22 Ağustos 2022 Pazartesi

“Ezberleri Bozmamız Gerekiyor!”/ “Varlar ama yoklar”

 

 

 


 

 

“Ezberleri Bozmamız Gerekiyor!”

 

 

(Ön açıklama: Bugünkü misafirim Yalçın Karadaş. Yalçın Karadaş, eski dostlarımdan biri. Ben, onu Kadıköy’deki Nart Yayınları’nda 1990’lı yılların ikinci yarısında tanıdım.  Alaşara, Kafkasya Yazıları, Sorun Polemik adlı periyodiklerde onun da, benim de makalelerim yayımlandı.  28. İstanbul TÜYAP Kitap Fuarında 31 Ekim 2009’da Sorun Yayınları tarafından düzenlenen “Diller- Halklar-Milliyetler Politikası”adlı panelde ikimiz de panelist idik.  Daha sonra Çeçen Lowzar grubu tarafından “Tarik Cemal Kutlu’yu Anma Panelinde” de panelist idik. Topkapi- Holiday İnn Oteli Konferans salonunda, , 22 Kasım 2009’da düzenlenmişti. 7 Haziran 2015 Seçimlerinde Yalçın Karadaş İstanbul 1. bölgeden, ben de 2. Bölgeden bağımsız aday idik. Kendisi bana destek oldu. Ben hasta ve komada olduğum zaman, beni ziyaret etmek için hastaneye gelmiş; sonradan haberim oldu. Daha sonra da, ziyaret etmek için evimize geldi. Böyle bir hukukumuz var. Yalçın Karadaş, Çerkes kökenli. Sağlam Çerkes aydınlarından bir tanesi. Yalçın Karadaş, bir aydın ve yayımlanmış kitapları var. Biliyorum, 4 yayımlanmış kitabı var. Yine biliyorum ki, sayısız kitabın yayımlanmasına da destek oldu. Sayısız kültürel çalışmaya destek verdi. Ben kendisiyle bir söyleşi yaptım. Bu da söyleşimizin metni.  Ali İhsan Aksamaz; 19. XII. 2018)

+

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; bize önce biyografinizden bahsedin. Nerede ve ne zaman doğdunuz? Hangi okullarda okudunuz? Mesleğiniz nedir? Evli misiniz, çocuklarınız var mı?

 

 

Yalçın Karadaş: Merhaba herkese, öncelikle Laz halkına!

Kayseri Uzunyayla “Küçük Çerkesya” diye de bilinir. Berbat bir iklimi vardır; ağaç bulmak bile mucizedir; Kafkasya topraklarına hiç benzemez. Ancak insanlar orada Çerkes dil ve kültürünü öylesine korurlar; öylesine severler ki orayı bu nedenle espriyle karışık “Küçük Çerkesya” diye anarlar.

Ben 1960 yılı kışında Kayseri Pınarbaşı ilçesinin-ki biz oraya AZEY deriz- Uzunyayla insanlarının BUĞURBAŞ dedikleri bölgede Büyük Kabaktepe köyünde dünyaya geldim; 8 kardeşin yedincisi olarak. Sekizini kardeşim avukat ve çok yetenekli bir müzisyen olan Hava Karadaş. Çerkes müziğini, genelde bize karşı resmi tarihin yarattığı olumsuz ön yargısı olan sol kamuoyuna ilk tanıtan insandır diyebiliriz.

1963 yılında ekonomik gerekçelerle pek çok köylü gibi İstanbul’a göç ettik; Kandilli’de bir eskimiş Rum evinde kiracı olduk. Daha sonra Anadoluhisarı’nda yaşadık. İlk ve ortaokulları buralarda okudum Lise’ye geçtiğimde Üsküdar’da idik. Ortaokulu ikincilikle bitirmeme rağmen beni Haydarpaşa ve Üsküdar Lisesine kayıt etmek istemediler. Tabii ki okul ikincisi olduğumu söyleme fırsatı bile vermediler. Daha sonra bir komiser akrabamız devreye girince Üsküdar Lisesi’ne kayıt oldum.

1977 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdim. Yarım dönem okuduktan sonra bir yıl boyunca üniversite kapalı kaldı bizim için;12 Eylül 1980 öncesi malum dönem nedeniyle. 1982 yılında okulu bitirdim ve bugüne kadar Mimar olarak hayatımı idame ettiriyorum.

1987 yılında Nilüfer Kanbolat ile evlendim. Göşenay ve Tijin isimli iki kızımız var.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; siz Çerkes kökenlisiniz. 1864’de Kafkasya’dan sürülen Çerkes ailelerinden birisinin çocuğusunuz. Doğru mu biliyorum?! Kaçıncı kuşaktan muhacirsiniz?

 

 


Yalçın Karadaş: Çerkesler Osmanlı’ya 21 Mayıs 1864’te sona eren, 300 yıldan fazla süren ama sanki savaş 1773-1864 arasında olmuş gibi geçiştirilen Kafkas-Rus savaşı sonucu Çarlık Rusya’sı tarafından sürgün edilmişlerdir. Osmanlılar da önemli bir tarım ve savaş kültürü olan bu halkları sevinçle kabul etmiştir. Tabii bu kabul etmenin diyeti de hala ödenmektedir.

Benim ailem ise o sürgünle gelen gruptan değil. Kafkasya’da kalmayı başarabilen az sayıda ailelerden idi. Ancak 1904-1905 Rus-Japon Savaşı sonucu biz de ailemizle Osmanlı’ya sürgün edildik. Önce Üsküdar’a gelen Babam K’EREF HATE’nin dedesi K’EREF DIQOE, daha sonra akrabalarının daha önce yerleştirildiği Uzunyayla’ya göçtüler.

Sözde Gönüllü Çerkes Birliği içinde komuta kademesinde yer alan büyük amcazademiz (WUNEQOŞ deriz akrabalarımıza)aslında devrimci bir öğretmen olan K’EREF ZALIMGERİ Japonları savaş sırasında tanıyıp, kültürel olarak kendilerine benzettikleri bu halka saygı duyup, onlarla Çerkes olarak savaşmayı reddedip, önemli bir savaşçı grubunu da ikna ederek Kafkasya’ya geri döndükten bir süre sonra idam edilmiş ve ailesi ile yakın silah arkadaşları da tekrar Osmanlı‘ya sürgün edilmişlerdir.

Bizim ailemiz de bu 1905 sürgünü ile gelen ailelerdendir; 1864’te gelenlerden değil.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Aileniz Kafkasyanın hangi bölgesinden Osmanlı toprağına gelmiş? İlk olarak nereye yerleşmişler? Şimdi Kafkasyada köyünüz var mı; varsa, adı nedir? Ailenizin eski soyadı nedir?

 

 

Yalçın Karadaş: Bir önceki sorunuzda çoğunu yanıtlamış oldum. Eksik kalanları tamamlayalım.

Bizim ailemiz Doğu ÇERKESYA olarak da adlandırılan KABARDEY bölgesindendir. O zamanlar Kabardey bölgesi Büyük Kabardey ve Küçük Kabardey, ya da CILAKHSTINEY (Hıristiyan) denen iki yönetimden oluşurdu. Bu yönetimde ANZOREY bölgesidir geldiğimiz yer; bugünkü Kuzey Osetya sınırından. Ailemiz K’EREF soyadını taşır, Karadaş Türkçü soyadı kanunu ile bize dayatılan ve hiç ilgimiz olmayan bir adlandırmadır.

Uzunyayla’da hiçbir aile Türkçe soyadları ile bilinmez. Hiçbir köy de öyle. Her köy Kafkasya’daki orijinal adıyla anılır ve her kişi bir Çerkesçe bir de zorunlu olarak aldıkları Türkçe ad ve soyadı taşır. Halk Türkçe olanlara itibar etmez. “Ben Büyük Kabaktepeli Rifat Karadaş’ın oğluyum”cümlesi geçerli ve bilinir değildir. Uzunyayla Çerkes camiasında geçerli olan, Türkçe söyleyecek olursam, ”Tambi Hable’li K’EREF HATE’nin oğluyum”cümlesidir.

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; yayımlanmış dört kitabınız var: “Çerkesleri Anlamak”, “Çerkes Kimliği”, “Yağma Ülkenin Mimarı” ve “100 Aykırı Soruda Türkiye’yi Anlamak”. Bu kitaplarınız ne zaman, nereden yayımlandı?

 

 

Yalçın Karadaş: Ben eskiden genellikle takım halinde bir şeyler üretmeyi tercih etmişimdir. Ancak bunu çok fazla gerçekleştirme şansınız olamıyor ülkemizde. Ben de bu tercihimi artık değiştirmiş durumdayım.

Yayınlanma sırası ile gidersek, yalnız başıma yazdığım ilk kitabım ÇERKES KİMLİĞİ Türkiye’nin Sorunları. Bu kitap Ali İhsan Aksamaz sizin aracılığınızla tanıştığım Sorun Yayınları’ndan 2009 Mart’ında çıktı ve bir haftada tükenerek ikinci baskısını yaptı. Bu baskısı da kısa sürede tükendi.

Aynı yayınevinden ikici kitabım, yine 2009 yılında Ekim ayında çıkan ve yine hemen tükenen 100 AYKIRI SORUDA TÜRKİYE’Yİ ANLAMAK. Her biri ayrı bir kitap konusu olabilecek yüz ezber bozan sorudan oluşan minik bir eleştiri kitabı idi.

Sonra 2010 Kasım ayında, Sorun yayınları yönetimi telif haklarımı ödemediği için yeni kitabım ÇERKESLERİ ANLAMAK Türkiye Rusya ve Kafkaslar İmleç Kitap tarafından yayınlandı. Çerkesleri bir masa etrafında toplayacağıma dair inancımı kaybedince, bari bir kitapla tartıştırayım düşüncesi ile ortaya çıktı. Gereken etkiyi tabii ki göstermedi. Bunun da baskısı tükendi ama diğer tüm yazı ve kitaplarda olduğu gibi ciddi şekilde yorumlayan yok desek yeridir.

Son olarak Mimarlık mesleği ve çirin mi çirkin İnşaat sektörünü öz yaşam öyküm üzerinden anlatmaya çalıştığım YAĞMA ÜLKENİN MİMARI İbretlik Bir İnşaat Serüveni Belge Yayıncılık tarafından yayınlandı. Aynı şeyler oldu. Az farkla, özellikle kadın okuyucularımdan çok sevindirici eleştiriler ve övgüler aldım. Mimarlar da Çerkesler gibi tepki gösterdiler: Yok saydılar çoğunlukla. İnsanlar kendilerini anlatanları, ama yanlışlarını da özellikle gösterenleri sevmezler!

 

Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, Hayri Ersoy ile birlikte , “Abhazya’da Yaşam” adlı kitabın tercümanısınız. Bu tür başka yayımlanmış kitaplarda tuzunuz var mı?

 

Yalçın Karadaş: 1990 yılında başta değerli araştırmacı thamademiz Ali ÇUREY olmak üzere Erdoğan Yılmaz (Hajbevıqoe), Murat Özden (Habraçu), Çeçen Sait (Merjoy), Hayri Ersoy (Kutarba) ve adlarını şu an anımsayamadığım diğer idealist, özverili Çerkes arkadaşımızla kurduğumuz NART YAYINCILIK ‘ın ilk kitabı ABHAZYA’DA YAŞAM VE KÜLTÜR, Abhazyalı akademisyen Yura G. Argun’un 1976 yılında yazdığı bir araştırma idi. On yılı aşkın zamandan beri artık anavatanı Abhazya’da yaşayan, burada kıymeti asla bilinmemiş, kendisine bir kez bile teşekkür edilmemiş Hayri ERSOY(KUTARBA) Abaza diline gerçekten hakim ve çok kültürlü bir arkadaşımdır. Ben de çeviri eğitimi aldığım için çevirileri beraber yapardık. Bu Mart 1990’da yayınladığımız ilk kitabımız oldu.

Daha sonra yine 1990 yılında Mayıs ayında ikinci kitabımızı çıkarttık Hayri KUTARBA ile. Tevfik ESENÇ thamademize ithaf ettiğimiz, Bagrat ŞINKUBA’nın SON UBIH adlı eseri. Kitabı çevirmemiş de biz yazmışız gibi bazı büyüklerimiz bizi nerdeyse linç edecekti.

Ekim 1990’da üçüncü kitabımız değerli araştırmacı büyüğümüz Sefer E. BERZEG’İN  TÜRKİYE KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇERKES GÖÇMENLERİ 2 adlı eseri oldu.

1993 yılında İstanbul Kafkas Kültür Derneği duvar gazetesi ekibi SAVSIRIQO olarak BASINDA ÇERKESLER 1 adlı gazete, dergi derlemelerimizin oluşturduğu bir eser daha piyasaya çıkarttık.

Kitapların yazımı, dizaynı, redaksiyonu, kapağı, bitince matbaa peşinde koşması, dağıtımı, üç kağıtçı kitap satıcılarından paramızın tahsili vb. aklınıza gelen her tür işi biz yaptığımız halde başımıza gelenler anlatılır gibi değil.

Bütün bunların dışında sayısını hatırlayamadığım kadar çok yazım farklı gazete ve dergilerde yayınlandı. Bir kısmını dosyalamışım iyi ki.

Ayrıca aklıma ilk gelen diğer çalışmalarım şöyle:

-          METİS ÇEVİRİ 1990 Kış sayısında DIŞEK’ Elmas Eşsiz ile Çerkesçe’den Öyküler

-          1999-2000 yıllarında KAFKASYA YAZILARI’nda Çeçenya ve Deprem yazılarım

-          YAPI dergisi, 2007 yılı 312 sayıda BİLİRKİŞİLER NEYİ BİLİRLER? Başlıklı yazım

-          SORUN POLEMİK mayıs 2009 sayısında Yalancı Tanıklar Kahvesi mi, Yalancı Devrimcilerin Lümpen Hikayesi mi? başlıklı kitap eleştirim

-          KAFKASYA GERÇEĞİ dergisinde çıkan çeşitli yazılarım

-          ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2011 sayısında ÇERKEZ EDEBİYATI başlığı altında yayınlanan, Yaşar Kemal’in  DENİZ KÜSTÜ romanına ait SELİM BALIKÇI başlıklı kitap eleştirim

-          Yine aynı sayıda rahatsızlığı nedeniyle yazısını yazamayan saygıdeğer Thamademiz YİSMEYL Özdemir Özbay’ın yolladığı dokümanla onun adına yazdığım NARTLAR- ÇERKEZ HALK DESTANLARI adlı çalışmam.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; 7 Haziran Seçimlerinde İstanbul 1. Bölgeden bağımsız milletvekili adayı idiniz. Nasıl pozitif anılarınız oldu? Bize söyleyebilir misiniz?

 

 

Yalçın Karadaş: İlk günlerde her şey gayet iyi idi. Beni deneme amaçlı 2. Bölgeden aday olarak tüm diğer adaylarla birlikte ankete sokan gençlerin desteği ve sonrasında o anketi birinci sırada bitirmem gurur verici idi. Pozitif anılarımın en önemlisi Çerkes olmayan bir sınıf arkadaşımın oğlunun beni destekler eylem ve söylemleri ile, daha önce kendisine KafFed genel kurulunda rakip olduğum Vacit Kadıoğlu’nun başlattığı manevi ve ekonomik destek çalışması oldu.

Adaylık sürecimin bir devresinden sonra ise pozitif değil, daha çok negatif anılarım oldu. Hep yanımda olan değerli arkadaşlarım, Enver Sağlam ve Avukat Nusret Alsan İle birlikte yaptığımız çalışmalar ve kamuoyu yoklamaları sonucu; 1. Bölgeden daha önce adaylığını açıklamış olan ÇDP adayının toplumumuzca kabul görmemesi, siyaseten yetersiz bulunması; ancak Çerkes nüfusun çok fazla olduğu bu bölgede oyların bu adayla toparlanmasının mümkün görünmemesi; ilaveten o adayın yanında görünen bazı kişilerin toplum tarafından güvenilmez oluşları ve en önemlisi yine onu destekleyen bazı küfürbaz provokatörlerin oluşturduğu ortam vb. başka nedenlerle adaylığımı 1. Bölgeden yaptıktan sonra işler tamamen değişti.

ÇDP’den siz değerli Ali İhsan Aksamaz kardeşim, ÇDP tarafından 2. Bölge adayı olarak gösterilmenize, benim de aynı bölgede yarışa ve anketlere girmeme hiç ses çıkartmayan parti yetkilileri ve kışkırtıcı güruh yalan, iftira, küfür ve aklınıza gelebilecek her çapsız yol ile saldırıya başladılar.

Bu durum ÇDP’nin Çerkes adaylarının seçim sonucunda, tam da benim kendilerini defalarca uyardığım gibi yüzlerle ifade edilen oylar almalarına, bana Çerkes halkı tarafından verilecek net desteklerin çok azalmasına; rakiplerimin sebep oldukları çirkin ortam nedeniyle, ciddi destek alabileceğim kesimlerin bana dahi destek vermekten çekinmelerine neden oldu. Tam da kendilerini uyardığım gibi bir sonuç çıktı: 1. ve 3. Bölge adaylarının oylarının toplamı benim aldığım 1841 oyun yanına bile yaklaşamadı. 2. Bölgede benim de özellikle destek verdiğim siz Laz kardeşim ise oldukça iyi bir oy aldınız.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Siz de biliyorsunuz, TRT, 7/24 Kürtçe yayın yapıyor. Ancak Çerkesce, Abhazca, Lazca yayın yapmıyor. Bu anti-demokratik bir hal. Ben ırkçı değilim ancak Kürtçe yayın olunca; Abhazca yayın da olsun, Lazca yayın da olsun, Çerkesce yayın da olsun. Bu demokratik bir anlayış. Siz ne düşünüyorsunuz?  Ne yapalım da, TRT, Çerkesce, Lazca ve Abhazca da yayın yapsın?

 

 

Yalçın Karadaş: Maalesef bu ülkede Kürt hareketi ülkenin demokratikleşmesi çağrıları yapmadan önce, ülkenin “iki asli unsur” ve “diğerleri”nden oluşan bir yapıya dönüşmesini istiyordu. Bu konuda yıllar önce “Kürtler Türkler ve Diğerleri” başlığı ile Özgür Gündem gazetesinin ikinci sayfasında koca bir yazı yayınlanmış, biz de bunu eleştirmiş idik.          Onlara göre Kürt ve Türk dışındaki halklar formülasyonda önemsenmeyen, haddini bilmesi gereken diğerleridir. Bugün çok mu değişti bu durum? Hayır maalesef; bence sadece söylem değişti!

Radyo-TV yayınlarının diğer dillerde yapılmamasının nedeni bu halkların artık asimile olduklarını ve talepleri olmadığını düşünen devlet ve sözde demokrat kamuoyu ile, bunlara güçlü ve örgütlü ortak ses çıkartmayan diğerleri kategorisindeki halkların kurum, aydın ve halklarıdır.

Bu talebin küçük ve radikal üç beş kişi tarafından dile getirildiği, çoktan Türkleşmiş diğerleri kategorisine atılan halklarının ise öyle bir talebi olmadığı algısı hakimdir.

Bu algının yok edilmesi için başta Kafkas kökenli Çerkes, Laz, Gürcü vb. halklar olmak üzere, Türk olmayan ve yok sayılan diğer halkların entelektüel ve kurumlarının ortak çalışmasına ihtiyaç vardır. Geçmiş yıllarda bunun denemelerini yaptık, ancak bildiğiniz gibi Gürcü devletinin asimilasyoncu sakat politikalarına destekten çekinmeyen samimiyetsiz Gürcü entelektüelleri bize hep zaman kaybettirdiler.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, Kafkasya ile yakın ilişkileriniz var. Oradaki Çerkeslerin kendi okulları var mı? Çerkesce  gazete-radyo-televizyonları var mı?

