırdığı bütün olumsuzlukların farkında. O nedenle, her defasında tek hedeflerinin kültürlerini korumak olduğunu vurguluyorlar. Lazca’nın, adı geçen yedi ilçede yedi ayrı lehçeyle ve hemen hemen yalnızca yaşlı kadınların gündelik yaşamlarında yaşadığını düşündüklerinden  korkuyorlar; Lazca’nın da yeryüzünde tek bir kişinin bildiği Ubıhça’ya dönüşmesi ihtimali onları çok korkutuyor. Laz Enstitüsü’nü işte bu nedenle kurmak istiyorlar.

                                                          

 

Girişimin sözcüsü Avukat Ahmet Kırım


 

Avukat Ahmet Kırım: “Laz Burjuvazisi De Destekliyor”

Aktüel: “Enstitü fikri nasıl doğdu ve gelişti?”

Ahmet Kırım: “Şimdi bu kimlik temelinde bir oluşum. Buna enstitü de diyebilirsiniz, vakıf da. Adı önemli değil. Cumhuriyetin tek ulus, tek devlet ideolojisi ve bu çerçevede diğer azınlık milliyetleri asimile etme politikasının başarılı olamayacağı bugün ortaya çıkmıştır. Esasen dünyadaki uygulamaları da görüyoruz. Mikro milliyetçiliğin çok fazla revaçta olduğu veya mikro milliyetçi hareketlerin yoğun olarak mücadeleye dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Bunun bize yansıması elbette olacaktır. Esas olarak dünyadaki gelişmeler ve Anadolu’nun asli halklarından olan Kürtler’in çabaları bizde de kendi kimliğimizi geliştirme anlayışının yüzeye çıkmasına neden oldu. Esas neden bu.”

Aktüel: “Enstitünün amacı ne?”

Ahmet Kırım: “Biz, dil, kültür ve ulusal demokratik haklar diyebileceğimiz haklarımızı almak istiyoruz. Bunun dışında amacımız ayrışmak değil. Yine birlikte olmak. Ama kendi kimliğimizi muhafaza edip gönüllü birliği sağlayabilmek. Bizim amacımız bu.Onun haricinde başka bir amaç taşımıyoruz. TC devletinin tek ulus,tek devlet anlayışıyla yürümediği, en azından sağlıklı bir şekilde yürümediği görülüyor zaten. O bakımdan bu kafayı değiştirmek, beraberliğin de gönüllü olmasını sağlamak gerekiyor. Bize ve bizim gibi başka azınlık milliyetlere de kendi kimliklerini muhafaza edebilme olanağının sağlanması şarttır. Beraberlik ancak bundan sonra olabilir. Amacımız bu.”

Aktüel: “Bunun için ilk adım enstitü mü?”

Ahmet Kırım: “Evet. Koşullarda bir farklılaşma olmazsa enstitüyü Ekim ayında veya 1992 senesinin içinde kurmayı düşünüyoruz. Arkadaşlarla temaslarımız devam ediyor.”

Aktüel: “Girişim bir aydın hareketi mi?”

Ahmet Kırım: “Bu işe öncülük yapanlar okumuş yazmış insanlar gibi görünüyor ama, bunun sempatizanları içinde aydın olmayan veya o kapsamda alamayacağımız insanlar da var. Esnaf kesiminden de, Laz burjuvazisinden de insanlar var.”

Aktüel: “Onları ne tür faktörler böyle bir girişime itiyor? Şimdiye kadar böyle bir çaba yoktu çünkü.”

Ahmet Kırım: “ Şimdiye kadar yoktu ama bu insanlar eksikliğini hissediyordu. Konuştuğunuzda ben Lazım diyor, Laz gibi yaşıyordu. O açıdan değişen hiçbir şey yok. Lazistan’daki insanlar özel hayatlarında nasıl yaşıyorsa onlar da öyle yaşıyordu. Veya bir eğlenceye gittiğinizde, bizim milli çalgımız kemeçe değil tulumdur, birisi tulum çaldığında oradaki insanları tutamazsınız. Bu kendiliğinden gelir, horon tutar. Ne kadar asimile ederseniz edin, eninde sonunda Lazdır. Bu birinci etkendir. Diğeri Kürtler’in mücadelesinin doğrudan etkisi vardır. Üçüncüsü dünyadaki gelişmelerdir.”

