22 Temmuz 2023 Cumartesi

“Yüksek yerleşim yerlerinde saha çalışması yapmak da istiyorum!”

 

 


 

 

“Yüksek yerleşim yerlerinde saha çalışması yapmak da istiyorum!”

 

 

(Ön açıklama: Şimdi Sabri Aslışen ile beraberim. Bugünkü misafirim Sabri Aslışen.  Sabri Aslışen, çok bilgili bir insan. Çok çalışkan bir aydınımız. Sabri Aslışen’in her alanda çok kıymetli çalışmaları var; baştan aşağı sağlam bir kültür adamı kendisi. Gazeteci, yazar, çevreci, fotoğraf sanatçısı, tulumcu ve dağcı kendisi; ben böyle biliyorum. Ben, Sabri Aslışen ile bir söyleşi yaptım. Kültürel çalışmalarından bahsettik. Bu metin, söyleşimize ait. Ali İhsan Aksamaz, 09. VIII. 2019)

+

 

Ali İhsan Aksamaz: Önce biyografinizden konuşalım, lütfen! Önceki yaşamınızdan bahsedin bize! Nerede ne zaman doğdunuz? Nerelisiniz? Kimlerdensiniz? Mesleğiniz nedir? Evli misiniz? Çocuklarınız var mı?

Sabri Aslışen: 58 yaşındayım. Ardeşen İlçesi’nin Seslikaya Köyünde 20 Ağustos’ta doğdum. Ardeşenliyim. Ğomunoğlu. (Turudi, Mollasaliği). Gazeteciliğimin ve yazarlığımın yanı sıra doğa sporlarını da meslek olarak yapıyorum. Evliyim. Bir kız çocuğum (22).

Ali İhsan Aksamaz: Hangi okullarda okudunuz? Hangi dilleri biliyorsunuz? Şimdi nerede yaşıyorsunuz?

Sabri Aslışen: Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler okudum. Aynı üniversitenin Fotoğrafçılık bölümüne de devam ediyorum. Günlük konuşmada gerekli olacak şekilde Fransızca ve İngilizce biliyorum. Lazcayı konuşabildiğim gibi okuyup yazabiliyorum. Eşimin işi gereği Ankara’da yaşıyorum.

Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, gazetecisiniz. Kültürel mirasımızı yaşatmak için de makaleler yazıyorsunuz. Makaleleriniz bir değil, birçok gazetede yayınlanıyor; bunu biliyorum. Siz de isterseniz, önce eski çocuk oyunlarından bahsedelim. Bize, eski çocuk oyunlarından bahsedin, lütfen! Bu oyunların Türkçe adlarını verin, lütfen, bu yeterli olacak.

Sabri Aslışen: Yaklaşık 35 yıldır gazetecilik mesleği sürdürmekteyim. Çocukluğumuzdaki oyunlar bir başkaydı. Oyunları belli yaş grubuna göre ayırarak oynardık. Bizim için her etkinlik bir oyun gibiydi. Kırmızı toprakla suyun karışımından elde edilen çamur, çocukluğumun ilk oyunu olmuştu. Çamur oyununa “Let̆aş oliobiru” adını vermiştim. Çocukken oynadığımız oyunların bazılarını sizinle paylaşayım; Saklanmaç, Korkuluk, İp atlama, Çelik-çomak, mendil kapma, topaç, bilye-misket, çağatara, çember çevirme, tel- tahta araba sürme.

Ali İhsan Aksamaz: Günümüzde de bu oyunları yaşatmak için neler yapmalıyız? Siz ne düşünüyorsunuz?

 

“Fotoğrafçılığı ve dağcılığı Muhammet Önçırak ağabeyimize borçluyum”

 

Sabri Aslışen: Aslında hiçbirimiz çocuklarımıza yeterli ve nitelikli vakit ayıramıyoruz. Çalışma hayatı bir yandan ev işleri bir yandan. Anneler ve babalar sürekli bir koşuşturma, bir şeyleri yetiştirme telaşı içinde geçiriyor günlerini. Belki de kısacık bir zaman ayırıp çocuklarıyla göz teması kurmaya, eskilerden sohbet etmeye, çocukken neler yaptıklarını anlatmaya bile ne zaman bulabiliyor ne de bu konuya değer veriyorlar. Oysaki, anne-baba-çocuk arasındaki en kuvvetli bağ iletişim ve fiziksel temas ile kuruluyor. Bu temas vasıtasıyla çocuklarımıza gelenek-göreneklerimizi, yerel çocuk oyunlarımızı öğretebiliriz. Ancak bu şekilde gelecek nesillere aktarım sağlayabiliriz. Eğer bunları yapamazsak, yerel kültürlerimizi kendi ellerimizle öldürmüş oluruz.

Ali İhsan Aksamaz: Biliyorum, siz tulum ve kemençe de çalıyorsunuz. Doğru biliyor muyum?!Tulum ve kemençe çalmayı ne zaman ve kimden öğrendiniz?

Sabri Aslışen: Hayır, hayır! Tulum ve kemençe çalmayı bilmiyorum, ama bunlar başta olmak üzere, yerel kültürlerimizin içinde yer alan müzik aletlerinin çıkardığı sesleri dinlemeyi çok seviyorum. Oğlak derisiyle yapılan tulumun yani Lazca adıyla Gudanın içine dolan nefes, parmakların ustalığıyla Navdan çıkan sesin güzelliği bir başkadır. Hele de bu sesi Lazona’nın ve Doğu Karadeniz’in yağmur ormanlarıyla buluştura bildiyseniz tadına doyum olmaz.

Ali İhsan Aksamaz: Laz kadınları canla- başla çalışıyor, eşleri boş- boş oturuyor diyor kimi insanlar. Öyle mi? Siz bu söze ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Sabri Aslışen: Hep söylenir ve tenkit konusu olur, “Rize’de bütün işleri kadınlar yapıyor, erkekler ise yan gelip yatıyor,” diye. İşte bu davranışların ana kaynağı gurbetçiliğin getirdiği bir alışkanlık veya gelenek. Bölgemize çay tarımı gelene dek insanımız gurbetçiydi…

Doğu Karadeniz’in kuzey doğusunda yer alan Batum ve Sohum, önemli bir ticaret merkezi olması sebebiyle gurbetçileri rahatça kendine çekebiliyordu. Ortak kültür ve yakınlık bakımından, Batum ve Sohum şehri bölge insanının gurbeti olmuştu (1800’lü yıllardan 1937’ye kadar, taa ki Sarp sınır kapısı kapanıncaya kadar. Sınır kapısı kapandıktan sonra kırsal göç ağırlıklı olarak başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere diğer illere doğru yönelmeye başladı. Bu göç, daha çok dışarıdan bakanlar tarafından tenkit konusu olmuş ve ağızdan ağıza “Doğu Karadeniz Bölgesinde bütün işleri kadınlar yapıyor, erkekler ise yan gelip yatıyor” şeklinde dolaşmaya başlamıştır. Bu ifadenin aslına bakıldığında, geçmişte gurbetçi olarak çalışan erkeklerin, dışarıda yani “gurbet elde” evine ekmek parası getirmek için ter döktüğü süreçte, kadınlarının yörede aktif olarak çalışmaları ve ister istemez evin hem kadını hem erkeği rolünü üstlenmeleri dolayısıyla ortaya çıktığı görülecektir. Bölge insanı olarak bunu aslında hepimiz çok iyi anlayabiliyoruz. Elbette ki, bu durumu kullanan yöre insanı da olmuyor değil.