 

Yalçın Karadaş: Putin ile birlikte federatif devlet olma özelliğini her geçen gün yitirmesine rağmen, Sovyet kazanımları olarak Rusya Federasyonuna bağlı devletlerimizde kendi okullarımız, Çerkesçe radyo-TV’larımız sınırlı ve yetersiz olsa da var. Bağımsızlığı tanınan Abhazya ve Güney Osetya ise devlet olmanın tüm gereklerine sahipler, eksiklerini hızla tamamlıyorlar. Ancak yakın zamanda Putin yönetiminin çıkarttığı ve onaylanan Anadil Yasası geçmiş kazanımları yok edebilecek ve Rusya’nın çok etnikli federatif yapısını, yanlışlığı kanıtlanmış tekçi Ulus-devlete dönüştürecek çok tehlikeli bir durum ortaya çıkarttı. Bu Rusya’nın dağılmasına kadar gidebilecek bir ırkçı yaklaşım ve bizim tarafımızdan normal karşılanması bile düşünülemez.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Kafkasya, Çerkesya sizin Anavatanınız, ancak Türkiye de sizin ikinci vatanınız. Türkiye Çerkesleri’nin nüfusu, Çerkesya Çerkesleri’nin nüfusundan fazla; öyle biliyorum. Biliyoruz ki, Türkiyede Çerkesçe ölüyor. Anadili ölünce, kimlik de ölür. Biliyorum, Kafkasyanın Çerkesleri doğru-dürüst Çerkesçe biliyorlar. Su gibi anadillerini konuşuyorlar; öyle biliyorum. Şöyle söyleyeyim; Türkiye Çerkeslerinin nüfusu çok, Kafkasya Çerkeslerinin nüfusu az, ancak Çerkesce Türkiyede ölüyor. Bu durumun gerçek sebebi nedir? Bu birinci sorum. İkinci sorum da var. Türkiyedeki Çerkes Aydınları el-ele vererek  anadillerini geliştirmek için çalışmıyorlar. Ancak durmadan birbirleriyle polemik yapıyorlar. Bu durumun gerçek sebebi nedir?

 

 

Yalçın Karadaş: Kısaca belirteyim, dillerimizim ölmesinin ana ve gerçek sebebi, birilerinin sürekli ifade ettikleri gibi, evde çocuklarımızla anadilimizle konuşmamamız değil, tek etnikli, tek dilli, tek dinli, ırkçı Türkçü ulus devletin açık asimilasyoncu politikalarıdır. Hepimizin ortak devleti olmasına karşın, utanmazca diğer dilleri öldürmek için devletimiz tüm gücünü kullandı.

AKP iktidarını sağlamlaştırmak için yaptığı yeni bazı kanunlar ile seçme anadil eğitimi mümkün hale geldi. Ancak Çerkesler hızla şehirleşmiş ve toplu olarak bir arada oturmayan bir kimliktir. Okullarda seçme anadil sınıfı oluşturmada belirli öğrenci sayısı şartı bizim bu konudaki taleplerimizin karşılanmasını önlüyor.

Çerkes aydınların gelince, Çerkesler çok sayıda STK’ya sahip ancak devletlerin keskin manipülasyonu altında gerçek örgütlenmeyi başaramamış bir toplum. Oluşturulan ve hala içinde yaşadığımız görünmeyen, ancak uyulmadığında ağır şekilde uymayanı cezalandıran Türklük Sözleşmesi sayesinde hem aydın yetiştirmek çok zor, hem de halkının bu aydını anlaması çok çok zor.

12 Eylül öncesi zamanlardan siyasi kimlikleri olan insanların karşı gördükleri siyasi yapıları taşıyan insanlarla bugün diyalog kurması da imkansız gibi bir şey. Çok az sayıda önyargısız ve çalışkan aydın ortaya çıkıyor ancak statüko taraftarları ve Türklük Sözleşmesini içselleştirmiş kişi, kurum ve yapılar bu insan ve yapılara destek olmak bir yana, engelliyor, karalıyor, hiç birini yapamazsa yok sayıyorlar. Sanal alem de, cephe arkasından ateş etmeye bayılanlarla, provokatör ve küfürbazlarla dolu olunca geldiğimiz durum ortada:

 Çok örgüt az iş; az aydın yok iş!

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; siz de biliyorsunuz, kimlik siyasî konulardan, ancak çoğunlukla da kültürel ve dilsel konulardan. İnsanın dili ölünce kimliği de ölür. Yalnızca Çerkes tavuğu yemek ile, Çerkes Halk dansları ve Çerkes adetleriyle Çerkes Kimliği yaşayamaz. Çoğu kişi, “Çerkesim, fakat Çerkesce bilmiyorum,”diyor. Yemek, halk dansları ve adetler önemli, fakat Çerkes Dilinin yaşaması-yaşatılması en önemlisi. Devlet, asimilasyoncu politikalarını bıraktı. Anadillerinin ölümünden devletin eski asimilasyoncu politikaları sorumlu. Fakat günümüzde durum değişti. Eski engeller kalmadı. Size sormak istiyorum, Çerkes Aydınları niçin el ele vererek bir Çerkesce radyo kurmaya istekli değiller?

 

Yalçın Karadaş: Bir önceki sorunuzu yanıtlarken yeterince anlattığımı sanıyorum. Ancak eğer biz bu ülkenin eşit sahiplerinden isek, ki şüphesiz öyleyiz, devletin bizim gibi kimliklere elinden gelen desteği vermesi gerek. Ama öyle bir niyet yok. Bizim halkımızın gayrı Müslim varlıklarını kendilerine sermaye yapmış hırsız, ahlaksız zenginleri de yok ki, parayı bastırıp okullarımızı açabilelim. Akaretler’deki eski Çerkes Numune Mektebini satın alıp, tekrar örnek bir Çerkes okulu haline getirmemizi sağlayacak, hırsız zenginlerimiz yok. Aydınlar yüz yüze ortak kararlara imza atarlar ise, kendi öz güçleri ile bu halklar ellerinden geleni yaparlar. Benim yaşamımda en önemli amaçlarımdan biridir bu: Bir gün mutlaka gerçekleştireceğimizi düşünüyorum!

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Kişi önce kendisine sahip olacak; öyle biliyorum. Sonra da başkalarına destek olacak; bunu da biliyorum. Bazı Çerkes Aydınları birbirlerine destek olmuyorlar, fakat Kürt Partisine destek oluyorlar. Kürt Partisinin, Çerkes Aydınlarına ihtiyacı var mı? Niçin kimi Çerkes Aydınları Çerkesceye değil de Kürt Partisine destek veriyorlar? Bu şekilde Laz, Gürcü, Abkhaz Aydınları da var. Kürtlerin Partisi, “Yaşasın Halkların Kardeşliği!” dedi ve diyor da. Ancak şimdiye kadar Kürt Partisinden Çerkes, Abkhaz  ve Laz milletvekileri çıkmadı. Neler düşünüyorsunuz?

 

Yalçın Karadaş: Ben HDP ve daha önceki Kürt partilerinin samimi olduklarına inanmıyorum. Bu fikrimin bazı arkadaşlarım tarafından beğenilmediğini biliyorum. Ama bu düşüncemi tüm seçim zamanlarında doğruluyorlar. Oportünist ve pragmatist bir partidir HDP. Ancak kötünün iyisi ve alternatif olmadığı için ben de HDP’ye oy veriyorum. Kime vereceğim; kendi halkına sırtını dönmüş, yetersiz insanları ahbap çavuş ilişkileri ile partili yapmış, daha seçilme ihtimali yokken büyüklenmeye ve halkına tepeden bakmaya başlamış; provokasyon, küfür ve iftiralarla ortaya dökülmüş üç beş densizi susturamayan, hatalarından, başarısızlıklarından hiç ders almamış ve tüm yenilginin suçunu bana ve kurumlarımıza atan, Ç harfini joker olarak kullanan çapı düşük bir partiye mi!?

Gerçekten eşitlikçi, demokrat ve halkları hiyerarşik sıraya koymayan, Türklük Sözleşmesi’ni yırtıp atmış bir siyasi harekete ihtiyacı var Çerkeslerin, Lazların; Kürtlerin; Türklerin ve tüm Türkiye farklı kimliklerinin.

Kimlik, ırk ve etnisite temelli partiler bu ülkeyi ancak bugün bulunduğumuz noktadan çok daha aşağı çekerler.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Ben yine biliyorum ki, kimi Çerkes Aydınları Türkiye Çerkeslerinin kültürel hakları için değil de, Rusya Federasyonu Çerkeslerinin durumu üzerinden politika yapıyorlar. Bu onların çelişkisi değil mi? Bu tür Aydınların çoğu ne Çerkesce ne Rusça biliyorlar, ancak yine de bu konularda konuşuyorlar- yazıyorlar ve burada da bir şey yapmıyorlar. Kişide anadili olmayınca, anadilini yaşatma çabası olmayınca, böyle bir kişinin Rusya Federasyonu halkı için siyasî söylemleri etkili olur mu? Bu tür düşüncelere ilişkin siz ne düşünüyorsunuz?

 

 

Yalçın Karadaş: Çerkes aydınları dil bilseler de bilmeseler de Kafkasya’daki Çerkesler’in sorunlarıyla ilgilenirler; ilgilenmeleri de gerekir. Bu bana göre Çerkes aydını olmanın gereklerinden birisidir. Elbette kendi diline hakim bir aydın çok daha donanımlı, güven verici ve diyalog yollarını açıcı olabilir. Ancak ülkenin şartları gereği dilini öğrenememiş bir aydın, gerçek aydın değildir söylemi de yanlıştır.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Günümüzde 20. yüzyılın resmi ideolojileri ile ne devletler ne de Çerkes Aydınları yaşayabilir. Ancak Çerkesce Türkiyede ölüyor. Siz Çerkescenin Türkiyede yaşaması için bizlere somut projeler önerebilir misiniz?

 

 

Yalçın Karadaş: Türkiye halklarının ve onların aydınlarının ortak projeler geliştirmeleri ve tüm farklı halkları önemsemeleri durumunda bir gelişme yaşanabilir. Öncelikle diller ve farklı kültürler için hayatta kalmanın yolu ülkenin gerçekten eşit ve demokratik bir ülke olmasıdır. Bunun için öncelikle farklılıkların kazanım olduğunun anlaşılması ve halkların hiyerarşik bir sıraya konduğu bu günkü anlayışın sona ermesi gerekiyor.

Bu ülkede halklar birbirlerini tanımıyorlar. Aydınlar çoğunlukla ezberci ve çoğu Türkleştiren ve tekleştiren resmi ideolojinin etkisinden kurtulma çabası göstermiyor. Bize çok fazla yük düşüyor bu durumda. Önce kendi halkımıza sonra diğerlerine kendimizi anlatmak zorundayız. Her yolla. Çerkescenin ve tüm inkar edilen dillerin yaşaması için, bu adımlardan sonra devletin mutlaka konuyu ele alması ve bakanlıklar düzeyince bu dillerin yaşatılması için kurslar, okullar açarak desteklemesi gerekir. Kendi kendimiz bu işi beceremeyiz. Devlet radyo ve TV’lar ile tüm basın yayın yolu ile bu işi ciddiye almak zorunda. Tabii bu devlet sadece Türk etniğinin değil, hepimizin devleti ise. Bu konuda ben apaçık yalan ve inkar devleti görüyorum hala.

Ülkenin huzurlu ve demokratik bir ülke olmasının yolu eşitlikten ve karşılıklı saygıdan geçer. Sizi yok sayan bir yapıda nasıl sağlanabilir böyle bir şey. Öncelikle ezberleri bozacak çalışmalar yapmak gerekiyor. Kimliğimizin diğer tüm farklı kimlikler ile bir arada yaşamasının gerekli ve zorunlu olduğunu her yolla anlatmalıyız.

 

 

Ali İhsan Aksamaz: İsraildeki İki Çerkes Köyünde Çerkesce yaşıyor. Bu önemli deneyim üzerilerine neler söyleyebilirsiniz?

 

Yalçın Karadaş: İsrail devletini aklı başında insanlar yönetiyor belli ki. İki Çerkes köyü tüm etnik, dilsel ve kimlik haklarını elde etmiş durumda. Türkiye ise bu konuda en çok Çerkesin olduğu ve haklarının hukuklarının alenen en çok çiğnendiği ülke.

İsrail Çerkesler’e yaptığı ile ne kadar pozitif geri dönüş alıyor ise, Türkiye tam tersine negatif geri dönüş alıyor ve böyle bir ülkenin huzurla ayakta kalması artık olanak dışı. Yapılanlar karşılıksız kalmaz. Yarın dünya nasıl değişir ve ülkeler içlerindeki farklı kimliklere yaptıklarının karşılığını nasıl alır, yaşarsak göreceğiz.

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; Çerkes Aydınlarının siyasî işlerden çok fazla anadillerini yaşatmaya ihtiyaçları var; böyle düşünüyorum. Bu tür faaliyetler hem Türkiyede Çerkes dilini yaşatacak, hem Türkiye Rusya Federasyonu dostluğuna destek sağlayacak, hem de bugüne kadar Çerkesler adına yapılan yararsız işleri bitirecek. Ben böyle düşünüyorum. Siz neler söylemek istersiniz?

 

Yalçın Karadaş: Ali İhsan Bey, ben hem siyasi, hem kültürel hem de sizin de öncelikle belirttiğiniz gibi anadili ile ilgili çalışmaları her tür engellemeye karşın yükseltmek gerektiği düşüncesindeyim. İnsanlar uzmanlaşmalı ve her uzman iyi bildiği yerden halkına hizmet etmeli.

 

Ali İhsan Aksamaz: Yalçın Bey; başka sorum yok. Sizin söylemek istedikleriniz varsa, lütfen söyleyin. Allah, sizi her zaman korusun ve çoluk-çocuğunuz ile sevindirsin!

 

Yalçın Karadaş: Çok yakın zamanlara kadar Lazlar’ın kendileri ve diğer Kafkasyalı halklar, özellikle biz Çerkesler akraba olduğumuzun farkında bile değildik. Artık gerçekleri biliyoruz. Biz tüm Anadolu halklarıyla, ancak öncelikle ve özellikle Lazlar ve Gürcüler ile diğer halkların dayanışmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Birlikte projeler geliştirebilmeli ve hak arayışlarında, haksızlıklara tepkide yan yana omuz omuza olmalıyız. Bu her halk için yaşamsaldır artık.

Lazlar’ın bu toprakların kadim halkı olduğunu en yakınınızdaki insanlar dahi hala bilmiyorlar. Laz dilinin olduğunu bilmiyorlar. Tüm Karadeniz’in Laz olmadığını ve Lazlar’ın Türk olmadığını bilmiyorlar, işiniz çok zor. İşimiz çok zor. Bu zorlukları dayanışma ile aşmak zorundayız.

Bu vesile ile benimle röportaj yapma nezaketini gösterdiğiniz için size teşekkür edip, kardeş Laz halkına sevgi, selam ve saygılarımı iletiyorum.

+



 

 

“Ezberepe ok̆oxu domaç̆irnan!”

 

 

 

(Goʒ̆otkvala: Andğaneri musafiri/ sumari çkimi ren Yalçin K̆aradaşi. Yalçin K̆aradaşi ren çkimi mcveşi manebrapeşen arteri. Ma emu viçinop (1990-oni) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit̆oni ʒ̆anapeşi majura gverdişen doni. Ma emu viçini Gamamçkumala Nartis, noğa Kadikoyis. Uk̆ule Çkin juri p̆anelist̆i vort̆it Gamamçkumala Soruni şk̆elen ʒ̆opxineri “Nenape- Xalk̆epe-Milliyeturi P̆roblemi” coxoni P̆anelis, (28.) eçi do maovrani Noğa İst̆anbolişi TUYAP Ketabişi Fuaris, (31) eçi do vit̆o ar Guma (2009) eçi oşi do çxoro ʒ̆anas. Uk̆ule çkin juri xolo p̆anelist̆i vort̆it Çeçenuri Lowzari şk̆elen ʒ̆opxineri “Çeçeni Tarik Cemal Kutluşi” molaşinuşi p̆anelis, Top̆k̆ap̆i- Holiday İnn Hotelişi K̆onferansişi Saloni, Noğa İst̆anbulis, (22) eçi do jur  ʒ̆ilva (2009)  eçi oşi do çxoro ʒ̆anas.  Yalçin K̆aradaşişi do çkimi noç̆arepe gamiçkvinu artneri jurnalepes; Jurnali Alaşara, Jurnali K̆afk̆asyaşi Noç̆arepe do Jurnali Soruni P̆olemik̆i coxoni p̆eriyodik̆urepes. (7) şkvit Mbuloba (2015)  eçi oşi do vit̆o xut  ʒ̆anaşi goşoʒxunas, Yalçin K̆aradaşi, noğa İst̆anbolişi (1.) maartani noʒ̆ileşen, mati (2.), majurani noʒ̆ileşen namzeti/ k̆andidat̆i vort̆it. Edo man mxuci komomçu emuk. Ma žabuni, k̆omas vort̆i, emindros oxžabuneşa moxteren mok̆itxişa; uk̆ule kovogni. Uk̆ule oxori çkimişa komoxtu mok̆itxaşa. Amk̆ata huk̆uk̆i komiğunan çkin. Yalçin K̆aradaşis kuğun Çerkesuli diʒxiri. Emu ren k̆ap̆et̆i Çerkesi gamantanerepen arteri. Yalçin K̆aradaşi ren gamantaneri do gamiçkvineri ketabepeti kuğun. Ma komiçkin, emus kuğun (4) otxo gamiçkvineri ketabi. Ma xolo komiçkin, emuk xe meçu uk̆oreʒxu ketabişi gamoçkus. Uk̆oreʒxu k̆ult̆uruli noxvenes numxvacu Yalçin K̆aradaşik. Ma muşi k̆ala ar int̆erviu dop̆i. Aya ren int̆erviu çkinişi noç̆are. Ali İhsan Aksamazi. 6. XII. 2018)

 

+

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; tkvan maarta tkvani biyografişen molamişit. So do mundes yeçkindit? Namu nʒ̆opulapes igurit? Mu mesleği giğunan? Çileri reti, berepe giqonunani?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Tkvan iris selami goğodapt, iptineroti Lazi Xalk̆is selami mevumçinapt!

Noğa K̆ayserişi “Uzunyayla”, “Ç̆it̆a Çerkesya” yado içkinen.  Uzunyaylas kuğun dido p̆at̆i ik̆limi/ k̆limati; caşi ožiramuti ren didi mucize;  Ekoni dixa, Uzunyaylaşi dixa çkar va nungaps K̆afk̆asyaşi dixas. Mara ekonuri k̆oçepek ekoni Çerkesuli nena do K̆ult̆uris dido qoropan do şinaxupan do çumernan. Edo xumrobatenti “Ç̆it̆a Çerkesya” yado şinapan.

Ma Vit̆on çxoro oşi do sume neçi (1960) ʒ̆anaşi qinoras yepçkindi noğa K̆ayserişi Pinarbaşis; çkin Azeyi vuʒ̆umert. Uzunyaylurepek Buğurbaşi uʒ̆umernan aya t̆erit̆oryas.  Ma, aya t̆erit̆oryaşi oput̆e Didi K̆abaktepes dovibadi. Ocağişi (8) ovro bereşen (7.) maşkvitani vore ma. Ocağişi (8.) maovrani bere ren da çkimi Hava K̆aradaşi. Hava K̆aradaşi ren avok̆at̆i do dido xemaxvencobaloni muzisyeni. Turkiyeşi K̆vazalist̆uri lamtinalaşi gamantanerepe renan didopeten resmuri/ ofiʒialuri ideolojişi gzas. İptinero da çkimi Hava K̆aradaşik gamognapu çkini musik̆i amk̆ata ugagnaponi gamantaneperes. Amk̆ata beciti miti ren, aşo matkvenan.

Çkin dovibargit noğa İst̆anbolis (1963)vit̆on çxoro oşi do sume neçi do sumi ʒ̆anas, ek̆onomiuri sebebepeten, dido oput̆ari steri. Çkin kiraten dovibargit ar Urumişi mcveşi oxoris, semti/ raioni Kandillis. Uk̆uleti raioni Anadoluhisaris dopskidit. Ma doviguri geç̆k̆apuroni do Oşkende nʒ̆opula ekoni raionepes. Liseşi oras, çkin noğa Usk̆udaris vort̆it.  Oşkende nʒ̆opulaşen didi gecginobaten, majuranobaten kogamapti nati, varti Haydarpaşa Lises do varti Uskudarişi Lises memoç̆ares. Oşkenda nʒ̆opulaşen majuranobaten gecgineri kogamapteret̆i, Moro mu, aya otkvaluşi fursat̆iti va momçeret̆es.  Ar manžagere komiqunut̆es, p̆olisişi k̆omiseri rt̆u. Uk̆ule emuk memivelu do aşoten meviç̆ari Uskudarişi Lisesis.