Aktüel: “Yani Çayeliden öteye geçtiğimizde, sokaktaki insanda “ben kimim” sorusu mu hasıl oldu?”

Ahmet Kırım: “Hayır. Zaten böyle bir soru yoktu. Ben Lazım diyor ama onun gereğini yerine getirmiyordu.”

Aktüel: “Türkiye dışındaki Lazlar’da da benzer kıpırdanışlar var mı?”

Ahmet Kırım: “Var. Mesela Stutgart’ta bir hayli yoğun Laz nüfus var. Dörtbeş ay önce bir dernek kurdular. Hatta düzenli olarak Lazca bir gazete çıkartıyorlar. Onlarla diyaloglarımız sürüyor. Gürcistan’dakilerle gidip gelme şeklinde çok sıcak ilişkiler birkaç yıldır devam ediyor. Parçalanma olduğu için insanlarımızın bir bölümünün akrabası orada kalmış. Bu sıcak ilişkiler bir-iki yıldır bir hayli yoğun biçimde sürüyor.”

Aktüel: “Bugün “hakiki” Lazlar’ın yaşadığı bölgenin bir sınırını çizmenizi istesek…”

Ahmet Kırım: “TC devleti sınırları içinde Çayeli ile Pazar arasındaki Kemer deresinden başlayıp sınır kapısı Sarp’a, oradan da Abhazya’ya kadar devam eder.”

Aktüel: “Bu durumda, tanıdığımızdan farklı bir Laz tipi çıkmıyor mu ortaya?”

Ahmet Kırım: “Gerçekten de eskiden Laz denince sarışın, mavi/ çakır gözlü, kemer burunlu insanlar akla gelirdi. Ama şimdi süreç içinde beslenme değişti, doğa şartları değişti… Dolayısıyla Lazlar’ın fiziki özelliklerinde de bir takım değişiklikler oldu. Lazlar şimdi kumral, kahvarengi, çok az olarak mavi gözlü; burun yapısı kemerli olmamakla birlikte, çok mütenasip de olmayan insanlar. Ama eski tip Laz’ı arasanız da bulamazsınız.”

                                                           *

 

Laz Politikacı Gözüyle “Laz Enstitüsü”

 


 

Adnan Kahveci (ANAP Milletvekili): “Gerek Yok!”

“Lazlar ve Kürtler Türkiye’de azınlık değil birinci sınıf vatandaştır. Eğer, ikinci sınıf vatandaş ve azınlık olmayı istiyorlarsa, kursunlar. Bakın, bugün başta İstanbul olmak üzere, Türkiye’nin ekonomik yaşamını ve ticari ilişkilerini kontrol altında tutanların ağırlıklı bölümünü Lazlar’la Kürtler oluşturuyor. Bu bakımdan, Lazlar’ın, böyle bir talepte bulunmasını gerektiren herhangi bir neden bulunmamaktadır. Bu olsa olsa bir Laz şakasıdır ve öğleden sonra yapılmıştır.”

+



 

Şadan Tuzcu (ANAP Milletvekili): “Baba Ters Gelmiyor!”

“Kursunlar. Ne olacak ki? Zaten Türkiye’de Lazlar’ın sayısı da çok fazla değil. Bir kültür varlığı olarak Rize’nin bir bölümü ile Hopa arasındaki bir bölgede varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak, yaşlılar Lazca konuşuyor. Alfabeleri yok, yazılı kültürleri bulunmuyor. Bir kültürel zenginlik olarak böyle bir enstitünün kurulması bana ters gelmiyor. Laz kültürünü araştırırız, böylece kültürel zenginliğimizin boyutları gelişir.”