Yanlış anlamayın beni! Ülkemin gezmediğim, görmediğim yeri kalmadı. Yurt dışında da yaklaşık on ülke gezdim. Bütün bu seyahatlerim süresince yöremizi ve Kaçkar Dağı, eteklerini gözlerimin önüne getirdim kıyaslamak için. Ne mümkün! Kıyas kabul etmedi hiçbiriyle! Gerçekten tabiat olarak dünyada bu kadar güzel bir yer yok. Doğu Karadeniz dağları, dereleri, yaylaları ve gölleriyle eşsiz bir doğa güzelliğine sahip ama aynı zamanda çok zorlu coğrafya. Halkın, bu tabiat şartları içinde hayatını idame ettirmesi, geçimini sağlaması fevkalade zor. Bu zorluğun üstesinden ancak birlik olarak, kadın veerkek beraber sorumluluğu taşıyarak gelebilecektir. Eski alışkanlıkların, gurbetçilik zamanlarının ve ben yatayım sen yapçılığın gerilerde kalmasıyla Doğu Karadeniz halkı ve doğasıyla daha da yükselerek kalkınabilecek, ülkemizin müstesna turizm cenneti olarak gözde yerini perçinleyecektir.

 


“Ortak kültür ve yakınlık bakımından Batum ve Sohum, bölge insanının gurbeti olmuştu”

 


Ali İhsan Aksamaz: Siz dağcısınız, bunu biliyorum. Geziler de yapıyorsunuz. Lütfen, bu gezilerinizden bahsedin bize! Bu gezileri nerelerde yapıyorsunuz? Gezi konusunda dernek ve şirketleriniz var mı? 

Sabri Aslışen: Ortaokul yıllarından beri doğanın içindeyim. Doğayı sevmeyi rahmetli anneme, fotoğrafçılığı ve dağcılığı ise “Dağların Reisi” lâkaplı Muhammet Önçırak ağabeyimize borçluyum. Türkiye Dağcılık Federasyonu kurulmadan önce, Ardeşen ilçemizde 1960 yılında Prof. Dr. Yılmaz Ergün Hocamız öncülüğünde dağcılık derneği kurulmuş. Bu dernek sayesinde, Kaçkar Dağları eteklerinde yer alan Fırtına Vadisi üzerindeki yerleşim alanlarında dağcılık sporunun gelişmesinde önemli ölçüde katkılar sağlamıştır. 1998 yılında “Doğu Karadeniz Kaçkar Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü” adı altında kapsamlı bir derneğin kurulmasında öncülük yaptım. Bu kulüp sayesinde, yapılan sportif faaliyetler, festivaller ve dağcılık şenlikleri sayesinde sadece bölgemiz değil, Doğu Karadeniz’in tamamı bölgesel ve ulusal medyalar aracılığıyla tanınmış oldu. Bu tanıtımda emeği geçen kurucu üyelere, bugüne kadar görev alan başkan ve üyelerine ve de halen görevde olan başkan ve yönetim kurulu üyelerine sizin aracılığınızla sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kulüp olarak gezilerimiz, özellikle hafta sonları doğu Karadeniz’in tamamına ve yılın belli aylarında yurt geneline hatta yurt dışına sportif ve gezi amaçlı programlar düzenlenmektedir. Kulübümüz şirket değil, yaptığı faaliyetlerin çoğunluğu sportif amaçla yapılmaktadır.

Ali İhsan Aksamaz: Siz, Ardeşen’in Sesi adlı gazetenin de öncülerinden birisiniz. Siz de isterseniz, biraz da bu gazeteden konuşalım!

Sabri Aslışen: Ardeşen’in Sesi Gazetesi, Ardeşen ilçemizde kurulan yerel bir gazetedir. Yıllar önce küçücük bir mekânda başladı yayın hayatına. Bir kulübeyi andıran, sadece bir kapı ve bir pencereden ibaret olan daracık mekânında doğdu gazetemiz. Hurufat (Tipo) baskıyla haftalık olarak yayınlanan, kuruluşundan beri doğru, dürüst, tarafsız ve ilkeli yayın çizgisinden sapmadan yoluna devam eden gazetemiz, modern ofset tesislerinde günlük olarak çıkarılmaya ve yarım asra yaklaşan bir süredir okuyucularıyla buluşmaya devam ediyor.

Yerel ve bölgesel gazetelerin kendi imkânlarıyla ayakta kalmaları kolay olmamasına rağmen, Ardeşen’in Sesi Gazetesi, kuruluş tarihi olan 25 Ocak 1973’ten bugüne tam 46 yıldır aralıksız olarak yayın hayatına devam etmektedir. Ardeşen’in Sesi Gazetesi’ni bölgemize kazandıran gazetemizin kurucuları Av. Sedat Kâhya hocam ve Ahmet Özcan Bey başta olmak üzere fikir işçilerine, yazarlara ve tüm çalışanlara sizin aracılığınızla sonsuz şükranlarımızı sunuyorum.

 

 

“Ardeşen’in Sesi Gazetesi, 25 Ocak 1973’ten bugüne yayın hayatına devam ediyor”

 


Ali İhsan Aksamaz: Günümüzde, siz başkent Ankara’da yaşıyorsunuz. Ankara’da kültürel bir derneğiniz var mı? Varsa, dernekte hangi kültürel aktiviteleri yapıyorsunuz?

Sabri Aslışen: Ömrünün yüzde 60’ini doğada geçiren biri için şehir hayatı çok zor gelmektedir. Yaklaşık 5 yıldır Kavaklıdere Çankaya Ankara’da ikamet ediyorum. Bayındır-2 Sokak No: 30 D: 5 Çankaya/ Ankara adresinde Başkentimize yakışır “Ardeşen Kültürevi Derneği” (ARDER) adında bir derneğimiz var. Yaklaşık 500’ü aşkın üyesi bulunan derneğimizin başkanlığını, yıllarını eğitime adamış, emekli matematik öğretmeni Ahmet Üstoğlu yürütmektedir. Başkanımız ve dernek yönetim kurulu üyeleri olarak bizlerin üstlendiği misyon, Ankara’da ve Ankara dışında yaşayan Ardeşenliler arasında köprü vazifesini üstlenerek sosyal, kültürel ve eğitime yönelik faaliyetlerini sürdürmektir. Ülkemizin saygın kuruluşları arasında yer alan Koç Holding Yönetimi tarafından ülke genelinde faaliyet gösteren yerel kültür dernekleri arasında yıl boyunca en çok etkinlik yapan faal dernek olarak Ankara Ardeşen Kültürevi Derneğimiz gösterilmiştir. Bundan ötürü çok gururluyuz.

Ali İhsan Aksamaz: Aklınızda yeni kültürel projeler var mı? Bir kitap yazmak gibi bir projeniz var mı?

Sabri Aslışen: Yerel anlamda eskiz aşamasında olan projelerim var. Bunların başında gelenek-göreneklerimizin içinde yer alan çocuk oyunları gelmektedir. Unutulmaya yüz tutmuş olan Laz çocuk oyunlarını aslına uygun bir şekilde yazılı ve görsel olarak hazırlamak istiyorum. Bu konuda sizin deneyimli çalışmalarınızdan ve aydın fikirlerinizden ve de Çocuk Gelişim Uzmanı olan eşimin görüşlerinden de yaralanmak istiyorum. Ömrümüz vefa eder de bu eseri hazırlayabilirsek, gelecek nesle ve onların çocuklarına iyi bir kaynak eser bırakmış olacağız.