(1977) vit̆on çxoro oşi do sume neçi do vit̆o şkvit ʒ̆ana rt̆u, ma İT̆U-şi Mimarobaşi Fak̆ult̆et̆işa kamapti, ogurus kogevoç̆k̆i.

 

Çkin dovigurit gverdi semest̆res fak̆ult̆etis. Uk̆ule universit̆et̆i genk̆ileri doskidu ar ʒ̆anas; (12) vit̆o jur St̆aroşina vit̆on çxoro oşi do otxo neçi (1980) ʒ̆anaş ʒ̆oxleni anarşuri ambarepeşi guri şeni; tkvanti aya giçkinan. (1982) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do jur ʒ̆ana rt̆u, ma voçodini nʒ̆opula, gecgineri mimari gamapti. Andğaşati mimarobaşen mogaperi paraten pskidur ma.

Ma doviçili Nilufer K̆anbolati Xanumi k̆ala (1987) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do şkvit ʒ̆anas. Çkin komiqounan jur k̆ulani bere. Aris coxons Goşenayi do majuras coxons Tijini.

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; Tkvan giğunan Çerkesuli diʒxiri. (1864) vit̆on ovro oşi do sume neçi do otxo ʒ̆anas, K̆afk̆asiyaşen uçvuten get̆k̆oçineri Çerkesi ocağapeşen arterişi bere ret. Mtini miçkini? Nak̆otxani diʒxirişen muhaciri ret?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: (300) sum oşi ʒ̆anaşen umosi ginže oras noqoneri K̆afk̆asyurupe do emindroneri Rusuli armiapeşi Lima şk̆ule, Çerkesyaşen Çerkesepe uçvuten geit̆k̆oçines Rusuli İmp̆eriaşi Çari şk̆elen Osmanlişi dixaşa. Aya Lima diçodu (21) eçi do ar Pukrik̆a (1864) vit̆o ovro oşi do sume neçi do otxo ʒ̆anas mara, aya lima (1773-şen 1864-şa) vit̆o şkvit oşi do sume neçi do vit̆o sum ʒ̆anaşen vit̆o ovro oşi do sume neçi do otxo ʒ̆anaşa xveneri steri molaşinapan do oxoʒ̆onapan namtinepek. Çerkesepes kuğutes dido xampa xaçka do ok̆ok̆idinuşi k̆ult̆uri do emuşeniti Osmanlişi p̆alamç̆inalek xelinaperi entepes dolvakitu.  Moro, aya oğodobaşi diyet̆i niçinen andğaneri ndğasti.

 

Çkimi ocaği va ren get̆k̆oçineri emindros. K̆afk̆asyas gecginobaten doskideri ar-jur ocağişen arteri ren çkini ocaği. Mara (1904-1905) vit̆on çxoro oşi do otxo- vit̆on çxoro oşi do xut ʒ̆anaşi Rusul-Jap̆onuri Lima şk̆uleni oras, çkini ocağiti uçvuten geit̆k̆oçinu K̆afk̆asyaşen do emindros emindroneri Osmanlişi dixas dovibargeret̆it.

 

 

İpti baba çkimişi p̆ap̆u komexteren dibargeren emindroneri noğa Uskudaris. Baba çkimis coxons K̆erefi Hate. P̆ap̆u muşis coxons K̆erefi Diqoe. ʒ̆oxleşen diʒxirimşinepe mutepeşi rt̆es dobargeri Uzunyaylas, emuşeniti entepekti dibarges ekonaşis.

 

(Çkin diʒxirimşines “wuneqoşi” vuʒ̆umert.) Mtini giʒ̆vat, didi emicezade çkimi K̆erefi Zalimgeri rt̆u magektale mamgurapale. Rusyaşi İmp̆eria do Jap̆onyaşi İmp̆eriaşi şkas xveneri limaşi oras, emindroneri Rusuli armia şk̆elen Çerkesepeşen ar malimuri divizia iʒ̆opxinu.  Aya divizias coxont̆u (nenaten) Guramşari Çerkesepeşi divizia. K̆erefi Zalimgerik numxvacu aya divizias, k̆arta k̆omut̆aşi k̆ademes. Çkineburepes Jap̆onepeşen ambari çkar va uğut̆es. K̆erefi içinu Jap̆onepe aya limaşi ora. Edo emuk kožiru k̆ult̆uruli mengapinoba Çerkesepe do Jap̆onepeşi şkas. Aşoten moivaru Jap̆onepeşa medgineri ok̆ok̆idinu. Aya guramşari diviziaşi didopekti iceru K̆erefi Zalimgerişi emk̆ata cumaluri notkvames do K̆afk̆asyaşa goiktu. Mk̆ule ora şk̆ule, K̆erefi Zalimgeri goʒ̆ik̆idinu emindroneri Rusyaşi oktala şk̆elen. Ocaği do silaxarkadeşepe muşi içvinu xolo Osmanlişi dixa.

 

Çkini ocaği ren K̆afk̆asyaşen get̆k̆oçineri ocağapeşen (1905) vit̆on çxoro oşi do xut ʒ̆anas, (1864) vit̆o ovro oşi do sume neçi do otxo ʒ̆anas var.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: K̆afk̆asiyaşi namu noʒ̆ileşen moxtimeri ren tkvani ocaği? Namu gzaten moxterenan Osmanlişi dixaşa? Maarta so ibargerenan? Aʒ̆i, oput̆e giğunani K̆afkasyas; giğunan na, mu coxons? Diʒxirimşinepe tkvanişi mcveşi gvari mu ren?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Ar ʒ̆oxleni k̆itxalas didopeten nena gegiktirit. Dork̆inerepesti nena gegiktirat do voçodinat. Çkini ocaği ren K̆abardeyuli t̆erit̆oriaşen; Yulya Çerkesya coxotenti içkinen.

Emindroneri K̆abardeyuli t̆erit̆oria ʒ̆opxut̆u Didi K̆abardeyi do Ç̆it̆a K̆abardeyi, varna Cilaxstineyi (Krist̆iani) coxoni jur oktalaşen.  Çkin get̆k̆oçineri voret aya oktalaşi Anzoreyi coxoni t̆erit̆oriaşen; andğaneri Olande Osetişi onžğonişen. Çkini ocağis coxons K̆erefi. K̆aradaşi ren mebažgeri çkini ocağişa Turkist̆uri gvarişi k̆anoniten; aya gvari ren unonç̆ele çkinda. Çkar ocaği va içkinen aya Turkuli gvarapeten Uzunyaylas. Çkar oput̆eti va içkinen aya Turkuli coxopeten Uzunyaylas; entepeti eşo. K̆arta oput̆e içkinen K̆afk̆asiaşen mextimeri coxoten. K̆arta k̆oçisti ar Çerkesuli coxo-gvari, arti mebažgeri Turkuli coxo-gvari kuğun t̆erit̆orias, Uzunyaylas. Amk̆ata Turkuli coxo-gvarepe va renan itibaroni ekonuri çkineburi xalk̆işi şkas. Noʒ̆ireni mekçat;  “Ma vore Didi K̆abak̆t̆epuri Rifat̆i K̆aradaşişi skiri” ptkvaşi, aya va oxoiʒ̆onen do va içkinen ekonaşis. Aʒ̆i ma aya Çerkesulo ptkva; “Ma vore Tambi Hablenuri K̆eref Hateşi skiri”;  aya oxoiʒ̆onen do içkinen Uzunyaylas, ekonuri xalk̆işi şkas.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; tkvan giğunan (4) otxo gamiçkvineri ketabi: “Çerkesepe Oxoʒ̆onu”, “Çerkesuli Minoba”, “Umanceli Dobadonaşi Mimarepe” do “Turkiye Oxoʒ̆onu Medgineri Oşi K̆itxalaten”. Mundes do solen gamiçkvinu aya ketabepe tkvani?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Dido oraşen doni, didopeten ar speroşa meçkineri ar-jur seriuli noçalişe artot oxvenu mek̆amilapt̆u guris ma, amk̆ata simada komiğut̆u, mara amk̆ata dulyapeşi oxvenuşi şansi va aqven k̆oçis dobadona çkinis. Emuşeniti ma mevaşkvi eya simada.

 

Ketabepe çkimişi gamaçkvalaşi k̆rolonolojiten molagişinatşi, Coxo çkimiten gamiçkvineri maartani ketabi çkimi ren Çerkesuli Minoba- Turkiyeşi P̆roblemepe. Ali İhsan Aksamazişi vasitaten, ma viçini Gamamçkvala Soruni k̆ala.  Edo Çerkesuli Minoba Turkiyeşi P̆roblemepe coxoni ketabi çkimi gamiçkvinu Gamamçkvala Sorunişen. Aya rt̆u (2009) eçi vitoşi do çxoro ʒ̆anaşi Mirk̆anis. Didi bedineroba ren, ketabi çkimişi maartani t̆iraji diçodu arşvacis, ar dolonişi doloxe.  Manişa ketabişi majurani t̆irajiti gamiçkvinu. Ketabi çkimişi aya t̆irajiti arşvacis gamiçinu do diçodu.

Gamamçkvala Sorunişen gamiçkvineri majurani ketabi çkimi ren Turkiye Oxoʒ̆onu Medgineri Oşi K̆itxalaten. Aya ketabi çkimiti gamiçkvinu eçi vitoşi do çxoro ʒ̆anaşi Gumas. Aya ketabi çkimişi t̆irajiti xolo arşvacis gamiçinu do diçodu. Mtini giʒ̆vat, aya k̆arta k̆itxalaşen tito ketabi iqven. Aya medgineri oşi k̆itxalaşen ʒ̆opxineri oşi k̆irit̆ik̆aşi buk̆leti iqven. Aya noçalişe çkimik ok̆oxvups mcveşi-ağani ezberepe. Uk̆ule (2010)eçi oşi do vit ʒ̆anaşi ʒ̆ilvas, Gamamçkvala Sorunişi oktalak telifuri hak̆k̆epe çkimi va momçu, emuşeniti ağani ketabi çkimi, Çerkesepe Oxoʒ̆onu- Turkiye Rusya do K̆afk̆asepe coxoni ketabi çkimi gamiçkvinu Gamamçkvala İmleç-Kitap işk̆elen. Çerkesepe k̆ala xe-ok̆ok̆limeri oteşkiluşi cera gomindinuşi,   uk̆ule ar ketabiten, Çerkesepe artimajuras ok̆oçinapuşi simada maqu. Mara aya ketabiti va iqu gecgineri Çerkesepeşi artobas. Aya ketabişi, Çerkesepe Oxoʒ̆onu- Turkiye Rusya do K̆afk̆asepe coxoni ketabişi t̆irajiti arşvacis gamiçinu. 

 

 

 

Mara majura noç̆are do ketabepe çkimi steri, aya ketabi çkimiti ciddiro va inç̆elinu çkar miti şk̆elen; ma aşo ptkvaşi, xilafi va iqven.

 

Çodinuro; Umanceli Dobadonaşi Mimari – İbreturi İnşaat̆işi Seruveni coxoni ketabi çkimi gamiçkvinu Gamamçkvala Belge şk̆elen. Aya ketabi çkimiti va inç̆elinu ciddiro. Mara oxorca mak̆itxalepe çkimik dido oxeloni k̆rit̆ik̆ape do omʒkupe komoʒ̆ires. Edo aya ren pukironi ambari ti-çkimi şeni.  Mimarepekti, Çerkesepeşi steri reaksiyoni moğodes: Didopeten va žires çkimi noç̆arepe. Tkvan k̆oçepeşi ambarepe oxoʒ̆onapatşi, didopetenti entepeşi xilafepe onʒ̆uranatşi; k̆oçepek va k̆qoropan; mati eşo va mqoropes.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Miçkin, “Skidala Apxazetis” coxoni ketabişi tercumani ret Hayri Ersoyi Begi k̆ala artot. Amk̆ata çkva ketabepeşi gamaçkvinus cumu giğunani?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: (1990) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit ʒ̆ana rt̆u; iptinero, doxmeli magoşogore t̆amade çkini Ali Çureyi, Erdoğan Yilmazi (Hajbeviqoe), Murat Ozdeni (Habraçu), Çeçeni Sait (Merjoyi), Hayri Ersoyi (Kutarba) do majura idealist̆i do fedakyari Çerkesi manebrape k̆ala artot gebdgit Gamamçkvala Narti. Çkin İptinero gamaviğit Skidala do K̆ult̆uri Apxazetis coxoni ketabi. Aya ketabi rt̆u Apxazeturi ak̆ademik̆osi Yura G. Argunişi goşogoraşi noxvene, gamiçkvineri (1976) vit̆o nçxoro oşi do sume neçi do vit̆o anşi ʒ̆anas, Apxazetis. 

 

Vit ʒ̆anaşen dido ora ren, Hayri Ersoyi Kutarba açkva skidun dobadona muşi Apxazetis. Akonuri çkineburepes p̆ot̆e va açkines muşi k̆imet̆i. Mitik şukuriti p̆ot̆e va uʒ̆u emus. Hayri Ersoy Kutarba ren çkimi dido k̆ult̆uroni manebra; emus k̆aixeşa uçkin Abazuri nena. Mati tercumeşi dersepe doviguri, emuşeniti Hayri Ersoy Kutarba k̆ala artot vikipt̆i tercumepe. Çkin gamaviğit maartani ketabi çkini (1990) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit ʒ̆anaşi Mirk̆anis. Skidala do K̆ult̆uri Apxazetis coxoni ketabi rt̆u maartani ketabi çkini.

Uk̆ule xolo Hayri Ersoy Kutarba k̆ala artot, çkin gamaviğit, majurani ketabi çkini (1990) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit ʒ̆anaşi Pukrik̆as. Aya rt̆u Bagrat Şink̆ubaşi Çodinuri Vubuxi coxoni ketabi. Aya ketabi rt̆u meçkineri T̆amade çkini Tevfik Esençişa. Aya ketabi rt̆u tercume, mara mitam çkini noç̆are, eşo kožires do namtini didilepek linçuri zmona-gagnapa komoʒ̆ires.

Çkin gamaviğit masumani ketabi çkini (1990) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit ʒ̆anaşi Gumas. Aya rt̆u doxmeli magoşogore didi çkini Sefer E. Berzegişi noxvene:  Çerkesi Mohacirepe Turkiyeşi Oxoşkvaşi Limas- 2.

 

 

Aya rt̆u (1993) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit̆o sum ʒ̆anas. Noğa İst̆anbolişi K̆afk̆as K̆ult̆uruli Derneğis kuğut̆u ar k̆idaşi gazeta. Çkinti Savsiriqo coxoni grubi vort̆it aya derneğişi doloxe. Gazeta do jurnalepeşen nok̆orobe çkineburi ambarepeten, çkin ar ketabi p̆ʒ̆opxit do gamaviğit. Ketabis coxons Çerkesepe Turkuli P̆resas.

Ketabepeşi oç̆aru, dizayni, redaksiyoni, ketabişi motva diçodaşi; matbaaşi dulyape şeni obodu; ketabepeşi ambarepeşi ognapu do goşobğu; dubarace maketabepeşen para çkinişi ok̆orobu, mteli, çkin p̆it mara,  tişa mupe momixtes, amk̆ata ambarepe nenaten va itkven, oç̆aruten va iç̆aren. 

Amtepeşi gale, amk̆ata ambarepe çkini gamiçkvinu uk̆oreʒxu çkvadoçkva gazeta do jurnalepes. Opşa k̆ai ren, amk̆ata amberepeşi namtinepe doloç̆areli ren arşivi çkimisti.

Edoxolo ma iptinero eşo gomaşinen majura noxvenepe çkimi:

+ Dişek̆i, Çerkesuli nenaşen P̆aramitepe; Elmas Eşsizi k̆ala artot. Aya p̆aramitepe gamiçkvinu Jurnali Metis Çevirişi (1990) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit ʒ̆anaşi Qinoraşi k̆oroʒxas.

+ Çeçenya do Dixaşk̆ank̆ala coxoni noç̆arepe çkimi. Aya noç̆arepe çkimi gamiçkvinu Jurnali Kafkasya Yazilaris (“K̆afk̆ayaşi Noç̆arepes”) (1999-şen 2000-şa) vit̆on çxoro oşi do otxo neçi do vit̆o çxoro ʒ̆anaşen jur vit̆oşi ʒ̆anaşa.

+ Maxk̆emeşi Çkinerk̆oçepes Mu uçkinan? coxoni noç̆are çkimi. Aya noç̆are çkimi gamiçkvinu Jurnali Yapişi, (2007) jur vit̆oşi do şkvit  ʒ̆anaşi (312.) sum oşi do vit̆o majurani k̆oroʒxas.

+ Mʒudela Şaxidepeşi K̆axvexanai, Mʒudela Magektalepeşi lump̆enuri P̆aramitii? coxoni noç̆are çkimi. Aya noç̆are çkimi ren ketabişi k̆rit̆ik̆a do gamiçkvinu Jurnali Sorun P̆olemik̆işi (2009) jur vit̆oşi do çxoro ʒ̆anaşi Pukrik̆aşi k̆oroʒxas.

+ Jurnali Kafkasya Gerçeğis (“K̆afk̆asyaşi Mʒxades”) gamiçkvineri çkvadoçkva noç̆arepe çkimi.

+ Yaşar Kemalişi Mzoğaşi Dolomarʒoba coxoni romanişi jin Selim Balikçi coxoni ketabişi k̆rit̆ik̆a çkimi gamiçkvinu Çerkesuli Mç̆araloba coxoni burmes,   Jurnali Roman Kahramanlarişi (Romanişi Guramapeşi”) (2011) eçi oşi do vit̆o ar ʒ̆anaşi Guma- Xristanaşi k̆oroʒxas. 

+ Xolo artneri jurnalişi artneri k̆oroʒxas gamiçkvineri Nartepe- Çerkesuli Xalk̆uri Destanepe coxoni noç̆are çkimi.  Xarmeloba muşi sebebiten, doxmeli T̆amade çkini Yismeyli Ozdemir Ozbayis va aç̆aret̆u. Emuk momincğonu dok̆umanepe muşi do ma p̆ç̆areret̆i Nartepe- Çerkesuli Xalk̆uri Destanepe coxoni noç̆are.

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; Tkvanti k̆andidat̆i rt̆it mebusoba şeni Noğa İst̆anbolişi (1.) maartani noʒ̆ileşen 7 Mbuloba 2015 ʒ̆anaşi goşoʒxunas. Muç̆oşi p̆ozit̆iuri gonoşinepe giğunan; gatkvenani çkinda?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: İptineri ndğalepes; k̆arta şeyi rt̆u epto k̆ai. Noğa İst̆anbolişi majurani noʒ̆ileşen, majura mtel namzetepe/k̆andidat̆epe k̆ala artot  çkimi namzetobaşi/ k̆andidat̆obaşi oʒadu şeni ar ank̆et̆i iʒ̆opxinu ağanmordalepe şk̆elen.   Am ağanmordalepeşi omxvacuten eya ank̆et̆işen maartano gamapti. Aya rt̆u didi ti-moʒ̆onoba çkimi şeni. Jur p̆ozit̆iuri gonoşinepe çkimişen molagişinat. Ar sinif-manebra komiqonut̆u, Çerkesi va rt̆u. Am manebra çkimişi skirik mxuci komomçu hemi noxvenepe muşiten hemiti notkvamepe muşiten. Vacit Kadioğli rt̆u rak̆ibi çkimi Kaf-fedişi geneluri didok̆oxtalas mara, emuk geoç̆k̆apu şuriuri do finansuri mxucişi k̆ampania çkimi şeni.

K̆andidat̆oba çkimi şk̆uleni orapes, didopeten p̆ozit̆iuri vardo, negat̆iuri gonoşinepe maqu, komiğun. Qoropeli manebrape çkimi Enver Sağlami do Avok̆at̆i Nusret Alsani rt̆es p̆anda çkimi k̆ala. Entepe k̆ala artot xalk̆işsimadaşi goşogorape do majura noçalişepe dop̆it çkin. Aya goşogorape do majura noçalişepeşen çkin komovogit namtini çodinape.