+



 

Süleyman Hatinoğlu (ANAP Milletvekili): “Laz Şakasıdır!”

“Ciddi değildir. Laz şakasıdır, öğleden sonra yapılmış bir Laz şakasıdır. Karadeniz insanı bu tür şeylerin peşinden koşmaz. Bizim kültürel yapımız bellidir. Bilinçli bir topluluğuz, böyle şeylerin peşinden koşmayız. Laz, Kürt’ün deniz görmüşüdür; kardeşidir.”

 +

 

 


Şadi Pehlivanoğlu (ANAP Milletvekili): “Üzerinde Durmaya Değmez!”

“Türkiye devletinin tarihinde, özellikle İstiklal Savaşı’ndan beri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türlk milletinin menfaatleri doğrultusunda canla başla mücadele edenler, başta Karadenizliler’dir. Bugüne kadar, hiçbir Karadenizli’nin devlete karşı bir hareket içinde olduğu görülmemiştir. Eğer, böyle bir enstitü kurmak isteyenler varsa, onlar Karadenizli değildir; Karadenizli iseler bile, Karadenizli olma özelliklerini yitirmiş kimselerdir. Bence, sözünü ettiğiniz bu girişimi ciddiye almak doğru değildir; üzerinde durmak da…”

 +


 

Mustafa Parlak ( ANAP Milletvekili,). “Bugün için Doğru Değil!”

“Bana böyle bir duyum ulaşmadı. Şimdi, bugün Türkiye’de bu tür gayretlerin arkasında hep bir maksat aranıyor. Bu aşamada böyle bir işe girişilmesinin de ardında böyle bir maksat aranır. Türkiye, çok kritik bir dönemden geçiyor. Eğer, normal bir dönemde olsaydık ve olay sadece kültürel araştırma esasını gütseydi, olabilirdi, normal karşılanabilirdi. Ama, bugün için normal değil, doğru karşılanmaz. Eğer, Türkiye demokrasiye tam olarak geçmiş olsa ve demokrasiyi hazmetmiş olsaydı, bunlar olabilirdi. Ama sorunlar ortada görüyorsunuz.”

+

Not: Başka partilerden Laz milletvekili olmadığı için yalnızca ANAP milletvekillerinin görüşlerine başvurulmuştur.”

+

(Kaynak: Haşim Akman: “Laz Enstitüsü Kuruluyor”, A Aktüel Dergisi, sayı 66, 8- 14 Ekim 1992; Haber- söyleşiyi yayına hazırlayan: Ali İhsan Aksamaz)

+







 (Önerilen okumalar: “Birlik Ve Beraberliğe En Çok İhtiyacımız Olduğu Dönemde Çatlak Bir Ses: Türk Değil Laz’ız!”, Bugün Gazetesi, 31 Ocak 1993;  “Laz Vakfı’na Büyük Öfke Yağdı: “Biz Karadenizliler Sapına Kadar Türküz!”, Bugün Gazetesi, 1 Şubat 1993; “Laz Vakfı’na Lanet!”, Bugün Gazetesi, 4 Şubat 1993; “Laz Vakfı Yüzünden Herkese Rezil Olduk!”, Bugün Gazetesi, 7 Şubat 1993)


+

Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın konuşma metni  (15 XII 1992, İstanbul- Bahçelievler “Alyans Düğün Salonu “):





aksamaz@gmail.com


https://sonhaber.ch/laz-aydinlarinin-girisimine-basindan-tepkiler/

 https://sonhaber.ch/hasim-akman-laz-enstitusu-kuruluyor/#more

 http://www.circassiancenter.com/tr/laz-enstitusu-kuruluyor/

 http://www.circassiancenter.com/tr/laz-kulturel-kimligini-yasatma-cabalari/


Ahmet Hulusi Kırım’ın yayınlanmış kitapları:

 

https://www.kitapyurdu.com/yazar/ahmet-hulusi-kirim/175609.html

 

https://sonhaber.ch/komplo-tarlalari/