Öte yandan önümüzdeki yıl Doğu Karadeniz bölgesindeki yüksek yerleşim yerlerinde geçmişe dayalı eserleri araştırmak, bu eserlere bağlı kaynak bilgileri ve özellikle yaşanmışlıkları bir araya toplamak için saha çalışması yapmak istiyorum.

 


“Başkentimize yakışır bir derneğimiz var”

 

 

Ali İhsan Aksamaz: Size çok teşekkür ederim. Sorularıma baştan aşağıya derinlemesine cevap verdiniz. Daha ne diyeyim?! Daha ne sorayım?! Soracak başka sorum yok. Sizin söyleyecekleriniz varsa, lütfen buyurun söyleyin!

Sabri Aslışen: Bana verdiğiniz bu fırsattan dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Hali hazırda bölgede yaşamıyor olsam da, yaşanmışlıkların izlerinin kaybolmaması, yerel kültürümüzün gelecek nesillere sağlam şekilde aktarılması, gelenek-görenek ve kültürel mirasımızın ileriye taşınması için bireysel olarak elimden gelen gayreti göstermeye çalışmak en büyük hedefim. Umarım başarabilirim.

 


+

 

“Rak̆anoni oput̆epes k̆ult̆uruli noçalişe oxvenuti guris mek̆amilaps!”

 

 

 

 

(Goʒ̆otkvala: Aʒ̆i Sabri Aslişeni k̆ala vore ma. Andğaneri musafiri çkimi ren Sabri Aslişeni.  Sabri Aslişeni ren dido çkinaperi ar k̆oçi. Dido dulyamxvenu gamantaneri çkini ren. Sabri Aslişenis kuğun dido ğirsoni k̆ult̆uruli noçalişepe k̆arta speros; tişen k̆udelişa dido k̆apet̆i k̆ult̆uriş k̆oçi ren Sabri Aslişeni. Magezete, mç̆aru, magomorgve, mafot̆ografe, gudastvire do magerme ren emu. Sabri Aslişeni k̆ala ar int̆erviu dop̆i ma. Çkin molapşinit muşi k̆ult̆uruli noçalişepeşen. Edo aya ren çkini int̆erviuşi t̆ekst̆i.  (Ali İhsan Aksamazi, 09. VIII. 2019)

+

Ali İhsan Aksamazi: İpti biyografi tkvanişen bğarğalat, mu iqven! ʒ̆oxleni skidala tkvanişen molamişinit! So do mundes yeçkindit, dibadit? Sonuri ret? Namu oput̆eşi skiri ret? Mi oğlepeşi ret? Mu dulya ikipt? Çileri reti? Berepe giqonunani?

Sabri Aslişeni: Ma (58) jure neçi do vit̆oovro ʒ̆aneri vore. Noğa Art̆aşenişi oput̆e Ağvanis dovibadi ma. (20) eçi Mariaşinas dovibadi. Art̆aşenuri vore. Ğomunoğli, (Turudi, Mollasaliği) vore. Eşo ptkvat na, aşo ptkvat na, mexole (35) eçi do vit̆o xut ʒ̆anaşendoni magazeta vore. Hemi magazeta hemiti  mç̆aru vore, hemiti buncinaşi sporeşati toli komiğun. Ayati, mesleğepe çkimişen arteri ren. Eşo mazit̆en ma.  Çileri vore do ar k̆ulani bere komiqonun. Bere çkimi ren (22) eçi do jur ʒ̆aneri.

Ali İhsan Aksamazi: Namu nʒ̆opulapes igurit? Namu nenape giçkinan? Aʒ̆i so skidut?

Sabri Aslişeni: Ma doviguri Anadoluşi Universit̆et̆işi Xalk̆i K̆ala munasepetepeşi burmes.  Xoloti vigurap artneri universit̆et̆işi fot̆ografişi burmes. Fransuli do İnglisuri nenape komiçkin. Edo entepeşi seviye domibağun dğaluri oxmarus. Lazuri nena muk̆onari miçkin na, ek̆onariti domak̆itxen do maç̆aren. Çili çkimik içalişeps nananoğa Ank̆aras, emuşeni mati nananoğa Ank̆aras pskidur.

Ali İhsan Aksamazi: Ma miçkin, tkvan magazete/ jurnalist̆i ret. K̆ult̆uruli anderi çkini oskedinu şeni mak̆alepeti ç̆arupt tkvan. Edo tkvani mak̆alepe ar gazetas vardo, dido gazetas gamiçkvinen; aya komiçkin. Tkvanti ginonan na, ipti berepeşi mcveşi sterapapeşen bğarğalat. Berepeş mcveşi sterapapeşen molamişinit, mu iqven! Eya sterapapeşi Lazuri coxope komomçit, mu iqven, eya domibağun.

Sabri Aslişeni: Mexole (35) eçi do vit̆o xut ʒ̆ana ren, ma magazeta vore; aya dulya vikip. Beroba çkinişi sterapa, aʒ̆inerepe steri va rt̆u; çkvapebura rt̆u. K̆arta ʒ̆anaşi grubişen berepes çkvadoçkva sterapa kuğut̆es. K̆arta ʒ̆anaşi grubis tito sterapa kuğut̆u. Edo çkin çkini grubişi doloxe vistert̆it eya sterapa. Çkini şeni, emindroneri k̆arta aktivit̆e rt̆u sterapa; eşo rt̆u. Mç̆ita let̆a do ʒ̆k̆ariten, t̆alaxi vikipt̆it çkin. Aya rt̆u beroba çkimişi enni mskva  sterapa. Aya sterapas coxont̆u “Let̆aş oliobiru”. Aya coxo mepçeret̆i ma. Aya coxo gevodveret̆i ma eya sterapas.  Beroba çkinişi sterapapeşi coxopeşen molagişinat: K̆uku t̆a-ont̆obinu, Dida Mangisa, Toç̆i mok̆apinu, ʒuk̆ani, ʒ̆ukvap̆i, oktimoni, şurduli, mili xut̆ula, Let̆aş oliobiru, omp̆urina, pirpila, dok̆anuri, piʒari okt̆imaşe, enʒuna-penʒuna, ok̆anʒ̆ure, k̆ap̆ula cexunu, maʒ̆k̆inri oşinaxu, fot̆a t̆ximoza.

Ali İhsan Aksamazi: Andğaneri ndğasti aya sterapape oskedinu şeni muepe oxvenuşi voret çkin? Tkvan mu izmont?

Sabri Aslişeni: Mtini giʒ̆vat, andğaneri ndğas, çkar mitis dobağine do meçamura ora va miğunan berepe çkinişa. Moxva ora va miğunan berepe çkini şeni; andğaneri didi noğaşi k̆aosişi guri şeni ren aya. Berepe k̆ala pelaperi ora mek̆alapuşi şansi va miğunan. Ar k̆ele oçalişu, majura k̆ele oxorişi dulyape. Nana do babapek udodginu- udoxunu endişe-telaşiten skidunan; yonk̆ap̆uşi telaşis renan. Ar mutupe gondinuşi şkurina kuğunan nana do babapes.  Aşoten ʒ̆anape mek̆ulun. Armʒika rt̆as nati, berepe mutepeşi k̆ala ok̆oxedu, mcveşi ambarepe mutepeşişen molaşinu, entepeşi berobaşen oğarğaluşi orati va uğunan nana do babapes, gonepti! Amk̆ata dulyapeşati toli va uğunan entepes; eşo vizmon ma. Mʒudi va ren; nana-baba-bereş qoropa yeçkindun irtibati do fizik̆uri temasişen. Aya temasişi vasitaten, çkini k̆ult̆uri-adetepe do berepeşi sterapape berepe çkinis oguramuşi şansi maqvenan çkin. Adetepe- k̆ult̆uri çkini, ek̆uleni nesilepeşa nunç̆işinu şansi aşoten maqvenan. Aşo va p̆at na, k̆ult̆uri çkini xepe çkiniten voğurinaten, daçxiri çkini voskirinaten; aya k̆aixeşa miçkit̆an.