ʒ̆oxleşen, ÇDP̆-şi k̆andidat̆ik gamognaperet̆u muşi k̆andidat̆oba noğa İst̆anbolişi (1.) maartani noʒ̆ileşen. Am k̆andidat̆i va ik̆abulinu çkineburi lamtinala şk̆elen; p̆olit̆ik̆uroti udobağine rt̆u. Noğa İst̆anbolişi namtini semtepes Çerkesepeşi maxoroba opşa ren mara, am k̆andidat̆is entepeşi reyepe/ xonarepe ok̆orobuşi şansi va uğut̆u eya goşoʒxunas; eşo ižiret̆u. Aya ambarepeşi gale, namtini k̆oçepek em k̆andidat̆is numxvacupt̆es; eşo ižiret̆es. Am k̆oçepeti va renan oceroni çkineburi lamtinalaşi doloxe.  Namtini makufure- p̆rovak̆at̆orepekti emus numxvacupt̆es. Amk̆ata k̆oçepeşi xali do amusteri majura sebebepeten k̆andidat̆oba çkimi, noğa İst̆anbolişi  (1.) maartani noʒ̆ileşen vognapi do uk̆ule k̆artaşeyi iktu.

 

Ma iptinero gamavognaperet̆i k̆andidat̆oba çkimi noğa İst̆anbolişi (2.) majurani noʒ̆ileşen. ÇDP̆-şen Ali İhsan Aksamazi cuma çkimiti k̆andidat̆i rt̆u noğa İst̆anbolişi (2.) majurani noʒ̆ileşen, artneri noʒ̆ileşen. ÇDP̆-şi ti-mçxupeşen çkar mitik va meçu reak̆siyoni noğa İst̆anbolişi (2.) majurani noʒ̆ileşen ank̆et̆epe do k̆andidat̆oba çkimişa. ÇDP̆-şi ti-mçxupeşen çkar mitik nena va eşiğu emindros. Ma, k̆andidat̆oba çkimi noğa İst̆anbolişi (1.) martani noʒ̆ileşen gamavognapişi,  ÇDP̆-şi ti-mçxupek do majura p̆rovak̆at̆orepek mʒudiş mok̆idu, gek̆itxu do majura ugnose gzalepeten çkimda nank̆ap̆us kogeoç̆k̆es.

 

Entepeşi amk̆ata ugnose noçalişepeşi guri şeniti,  ÇDP̆-şi Çerkesi k̆andidat̆epes ar-jur oşi reyi/ xonari niçinu goşoʒxunas do mutu var. Goşoʒxunaşen ʒ̆oxleni orapes, ma goşoʒxuna şk̆uleni muxtemeluri xali mutepeşişen entepes ambarepe komepç̆eret̆i mara, entepek quci va momçes. Ma hak̆oni gamapti do Çerkesi xalk̆ik ÇDP̆-şi Çerkesi k̆andidat̆epes dobağine mxuci va meçu, xalk̆işi omxvacuşi maxoroba imʒikanu. Rak̆ibepe çkimişi aya p̆at̆i oğodobapeşi guri şeni, ma k̆aixeşa komiçkin, çkimi ciddiuri k̆elenerepekti doşkurdes do mxuci va momçes. Goşoʒxunaşen ʒ̆oxleni notkvamepe çkimi, goşoʒxuna şk̆ule mtini kogamaxtu. Goşoʒxuna şk̆ule, (1841) vit̆oşi do ovro oşi do jure neçi do ar reyi/xonari maqu noğa İst̆anbolişi (1.) maartani noʒ̆ileşen.  Noğa İst̆anbolişi (1.) maartani do (3.) masumani noʒ̆ilepeşen ÇDP̆-şi jur Çerkesi k̆andidat̆is aqu umosi mʒika xonari çkimi xonarişen. Noğa İst̆anbolişi (2.) majurani noʒ̆ileşen Lazi k̆andidat̆i Ali İhsan Aksamazi cuma çkimis oçkinuten mxuci komepçi do emus aqu epto k̆ai xonari.

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Tkvanti, giçkinan; TRT̆-k 7/24 Kurduli nenaten ç̆andinaps? Mara Çerkesuli nenaten, Abxazuri nenaten, Lazuri nenaten va ç̆andinaps TRT̆-k. Aya ren ant̆i-demok̆rat̆iuli xali. Ma razist̆i va vore, mara Kurduli nenaten ç̆andina iqvasşi; Abxazuri nenatenti ç̆andina iqvas, Lazuri nenatenti ç̆andina iqvas, Çerkesuli nenatenti ç̆andina iqvas. Aya ren demok̆rat̆iuli gagnapa. Tkvan mu isimadept? Mu p̆at do TRT̆-k Çerkesuli, Lazuri do Abxazuri nenapetenti ç̆andinape qvas.

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Gurişmeç̆voni ren, dobadonaşi demok̆rat̆ik̆obaşi coxinape muşişen ʒ̆oxleni orapes, Kurduli Oxonk̆anak gorupt̆u dobadonaşi “jur asluri unsuri” do “majurapeşen” yeçkindineri ar k̆idala. Dido ʒ̆anape ʒ̆oxle, Kurdepeşi gazeta Ozgur Gundemişi majurani but̆k̆as ar ginže noç̆are gamiçkvineret̆u. “Kurdepe, Turkepe do Majurepe” coxoni rt̆u aya noç̆are. Entepeşi nositen, Kurdepe do Turkepeşi met̆a  majura xalk̆epe rt̆es ubecitoni do haddepe mutepeşi oçkinuşi rt̆es. Andğaneri ndğas, entepeşi aya zmona do gagnapa iktui? Var, gurişmeç̆voni ren; çkimi toliten, xvala metkvale iktu!

 

Andğaneri ndğas, majura nananenapeten radio-T̆V-şi ç̆andinape va ren Turkiyes. Aya gurişmeç̆voni xalişi mesuli ar vardo, ar-jur ren Turkiyes. “Am xalk̆epe asimilasyoni oğoderi renan do nananenape mutepeşiten çandinape va gorupan. Emuşeniti nena va eşimernan” yado simadeps oxenʒalek do nenaten demok̆rat̆i xalk̆işsimadak. İpti amtepe renan mesuli. Majura mesulepeti ren çkineburi derneğepe, gamantanerepe do xalk̆epe. Çkineburepek k̆ap̆et̆aşa do xe-ok̆ok̆limeri nena va eşimernan do emuşeni.

Majura nananenapeten radio-T̆V-şi ç̆andina, açkva Turki oqopineri xalk̆epeşi vardo,  radik̆aluri sum-xut k̆oçişi ok̆vandu ren yado işinen oxenʒale do nenaten demok̆rat̆i xalk̆işsimada şk̆elen. Amk̆ata zmona do gagnapa ren gont̆aleri Turkiyes.

Amk̆ata zmona do gagnapaşi mek̆arbinu unon. Amk̆ata zmona do gagnapaşa artot nodgitu domaç̆irnan. İptinero K̆afk̆asuri cinconi Çerkesi, Lazi, Gurci do majura movareli xalk̆apeşi gamantanerepe do derneğepeşi xe-ok̆ok̆limeri artot mucadele oxvenu domaç̆irnan.

 

ʒ̆oxleni ʒ̆anapes, amk̆ata xvameri gzalepe ʒadit çkin; mara, na içkinen steri, akonuri mğirinosoni Gurci gamantanerepek numxvaces Gurculi oxenʒaleşi asimilasyonist̆uri ğula p̆olit̆ik̆apes do p̆anda ora gomindines cumalobaşi gzas.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Ma miçkin, tkvan K̆afk̆asya k̆alati k̆ap̆et̆i k̆ont̆akt̆epe giğunan. Ekonuri Çerkesepes Çerkesuli nʒ̆opulape uğunani? Çerkesuli gazeta-radio-t̆elevizyoni uğunani?

 

Yalçin K̆aradaşi: P̆ut̆inişi xeʒalaten dğaşen dğaşa, oxenʒales federalizmişi gagnapa gundunun. Mara Sovyeturi xeʒalaşen genomskide gcinaten, Rusyaşi Federasyonişa mek̆ireli oxen3aleepe çkinis kuğun çkineburi nʒ̆opulape, Çerkesuli radio-T̆V-pe; onžğoneri do ubağine ren, mara koren. Nananenaten nʒ̆opula, radio-T̆V-şi ç̆andinape komiğunan.   Majura oxenʒalepeş k̆elen çineri Apxazeti do Omjore Oseti ren oxenʒale oqopimuşi gzas renan; dork̆inoba mutepeşiti manişa onʒ̆uranupan; eşo komepşven. Mara, P̆ut̆inişi oktalaşi ağani nananenaşi k̆anonik mek̆arbasunon Sovyeturi xeʒalaşen genomskide gcina. Xolo aya k̆anonik mek̆arbasunon Rusyaşi dido-etnik̆oni federaluri k̆idala. Edo aya ağani k̆anonik gza meçaps monoist̆uri millet-oxenʒaleşa. Aya gza ren ʒaderi do opşa oşkurnoni. Aya ren razist̆oba do asteri oğodobapesti gza naçenan Rusyaşi Federayonişi goşobğinuşa; ma eşo visimadep. Moro, Rusyaşi Federayonişi goşobğinu va ren normali do eya çkar va momʒ̆ondunan.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: K̆afk̆asya, Çerkesya ren tkvani nanadixa mara, Turkiyeti ren tkvani majura dobadona. Turkiyeşi Çerkesepeşi maxoroba, K̆afk̆asyaşi Çerkesepeşi maxorobaşen çkva dido ren; eşo miçkin. Çkin miçkinan, Çerkesuli nena ğurun Turkiyes. Nananena ğuraşi, minobati ğurun. Miçkin, K̆afk̆asyas, ekonuri Çerkesepes çkva k̆apet̆i Çerkesuli nananena kuğunan do ʒ̆k̆ari steri ğarğalapan nananena mutepeşi. Eşo giʒ̆vat; Turkiyeşi Çerkesepeşi maxoroba ren dido, K̆afk̆asyaşi Çerkesepeşi maxoroba ren ç̆it̆a mara, Çerkesuli nena ğurun Turkiyes, K̆afk̆asyas skidun. Aya xalişi mtini sebebi mu ren? Aya ren maartani k̆itxala çkimi. Majuraniti komiğun. Turkiyeşi Çerkesi gamantanerepek xe-ok̆ok̆limeri va içalişepan nananena mutepeşi opikiru-oşenu şeni mara, artikarti k̆ala udodginu p̆olemik̆epe ikipan. Aya xalişi mtini sebebi mu ren?

 

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Mk̆ulo molagişinat. “Nana-babapek va ğarğalapan nananena mutepeşi berepe mutepeşi k̆ala oxorisya; emuşeniti nananenape tkvani ğurunan,”-ya tkumernan namtinepek. Aya va ren nananenaşi ğuraşi mtini sebebi. Dulya eşo va ren.  Nananenape çkini ğurun. Mara aya ğuraşi mtini sebebi ren ar-etnik̆oni, ar-nenoni, ar dinoni, razist̆i, Turkist̆uri millet-oxenʒaleşi asimilasyonist̆uri p̆olit̆ik̆ape.  Aya ren çkini oşkaruli oxenʒale mara; oxenʒale çkinik ixmaru mteli menceli muşi nananenape çkini oncğoroni suverepeten oğirunu şeni.

Xeʒala muşi ok̆ap̆et̆anu şeni AKP̆-k kogamiğu ağani namtini k̆ult̆uruli k̆anonepe. Edo aya k̆anonepeşi hukmitenti, nananenaşi gamantana iqu menoʒxune dersi oxenʒaleşi nʒ̆opulapes.   Mara Çerkesepe renan noğuri do goşobğeri skidunan noğapes; amk̆ata minoba uğunan andğaneri ndğas.  Menoʒxune nananenaşi dersişi sinifepeşi gonʒ̆k̆imus unon mamgurepeşi meçkineri muk̆onoba. Aya meçkineri muk̆onoba va aqven Çerkesepes, Çerkesepe goşobğeri skidunan noğapes do emuşeni. Aya meçkineri mamgurepeşi muk̆onoba ren didi endoli çkini ok̆vanduşa.

Çerkesi gamantanerepeşa komoptat aʒ̆iti; Çerkesepes kuğunan uk̆oreʒxu derneğepe. Mara oxenʒalepeşi k̆ap̆et̆i manip̆ulasyoniten, mç̆ipaşaşi organize-xvaneri va ren çkini lamtinala. Çkin pskidurt ʒ̆oxleşen xveneri Turkobaşi Akt̆işi Landeten. Aya akt̆i va oxoiʒ̆onen, va ižiren, mara muşi onžğonepes ti va gendrikaşi, manişa monk̆a cezape mekçaps.

Turkobaşi Akt̆işi landeten, gamantanerepeşi onʒ̆opulu ren dido meç̆ireli. Xalk̆isti va oxvaʒ̆onen am gamantanerepe; ayati dido dido meç̆ireli.

 

Çkineburi namtini gamantanerepes kuğunan p̆olit̆ik̆uri minoba. Aya minoba ren (12) vit̆ojur St̆aroşinaşen ʒ̆oxleni orapeşen genomskide. Am çkineburi gamantanarepes va açalişenan majura gamantanerepe k̆ala artot andğaneri ndğas. Entepeşi şkas diyalogi va ren mumkuni; eşo ižiren, entepek artikarti gzamşine cumalepe va şinapan do emuşeni.

 

Çkin dido gamantaneri komiqounan mara, didopeten ʒ̆oxlenhukmoni do bunduri renan. Am gamantanerepeşi doloxe, ʒ̆oxlenuhukmoni do dulyamxvenu gamantanarepeşi maxoroba ren ç̆iç̆it̆a; aya miçkit̆an. Am gamantanerepek şurdoguriten içalişepan.  Mara st̆at̆uk̆oşi k̆elenerepek do Turkobaşi Akt̆işi guroni k̆elenerepek; ginon k̆oçepek, ginon derneğepek, am ʒ̆oxlenuhukmoni do dulyamxvenu gamantanarepes va numxvacupan; entepes gza va meçapan, entepes k̆abaeti nuk̆idapan; varna entepeşi renoba va žiropan.

İnt̆ernet̆iş kianaşi p̆rovak̆at̆orepe do makufurepeşi maxoroba ren dido. Am k̆oçepes dido moʒ̆ondunan k̆ap̆ulaşen geçamu. Edo amk̆ata bunduri k̆oçepes va moʒ̆ondunan front̆işen geçamu. Amk̆ata oğodopaşi çodinati eşo ren: Bunduri k̆oçi do derneğepeşi noçalişe ren ç̆it̆a noxvene; ar-jur dulyamxvenu gamantanerişi noçalişe ren dido noxvene!

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; tkvanti giçkinan, minoba ren p̆olit̆ikuri temapeşen mara, didopetenti k̆ult̆uruli do lingvist̆uri tema ren.  Nananena ğuraşi, minobati ğurun. Xvala Çerkesuli kotumeşi oç̆k̆omaleten, Çerkesuli dansepeten, Çerkesuli adetepeten Çerkesuli minobas va askedinen. Dido k̆oçik, “Ma Çerkesi vore, mara Çerkesuli nena va miçkin,”-ya tkumers. Oç̆k̆omale, dansi, adetepeti dido beciti ren mara, nananenaşi oskidu-oskedinu ren irişen beciti. Aʒ̆i oxenʒalek asimilasyonist̆uri mcveşi p̆olit̆ik̆ape naşku. Nananenapeşi ğuraşen oxenʒaleşi asimilasyonist̆uri mcveşi p̆olit̆ik̆ape rt̆u mesuli mara, andğaneri ndğas dulya iktiru; mcveşi endolepe va doskidu. Ma tkvan gk̆itxat minon, Çerkesi gamantanerepek muşeni xe-ok̆ok̆limeri oçalişuten ar Çerkesuli Radioşi gedguşa toli va uğunan?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: ʒ̆oxleni k̆itxalas dobağine nena gegiktirit; eşo domaʒ̆onen. Mara, egere çkin aya dobadonaşi oşkaruli mancepeşen voret na; eşo voret, ma eşo visimadep; xes muxteps k̆onari, oxenʒale ren omxvacuşi çkineburi minobapes. Amk̆ata niyeti varen; eşo ižiren.

Dido ʒ̆anape ʒ̆oxle, mamxire do uexlak̆oni namtini k̆oçepek xe gedveret̆es gayrimuslimepeşi para-malis do aşoten sermaye qveret̆es ti-mutepeşi şeni. Çkin xalk̆is amk̆ata xampape va uqonun. Emuşeniti çkin va gemadgenan nʒ̆opulape berepe çkini şeni, emk̆ata paraşi mance va voret do emuşeni. Andğaneri ndğas, çkin xolo va yemaç̆openan mcveşi Çerkesuli Numunuri Mektebişi bina Ak̆aretleris; eya xolo noʒ̆ireni nʒ̆opula oʒ̆opxuşi finansuri menceli va miğunan, çkin va miqounan emk̆ata maxire xampape do emuşeni! 

Gamantanerepes xe-ok̆ok̆limeri axvenenan k̆arta pukironi k̆ult̆uruli dulya; mara xe-ok̆ok̆limeri. Aya ren irişen beciti noğirape çkimişen arti skidalas: Dğa momixtasunonan do mutlak̆a aya dulya maxvenasunonan yado mepşven ma!

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: K̆oçi ipti ti-muşişi mance iqvasen; eşo miçkin. Uk̆uleti majurepes xe meçasunan; ayati aşo miçkin. Namtini Çerkesi Gamantanerepek artimajuras xe meçamuten va içalişapen mara, Kurduli P̆art̆is numxvacupan. Kurduli Part̆is Çerkesi gamantanerepeşi menceli uk̆oremsi? Muşeni namtini Çerkesi Gamantanerepek xe-ok̆ok̆limeri Çerkesuli nenas va numxvacupan do K̆urduli P̆art̆is numxvacupan? Amk̆ata Lazi, Gurci do Abxazi Gamantanerepeti koren. Kurdepeşi P̆art̆ik, “Udodginu Skidas Xalk̆epeşi cumaloba”-ya tku do tkumers. Mara aʒ̆işa, Kurduli P̆art̆işen Çerkesi, Abxazi do Lazi mebusi va gamaxtu! Muepe izmont?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: HDP̆ do umosi ʒ̆oxleni Kurduli p̆art̆ipes va uğunan samimuri zmona, gagnape do simadepe; eşo vicer ma, guris aşo mek̆amilaps. Namtini manabrepe çkimis va moʒ̆ondunan aya simada çkimi; ayati mç̆ipaşaşi komiçkin ma. Mtel goşoʒxunapeşi orapek omtinupan çkimi simada. HDP̆ ren Op̆ort̆unist̆i do p̆ragmat̆ist̆i. Mara HDP̆ ren p̆atişi k̆ai. Alt̆ernat̆iuri gza va ren, emuşeniti mati HDP̆-s xonari mepçap.

Namu p̆art̆is xonari mepça? Xalk̆i muşişa k̆ap̆ula muşi gokteri; uk̆itxu axbap-çavuşuri k̆oçepe k̆ala artot gzas gedgineri; goşoʒxunaşen gecgineri gamaxtimuşi ixtimaliti, na va uğut̆uşen ʒ̆oxleti xalk̆i muşişa ti-moʒ̆oderi; p̆rovok̆asyoni, kufuri do iftirapeten gzas gedgineri sum-xut unose k̆oçişi ostibinuşa medgineri umenceloni do ugecgineri; çilata do ugecginoba muşişen çkar udersoni; ugecginoba muşişi brali, çkimi do derneğepeşi k̆ap̆ulas mok̆ideri; coxo muşişi bonca “Ç”  jok̆erişa goktineri mʒ̆vadela p̆art̆isi?!

 

Mtinuri mamt̆k̆ube, demok̆rat̆i do xalk̆epes hiyerarşiten k̆imet̆i, na va meçasunan do Turkobaşi Akt̆i, na xarasunon ağani p̆olit̆ik̆uri oxonk̆ana domaç̆irnan; Çerkesepe, Lazepe, Kurdepe, Turkepe do majura çkvadoçkva minobapes dvaç̆irnan amk̆ata ağani oxonk̆ana.

 

 

Ar minoba, ar razi do ar etnik̆uri cgupişi coxoten gedgineri p̆olit̆ik̆uri part̆ipe; amk̆ata p̆olit̆ik̆uri p̆art̆ipe va nirgenan aya dobadonaşa; mara zarari meçapan; eşo visimadep ma.

 

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Xolo namtini Çerkesi gamantanerepek didopeten Turkiyeşi Çerkesepeşi k̆ulturuli hak̆k̆apeşen vardo, Rusyaşi Federasyonişi Çerkesepeşi xalişen, tarixişen p̆olit̆ika ikipan. Aya entepeşi ant̆agonizma va reni ti-mutepeşi şeni? Amk̆ata gamantanerepes didopeten varti Çerkesuli nena varti Rusuli nena uçkinan mara, xoloti dido ğarğalapan aya speros do mutu va ikipan. K̆oçis dobağine ambari va aquşi, k̆oçis nananena va aquşi, k̆oçis nananenaşi oskedinuşi simada va aquşi; am k̆oçişi p̆olit̆ik̆uri notkvameşi lande iqveni Rusyaşi Federasyonişi xalk̆işa? Muepe isimadept amk̆ata simadepeşi jin?

 

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Çerkesi gamantanerepes nananena uçkit̆an nati, va uçkit̆an nati, K̆afk̆asyaşi Çerkesepeşi p̆roblemepe k̆ala ibodernan; oboduşi renan. Çkimi toliten; aya ren Çerkesi gamantaneri oqopimuşi dvaç̆irobapeşen arteri. Moro, nananena muşi, na uçkin gamantaneri ren umosi çkinaperi. Lamtinala çkinişi tolitenti, amk̆ata çkinaperi gamantanerepe renan k̆ap̆et̆i do diyalogişi k̆oçepe. Mara dobadonaşi negat̆iuri şart̆epeşi guri şeni, dido gamantaneris va aguru nananena muşi.  Amk̆ata k̆oçepe va ren mtini gamantaneri yado otkvaluti ren xilafi/ çilata.

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Andğaneri ndğas, (20.) maeçani oşʒ̆anuraşi ofiʒialuri ideolojepeten varti oxen3alepe do varti Çerkesi gamantanerepes askedinenan. Mara Çerkesuli nenati ğurun Turkiyes. Tkvan muperi k̆onk̆ret̆uli p̆rojepe megagurenan Çerkesuli nenaşi oskedinuşi speros?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Turkiyeşi xalk̆epeşi do entepeşi gamantanerepes dvaç̆irnan xe-ok̆ok̆limeri oçalişu/ oxandu oşkaruli k̆ult̆uruli p̆rojepeşi jin. Çkvadoçkva xalk̆epeşa becitoba meçamuten yeçkindasunon k̆ult̆uruli ʒ̆oxlextimu aya dobadonas. İptinero, Turkiye oqopimuşi ren mtinuri mamt̆k̆ube do demok̆rat̆i dobadona; eşopeten majura nananenape do çkvadoçkva k̆ult̆urepes askedinenan dobadona çkinis. Çkvanerobape ren dobadona çkinişi xampoba do xalk̆epeşi hiyerarşiuli st̆at̆u va ren adiluri. İptinero, amk̆ata ağani simadape domaç̆irnan; uk̆ule pukironi ambarepe maqvasunonan, moro. Aya dobadonaşi xalk̆epes artimajuraşen ambari va uğun; artikarti va içinopan. Gamantanerepe didopeten maezbere renan; Turkist̆uri do monoist̆uri resmuri ideolojişi gzas renan. Aya resmuri ideolojişi landeşen ti-mutepeşi moşletinu şeniti gzalepe va gorupan. Emindrosti, çkin manç̆enan dido dulya. İptinero, k̆arta gzaten, xalk̆i çkinis, uk̆uleti majurapes oxoʒ̆onapuşi voret çkin. Çerkesuli nenaşi do majura movareli nananenapeşi oskidu şeni, oxenʒale omxvacuşi do oçalişuşi ren k̆arta speros. Çkin domaç̆irnan çkineburi nananenaşi k̆ursepe do nʒ̆opulape. Amk̆ata k̆ursepe do nʒ̆opulapeşi gonʒ̆k̆imu şeni oxenʒaleşi omxvacu domaç̆irnan; xvala-xvala çkin amk̆ata dulyape va maxvenenan, va mabecerenan andğaneri menceli çkiniten. Oxenʒale ren oxvenuşi amk̆ata dulyape radio-T̆V-pe do mediaşi xeten ciddiro. Aya oxenʒale xvala Turkuli etnik̆uri cgupişi vardo, mteli lamtinaşi ren na, moro. Mara, andğaneri dğasti, k̆aixeşa ižiren,  oxenʒale ren gonʒ̆k̆imero mʒudela do mamovare; ma eşo visimadep. Dobadonaşi misoba do demok̆rat̆oba yeçkindun t̆k̆uboba do ok̆oşinuşen. Çkin va mşinapan, amk̆ata zmona do gagnapaşen pukironi ambarepe yeçkinduni? İptinero, amk̆ata ezberepe ok̆oxu domaçirnan. Minoba çkini oskiduşi ren, majura çkvadoçkva minobape k̆ala artot; iptinero, aya oxoʒ̆onapu domaç̆irnan çkin k̆arta suveriten.

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; Çerkesi Gamantanerepes didopeten p̆olit̆ik̆uri noçalişepe va uk̆oreman, mara nananena mutepeşi oskedinu uk̆oreman; ma aşo visimadep. Amk̆ata noçalişepek hemi Çerkesuli nena oskedinasunon, hemi Turkiye do Rusya Federasyonişi manebrobas mxuci meçasunon hemiti aʒ̆işa Çerkesepeşi coxoten xveneri upelaperi noçalişepe oçodinasunon. Ma aşo visimadep. Tkvan muepe izmont?

 

Yalçin K̆aradaşi: Ali İhsan Begi; k̆arta endolişa medgineri hemi p̆olit̆ik̆uri, hemi k̆ult̆uruli, hemiti tkvani notkvameşi becitobaten, nananenaşi noçalişepeşi ok̆ap̆et̆anu domaç̆irnan; eşo visimadep ma.  Ar k̆oçi oqopimuşi ren ar speroşi xçetomoni. Edo k̆arta speroşi xçetomonepeti oçalişuşi renan majura speropeşi xçetomonepe k̆ala artot. Aşoten apukuren çkineburi xampobas.

 

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: İsrailis geladgineri jur oput̆es Çerkesuli nena skidun. Aya beciti tecrube şeni muepe gatkvenan?

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Noseri k̆oçepek oktalapan İsraili; eşo ižiren. İsrailis kuğun jur Çerkesuli oput̆e. Mara ekonuri Çerkesepes kuğunan k̆arta etnik̆uri; nenaluri do minoburi hak̆k̆epe. Çerkesepe didopeten Turkiyes skidunan mara, hak̆k̆i do xuk̆uk̆epe mutepeşi gonʒ̆k̆imero va niçinen. İsrailik žirops p̆ozit̆iuri zmona do gagnapa ekonuri Çerkesepeşen, mara Turkiyek var. Edo amk̆ata dobadonas va aqven misoba; eşo visimadep ma. Noxvenepe va doskidun ucoğap̆oni.

Ç̆umen kiana ikten. Edo amk̆ata p̆ozit̆iuri do negat̆iuri noxvenepeşi çodinati mç̆ipaşaşi ižiren; oskiduşi ora maqvanşi, moro, mažirasunonan.

 

 

 

Ali İhsan Aksamazi: Yalçin Begi; ma çkva k̆itxala va miğun tkvanda. Tkvan otkvaluşi çkva mutu giğunan na, miʒ̆vit, mu iqven! Allahik p̆anda dokçvan do bere-bari k̆ala goxelan!.

 

 

Yalçin K̆aradaşi: Dido xolosoni oraşakis, varti Lazepes, varti majura K̆afk̆asuri xalk̆epes, didopetenti vartiti Çerkesepes miçkit̆es artikartişi oşkaruli cincişen ambari. Diʒxirimşine kovort̆eret, mara ambari va miğut̆erenan. Açkva komiçkinan aya mʒxade. Anat̆olişi mtel xalk̆epe, mara iptineroti Lazepe, Gurcepe do Gurcepe k̆ala majura xalk̆epeşi xe-ok̆ok̆limeri cumaloba ren irişen beciti; çkin aşo visimadept. Xe-ok̆ok̆limeri k̆ult̆uruli p̆rojepe oxvenuşi voret. Hak̆k̆i çkini ogurusti, uhak̆k̆obapeşa medgineri ok̆omxvacusti artot oqopimuşi voret. Açkva aya zmona do gagnapa ren skidaluri becitoba k̆arta xalk̆i şeni.

Lazepe renan aya dixapeşi irişen mcveşi ot̆okt̆onuri xalk̆i. Mara xolosonepe tkvanisti aya mʒxadeşen ambari va uğunan. Lazuri ren nena; Lazuri nenaşen ambari va uğunan. Mtel Uçamzoğarepe Lazi va renan; aya va uçkinan. Lazepe Turki va renan, aya va uçkinan. Dulya tkvani ren opşa meç̆ireli. Dulya çkini ren opşa meç̆ireli. Aya meç̆irelobapes gecginu şeni artot oqopimuşi voret.

Aya vesileten, aya ok̆otkvalu şeni ma tkvan şukuri giʒ̆umert. Cuma Lazi xalk̆isti qoropa, selami do hurmet̆i mevumçinapt.

 





[Önerilen Okumalar  Abdullah Onay: “Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar…”, hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch; Ali Çurey, “Adige Radyosu, 90 yılı aşkın bir zamandır Adigece yayın yapıyor!”, circassiancenter.com, 11. XII. 2019; A. Cengiz Büker: “Roman, edebiyatın en ileri dalıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 25. VI. 2024;   Ali İhsan Aksamaz, “Bir Rüya Gördüm, Anlatsam da Anlamazsınız!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr,  03. I. 2020; Ali İhsan Aksamaz, “İsrail Çerkesleri ve ‘Kültürel Otonomi”,  sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr, 19. II. 2020; Ali İhsan Aksamaz, "Sovyetler Birliği'nin Milliyetler Politikası", Tarih ve Toplum Aylık Ansiklopedik Dergi, Sayı 199, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, (Yeni Türkiye 81, Kafkasya Özel Sayısı- XI, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara, 2016), sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Ayşe Pişkin : “Teknolojiyi de kullanarak başarı olacağız!”, circassiancenter.com.tr, 24. XI.  2018; Balkar Selçuk: “Dil insanın evidir…”, circassiancenter.com.tr, 24. XI. 2018; Esat Korkmaz: “Hepimiz biliyoruz ki küresel kültür bir vaatten çok, bir tehdit artık!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. IV. 2022; Güngör Şenkal: “… korkuyla sessiz kalanın korkusu kayboldu …”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. XII. 2020; Güngör Şenkal: "Her dil kendi konuşurlarının ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelişkindir", sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. II. 2025; Hıdır Eren: "Hepinize Munzur ırmağının kıyısından selâmlar”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 11. VI. 2019; İbrahim Seven: “Süryaniler çok eski zamandan beri yerleşik bir toplum!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 4. XII. 2018; İbrahim Sediyani: “Erdemliler bağnazlardan daha cesur olmadığı müddetçe dünyada fanatizm, kör boğazlaşma, ifsad ve savaşlar bitmeyecektir!”, sonhaber.ch/ sediyani.com, 15. V. 2020; Kuban Seauhmann, “Sovyet Devrimi olmasaydı, dünya üzerinde Adigece diye bir dil kalmazdı”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 12. II. 2020; Kuban Seauhmann: “2- 3 kuşak sonra Adigece’yi Türkiye’de konuşacak kimseyi bulamayacaksınız!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr,  23. I. 2022;  Meryem Nazlı: “Herkes hayatta her zaman direngen olsun!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 3. XII. 2018; Mesut Kara: “Sinema hayattır, hayatı güzelleştirme, dönüştürme araçlarıdır!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 4. IV. 2022; Murat Özden,"Ali İhsan Aksamaz: Asimilasyon siyasî bir tercihti. Karşı duruş da politik tavır almayı gerektirir!/ Ben Etnik Partilere Karşıyım!”, 11. VII. 2015/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; (Murat Özden,"Çerkes Siyasallaşmanın Öncüleri", Apra Yayıncılık, İstanbul, 2018); Murat Özden: “Asimilasyonu Mısır’daki Sağır Sultan da biliyor!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr,  20. XII. 2021; Murat Özden: “Maksıme içeriği nedeniyle yüksek bir enerji içeceğidir!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 10. VI. 2022; Münevver Mine Bağ: “İnsanlar, ruhsal bir varlık olarak teknoloji ve yapay zekânın çok gerisinde kaldılar!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. X. 2024; Özhan Öztürk: “Akademisyenler için de faydalı kitaplar ortaya çıkardım!”, sonhaber.ch, 09. III. 2020;   Ronald Wixman, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Sovyetler Birliği’nde “Etnik Kimlik”, Terim ve Konseptler”, Kafkasya Yazıları, Sayı 7, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1999;  Sadık Müfit Bilge :“Yeryüzündekilere merhamet etmeyenlere, Allah da merhamet etmez”, circassiancenter.com , 07. VIII .2019; Veli Aydın: “Komünist Düşünce; Kurtuluş Yolunu Aydınlatıyor ve Çözüm Yollarını Gösteriyor!”, circassiancenter.com/ sonhaber.ch, 9. IX. 2019; Yalçın Karadaş: “Gerçekler, saptırılarak, yok sayılarak yok olmaz!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com, 12. I. 2022; Yasin Aslan: "Bilgi kuvvettir... Bakmak farklı şeydir, görmek başka!”, circassiancenter.com.tr, 27. VIII. 2019]

 

 


 


 

“Varlar ama yoklar”

 

 

Araştırmacı- yazar (Anzor Keref) Yalçın Karadaş’ın son çalışması “Varlar ama yoklar” geçtiğimiz günlerde “Papirüs Yayınları”nın “Kafkasya Dizisi”nden kitaplaştı. Kitabın alt başlığı ise şöyle: “Türkiye’de Demokrasi Mücadelesi ve Çerkes Meselesi”.

 

“Varlar ama yoklar”, Yalçın Karadaş’ın 1991’den 2022 yılına kadar yazdığı makalelerden bazılarını içeriyor. Kitaptaki makalelerin bazıları “Kafkasya Gerçeği Dergisi”, “Jineps Gazetesi”, “Radikal Gazetesi”, “Bir gün Gazetesi”, “Evrensel Gazetesi” ile “Taraf Gazetesi”nde de yayınlanmış. Kitapta ayrıca Yalçın Karadaş ile “sonhaber.ch” için yapılmış bir söyleşi de yer alıyor: “Gerçekler Saptırılarak, Yok Sayılarak Yok Olmaz”. Kitabın  “Okuma Önerileri” başlıklı bir bölümü de var. Bu bölümde okuyucuya 150 civarında kitap önerisinde bulunuluyor.

 

Yalçın Karadaş, bu çalışmasıyla bir yandan tanımayanlara Çerkesleri tanıtmaya çalışırken diğer yandan da Çerkes aydınlarını somut gerçeklikten hareketle Çerkes kimliğini yaşatma mücadelesinde ortak bir duruşa davet ediyor. Ayrıca Çerkes aydınlarına da eleştirilerde bulunuyor, sorular yöneltiyor: “Çerkes Aydınlarına 100 Aykırı Soru”. Çerkeslerin nüfuslarını Kürtlerin nüfuslarıyla kıyaslayarak, nüfuslarının daha az olmasından hareketle   Çerkesleri yok sayan çalışan bazı aydınların anlayışını da mahkûm ediyor. Nüfusuna bakılmaksızın her kimliğin ve anadilinin eşit derecede yaşamaya ve kurumsal olarak geleceğe taşınmaya hakkı olduğunu önemle vurguluyor.

 

Yalçın Karadaş; Çerkeslerin kökenleri, tarihleri, kültürleri, anavatanları ve günümüzde hangi ülkelerde yaşadıklarına ilişkin ansiklopedik bilgileri vermekle kalmıyor, anadillerinin her geçen gün yok olmaya yüz tuttuğunu da dikkat çekiyor. Çerkes kimliğini yaşatmaya yönelik somut önerilerde bulunuyor.

Yalçın Karadaş, bu çalışmasıyla yalnızca Çerkes kimliğine değil, doğru olduğu üzere, Türkiye’nin her kültürel- dilsel kimliğine ayrım gözetmeyerek sahip çıkıyor. Böylelikle de gerçek bir aydın tavrı sergiliyor. Geçmişten günümüze taşınan bütün toplumsal sorunların çözüm yolunun, tüm kurum ve kurallarıyla her alanda ve her zaman uygulanması gereken  demokrasiden geçtiğine bir kez daha  işaret ediyor.

 

+

 

(Önerilen okumalar: Yalçın Karadaş: “Ezberleri Bozmamız Gerekiyor!”, 19 XII 2018,   circassiancenter.com.tr;  Yalçın Karadaş: “Gerçekler Saptırılarak, Yok Sayılarak Yok Olmaz!”, 12 I 2022, sonhaber.ch)

 

 

aksamaz@gmail.com

 

 

      

https://sonhaber.ch/varlar-ama-yoklar/#more

 

 

+


 

  • Söz uçar, yazı kalır

 

 

Yalçın Karadaş, bu çalışmasıyla ilgili bir makale kaleme almamı istedi. Hemen bilgisayarımın

başına geçtim. Kendisini ne zaman tanıdığımı hatırlamaya çalıştım. Hafızam beni yıllar

öncesine götürdü.

Önce kendisini 1990’lı yılların ikinci yarısında Kadıköy’de, Nart Yayınları’nda

tanıdığımı hatırladım. Çok geçmeden hafızamın beni yanılttığının hemen farkına vardım.

Yalçın Karadaş’ı Nart Yayınları’nda değil, Ogni Kültür Dergisi’nin Aksaray’daki

idarehanesinde tanıdığımı hatırladım. Kutarba Hayri Ersoy ile birlikte gelmişti. Ogni Kültür

Dergisi’ni yayımlayan Laz aydınlarıyla tanışmak istemişler.1993 yılının sonlarıydı.

Alaşara Dergisi idarehanesine gidip geldikçe kendisiyle zaman zaman karşılaştığımı

ve sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Sonra uzunca bir süre görüşme imkânımız olamadı. Aradan

epey zaman geçti.

Bir gün ortak dostumuz Semih Akgün aradı. “Ali İhsan, senin yayın dünyasında

tanıdıkların vardır. Bizim Yalçın Karadaş’ın bir kitap çalışması var. Tanıdığın yayınevi var

mı? Yardımcı olabilir misin?” diye sordu. Birkaç gün sonra Yalçın Karadaş ile

Sultanahmet’te, Erol Taş’ın kahvehanesi önünde buluştuk. Hemen yakınlardaki Sorun

Yayınları’na gittik. 2009 yılıydı. Kendisini Sırrı Öztürk ile tanıştırdım; oturdular, konuştular,

anlaştılar. Çok fazla bir zaman geçmeden de, “Çerkes Kimliği/ Türkiye’nin Sorunları” adlı

kitabı Sorun Yayınları tarafından yayımlandı. Yalçın Karadaş’ın bu değerli çalışmasının 2.

baskısı da çok geçmeden yayınlandı. Öyle hatırlıyorum. Bir diğer değerli çalışması, “100

Aykırı Soruda Türkiye’yi Tanımak” da Sorun Yayınları’ndan çıktı.

Sorun Yayınları Kolektifi  tarafından Sırrı Öztürk’ün moderatörlüğünde 31 Ekim 2009

tarihinde 28. İstanbul  Kitap Fuarı Büyükada Konferans Salonu’nda yapılan “Diller- Halklar-

Ulusal Sorun” başlıklı panel-söyleşide Yalçın Karadaş ile birer tebliğ sunduk.

 

11 Haziran 2012 günü İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde Kuban Kural’a

destek vermek için yapılan basın açıklamasında da; 4 Temmuz 2012’de  Ünal Çuğ’u

sonsuzluğa uğurlamak için Üsküdar Selimiye Camii’ndeki törende de Yalçın Karadaş ile

beraberdik.

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde Yalçın Karadaş İstanbul 1. Bölgeden, ben 2.