Ali İhsan Aksamazi: Ma miçkin, tkvan gudastviri do kemanceti gelaçapt. Mtini miçkini?! Mundes do mişen igurit gudastviri do kemance gelaçamu?

Sabri Aslişeni: Var, var! Gudastviri do kemanceşi gelaçamu va miçkin ma. Mara svalyaruli k̆ult̆uri çkinişi musik̆aluri alet̆epeşen gudastviri do kemanceş sersis osiminu dido k̆ai maʒ̆onen.  Korit̆işi t̆k̆ebiten xveneri Gudastvirişen gamaxtimeri sersi ren dido loqa. Mara gudastviri gelaçamuk gak̆vans mahareti do ust̆at̆oba; aya miçkit̆an ipti. Heleti aya sersis, Lazona do Yulva Uçamzoğaşi mç̆imaşi mt̆k̆apes osiminu ren dido loqa. Osiminuten va ižğert; aya giçkit̆an!

Ali İhsan Aksamazi: Lazi oxocalepek şurdoguriten içalişapan, mara kimolepe mutepeşik xemboşi doxedunanya tkumernan namtini k̆oçepek. Eşo reni? Tkvan mu gažitenan aya ambari şeni?Mu izmont tkvan?

Sabri Aslişeni: Ho, p̆anda eşo itkven. Edo aya ren tenk̆idişi mevzu. “Rizinuri  oxorcalepek udodginu-udoxunu içalişapan do kimolepe doxedunan do p̆anda keifi ikipan!” Aşo tkumernan galenepek. Aya dulyas kuğun ar sebebi. Kimoli ren mak̆urbete do aya xali moxtimeri ren k̆urbetişi adetişen. ʒ̆oxleni orapes, Çkin çayişi ziraati va miğut̆es Lazonas. Edo kimolepe rt̆es  mak̆urbete…

1800-oni  ʒ̆anapeşen 1937 ʒ̆anaşa,  noğa Batumi do noğa Soxumi rt̆u beciti ticaretiş şkagurepe.  Batumi do Soxumi  rt̆u yak̆ini hemi gza muşiten hemiti k̆ult̆uri muşiten çkinda. Oşkaruli ğirape dido komiğut̆es emindros.  Emuşeniti emindroneri akoni k̆oçepeşi k̆urbeti  rt̆u Batumi do Soxumi. Sinori geink̆iluşi, milleti idu didopeten Ank̆ara, İst̆anboli do İzmirişa do majura noğapeşa.  Aya ek̆onomk̆iuri xicret̆işi gurine, didopeten galenepek tenk̆idepe ikipan do  oxorcalepek udodginu-udoxunu içalişapan do kimolepe doxedunan do  p̆anda keifi ikipan yado  ar şayia gamaxteren. Mtini giʒ̆vat, kimolepek oçalişu şeni k̆urbetişa ulut̆es para mogapu şeni mcveşi orapes. Edo muxuri çkinişi oxorcalepekti oxori do qonaşi dulyape ikipt̆es oput̆epes. Dulya eşo iquşiti, oxorcak kimoşi muşişi dulyapeti ikipt̆u oput̆es. Aya adeti emindroneri sosyaluri xalişen yeçkinderen; aya k̆aixeşa ižiren. Çkinti aya xali oxomaʒonenan. Moro mu, muxuri çkinişi namtini kimolepesti çilepe mutepeşi gamaşvaluşa toli kogiğunan; ayati komiçkinan. Mara aya zmona do gagnapa va ren gont̆aleri mteli muxuri çkinis; ayati komiçkinan çkin.

Xilafi mutu va giʒ̆vaten. Dobadona çkinişi k̆arta muxuris gopti, k̆arta şeyiti kobžiri ma. Galeni mexole vit dobadonasti gopti ma. Ho, galeni dobadonapes vort̆i, emindros aya dobadonapeşi mskvanobape do K̆açk̆arepeşi mskvanoba ok̆ozimuşa toli komiğut̆u ma p̆anda. Edo p̆anda  K̆açk̆arepe malandet̆u ma ok̆iyasu şeni.  Mumkuni va ren. Ok̆iyasuşi mutu va ren. Mtini giʒ̆vat, K̆açk̆arepe çkinişi buncinas mengaperi va uğun mteli dunyas. Amk̆ata mskva sva va ren dunyas.  Yulva Uçamzoğaşi muxuris germape, ğalepe, golape do t̆ibape muşiten, buncinaluri mskvanoba kuğun. Mara artneri oras,  coğrafya muşiti monk̆a ren. Edo xalk̆işi oskidu do oçalişuti ren dido meç̆ireli aya buncinaşi doloxe. Aya meç̆ireloba k̆ala başi oxvenu şeni, çili do kimoli oçalişuşi ren, xes xe meçameri do anank̆eniten. Otexuşen genomskide mcveşi adetepe meşkvinu domaç̆irnan. Ma dopxeda do si içalişi; amk̆ata zmona do gagnapa va ren modernuri k̆oçişi. Aya p̆at̆i adetiti meşkvinuten, Uçamzoğaşi muxurik xalk̆i do buncina muşi k̆ala daati ixampasunon.  Aşoten dobadona çkini iqvasunon t̆urizmişi cenneti do didinoba muşi ognapasen mteli dunyas.

Ali İhsan Aksamazi: Tkvan magerme/ alpinist̆i ret; ayati komiçkin. Golvapeti ikipt. Aya golvape tkvanişenti molamişinit, mu iqven! So, namu muxurepes ikipt aya golvape? Golvaşi derneğepe do şirk̆etepe giğunani? 

Sabri Aslişeni: Oşkenoni nʒ̆opulaşi oraşendoni, ma buncinaşi doloxe vore. Buncinaşi qoropa, rametli nana çkimişen do fot̆oğrafi do alp̆inizmişi qoropati “Germapeşi  Reizi” žegnoni Muhammet Onçirak cumadi çkinişen doviguri ma; eʒxala komiğun entepeşa ma. Turkiyeşi Alp̆inizmişi Federasyonişen ʒ̆oxleni orapes, P̆rofesor Dr. Yilmaz Erguni Xoca çkinişi inisiyat̆ifiten, alp̆inizmişi derneği geidgineren 1960 ʒ̆anas, noğa çkini Art̆aşenis.   Aya derneğişi landeten, alp̆inizmi ik̆ap̆et̆ineren K̆aç̆k̆arepeşi ʒ̆alenk̆elepeşi Furt̆unaşi Vadis. Eya derneğik aya sp̆orişi omordinus nuşveleren. “Yulva Uçamzoğaş K̆aç̆k̆arişi Alp̆inizmi do Buncinaşi Sp̆orepeşi İxtisasişi K̆lubi” coxoni derneği geidginu 1998 ʒ̆anas. Aya derneği rt̆u teşkilatoni k̆arta speros.  Aya derneğiş gedgus şurdoguriten viçalişi ma; goʒ̆ocğoneri doviqvi ma aya  derneğiş gedginus. Aya k̆lubişi landeten, sp̆ort̆uli faaliyetepe, fest̆ivalepe do alp̆inizmişi şenluğepe dop̆it. Edo aya sp̆ort̆uli faaliyetepe, fest̆ivalepe do alp̆inizmişi şenluğepeşi landetenti,  xvala muxuri çkinişi coxo var, Uçamzoğaşi mteli muxurepeşi coxo ignapinu hemti muxuruli hemiti milleturi medyaşi xeten. Tkvani vasitaten, aya derneğişi emindroneri do aʒ̆ineri magedgine mak̆ature, mak̆ature, maoktale do  dudmaxvancepes dido şukuri vuʒ̆umer ma, entepes emeği uğunan aya oçinapus do emuşeni. K̆lubi çkinik golvape ikips mteli Uçamzoğaşi muxurepes, didopeten doloniş çodinapes. K̆lubi çkinik xvala mteli Turkiyes var, galeni dobadonapesti  sp̆ori do golva şeni p̆rogramepeti ikips ʒ̆anaşi meçkineri tutapes. K̆lubi çkini şirketi va ren. K̆lubişi faaliyetepe, sp̆ort̆uli gagnapaten ixvenen; ayati miçkit̆an.