Bölgeden Bağımsız Milletvekili adaylarıydık; bana oy verilmesi için nasıl çaba gösterdiğini

biliyorum.

2015 yılı sonunda beni fena vuran, önce iki ay kadar komada kalmama ve ardından da

bir süre yatalak yaşamama sebep olan amansız hastalık süresince Yalçın Karadaş’ın da beni

yalnız bırakmadığını öğrendim, biliyorum, hatırlıyorum.

Kendisiyle en son, Kutarba Hayri Ersoy’un Belge Yayınları’ndan çıkacak “Sürdüler

Sürgün Oldum”, “Sürgün Sessiz Ölür”, “Çöl Sıcağında Bile Üşürsün Sürgünsen” adlı

romanlarına redaksiyon katkısı sunmam için çıkışları eve getirdiğinde görüşmüştük.

 

Yalçın Karadaş ile tanışıklığımız ve hukukumuz konusunda kısaca bunları

söyleyebilirim. Hayat hikâyesi ve kültürel çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgi edinmek

isteyenlerin, kendisiyle yaptığım söyleşiyi okumalarını tavsiye ediyorum: “Ezberleri

Bozmamız Gerekiyor!” (www.circassiancenter.com.tr)

Aradan uzun yıllar geçti. Pandemi sebebiyle bir araya gelme imkânımız olamadı.

Ancak ben, kendisini hem Türk basınından hem de sosyal medyadan hep izledim, izliyorum.

Yalçın Karadaş’ın, 11 Mayıs 2019’da Ulusal Kanal’da söylediklerini unutamıyorum.

Rahmi Tuna ile birlikte Osman Güdü’nün “Kent ve Yaşam” programına katılmıştı. Çarpıcı

açıklamalarda bulunmuştu.

15 Ocak 2022 tarihinde Bursa Birleşik Kafkas Derneği’nde yaptığı sunumu da canlı

olarak internet ortamında baştan sona ilgiyle izlediğimi belirtmeliyim: “Kafkasya ve Çerkesya

için Gelecek Vizyonu”. Yalçın Karadaş’ın bu sunumunda hiç bilinmeyen veya çok az bilinen

bazı konuları dile getirdiğini söylemeliyim. İngilenenler bu sunuma youtube’den ulaşabilirler.

Belirtmeliyim; Yalçın Karadaş ile 2. söyleşimi 2022’nin başında yaptım: “Gerçekler

Saptırılarak, Yok Sayılarak Yok olmaz!” (www.sonhaber.ch)

Yalçın Karadaş, bir aydın; aydın sıfatına lâyık bir insan. Yazdıklarıyla yalnızca

bugünü değil, geleceği de aydınlatıyor. Sürekli okuyor, yazıyor, yayımlıyor. Diğer insanların

aydınlanmasına da katkı sağlıyor.

Yalçın Karadaş’ın yazdıklarının daha nice yıllar hem bizleri hem de bizim aranızda

olamayacağımız zamanlarda bizden sonrakileri aydınlatacağına olan inancım tam. Söz uçar,

yazı kalır! Ali İhsan Aksamaz (9 V 2022)


aksamaz@gmail.com

 

9 Ağustos 2022 Salı

“Laz Enstitüsü” Toplantısında Söylediklerim, Gözlem, Eleştiri ve Önerilerim (ARŞİV)

 


 

 

“Laz Enstitüsü” Toplantısında Söylediklerim, Gözlem, Eleştiri ve Önerilerim (ARŞİV)

 

Aslına bakarsanız; Türkiyede bir Laz Enstitüsü, 1930’lu yıllara daha varmadan devletin kendisi tarafından kurulmalıydı. Meselâ; Ankara’da Dil- Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde bir “Laz Enstitüsü” açılabilirdi. Burada Laz dili ile ilgili bilimsel çalışmalar yürütülebilirdi. Bundan başka; anadili Lazca olan askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan ve Türkçe okuma- yazma bilen gençler DTCF’nin “Laz Enstitüsü”nde kısa dönem ancak yoğun bir eğitim ve öğretimden geçirilerek, kendi yörelerinde Türkçeyi Latin harfleriyle okumayı ve yazmayı öğrettikleri gibi, Lazca öğretmeni olarak da görev yapabilirlerdi. Bununla birlikte “Millet Mektepleri” ve “Köy Enstitüleri”ni de hatırlayalım. Pek âlâ bu kurumların da desteğiyle bu sorun çözülebilirdi. Lazların yerlisi oldukları ve topluca yaşadıkları Doğu Karadeniz yerleşim bölgelerindeki okullarda olsun, muhacir olarak yaşadıkları Adapazarı, İzmit, Sapanca, Yalova vb. yerlerdeki köy okullarında olsun anadili dersleri verilebilirdi. Kültür Bakanlığı ve/ya Millî Eğitim Bakanlığının yayınlayacağı ders kitapları ve zamanının yardımcı ders araç gereçleriyle de Lazca dersleri desteklenebilirdi. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde birbirlerinden ayrı olarak yaşayan Laz ailelerin çocukları ise, bu olumlu çalışmalardan ve Lazca ders kitaplarından büyükleri veya dernekler vasıtasıyla faydalanabilirdi. Böylelikle; Lazca ve Türkçe iki-dillilik süreci bugünlere sağlıklı ve kurumsal olarak oluşabilirdi. Hem Türkçeyi ve hem de Lazcayı çok iyi bilen, konuşan ve okuyup yazabilen en az dört kuşak yetişebilirdi. Bütün bunlar para ve diğer kaynakları aktararak değil, ancak öncelikle vatandaşına güvenen yurtsever bir kafayla yapılabilirdi.

Devlet, daha doğru bir söylemle CHP’nin tek parti iktidarı, bir “Laz Enstitüsü” oluşturmadı; Lazcanın geliştirilip çağın gelişmelerine paralel olarak bu günlere kurumsal olarak ulaştırılmasına izin vermedi. Bu da yetmiyormuş gibi, Lazcayı yok etmek için çeşitli tedbirlere başvurdu. 1930’lu yıllardan başlamak üzere Lazcaya diğer anadilleri gibi kültürel bir soykırım uygulanmıştır. CHP’nin tek parti uygulamaları hakkında en öğretici kaynak Cumhuriyet Gazetesi’nin arşividir

9 Aralık 2012 Pazar günü “Lazika Yayın Kollektifi” idarehanesinde bir toplantı vardı. Toplantıdan Mustafa Özkurt Çupina ve İsmail Avcı Bucaklişi’nin telefonlarıyla haberim oldu. Hafta içi her ikisi de değişik zamanlarda beni aradı ve bu toplantıya katılmamı istediler. Konuyu sorduğumda, toplantı konusunun “Laz Enstitüsü” olduğunu belirttiler.  Kendilerine toplantıya katılacağımı söyledim.  Ancak bu toplantıda “Laz Enstitüsü”nün nesinin konuşulacağını anlamadım. Bu toplantının, “Laz Enstitüsü”nün kuruluşunun ne zaman duyurulacağına ilişkin bir karar verme toplantısı veya kokteyli olup olmadığını da sormadım. Çünkü bana göre, “Laz Enstitüsü,” fiilen “Lazika Yayın Kollektifi”nin çalışmaya başlamasıyla birlikte kurulmuş oldu.  “Lazika Yayın Kollektifi,” gücü oranında ve çeşitli engelleri aşabildiği kadarıyla bugüne kadar bir enstitünün yapabileceği çalışmalardan bir kısmını başarıyla yaptı. Yapılacak bu toplantıda, “Lazika Yayın Kollektifi”nin adının “Laz Enstitüsü”ne çevrilebileceği geldi aklıma bir an. Zaten artık bir lokali de vardı. Bununla beraber, bu kolektifin yeni bir hamle yapmak amacıyla bu toplantıyı düzenliyor olduğunu da düşündüm. Sebep ne olursa olsun, olumlu bir gelişmeydi. O sebeple ne Mustafa Özkurt Çupina’ya ne de İsmail Avcı Bucaklişi’ye bu vb. konularda çok fazla soru sorma ihtiyacı hissetmedim. Ne de olsa ben sadece davetliydim; misafirdim. Bu arkadaşlarla her ne kadar yakın bir arkadaşlığım olsa da, “Lazika Yayın Kollektifi”nin kendi iç iş ve işleyişlerine ilişkin çok fazla bilgi edinmeyi doğru bulmadım; doğru bulmam.  Dediğim gibi; ben “Lazika Yayın Kollektifi”nden değilim ve bu toplantıya da yalnızca davetliyim.

            Toplantının amacını hiç anlamadım. Söylenmedi; belli değildi demek. Toplantının önceden duyurulmuş bir gündemi de yoktu. Gündemsiz toplantıları çok iyi bilirim. O tür toplantılardan hiçbir şey çıkmaz. Çıksa çıksa, sürtüşme çıkar. Bütün bunları, buna benzer toplantılarda yirmi yıldır gördüğüm için, bu toplantıya da temkinli yaklaşmanın gerektiğini düşündüm. Kendi kendime karar aldım. Bu toplantıda konuşmayacak, kuytu bir köşede yalnızca dinleyecektim.

            Toplantı öncesi günlerde, zaman zaman geçmişi düşündüm. Laz aydınlarının yirmi yılda hangi noktadan hangi noktaya geldiklerini değerlendirmeye çalıştım kafamda. Yirmi yılda Laz aydınlarını bir “Laz Enstitüsü” kuramamışlardı. Neden?! Enstitü’nün işlevini anlayamamışlardı da ondan! Enstitü, politik bir kuruluş değildir. Enstitü, siyasî parti değildir. Enstitü vakıf değildir. Enstitü dernek değildir. Bunların işlevinde değildir. Enstitü, Laz dili ve kültürü ile ilgili komisyonlar oluşturur, çalışmalar yapar veya yaptırır. Otoritelerle gerekli ilgili bağlantılar kurar. İlgili yerlere talepleri iletir. Daha somut ve güncele ilişkin söyleyeyim: Lazca radyo ve televizyon yayınlarını hazırlayacak kişileri bulur, eğitir, gerekiyorsa bu kişilerin eğitimleri konusunda ikinci üçüncü şahıs ve kurumlara bağlantı kurar. Okullarda, derneklerde, vakıflarda Lazca dersleri verecek kişilerin yetişmesi için aynı şekilde çaba harcar, bağlantılar kurar. Lazca derslerde okutulacak kitapları hazırlar. Yurtdışında yayınlanmış Lazca eserleri burada okuyucusuyla buluşturur. Lazca filmler, Lazca çizgi filmler, Lazca tiyatro eserleri hazırlar, hazırlatır. Bütün bunların olabilmesi için resmî, özel kişi ve kuruluşlarla bağlantılar kurar. Bütün bunları söylerken, yalnızca adı “Laz Enstitüsü” olan bir tabela kuruluşunu kastetmiyorum.

            Hepimizin hatırlayacağı örnekler vereyim. Eğer adı “Laz Enstitüsü” olmasa bile, enstitü görevi yapan bir yapı daha 2000’lere varmadan kurulabilseydi; TRT, 2004’de Lazca yayın yapamamazlık edebilir miydi?! Bu kuruluşa rağmen, 2012-2013 Eğitim- öğretim yılında Lazcanın seçmeli dersler arasına girmesini engelleyebilirdi? Geri dönüp bakalım: Laz aydınları bir “Laz Enstitüsü”nü daha 2000’lere varmadan kurabilirler miydi?! Evet! Laz aydınlarının bilgi birikimleri buna yeterdi. Yalnız birileri kuşkusuz, Laz aydınlarının kimlik mücadelesi vermelerini istemediler. Yaşanan güzel süreçleri ta baştan bir şekilde engellediler. Bu engellemeler de başarılı oldu. Çünkü ilk kuşak Laz aydınları henüz birbirleriyle didişmekteydiler ve birileri esasa gelmelerini sürekli engelliyordu.  Bugün bunun farkına varılmış. Geç bile olsa, sevindirici bir gelişme.

2012-2013 Eğitim- öğretim yılında Lazcanın seçmeli dersler arasına girememesinin sebebi, bir “Laz Enstitüsü”nün bulunmaması ve “Lazika Yayın Kollektifi”nin bu konuda yetersiz kalmasıydı. Kürtçe için, Çerkesçe için, Abazaca için ilgili müfredat programları hazırlandı. Milli Eğitim Bakanlığının ilgili kurumlarından onay aldı. Sonunda da bu anadillerinde seçmeli dersler bu eğitim- öğretim döneminde başladı. Aynı şey Lazca için de gerçekleşebilecekti. Laz aydınları bunu göremediler. Benim gibi, konuyla ilgili “Lazika Yayın Kollektifi”ndeki arkadaşlarına önerilerde bulunanlar  oldu mu, bilmiyorum. Bu konuda sözümüzü dinletemedik. “Lazika Yayın Kollektifi,” bir enstitünün yapabileceği işlerden bazılarını başarıyla yapabilmişti. Ancak Millî Eğitim Bakanlığına “5, 6, 7 ve 8. Sınıflar için Lazca anadil dersleri müfredat programı” hazırlamada başarısız oldu. Eğer “Lazika Yayın Kollektifi,”  bu müfredatı hazırlayıp bakanlığa sunsaydı. Bugün Lazca anadili dersleri de okullarda okutulacaktı. Nitekim bazı yörelerde anne-babaların, çocuklarının okullarda Lazca anadili dersleri almaları için okul idarelerine dilekçe ile başvurduklarını biliyoruz. Sınıf açmak için yeterli sayılara ulaşıldığını da biliyoruz. Ancak yapılan toplam talep sayısını bilemiyoruz. Eğer bir “Laz Enstitüsü” olsaydı ve amacına uygun çalışsaydı, Lazca bu eğitim-öğretim yılında ortaokullarda okutulan anadillerinden birisi olacaktı. Bu dersler konusunda talepler ve bu taleplerin yer ve sayılarıyla ilgili de verilere sahip olabilecektik.

Hâlâ “Laz Enstitüsü” gereksiz diyebilecek kimse var mı?! Hâlâ bu işleri dernekler,  vakıflar yapar diyebilecek kimse var mı?! Enstitünün işlevini hâlâ anlamayan var mı?

             

Bu toplantıda kimler vardı? Mecit Çakırusta, Şakir Çakırusta, Esat Sarı, Asım Bayrakoğlu, Tahsin Ocaklı, Mustafa Özkurt, İsmail Güney Yılmaz, İsmail Avcı Bucaklişi, Nükhet Eren,  Eylem Bostancı, Mustafa Sonbay,  Mehmet Bekâroğlu,  Yalçın Ersoy,  Mustava Dudulaşi, Mehmet Alper, Ali İhsan Aksamaz ve adlarını şimdi bilemediğim birkaç kişi daha.  Bu toplantıya Munir Yılmaz Avcı mutlaka çağırılmalıydı. Bu toplantıya, katılanların dışında başkalarının da davetli olduğunu, ancak mazeretleri sebebiyle gelemediklerini sonradan öğrendim. Meselâ; Munir Yılmaz Avcı bunlardan birisiymiş. Burada davetliler konusu üzerinde de kısaca durmak isterim. Bu toplantıda ilk kez gördüğüm ve adlarını da üstelik ilk kez duyduğum insanlar vardı. Bu insanlar, hangi özelliklerinden dolayı bu toplantıya çağrılmıştı?! Bilemiyorum.  Bu toplantıya bildiğimiz isimlerden kuşkusuz daha başka kişiler de çağrılabilirdi.

Toplantının amacı neydi?! Bilmiyorum; söylenmedi. Toplantının gündemi neydi?! Bilmiyorum; söylenmedi. Toplantı katılanlarından benim tanımadıklarımın  öne çıkan özellikleri neydi?! Bilmiyorum; söylenmedi. Toplantıya başka kimler çağrıldı da gelmedi?! Bilmiyorum; söylenmedi. Birçok açıdan ilginç bir toplantı olacağına kuşku yok.

Özetle şunu söyleyeyim; amaç enstitünün kadrosunu genişletmek ve yukarıda da kısaca değindiğim alanlarda çalışma yapmasının yolunu açmaksaydı, bu toplantıya Laz kimliğine, Laz diline ve Laz kültürüne katkı yapmış, yazmış çizmiş diğer aydınlar da çağrılmalıydı. Bu toplantının bir amacı, bir gündemi, bir hedefi olmalıydı.

Toplantı saat 14: 00’teydi. Adımlarımı sıklaştırdım ve tam zamanında enstitü binasına ulaştım. Selâm verip içeri girdim. Uzun masalar etrafında oturan herkesin elini sıktım; selamladım. Girişte, kuytu bir köşeye oturdum. İnsanlar henüz kendi aralarında konuşuyorlardı. Tanıdık yüzlerle karşılaştım. Tanımadıklarım da vardı. Yavaş Yavaş gelenler de oluyordu.

Bu toplantıya katılan herkesin yüzünde bir sevinç ve gurur vardı. Bu hava açıkça görülüyordu. Toplantı masası, kırmızı karanfillerle süslenmişti. Sürekli çay servisi yapılıyordu. Çok geçmeden de görüntü ve lezzetiyle muhteşem bir pasta geldi. Bu pasta bir Laz ustanın elinden çıkmış. Mustafa Özkurt Çupina, Orhan Sapan, İsmail Avcı Bucaklişi, Memedina saniye boş durmuyorlar, toplantının eksiksiz ve sorunsuz geçmesi için çırpınıp duruyorlar. Misafirferverliklerini gösteriyorlar.

Nihayet saat 14: 30 gibi toplantı başladı. Toplantıyı Esat Sarı başlattı. Anlaşılan toplantıyı o yönetecekti. Toplantı gündemini okumasını bekledim. Gündem yok. Esat Sarı’yı çok iyi tanırım. İnceliği ve üstün diplomasi yeteneğiyle bu toplantıyı çok verimli sonuçlar alınacak şekilde yöneteceğinden hiç kuşkum yok. Öncelikle herkesin kendisini tanıtmasını istedi. Ancak bu fasıl biraz uzun sürdü.

İlk söz, bu tür toplantıların duayeni Mecit Çakırusta’nındı. Mecit Çakırusta, Lazca konusundaki çalışmalarından bahsederek konuşmaya başladı. Lazca yazmaya başladığı yıllarda, Türk alfabesinin Lazcayı yazmaya yetmediğinin farkına vardığını belirtti. Bu sebeple, Lazca mektup yazarken, yazarken zorlandığına dikkat çekti. Mecit Çakırusta, İstanbul’da bir çalışma yürüttüğünü, ancak burada başarılı olamayınca çalışmasını İzmit’e taşıdığını ve vakfı orada kurduğunu söyledi. “SİMA Vakfı, İzmit’te kurulu ve burada yaşamaktadır,” dedi.  SİMA’nın meclise teklif yaptığını ve bu teklifin de mecliste konuşulduğunu söyledi. “Kendim, Lazca değişik bir lugat hazırlıyorum. Fiil çekimleriyle beraber. Herhalde 700- 800 sayfa, dört cilt olur. Böyle çalışmalarım var. Halen devam ediyorum. Sabahleyin de çalıştım. Bilgisayarı bıraktım. Arabaya atladım. Buraya geldim. Çalışmalarım Lazca-Türkçe. Türkçe- Lazca yok. Lazca- Türkçe hazırlıyorum ben,” dedi.

Sözü Mehmet Bekâroğlu aldı: “ Viʒ̆uri bore ma. Lazca konuşmaya çalışıyorum.  Bu konuda bir iddiam yok.”

İsmail Avcı Bucaklişi, Mehmet Bekâroğlunun tevazu göstermesi karşısında şunları söyledi: “ Niye öyle konuşuyorsun?! 2004’te Lazca konusunda ilk Lazca resmî başvuruyu sen yaptın TRT’ye. Lazca radyo ve televizyon neden yok diye! Sonra “Anadil Günü”nde İMC TV’de Lazca olarak konuyu anlattın. Onlar az şeyler değil. Çok ciddî şeyler. İşe sahip çıkan bir adamsın. Bu çok önemli bir şey.”

Sözü tekrar Mecit Çakırusta aldı ve çok önemli bir konuya dikkat çekti: “Lazcanın yok olması, yok edilmesini bir soykırım olarak kabul ediyorum.  Lazcanın yaşaması için lütfen herkes elinden geldiğince yardımcı olsun!”

Tanura adlı küçük bir çocuk ise, kendisini Lazca olarak tanıttı ve Lazcasının akıcılığıyla büyük bir ilgi gördü.

Tanura’nın babası söz aldı. Kendisini Lazca olarak tanıttı. Viʒ̆uri olduğunu söyledi.

Lazca Açık Öğretim kliblerinden tanıdığımız ve hepimizin büyük takdirini kazanan gençlerden Mehmet Alper söz aldı ve kendisini tanıttı. Okulda İsmail Avcı Bucaklişi’nin öğrencisi olduğunu belirtti. Amaçlarının Lazcanı yaşatılması olduğuna vurgu yaptı. En büyük amaçlarının Lazca bir ders kitabı çıkarmak olduğunu belirtti. Bu konuda başarılı olacaklarına inandığını söyledi.

Sırada Yalçın Ersoy vardı. Kökeninin Sarp ve Kemalpaşa olduğunu söyledi. Emekli öğretmen olduğunu belirtti. Laz kültürüne büyük bir ilgi duyduğunu ve bu konuda çaba harcadığını anlattı. Laz kültürüne az da olsa, çok da olsa katkı sunan herkesle birlikte olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

Daha sonra söz sırası bana geldi. Ardeşen, Şanguli kökenli olduğumu, diğerleri kadar Laz olmadığımı, yarım Laz olduğumu belirttim: “Baba tarafından Laz’ım ama anne tarafından Laz değilim. Babam bir buçuk yaşında babasız kalıyor. On yaşında da annesiz kalıyor. On iki yaşında İstanbul’a geliyor. O zaman Gurbet İstanbul ya!  Burada annemle tanışıyor. Annemin kökeninde Çerkeslik de var.  Sonra da Lazca devam ettim: Emuşeni ma tkvani steri, dido Lazi va vore. Edo Lazuri nenati eşo mskva, na ğarğalapanpe steri k̆ai va miçkin. Mara ma k̆aixeşa miçkin ki, Lazuri nena Turketişi, aya memleketişi nenapeşen arteri ren. Edo emuşeni aya nena çkini minoba ren. Lazuri nena nost̆algiuri ar tema va ren çkimi şeni. Ma minon, Lazuri nenak skidas, mo ğuras, va ğurasşi çkiti pskidaten. Aya memleketis çkvadoçkva nenape skidunan. Entepeşen arteriti Lazuri ren. Lazuri nena, Kurduli nena steri, Çerkesuri nena steri, Abazuri nena steri, Turkuli steri nenapeşen arteri ren. Çki amdğaneri dğas, çki mit̆ologiuri p̆eriodis, tarixişi doloxe va pskidurt. Andğaneri dğas, ak voret, kadikoyis voret. Edo k̆apit̆aizmaşi  texdit̆işi tude pskidurt. Emuşeni çkini nena ğurun. Çkini nena mo ğuras, emuşeni kok̆ovibğit. Edo ma aya dulyapes eçi ʒ̆anaşen doni quci mepçap. Muşeni?! Aya çkimi babaşi babaşi nena ren. Çkimi p̆ap̆uşi nena ren. Çkimi benaşi nandidişi nena ren. Aya nena ğuraşi,  çkimi simadepe, na man miğun izmonepeti ğurasen. Entepek ğuran, man eya va minon. Edo aşo vizmon.  Teşekkür ederim.”

Daha sonra İsmail Avcı Bucaklişi sözü aldı. Lazca olarak konuşmaya başladı. Noxlamsuri olduğunu belirtti. Anne ve babadan Laz olduğunu söyledi. Laz dilinin yaşaması için çok uzun zamandan beri uğraştığını belirtti.  Bu işlerin ticarî olmadığına dikkat çekti. Kendisi için söz konusu olanın Lazca olduğu belirtti. Anne ve babasının, ninesinin dilinin ölmemesi için uzun yıllardır çalıştığını söyledi. Kimin hangi saikle hareket ettiğiyle ilgilenmediğini belirtti. Kendisi için önemli olanın Lazcanın yaşaması olduğuna dikkat çekti.

Sıra Mustafa Özkurt Çupina’daydı. O da Lazca olarak konuştu. Kendisini tanıttı. Emekli öğretmen olduğunu söyledi. Çupina aile soyadının nereden geldiğinin üzerinde durdu. Lazcanın önemine, yaşatılmasına yönelik vurgu yaptı. Uzun yıllardır Lazca üzerinde çalıştığını belirtti. “Lazika Yayın Kollektifi”nin çalışmalarına ve önemine dikkat çekti.

Sözü İsmail Güney Yılmaz aldı ve Lazlar ve diğer politik konular üzerine kafa yorduğunu, makaleler yazdığını belirtti. Bu sebeple de toplantıya katıldığını söyledi.

Daha sonra Nükhet Eren söz aldı. Lazcaya olan ilgisinin Hasan Helimişi’yi tanımakla başladığını söyledi.  Şöyle devam etti: “Kendim yazarım. Çalışmalarım var. Hasan Helimişi’nin çok önemli ve değerli bir yazar olduğunu gördüm. İşte ondan sonra da Lazca ile bağlar kurdum İsmail Bey vasıtasıyla. Derslere de başladım Lazca da öğreneyim diye. Aslında baba annemle çoğunlukla Lazca konuşuyordum. Öğrenmiştim; söylediklerini anlıyordum. Ama aradan uzun zamanlar geçti. Bir- bir buçuk yıl kadar dersler aldım. Şimdi Lazcada daha iyiyim. Bu arada “Mağdurun dili Lazca” diye bir yazı yazdım.  Daha sonra da Hasan Helimişi üzerine bir yazı yazdım; “Tanura”da yayınlandı. Şimdilerde Laz masallarıyla ilgileniyorum. Türkiye’deki yazarlara Laz yazarları tanıtmaya çalışıyorum. Lazcayı da öğrenirsem, beş sene sonra acaba öykü de yazabilir miyim?! Öyle bir hayalim var. Bilmiyorum ne kadar gerçek olur ama?! Kendim Türkçe yazıyorum. Şu ana kadar pek Lazca yazmadım. Bu işlerle uğraşan birisi olarak Hasan Helimişi’nin şiirlerini önemsiyorum. Belki başka dillere de, İngilizceye çevrilebilir. Burada bulunma sebebim; belki katkılarım olur, o sebeple buradayım. Teşekkür ederim.

Sıra Eylem Bostancı’daydı: “Batum muhaciri Sapancalı Laz bir ailedenim. Laz bir anne- babanın çocuğuyum. On yaşıma kadar Lazcanın çok yoğun olarak konuşulduğu bir ortamda yetiştim. On yaşımda İngiltere’ye gittik; bilinen politik nedenlerden dolayı. Bir gün bir konuşma sırasında babam, ‘bir gün gelecek Lazca diye bir kalmayacak,’ dedi. Bu söz üzerine derin bir üzüntü yaşadım. 2002 senesiydi. İsmail ile tanıştık ve ben Türkiye’ye yerleştim. O zamandan beri de ilgi ve yeteneklerim el verdiğince, elimden geldiğince Laz kültürüne destek vermeye çalışıyorum. İngilizceden Türkçeye çevirilerim oldu. Anadili öğretimi, anadili ölümü hakkında araştırmalarım oldu. Birkaç makale yazdım. Burada bulunma sebebim de, Lazcanın yaşaması için daha fazla ne yapılabilir, bu konuda destek vermektir.  Ailemde konuşulan Lazcayı çok iyi anladığımı söyleyebilirim. Ne yazık ki, konuşamıyorum. Teşekkür ederim.”

Daha sonra Asım Bayrakoğlu sözü aldı. Ardeşenli olduğunu, Lazcaya gönül vermiş bir aileden geldiğini belirterek şöyle dedi: “Torunlarıma da Lazca öğrettim.  Halen de öğretiyorum. Kendim Laz kültürüyle ilgileniyorum. İlgi bir tarafa; hoşlanıyorum. Mutluluğumun parçalarından biri Laz olmaktır. Laz kültüründe bulunmamdır. Meselâ; Laz horonu oynarken mutlu oluyorum.  Laz lâhanası yerken mutlu oluyorum. Yaylaya gidince mutlu oluyorum. Yani Lazca ile yaşamak bana mutluluk veriyor. Lazca konuştukları zaman mutlu oluyorum. İştahla yenen yemek nasıl mutluluk veriyorsa, öyle zevk alıyorum Lazcadan. Böyle haz alınca da, bu Lazca ölmesin diye elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Bu işe gönül veren arkadaşlarımı gerçekten kutluyorum. Biz ancak ucundan katkı sunabiliyoruz. Bugün buraya gelmemin sebebi de, ‘ben ne katabilirim, ne yapabilirim,’ bu dilin yaşaması için. Bu dilin yaşaması için gerçekten bir yazı dili olmasının taraftarıyım. Bu iş için, elimden ne gelirse, yapmaya taraftarım. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.”

Asım Bayrakoğlu’dan sonra sıra Tahsin Ocaklı’ya geldi: “Ardeşen, Okurdule. Mühendisim. Burada çalışmaya devam edeceğim.”

İTÜ Öğretim görevlisi Ayşe Serdar ise, Tahsin Ocaklı ile gelmiş. Bir çalışma yürütüyormuş, o konu için veri toplamak amacıyla toplantıya katılmış.

Daha sonra sıra Şakir Çakırusta’ya geldi. Edebî olarak Lazca ile ilgilenme imkânının olmadığını,  ancak sosyal olarak ilgisinin bulunduğunu ifade etti. Şunları söyledi: “Dutkhelilerin şöyle geçmişlerine bir bakıverdim. İstanbul’a gurbetçi olarak gelmişler. Yazın altı ay burada. Kışın dönmüşler memleketlerine.  Altı ay orada, altı ay burada. Böyle bir yaşam sürüyordular.  Ancak 1970’lerden sonra, İstanbul’a yerleşmeye başladılar. Bu yerleşimden sonra, doğan çocuklar memlekete gitmemeye başladılar. Bununla da ikinci kuşak, üçüncü kuşakta bir kültür yozlaşmasını gördüm ben. Ben Tarabya’da oturuyorum. Dutkhelilerin büyük kısmı orada. Burada, böyle birlikte oturma gibi bir avantajımız var. Kültürümüzden kopulmaması için neler yapılması gerekiyor? Bu sebeple bir dernek oluşturduk. Gerçek anlamda bir kültür derneği kurduk o zaman. Önemli çalışmalar yaptık. Ben buradan bir ekip kurdum; Dutkhe’ye yolladım. Eskiden kullanılan tüm geleneksel el aletlerini toparladık, buraya getirdik ve sergiledik. Kadıköy Meydanı’nda yapılan “Rize Günleri”ne dernek olarak katıldık.  Kullanılan eski aletlerin üzerine Lazca isimlerini yazdık. İnsanların oldukça dikkatini çekti. Bunların ne olduğunu sordular. Bu Lazcadır, dedik; anlattık. Böyle tanıtımlarda bulunduk. Bizim çocuklarımız horon oynamasını bilmiyordu. O zaman; sağ olsun İsmail Bey de, Esat Bey de, Birol Topaloğlu arkadaşımız bizim Dutkheliler Derneğine geldiler. Çocuklarımıza horon oynamayı öğrettiler.  Beraber horon oynadık. Şimdi zaman zaman toplanıyorlar. Horon oynuyorlar. Tulum çalıyorlar. Böyle çalışmalarımız oluyor. Derneğin başkanlığını yaptım. Daha sonra da gençlere devrettim. Böyle katkım olmuştur Lazca ve Laz kültürüne. Ben de Türkçeyi sonradan öğrenenlerdenim. Anadilim Lazca. Burada ne katkım olursa, vermeye çalışacağım.”

Toplantıya katılanların kendileri tanıtma faslı böylece bitti. Hemen söyleyeyim. Toplantının tutanakları tutulmadı. Bu büyük bir eksiklikti. Ben ve birkaç arkadaş kendi imkânlarımızla not tutmaya, konuşmaları kayıt altına almaya çalıştık. Bu toplantıya ilişkin diğer eksikliklerin yanı sıra bu da büyük bir eksiklikti. Bu tanışmadan sonra, Mustafa Sonbay ve Orhan Sapan da geldi ve toplantıya katıldı. Esat Sarı, onu ve Orhan Sapan’ı diğer arkadaşlara tanıştırdı.

Toplantıya çok kısa bir ara verildi. Toplantıyı yöneten Esat Sarı, “1990’lı yıllarda başlayan “Laz Kültür Hareketi” nasıl başladı? Hangi aşamalardan geçti? İsmail Avcı ve Ali İhsan Hoca, “Laz Kültür Hareketi”nin kısa geçmişini özetlesin. Ondan sonra da ne yapmalı sorusunun cevabını düşünelim,” dedi. Hem Esat Sarı hem de İsmail Avcı Bucaklişi beni işaret ederek “Ogni Süreci”nden başlamamı istediler. Doğrusunu isterseniz, bana böyle bir görev verilmesine pek sevinmedim. Ancak istemeyerek de olsa sözü aldım ve şunları söyledim: “ Böylesi zor bir görevi bana verdiniz. Çok sempatik davranmaya çalışacağım. Öncelikle Lazlar ve Lazca üzerinde kısaca durmak istiyorum. Lazlar, Doğu Karadeniz ve Güney Batı Kafkasyanın yerli halklarındandır. Tarih yazıldığından beri, yazılı kaynaklar böyle söylüyor. Lazlar; eş anlamlı kelime olan “Laz” ve “Megrel” adlarıyla bilinirler. Tarihsel süreç içerisinde Müslüman olanlar Laz adıyla, Hıristiyan kalanlar “Megrel” adıyla özdeşleşmiştir. Aslında “Megrel” Margaldır; o da “çiftçi” anlamına geliyor. Tarımcı, yerleşik ve yerli bir halk atalarımız. Daha önce imparatorlukların, daha sonra da emperyalistlerin at koşturma ve didişme alanlarında kaldığımız için, sürekli acılar çektik. Nüfus kaybına uğradık. Böylece yüzyıl öncesine kadar geldik. Yüzyıl öncesine kadar, Lazlar için “gurbet”, o zamanlar “Rusya” dedikleri, şimdiki Gürcüstan, Rusya, Abkhazia vb. yerlerdi. Oralara gidip geliyorlardı. Oralara gidip geldikçe de Hıristiyan kardeşleriyle, yani Megrel kardeşleriyle bağlantıları devam ediyordu. Oraların yerlisi Lazlar vardı. Onlarla bağlantıları oluyordu. Ve böylelikle gurbette para kazanıp, meslek öğrenip memleketlerine geliyorlar ve hayatlarını sürdürüyorlardı.  Kendilerine has üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkileri için de kendilerini bugünlere getiriyorlardı. Ne var ki, Osmanlı Ülkesi, diğer imparatorlukların karşısında, kapitalizmin gelişmesiyle birlikte gerilemesiyle Lazlar da yine yeni acı günler yaşadılar.

“Ulus Devlet” yaratma çabalarıyla birlikte, 1920’li yılların ikinci yarısından itibaren, inkâr-imhâ- asimilasyon politikalarına tabi tutuldular. Tabii yeni devleti, Türkiye’nin oluşumunda Batı’nın ve Sovyetlerin ortak bir konsensusu söz konusuydu. Bir şeyler aldılar; bir şeyler verdiler. İşte böylece bugünlere geldik. Yani; Sovyetler Birliğinin çöktüğü 31 Aralık 1991’e geldik.  O döneme kadar; radyo yok televizyon yok. Dar alandaki üretim ilişkileri içinde Lazca yaşadı. Arkadaşımızın (Şakir Çakırusta) da belirttiği üzere, Lazlar altı ay memlekette, altı ay burada, İstanbul’daydılar. Yine arkadaşın belirttiği gibi, ortak yaşam alanları oluşturuyorlardı. Kendi dillerini ve kültürlerini bir şekilde yaşıyorlardı. Ne var ki, SB’nin çöküş sürecine girmesiyle birlikte, artık dengeler değişmeye başladı. Tabii bu arada kapitalizm tüm hışmıyla Türkiye’ye girdi; üretim ilişkilerine hâkim oldu; tek pazara ve bugüne doğru gelmeye başladı. Bununla birlikte radyo, televizyon yaygınlaştı. Tabii bütün bunlarla birlikte de Lazcanın ölümü hızlanmış oldu.

1990’lara gelene kadarki zaman dilimi içinde, entelektüel bağlamda bireysel olarak Laz dili ve kültürüyle ilgilenen insanlar muhakkak ki vardı. Ama kendi kimliğini kolektif olarak yaşatma gibi, 1990’ların başında çıktığı gibi bir irade bulunmuyordu. İlk çıkan “irade,” “Laz Aydınları” diye kodlayabileceğimiz insanlar bir araya geliyorlar. ‘Bir vakıf oluşturalım,’ diyorlar, ama gerisini getiremiyorlar. Bu konularla ilgili ben, fazla ayrıntıya girip konuyu boğmak istemiyorum. Biz, 1993 Kasım’ında “Ogni Kültür Dergisi”ni çıkarttık.  “Ogni Kültür Dergisi,” nostaljik, akademik vb. duyguları da taşıyan insanların yayınladığı bir yayın organı olmasına rağmen, daha ziyade Laz kimliğini, Laz dilini geleceğe taşımaya yönelik bir çabanın başlangıcıydı. Ne yazık ki, Laz aydınları o sıra oluşmamış olduğundan,  bir sürü hata yaptık; kendi içimizde olsun, diğerleriyle ilişkilerde olsun. Ne yazık ki, bir enstitü kurumsallaşması olamadı. Bir kurumsallaşma da olmadan bu iş olmaz. Çabalar gösterildi. Ben gösterdim. Arkadaş (İsmail Avcı) gösterdi. Bütün bu kurumsallaşmalar şuna benziyor: Davulu boynumuza astık, çalacak birini aramış olduk. Ama şunun da bilincindeydik: Mutlaka bir enstitüye ihtiyacımız var; dilsel, kültürel vs. konularda. Bunun bir çabası olarak, Mecit Amcamızın (Çakırusta)  da belirttiği gibi, İstanbul’da değil ama İzmit’te bir vakıf kuruldu; SİMA Vakfı. Ben bu vakfın tüzüğünün hazırlanmasına, o zaman rahmetli Recai Amca (Özgün) vardı, elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştım. Vakıf kuruldu, fakat SİMA Vakfı kendisinden beklenen işlevi yerine getiremedi. Bunun çok çeşitli sebepleri olabilir. Yöre dernekleri gibi, bir özelliğe sahip oldu. Lazlarla ilgili konularda, Lazların söz ve karar sahibi olması gerekiyordu. Bunun için de dil alanında çaba göstermeleri gerekiyordu.  Şu yirmi yıllık zaman zarfı içinde baktığınız zaman, şu internetin de çıktığı zamana tekabül ediyor,  internete “Laz” diye yazdığımız zaman karşımıza bir mobilya firması çıkıyordu. Bir de pornografik içerikli bir şeyler! Şu anda internete baktığımız zaman, binlerce şey çıkıyor karşımıza. Bir sürü insan yazıyor. Lazca ile ilgili, Laz kültürü ile ilgili yazılıyor. Lazca yazılıyor. Kitaplar yayınlanıyor. İsmail kardeşimiz gibi Marxist-Leninist kardeşlerimiz de Lazlar, Lazca ilgili yazıyorlar, Lazca yazıyorlar. Dinî duyguları kuvvetli kardeşlerimiz, meslekî alanlarında çalışan kardeşlerimiz var. Onlar da yazıyorlar. Günümüzde Laz kimliğine ilişkin bir ilgi söz konusu. Ben burada, Mehmet Bekâroğlu dostumuzu sevgi ve saygıyla bir kez daha selâmlıyorum. Kurum bazında değil ama kişi bazında önemli bir şahsiyet olarak Laz dilini sahiplenmesinden dolayı. Özetle şunu söyleyeyim; bizim bir birlik oluşturmaya, kendi dilimizi, kendi kültürümüzü yaşatmaya ihtiyacımız var. Bunu da yapabileceğimiz tek yer bir enstitüdür. Bu arkadaşlarımız uzun zamandır çaba harcıyorlar. Bu çalışmaların bir nişanesi olarak  şu kitapları sayabiliriz. Bu kitapların çoğu Lazca. Lazların tarihinde, kültür tarihi içinde bu kadar çeşit kitabın bu kadar kısa sürede bir yerden yayınlanmışlığı yok. 