Ali İhsan Aksamazi: Tkvan Art̆aşenişi Sersi coxoni gazetaşi ç̆k̆onepeşi art-arti ret. Eşo miçkin. Tkvanti ginonan na, amʒikati aya gazetaşen bğarğalat!

Sabri Aslişeni: “Art̆aşenişi Sersi” ren noğa çkini Art̆aşenis gedgineri muxuruli ar gazeta. Dido ʒ̆anape ʒ̆oxle rt̆u, ç̆iç̆it̆a mekyani kuğut̆u do eşo gamiçkvinu. Ar paʒxas  nungapt̆u, eşo mazit̆en aʒ̆i, xvala ar nek̆na do ar pencere kuğut̆u eya mekyanis. Eya mekyani dido mʒ̆ule rt̆u do ek yeçkindu gazeta çkini. Xurufatişi (T̆ip̆oşi) formatiten kogamaxtu dolonis ar fara. İptineri dğa muşişen doni mtini, helali, uk̆elenari do p̆rensip̆oni ar ğara kuğut̆u, aʒ̆iti artneri ğaraten gamiçkvinen “Art̆aşenişi Sersi”. Mara andğaneri ndğas, modernuri ofset̆uri tesisepes gamiçkvinen, dğaluro gamiçkvinen.  Mexole gverdi oşʒ̆anuraşendoni, mak̆itxalepe muşis ambarepe meçaps Art̆aşenişi Sersik. Ti-mutepeşişi imkyanepeten oskidu ren  dido meç̆ireli muxuruli do t̆erit̆oryaluri gazetepe şeni; eşo rennati, “Art̆aşenişi Sersi” gamiçkvinen 25 ʒ̆anağani 1973-şen andğaşa, 46 ʒ̆anaşendoni umek̆vatero. Tkvani vasitaten, ma ipti gazetaşi magedgine Avok̆at̆i Sedat Kahya Xoca çkimi do Ahmet Ozcan Begis şukuri vuʒ̆umer. Entepek “Art̆aşenişi Sersi,  hediye komomçes do emuşeni. Xolo “Art̆aşenişi Sersişi” fik̆iriş madulyepe, mç̆arupe do mteli madulyapes şukuri vuʒ̆umer ma.

Ali İhsan Aksamazi: Andğaneri ndğas, tkvan nananoğa Ank̆aras skidut? Nananoğa Ank̆aras k̆ult̆uruli derneği giğunani? Giğunan na, namu k̆ult̆uruli dulyape ikipt derneğis?

Sabri Aslişeni: Skidala çkimişi oşişen 60 buncinas mek̆ovolapi ma, raxat̆i-raxat̆i  pskidi. Emuşeniti didi noğas oskidu meç̆ireli momixteps. Mexole 5 ʒ̆ana ren,  nananoğa Ank̆araşi muxuri K̆avaklideres pskidur, Çank̆ayas pxer ma. Noğa Çank̆ayaşi sokaği Bayindiris “Art̆aşenişi K̆ult̆uriş Oxori” (ARDER) coxoni ar derneği komiğunan. Mexole 500-şen met̆i mak̆ature uqonun derneği çkinis. Derneği çkinişi dudmaxvabce ren Ahmet Ustoğli. T̆ek̆audi matematik̆aşi mamgurapale ren. Skidala muşi gamantana-gurapa şeni golaçkvineri kuğun.  Derneğişi dudmaxvance do idare heyetişi mak̆aturepo, çkin ar misyoni komiğunan.  Ank̆ara do Ank̆araş gale skideri Art̆aşenurepeşi şkas ar xinci steri viçalişepst çkin. Sosyaluri, k̆ult̆uruli gamantanuri speros viçalişept. Art̆aşenişi K̆ult̆uriş Oxorik dido k̆ult̆uruli faaliyetepe ikips ar ʒ̆anas morgvalis. Emuşeniti derneği çkini majurapeşen dido faaliyetoni derneği goşiʒxunu  dobadona çkinişi ʒ̆oxlextimu muessesepeşen K̆oç Holdingişi idare heyetişk̆elen. Emuşeniti timoʒ̆onderi voret çkin.

Ali İhsan Aksamazi: Ağani k̆ult̆uruli p̆rojepe giğunani nosis? Ar ketabi oç̆aru steri p̆roje giğunani?

Sabri Aslişeni: Lok̆aluri maanaten, eskiziş p̆rojepe komiğun ma.  K̆ult̆uri- adetepe çkinişen berepeşi sterapape coxoni noçalişe çkimi ren aya eskiziş p̆rojepeşi doloxe. Eşo-aşo goç̆k̆ondineri Lazi berepeşi sterapape ç̆areli do suretiten orijinaluro oʒ̆opxu guris mek̆amilaps. Tkvani tecruboni noçalişepe do gamantanuri fik̆irepeşen do p̆edagogi çili çkimişi fik̆irepeşen feide ožiruti guris mek̆amilaps. Pskida na, aya noçalişe çkin maʒ̆opxan na, ek̆uleni nesilepes do entepeşi berepes dido pelaperi ç̆areli odude  aqvasunonan. Majura k̆eleti ek̆uleni ʒ̆anas, Uçamzoğaşi rak̆anoni oput̆epes mcveşi eserepe goşogoru, aya eserepeşi odude ambarepe do didopetenti gonoşinepe ok̆orobu şeni speroş noçalişe oxvenuti guri mek̆amilaps.

Ali İhsan Aksamazi: Ma dido şukuri giʒ̆umert. K̆itxalepes tişen k̆udelişa k̆ut̆alişa nena gemiktirit. Çkva mu ptkva?! Çkva mu gk̆itxat?!  Ma ok̆itxuşi çkva mutu va miğun guris. Tkvan otkvaluşi çkva mutu giğunan na, eti miʒ̆vit, mu iqven!

Sabri Aslişeni: Ma dido şukuri giʒ̆umert, tkvan  fursat̆i momçit do emuşeni. Aʒ̆i muxuri çkinis va pskidur nati, xalk̆i çkinişi k̆ult̆uruli nok̆uçxenepe va gondunas yado, lok̆aluri adetepe do k̆ult̆uri çkini ek̆uleni nesilepeşa mç̆ipaşaşi nunç̆işinu şeni, şurdoguriten oçalişu guris mek̆amilaps. Bolaki gemacginen!