Ben ümit ediyorum, arkadaşlar bizi anlıyorlar. Geleceğe kendimizi taşımamız gerekiyor. Geleceğe kendimizi kimliğimizle taşıyabiliriz. Geleceğe kendimizi taşımanın tek yolu da Lazcadır. Lazca olmadan olmaz. Yalnız bu arada sıkıcı olmamak kaydıyla bir şey daha belirtmek istiyorum.  Lazca gündeme geldiği zaman, Lazcanın düşmanları var. Resmî ideoloji, yıllarca Lazcayı yalnızca yok etmeye çalışmadı. Aynı zamanda da Lazcanın düşmanları yarattı. Onlar şunu diyorlar: ‘Lazcanın şiveleri var. Ağızları var. Lazca konuşan bir diğerini anlamaz.’ Bu yalan! İkincisi; ‘Lazca, asla ve asla yazılabilen bir dil değildir.’ Bu da yalan! Lazca pekâlâ yazılabiliyor. Sonra; ‘Lazca da Arapçadan, Farsçadan, Rusçadan, Gürcüceden, Türkçeden kelimeler var,’ diyorlar ve böylece Lazcayı küçük düşürmeye çalışıyorlar.  Bu gayet doğal bir şey. Ödünç kelimeler bütün dillerde var.  Bu yirmi yıllık süre zarfında şunu görmüş olduk: Birçok kişi, birçok kurum ve birçok devlet Lazların bir araya gelip birlikte bir şeyler üretmelerini asla istemedi. Birileri fincancı katırlarını korkuttu. Ama ümit ediyorum bugün verimli bir gün ve yeni bir başlangıç olsun. Teşekkür ederim.”

İsmail Avcı sözü aldı ve şunları söyledi: “Hoca anlattı. Şunu anlamak gerekiyor arkadaşlar; Lazca artık yok oluyor mu, olmuyor mu?! Bunun tartışacak bir tarafı kalmadı. Lazca yok oluyor. “  

Esat Sarı: “Hocanın bıraktığı yerden alalım! Ondan sonra da, ne yapacağımızı konuşalım.”

İsmail Avcı: “ 1990’larda dergi çıktıktan sonra, birçok örgütlenme çabası oldu. SİMA Vakfı’ndan sonra da dernek kurma çabaları oldu. Epey bir uğraşıldı ama ne yazık ki, zamanı mı değildi ne, bilmiyorum, olmadı bunlar. En son 2008’de LKD kuruldu. Sonra Ankara’da LKDD kuruldu. Arhavi’de Laz Kültür ve Turizm Derneği kuruldu. Daha Sonra Ereğli’de Cihangir Bilgin bir LKD kurdu. Bir takım dernekler kuruldu.  Biz altı arkadaş 2010’da “Lazika Yayın Kollektifi”ni kurduk. Şunu amaçladık; tabi konunun bir sosyal yönü var,  işin aynı zamanda Lazcaya odaklanılması gereken bir yönü de var. Lazca yok olduktan sonra, sizin yaptığınız etkinliklerin, çabalarınızın pek anlamı yok. Yani; Lazca olmadan bir yere varmak mümkün değil. “Lazika Yayın Kollektifi” kısa süre içinde, tamamen kendi kaynaklarıyla, hiçbir yerden maddî bir şey almadan, kendi çabalarıyla ve kendilerinin sahip olduğu kültürel altyapı ve entelektüel birikimle kitaplar çıkardı. Şimdiye kadar on beş kadar kitap çıktı ve elliye yakın kitap şu anda elimizin altında.  Şunları yayınlayabiliriz diye, proje olarak duruyor. Ancak bir şey gerekiyor. Gereken şu; Lazcaya odaklanmak gerekiyor. Lazca için daha sistemli araştırmalar yapmak gerekiyor.  Daha sistemli çalışmalar yapmak gerekiyor. Meselâ; Millî Eğitim Bakanlığının seçmeli ders meselesi çıktı. Lazca anadili derslerine talep oldu, sınıf açma konusunda yeterli sayılara ulaşıldı.  Müfredat yok, dendi. Hoca yok, dendi. Kitap yok, dendi. Bu konuda pedagojik çalışma da yok.  Bütün bunların gerçekleşmesi için bir yapı olmalı.”

Esat Sarı bir eklemede bulundu: “Ogni’den sonra “Mjora” yayınlandı. “Skani Nena Dergisi” yayınlandı. Ondan sonra da “Tanura”. Sürecin iyi algılanabilmesi için bu dergiler de anılmalı.”

Esat soru doğru söylüyor. Anlatımlarımız da “yayın yönetmeni” olduğum SİMA Vakfı yayın organı “Sima” ve isim babası olduğum “Kafkasya Yazıları”nın adlarını anmayı unuttuk. Tabi bunlar dışında yayınlanan kitaplar ve internet sitelerinin adlarının da hatırlamalıyız.

Esat Sarı: “Lazca bir şekilde kayıt altına alınıyor. Tabii ki, bütün bunlar yeterli değil. Şimdi, bugün de bu çabaları kurumsallaştırmak amacıyla bir araya geldik. Bir aşama daha kaydetmemiz gerekiyor. Şuna bir karar vermemiz gerekiyor; Laz kültürüyle ilgili bir kurum oluşturmaya ihtiyacımız var mı?!  Bu ihtiyacı hissediyor muyuz? Yapacaksak, burada karar vereceğiz.  Yapacak olanlar diyecek ki, ‘ben bu işe şöyle katkıda bulunabilirim. Şunu yaparım. Gözlemci olurum. Kurucu olurum. Başka şekilde destek veririm’. Bu işi biraz daha ilerletmemiz gerekiyor. Bugün böyle bir şeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz? “

Esat Sarı, bu noktada enstitü için kimin neler yapabileceğini söylemesini istedi. Bir enstitüye ihtiyaç olup olmadığını sordu ve sözü Tahsin Ocaklı’ya verdi: “Görüyoruz ki, bir enstitüye ihtiyaç var. Ama sanki davetliler arasında bir eksik mi var? Yoksa başkaları da davet edildi de, biz bunu bilmiyoruz! Bu sorumu zannederim cevaplarsınız?! “

Esat Sarı, sözü aldı ve Tahsin Ocaklı’nın sorusunu cevaplayacağını belirtti: “Koşullar gereği, biz bunu uzun vadeli düşünmeden, kısa vadede bir toplantı yapalım, diye düşündük. Ama buraya kesinlikle katılımcılar bu kadar olacak diye bir şey yok. Bu konuya katkı vermek isteyen her kim olursa olsun, işin genel çerçevelerine, kurallarına uymak kaydıyla katılabilir. Ciddî bir iştir, emek sarf edecektir. Bir de bu işin kamuoyuna anlatılması var. Kamuoyuna anlatımda, zaman zaman bazı küçük nüanslar bile menfi etkilere neden olabiliyor. Örneğin şöyle: Buraya katılan bir katılımcı, gitsin Ardeşen’de şöyle dese: ‘ ben onların toplantısına katıldım. Onların ne yaptıkları belli değil.’ Böyle bir ifadeyle sunum yaparsa, ters tepki oluşur. O açıdan, bu konuyu istismar etmeyecek, gerçekten samimi, açık, dürüst kişi olmalı. Bizim için önemli olan,  Laz dilinin ve kültürünün yaşatılması ve konu söylediklerimiz kadardır. Onun dışında başka bir şey değildir. Geçmiş yıllarda çok riskli ifadeler kullanıldı. Devletin, “bu tür faaliyetlerin” üzerine gittiği dönemlerde de biz faaliyetleri yürüttük. Ama belki o zaman biraz cahildik. Riskleri bilmiyorduk. Risk aldık. Kötü de yapmadık, diye de düşünüyorum. Onun için katkı sunmak isteyen herkese bu oluşum açıktır. Burada oluşumun herhangi bir inisiyatifi yoktur. İnisiyatif derken, sizlerin önerisiyle, bu; gelişecek, kurulacak, yürüyecek; aşama kaydedecek. “

Esat Sarı, Tahsin Ocaklı’nın sorusu üzerine uzunca açıklama yaptı. Ancak yine de Tahsin Ocaklı’nın sorusuna cevap vermiş olmadı. Başta da birkaç defa belirttiğim üzere, gündemsiz toplantılarda kişiler ne kadar iyi niyetli olursa, olsun sapmalar oluyor. Esat Sarı’nın bütün bu açıklamalara rağmen, neden o toplantıda bulunduğumuzu ben hâlâ anlayamadım. Amaç belli değildi. Gündem yoktu. Üstelik bazı insanlar çağrılmış, bazıları da çağrılmamıştı. Çağrılanlar neden çağrıldı, çağrılmayanlar neden çağrılmadı? Bu durum, “Lazika Yayın Kollektifi”nin bariz bir zaafıydı.

Daha sonra Asım Bayrakoğlu söz aldı ve bu toplantıda neden Mehmedali Barış Beşli ve Birol Topaloğlu’nun bulunmadığını sordu. Bu soruyu cevaplaması için Esat Sarı, Mustafa Özkurt Çupina’ya söz verdi. Mustafa Özkurt Çupina da, kendileriyle bağlantı kurulmaya çalışıldığını, ancak kendilerinin uzak durduğunu söyledi.

Daha sonra söz alan Mehmet Bekâroğlu, kendisinin Laz aydınlarının bir arada duramamalarının sebebini anlamaya çok çalıştığını belirtti: Madem birlikte bir şeyler yapılamıyor. Birlikte duranlar bir şeyler yapsın. Bunda bir sakınca yok. Birileri yapılanları beğenmiyorsa, bir araya gelip bir başka oluşum içinde yer alabilirler. Bunda bir yanlışlık yok. Bu alanda çalışacak ne kadar çok kurum olursa, o kadar iyi olur.”

Mehmet Bekâroğlu, bir başka konuya da vurgu yaptı. Tiflis üzerinden gelen “Lazlar Gürcüdür” tezlerine dikkat çekerek enstitünün bu ve benzeri tezlere karşı da söyleyecek sözleri olması gerektiğine dikkat çekti.

Mikhael Labadze adlı Gürcistan vatandaşının Laz aydınlarına yönelik tehdit ve hakaretleri de gündeme geldi. Bu kişinin Lazlar ve Gürcülerin arasını açmaya çalıştığı, bu sebeple de kendisinin Gürcistandaki ilgili kurumlara şikâyet edilebileceği konusunda öneride bulunanlar oldu.

Mehmet Bekâroğlu, mazeretini belirterek dört sularında toplantıdan ayrıldı.

Sonuçta Tahsin Ocaklı’nın sorusu cevapsız kaldı. Tahsin Ocaklı, cevapsız kalan sorusuna cevap alma konusunda ısrarcı olmadı. Tahsin Ocaklı, oradakilere hitaben bir soru sordu ve  “enstitü tüzüğü”nün taslağını kimlerin e-mail olarak aldığını veya kimlerin tüzüğü bildiğini” sordu.

İsmail Avcı, “Mehmet Hoca ve sana gönderdik sadece ama o bir taslaktı,” diye açıklamada bulundu.

Tahsin Ocaklı şu açıklamada bulundu: “Tüzükler, enstitünün anayasasıdır. Doğal olarak bundan herkesin bilgisinin olması gerekiyor. Benim bilgim var.”

Böylece konu dağılmış oldu. Bu toplantı, “Lazika Yayın Kollektifi”nin toplantılar konusunda zaaf gösterdiğini ortaya serdi. Orada bulunan ve bugüne kadar “Lazika Yayın Kollektifi”nin yaptıklarından habersiz olan bir kişi, sanki her şeye sıfırdan başlanıyormuş gibi düşünebilirdi. Oysa “Lazika Yayın Kollektifi,” çalışıyor ve üretiyordu. Yaptıkları ortadaydı. Üstelik yirmi yıllık bir tecrübenin sahibiydi. Buna rağmen, toplantı konusunda zaaf göstermişti. Kendimi bir an önce yirmi yıl öncesindeymişim gibi hissettim. Bir kez daha açık söyleyeyim; bu toplantının neden yapıldığını hâlâ anlamadım.

Bir “Laz Enstitüsü”nün neler yapabileceğini, neler yapacağını yukarıda sıraladım. Bir “Laz Enstitüsü”nün görevi tek tek insanları ikna etmek değildir. Anlaşılan bazı arkadaşlar, bunu anlamak istemiyorlar.

Bazı arkadaşlar, “Lazika Yayın Kollektifi”nin yayınlarına ulaşmada zorluklar yaşandığını da dile getirdi.

Gündem olmayınca konu tekrar saptı ve 1992 yılına gidildi. Mecit Çakırusta,  1992 yılında “Aktüel Dergisi”ne, 1993 başlarında da “Bugün Gazetesi”ne verilen söyleşilerde Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın ne gibi hatalar yaptığını anlattı. Avukat Ahmet Hulusi Kırım yüzünden çalışmalarının yıllarca kesintiye uğradığını söyledi. Mecit Çakırusta,  Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın tutum ve davranışlarından dolayı Cemil Memişoğlu’nun çok zor günler geçirdiğine de dikkat çekti.  Ancak Mecit Çakırusta, bütün bunları bu toplantıda değil, kitabında anlatmalıydı; gerçekleri kayıt altına almalıydı.

Şakir Çakırusta, bugün Türkiye’de yaşanılan kardeş kavgasının kendilerini olumsuz olarak etkilediğine dikkat çekti.

Esat Sarı, devletin resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin insanları yıllarca kandırdığına dikkat çekerek kendi kimliğini, Lazcasını savunan, sahiplenen ve mücadele eden duyarlı insanların sayısının az olmasının bu sebeple normal olduğunu belirtti.  Bu işlerin mücadelesini de ancak duyarlı insanların verebileceğine dikkat çekti. Yıllarca böyle beyin yıkamalardan kolayca dönüş olamayacağını belirtti ve şöyle dedi: “Ne var ki, biz doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğiz.

Gündemsiz ve herkesin aklına geleni söylemeye başladığı bu toplantı artık benim için sıkıcı bir hal almıştı. Havanda su dövülüyordu. Nükhet Eren’in söyledikleri yüreğime su serpti.

 Nükhet Eren şunları söyledi: “Dili yeniden üretmek gerekiyor. Büyük şehirde yaşıyorsanız, dili büyük şehirde üretmeniz gerekiyor. Onun için bazı kurumlar olması gerekiyor. Dilin eğitimi olması gerekiyor. Kurumlarda olur. Tabii resmî kurumlardaki eğitim de çok önemli. Bence; “Laz Enstitüsü”nün öncelikli amacı, Lazcanın yeniden üretimini sağlamak olmalı. Bütün bunları yapılırken hedefler konulmalı.  Ben kendim için bir hedef koydum ve beş yıl sonra Lazca bir öykü yazmayı hedefledim. Beş yıl sonra neyi hedefliyoruz?! Bir yıl sonrası için bir hedef koyalım. Bir yıl sonra on değişik okulda Lazcanın seçmeli ders olarak okutulmasını hedefleyelim. Böyle hedefler olmalı. Sonra da bu hedefleri nasıl gerçekleştireceğiz?! Ve kimlerle yapacağız?! Bütün bunların belirlenmesi lâzım. Bir yıl sonra nerede olalım? Beş yıl sonra nerede olalım?  Bir sonraki toplantıya bu konulara kafa yorarak gelelim. Hem sonra Lazona dediğimiz yerde değil İstanbul’da da çok Laz var. Onlar için de açmak lâzım. Sadece Arhavi’de ya da Fındıklı’da değil. İstanbul’da da başka yerlerde de Lazca seçmeli ders olmalı. Bunlar için de kafa yormalı. Seçmeli Lazca dersleri için pilot bölgeler seçilip çalışılabilir. Bütün bunlar bir “Laz Enstitüsü”yle olur. Nasıl yapılacak? Kimler yapacak onları belirlemeliyiz.”

Esat Sarı: “ Bizim şimdiki amacımız bir yol haritası sunmak değil. Şu anda böyle bir kuruma ihtiyacımız var mı? Bu kurum oluştuktan sonra, bu planlamalar orada yapılır.”

Buraya kadarki konuşmalardan anladığım kadarıyla, orada bulunanların bir kısmı enstitünün ne olduğunu ve neler yapacağını bilmiyorlardı. Eylem Bostancı söz aldı ve enstitünün ne anlama geldiğini ve neler yaptığını açıklayan araştırmasını okuyarak bizlerle paylaştı. Oldukça da faydalı oldu. Okuduklarından bir kez daha anladık ki, enstitü, vakıf değildir. Enstitü dernek de değildir. Enstitü, araştırma yapan ve yaptıran bir kurumdur; yayın yapan bir kurumdur. Ancak dernek ve vakıflarla da, ilgili kişilerle de bağlantısı, ilişkisi olur.

Birkaç kez söz alma ihtiyacı hissettim ve kısaca şu önerilerde bulundum: “Fazla söze gerek yok. Somut öneriler üzerinden gidelim. Meselâ; Laz şarkılar söyleyen bir koro oluşturalım. Bunu da şimdi yapalım. Kutsal kitaplardan ve siyasî klasiklerden çeviriler yapalım. Meselâ; ‘Komünist Manifesto’yu Lazcaya çevirelim. Şimdi gelin çeviri komisyonlarını oluşturalım. Çizgi filmleri Lazca seslendirelim.

İsmail Güney Yılmaz, böyle bir grup çalışmasına hazır olduğunu ve ‘Komünist Manifesto’yu Lazcaya çevirmeyi kendisinin de düşündüğünü söyledi.

Mustava Dudulaşi de oğluna, kendisinin en çok sevdiği, ilgi gösterdiği çizgi filmin adını sordu. Çocukların, gençlerin ilgi gösterecekleri filmleri, çizgi filmleri Lazcaya çevirme ve seslendirme çalışmalarına katkıda bulunabileceğini belirtti.

İsmail Güney Yılmaz ve Mustava Dudulaşi’nin bu somut yaklaşımları enstitünün neleri yapacağına ışık tutuyordu. Bütün bunlar Nükher Eren’in söyledikleriyle de birlikte bir bütünlük oluşturuyordu. Ve toplantının en güzel ve verimli taraflarından biri de bu arkadaşların somut projeler üzerinden konuşmalarıydı.

Değinmek istediğim bir konu daha vardı. Son olarak söz aldım: “Bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Konuşmalardan anladığım kadarıyla bir konu karıştırılıyor. Anadilini okuma-yazmayı öğretme ile anadilini öğretmek farklı konular. İlkinde çocuk Lazcayı bilir, konuşur ama Lazca okumayı- yazmayı bilmez. Buna okuma-yazma öğretilir. Aynı Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında kurulmuş ve 1930’ların ikinci yarısına kadar yaşamış olan Laz Anadil okullarında olduğu gibi. Çocuğa anadilini öğretmek ise, ayrı bir konudur. Burada çocuk Lazcayı öğrenecektir. Bu ikisi farklı konulardır; karıştırmayalım. Sonra unutmayalım; sıfır noktasında değiliz. Lazcanın bir okullu, bir kitaplı geçmişi var. Bu deneyimlerden faydalanacağız.”

Bu makalede birçok kez değindim; toplantının amacı belli değildi. Önceden gündem belirlenmemişti. Toplantı sırasında gündem belirlenmedi. Tutanak tutulmadı. Esat Sarı’nın diplomatik tavrı ve yaklaşımı sayesinde toplantı herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sonuçlandı; ancak verimli olmadı. Toplantı sırasında bir kâğıda adlarımız, telefonlarımızı ve e-posta adreslerimizi yazdık. Bir sonraki toplantı ve diğer gelişmelerden “Lazika Yayın Kollektifi” bizleri haberdar edecek. Ümit ederim, bu makale bir sonraki toplantıyı düzenleyecek olanlara katkı sunar. (22 Aralık 2012, yusufbulut.com)

aksamaz@gmail.com 


 

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2022/10/laz-enstitusu-denince-algladklarm.html




 


 


 http://www.circassiancenter.com/tr/laz-enstitusu-toplantisinda-soylediklerim-gozlem-elestiri-ve-onerilerim/