 (Önerilen okumalar: Avni Ertaş: “Tarım, eğitim ve dış politika değişmez devlet politikaları olmalı!”, sonhaber.ch, 19. VII. 2024; Bayram Ali Özşahin: “Kapitalizm her şeyi aşındırıyor, öğütüyor, eritiyor, kaybediyor!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 14. VIII. 2019; Besim Özel: “Köyümüzde Lazca türküler söylenirdi”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 11. IV. 2022; Cemil Telci: “Çay Üreticileri de Özel Şirketlerin İnsafına Kaldı!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 19. VI. 2021; Cihangir Bilgin: “Anadolu’da yaşamış ozan ve âşıkların divanını okudum!”, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr, 11. XII. 2021; Cihangir Bilgin: “Kendi kültürümüze ve anadilimize dair tek kalem oynatmamak çok zoruma gitmişti!”, sonhaber.ch sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr, 12. XII. 2021; Cihangir Bilgin: “Batum, Tiflis, Rustavi’de arşiv çalışmaları yaptım!”, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr, 14. XII. 2021; Cihangir Bilgin: “Lazca mücadelemize devam edeceğiz!”, sonhaber.ch / gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr, 16. XII. 2021; Demir Akın “Ne Kadar Çok Dil, O Kadar Çok Zenginlik!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 30. XI. 2018; Ergün Konakçı: “Vatandaşların Eğitim ve Kültür İhtiyaçları İçin Çeşitli Faaliyetlerde Bulunmak Siyasî Bir Eylem Değildir!”, circassiancenter.com.tr, 24. VIII. 2019; Erol Kant “Antik çağlardan günümüze gelen bu kadim dili yaşatmamız gerekiyor!”, sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr, gurcuhaber.com, 31. VIII. 2022; Fatma Başural: “Anadilimizi, Kültürümüzü, Geleneklerimizi Bilelim!”, circassiancenter.com.tr, 1. XII. 2018; Gülcan Yüksel Asılyazıcı: “Dört Elle Lazca İçin Savaşan Biri Olup Çıktım!”, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr, 29. III. 2021; Gülhan Alkan: “Batum Muhaciri olarak gelmişiz!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 20. III. 2024; Hasan Uzunhasanoğlu: “Lazca, Bir Dialekt (Ağız, Şive) Değil, Bir Dildir!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 21. VIII. 2019; İnci Derya Turna, “Anadilimiz ve Köklü Güzel Kültürümüz Yok Olmasın!”; circassiancenter.com.tr, 11. IX. 2019;  İnci Derya Turna: “Hoca olan dedem, babama; ‘müziğinle insanları eğlendirip Sevap  kazan’ demiş!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 06. XI. 2024; Kemal Özbıyık:  “Olgun  insanlar bir araya gelmezsek, dilimiz de ölecek!”, sonhaber.ch/circassaiancenter.com.tr, 30. XI. 2018; Kemal Özbıyık: “Tam kırk yıl oldu; bırakmadım”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 30. XI. 2018;  Kemal Özbıyık: “Paylaşamadığımız ne var?!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 30. XI. 2018;  Maksut Kesici: “Lazca Eğitim Görebilseydim, Türkçeyi Güzelce Öğrenebilseydim, Böyle Zor Bir Hayatım Olmayacaktı!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 25. XI. 2018; Mecit Çakırusta ile Haber& Söyleşi, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 9, 2003/ circassiancenter.com.tr; Mircan Kaya: “Çocuklara Ninnilerimizi Duyurmak İstiyorum!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 11. V. 2020; M. Recai Özgün ile Haber& Söyleşi,  Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 8, Nisan 2003/ circassiancenter.com.tr; M. Yılmaz Avcı ile Haber& Söyleşi, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 6, Ekim 2002/ circassiancenter.com.tr; Muhammed Paşaşi: “Çocuk, dili anneden öğrenecek!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr,  02. II. 2025; Murat Özden,"Ali İhsan Aksamaz: Asimilasyon siyasî bir tercihti. Karşı duruş da politik tavır almayı gerektirir!/ Ben Etnik Partilere Karşıyım!”, 11. VII. 2015/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Murat Karadeniz: “Gazete Noğa’yı Tamamen Lazca Yayınladık!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 18. II. 2022; Musa Karaalioğlu: “Ağlamayana Süt Vermezler!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 22. XII. 2018; Orhan Bayramin ile Haber& Söyleşi, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 5, Mayıs 2002/ circassiancenter.com.tr; Orhan Bayramin: “Laz Edebiyatı 1996’dan Fersah Fersah İleride!”, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr/ simavakfi.org, 15. III. 2021; Osman Şafak Büyüklü: “Lazlar, çalışmalarını kolektif ortam içinde yapmalı!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 21. VIII. 2019; Ozan Sarı: "Eğer bu  çalışmaları biz yapmazsak bizim yerimize  başkaları yapar ve kendilerine göre anlamlandırıp yorumlarlar!", sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr, 04. XII. 2024; Önder Acar: “Oçamçire’deki Laz Okulu’nda da Öğrenim Görmüş Anneannem!”, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com, 11. X. 2019; Özlem Şendeniz: “Yerelin gündelik yaşam bilgisine kıymet veriyorum!”, sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr; gurcuhaber.com, 10. II. 2020; Rıdvan Özkurt Anç̆aşi: “Çoğunlukla Aşk, Doğa, İnsana İlişkin Şiirler Yazıyorum!”, sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr, 04. II. 2022; “Radio Kolha’nın Redaktörü Mişa Numanişi, Tbilisi’de Ali İhsan Aksamaz İle Bir Söyleşi Yaptı”, Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı 58- 59, Total Müşavirlik ve Mümessillik Ltd. Şti., İstanbul, 2006; Ruhan Odabaş, “Yitmek Üzere Olan Dilimizi Yaşatabilme Çabasındayım!”, sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr, 3. VII. 2021; Sami Fitoz: “Çocuklarımızın anadilimizi öğrenmesini istiyorum!”, circassiancenter.com.tr/ sonhaber.ch, 7. X. 2019; Selma Koçiva: “Son Aktif Yıllarımı Laz Edebiyatına Vermek İstiyorum!”, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr/ turklaz.com/ avrupaforum4.org, 24. II. 2021; Semih Akgün, (Ali İhsan Aksamaz ile Söyleşi): “Anadilleriyle ilgili insanların söyledikleri hamaset dolu lâflarının içini bir proje etrafında doldurmak üzere bir araya gelmeleri ve neyi nasıl yapacakları konusunda işbaşı yapmaları gereklidir.”, cherkessia.net, 28. VII. 2011; Semih Akgün, (Ali İhsan Aksamaz ile Söyleşi): “Ana dillerin “ağız, şive, lehçe ve diyalekt” farklılıklarını öne sürenler, bu anadilleri küçümsemek için bunu yapıyorlar”, cherkessia.net, 19. VI. 2012; Yılmaz Erdoğan: “Bizimkiler Sohum’a Yerleşmiş!”, circassiancenter.com.tr, 22. XI. 2018; Yılmaz Erdoğan: “Ogni Kültür Dergisi” ikinci çocuğum olarak kucağımdaydı!” , sonhaber.ch/circassiancenter.com.tr, 7. VI. 2022; Yılmaz Erdoğan: “Böyle bir kitabı hazırlamak kolay değil!”, circassianacenter.com.tr/ sonhaber.ch, 09. III. 2024; Yılmaz Erdoğan: "Sözlük Lazca-Türkçe olmayacak. Türkçe- Lazca olacak!", aliihsanaksamaz.blogspot.com, 27. I. 2025; “Laz Vakfı Girişim Komitesi’nden Yüksel Yılmaz ile Görüşme”, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 1, İstanbul, 1993)

aksamaz@gmail.com

http://www.ardesenkulturdernegi.com/tr/Haber_Detay?id=87&fbclid=IwAR1WTeMQlLocputi18B1cITWxW9RaktF93YFSP_l8LreAjWNO0F3I3Jxoe4

 

https://www.circassiancenter.com/tr/yuksek-yerlesim-yerlerinde-saha-calismasi-yapmak-da-istiyorum/

 

https://sonhaber.ch/sabri-aslisen-ile-soylesi-turkce-lazca/

 

 

21 Temmuz 2023 Cuma

Çakma Kahramanlara Değil, Barışa İhtiyacımız Var!

 

 


 

 

Çakma Kahramanlara Değil, Barışa İhtiyacımız Var!

 

CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın son klibini youtube’de gördüm; izledim. CHP’nin resmî internet sitesi de bu milletvekilinin o klipteki sözlerini ayrıntısıyla aktarıyor. Milletvekilinin yalnızca sözleri değil, sözlerini ifade ettiği zaman da ilginç. Bütün bunlar üzerinde durmak gerekir.

 Amerikalı Sarai Sierra’nın katledilmesine ilişkin haberleri hatırlarsınız. Katil zanlısı Ziya Tasalı’nın basında “Laz Ziya” şeklinde lanse edilmesi, Lazları oldukça rahatsız etti. Bu rahatsızlık sosyal paylaşım sitelerinde de sıkça dile getirildi. Hatta Laz Kültür Derneği Başkanı Mehmedali Barış Beşli de konuya ilişkin bir açıklama yaparak basını haber yaparken dikkatli davranmaya çağırdı.

Katil zanlısının adı Ziya Tasalı olmasına rağmen, basının ısrarla “Laz Ziya” adlandırmasını kullanması Uğur Bayraktutan’ın da dikkatini çekmiş. 21 Mart 2013 günü Meclis Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşmada bu konuya da değinmiş. Uğur Bayraktutan, konuşmasına Lazların Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık dört bin yıldır yaşadıklarını belirmekle başlıyor. Daha sonra söyle devam ediyor: “1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in (გონიო) Gönye Kalesi’ni işgaliyle beraber Osmanlı İmparatorluğu toprakları altında yaşamını idame ettiren Lazlar diye bir topluluk var, Laz kökeninden gelen Türk yurttaşlarımız var.” Milletvekili sözü daha sonra Sarai Sierra’nın katledilmesine getiriyor: “O öldürme olayının failiyle ilişkili ne yazık ki Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da başta olmak üzere bazı yaygın organlarında, bazı yayın kurumlarında “Laz” ibaresiyle, “Laz Ziya isimli kişi” diye bir ibare geçti. Karadeniz’den ve Lazlardan yüzlerce şikâyet telefonları aldım. Tepkilerini ve öfkelerini bana bizzat ilettiler.”

Uğur Bayraktutan’ın bu konuyu dile getirmesi ve basında katil zanlısı “Laz Ziya”nın şahsında bütün Lazların katilmiş gibi gösterilmesine karşı bir tavır koyması yerinde bir davranıştır. Hatta Ortak Vatan vurgusu yapması; Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden sayısız Laz gençlerinden birisinin temsili mezarına ait mezar taşının fotoğrafını göstermesi;  Arhaveli İsmail’in şahsında Lazların anti-emperyalist safta yer tutmuş olmalarına dikkat çekmesi oldukça önemlidir. Ancak Uğur Bayraktutan, birden “Laz Ziya” konusunu ve Lazların Ortak Vatan Emekdaşlığına katkılarını ve anti- emperyalist duruşlarına ilişkin ifadeleri bırakıyor ve sözü Mustafa Kemal’e ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesine getiriyor. Şöyle devam ediyor: “Laz kökenli vatandaşlarımız “Türk’üm” demekten büyük onur duyuyorlar. Mustafa Kemal’in “Ne mutlu Türk’üm diyene!” lafını asla ırkçılık olarak algılamıyorlar. Onu kendilerine şiar ediyorlar, o mücadele içerisinde yaşamlarına devam ediyorlar.”

Bu sözlerinden de açıkça anlaşılıyor ki, Uğur Bayraktutan esas olarak bu konuları dillendirmek istiyormuş. Dört bin yıllık Laz kimlik geçmişine; Çanakkale Savaşı’na; Ortak Vatan Emekdaşlığına vurgusu meğerse peşrevmiş. Uğur Bayraktutan sözü “bölücülere” de getiriyor ve devam ediyor: “Lazlara diyorlar ki bölücüler: “Sizin başka bayrağınız yok mu, sizin başka bayrak talebiniz yok mu?” diye Lazlara bölücüler bu şekilde bugüne kadar talepte bulundular. Lazlar onlara ne dediler biliyor musunuz? Ellerinin tersleriyle ittiler ve Lazlar şöyle söylediler: “Bizim bayrağımız Anıtkabir’de dalgalanıyor, Anıtkabir’de dalgalanıyor.”

Hangi “bölücüler,” hangi Lazlara ne teklifte bulunmuş? Yine hangi Lazlar, Anıtkabir’deki bayrağı işaret etmiş?! Uğur Bayraktutan, bütün bu senaryoları ayaküstü nasıl yazıyor? Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var: Ne Lazların ve ne de başka etnik gruplardan insanların bu ülkenin ne bayrağı ve ne de sınırları ile ilgili sorunu yoktur.

Uğur Bayraktutan’ın derdi Lazlarla,  Laz kimliğini de savunmak olmadığı açıkça görülüyor. Düpedüz şov yapıyor. Lazları kullanmaya çalışıyor. Uğur Bayraktutan, kendisini Lazların hamisi olduğu fikrine kendisini öylesine inandırmış ki: “Bu Laz kökenli Türk vatandaşları içerisinde her siyasal düşünceden akımlar var, sağcısı var, solcusu var, devrimcisi var, ülkücüsü var, ilericisi var ama Laz vatandaşlarımızın, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan bu vatandaşlarımızın içerisinde bir tane bile vatan haini yok.”

Uğur Bayraktutan,  modası çoktan geçmiş “Soğuk Savaş Dönemi”nin “uyanık kasaba politikacısı” rolünü üstleniyor. Model aldığı politikacı tiplemelerini Aziz Nesin’in hikâyelerinde çok okumuştuk. Konuşmanın başında Lazların haklarını, hukuklarını, kimliklerini savunuyormuş gibi yapıyor, sonra da CHP’nin tek parti yönetiminin resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin savunuculuğunu yapıyor. Üstelik samimi değil. Bir yandan CHP’nin tek parti yönetiminin resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin savunuculuğuna savunuyor öte yandan da Laz kimliğini savunuyormuş gibi yapıyor. Bu resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri Laz kimliğini bitirme noktasına getirmedi mi?! Bu ne çelişkidir?! Söylediklerini ciddiye almak da mümkün mü?

2004’te TRT Lazcayı anadil yayınları arasına almadığı zaman Uğur Bayraktutan, hangi tepkiyi gösterdi?! Bu öğretim yılında Lazca okullarda seçmeli anadillerinden biri olamadı. Uğur Bayraktutan, bu konuda hangi tepkiyi gösterdi? Uğur Bayraktutan’ın öncelikle, bir yöre milletvekili olarak Lazcanın yaşatılması konusunda bir duruşunun olması gerekirdi. Bu konuda kendi kendisiyle yüzleşmesi ve hesaplaşması gerekir.

Anti- emperyalizm ve yurtseverlik önemli özelliklerdir. Uğur Bayraktutan, bu çelişkili tutum ve davranışlarıyla anti-emperyalist bir tutum sergilemiş olmuyor, yurtseverlik yapmış da olmuyor. Yalnızca klişe üç- beş lâfla hamaset yapıyor; ortalığı bulandırmaya çalışıyor. Bu noktada yalnızca kendi kendisiyle yüzleşip hesaplaşması gerekmiyor. Aynı zamanda da “millî şefli” CHP’nin de geçmişiyle yüzleşip hesaplaşması gerekiyor. İşe Cumhuriyet Gazetesi arşiviyle başlayabilir. “Millî şef” İsmet İnönü’nün iktidarını korumak için nasıl Hitler Almanya’sı ile anlaştığını, ardından da yine aynı “millî Şef”in iktidarını korumak için ABD’ye yanaştığını ve gizli anlaşmalar yaptığını bilmiyor mu?! Bu konuda Haydar Tunçkanat’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan “İkili Anlaşmaların İçyüzü” adlı kitabı okumasını öneririm. Uğur Bayraktutan, samimi ise, “anti-emperyalist Söylemleri”nin içini doldurmalıdır.

Aslında Uğur Bayraktutan’ın hamaset dolu sözlerine hemen her gün basında rastlıyoruz. O anlamda bu milletvekilinin, bu bilindik hamaset dolu sözlerini ciddiye almayabilir; güler geçerdim. Gel gör ki, kendisinin Artvin milletvekili olması; hamaset dolu sözlerine Lazları garnitür olarak kullanmaya çalışması ve Lazların hamisiymiş rolünü üstlenmesi, beni bu satırları kaleme almaya yöneltti.

Uğur Bayraktutan’ın, Meclis’te konuşmasını yaptığı gün, kimilerine göre sayıları bir milyonu aşan bir halk kitlesi Diyarbakır Meydanı’nda Newroz kutlamaları yapıyordu. Bütün anti-emperyalistler ve yurtseverler o günü bir kucaklaşma ve kardeşleşme günü olarak gördüler. Akan kan duracak, gelecek barışla ülke kaynakları yatırıma aktarılacak, refah yükselecek ve bu yükselen refah bu ülkenin her vatandaşına yansıyacak. Bütün bu gelişmelerle, “Soğuk Savaş Dönemi”ne ait ne varsa silinip gidecek. Bu ülkenin aydınları, Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarına böyle bakar.

21 Mart’taki Newroz kutlamalarına Laz sanatçı Niyazi Koyuncu da Lazca ve Türkçe şarkılarıyla renk kattı. Niyazi Koyuncu, o gün Diyarbakır Meydanı’nda önemli bir mesaj verdi. Bu ülkede yaşayan herkesin barışması, kardeşleşmesi açısından bir Laz’ın da mesaj vermesi önemliydi. Niyazı Koyuncu, Lazlar adına konuşmadı. Bir Laz olarak konuştu. Aynı ağabeyi Kazım Koyuncu’nun yıllar önce o meydanda konuştuğu gibi. Niyazi Koyuncu’nun, o gün o meydanda bulunması önemliydi. Orada bulunmakla, bu ülkede yaşayan herkesin kardeşleşmesine; Lazcanın geleceğe kurumsal olarak taşınma mücadelesine ve Devlet ile BDP arasındaki iradeye katkıda bulunmuştur. Niyazi Koyuncu, o günkü duruşuyla bu ülkenin evlâdı olduğunu göstermiştir. Niyazi Koyuncu, bu anlamda Lazcanın da gurudur.

Uğur Bayraktutan’ın Meclis’teki konuşması işte tam da Niyazi Koyuncu’nun Diyarbakır’da kardeşlik mesajları verdiği zamana denk geliyor. Şimdi pazılın parçaları daha belirginleşmiş oluyor. Milletvekilinin amacı ne “Laz Ziya”yı ne de dört bin yıllık Laz kimlik geçmişi. Uğur Bayraktutan Ankara’dan Diyarbakır’daki Niyazi Koyuncu’ya mesaj göndermeye çalışıyor. Uğur Bayraktutan’ın o talihsiz konuşmasından sonra, sosyal paylaşım sitelerinde Niyazi Koyuncu’ya karşı bir hakaret, bir linç kampanyasının başlatıldığını görüyoruz.

Türkiye’de akan kanın durmasını istediği ve ülkeye barış gelmesi için çaba gösterdiği için kendisine yönelik başlatılan bu linç kampanyasına ilişkin Niyazi Koyuncu, Posta Gazetesi’ne şunları söylüyordu: “ İlk katıldığım Nevruz kutlamasıydı. Ben sanatla uğraşan biriyim, sanatçı diyemiyorum, kendime. Benim ülkemde yaşanan her olaya insanî açıdan baktım, siyasî açıdan değil. Sadece insanî açıdan bakınca, geçtiğimiz günlerde Sinop'ta yaşanan olaylar, linç kültürü, tahammülsüzlük beni korkutuyor. Nevruz için beni aradıkları zaman tereddüt etmeden kabul ettim. Sahnede olduğum sırada zaman zaman suiistimal edildiğim birkaç an olsa da bu etkinlikte olmaktan mutluyum. Bu ülkede yeterince kan döküldü. Bunun durması için her çabayı desteklemek zorundayım. Benim ülkem, tüm insanların birlikte yaşayabileceği bir coğrafya. Bugün de buna inandın. Farklılıklar bizim bağımızdır. (…) Barış varsa ben orada olmak isterdim, yeterince kan gördük, yeterince insan öldü. Bir Karadenizli olarak orada oldum, anadilimde şarkı söyledim oradaki insanlara, onlar da beni bağırlarına bastı.”

Sosyal paylaşım sitelerinde kimlikleri ve niyetleri meçhul kişilerin Niyazi Koyuncu’ya yönelik yazdıklarını ciddiye almak mümkün değil. Hiç şüphe yok, onu 21 Mart’ta Newroz kutlamalarında sahneye çıkartan irade Niyazi Koyuncu’nun kişisel güvenliğini de sağlayacaktır.

Burada asıl sorgulanması gereken, Uğur Bayraktutan’ın Meclis’teki o konuşmasıyla Niyazi Koyuncu’ya yönelik bu hakaret ve linç kampanyasının ortaya çıkmasındaki rolüdür. Nitekim yörede politika yapan CHP’li Saltuk Deniz, sahibi olduğu Ardeşen merkezli Toplum Gazetesi’ne yazdığı 22.03. 2013 tarihli “Diyarbakır, Nevruz, Lazca Şarkı” başlıklı makalesinde Niyazi Koyuncu’ya karşı yürütülen bu hakaret ve linç kampanyasına destek olmuştur: “Ne yazık ki Niyazi Koyuncu, Kazım Koyuncu’nun kardeşi olması, Laz olması ve Lazca şakı söylemesi amacıyla çağrılmış. Niyazi Koyuncu üzerinden Laz kimliğinin BDP ve PKK tarafından oluşturulan iradeye ortak yapılmak istendiği için çağrılmış. Konseri izlediğimiz zaman bunu görüyoruz. Bu nedenle Niyazi Koyuncu’nun konser teklifi geldiği zaman bunu kamuoyuna açıklaması ve tartışılmasını sağlaması ve müziklerini söylemiş olduğu halkının duyarlılıklarına dikkat etmesi gerekiyordu. Sanatçı olmak kendiliğinden bir halkı temsil etmek yetkisini vermez. Bir halkın müziklerini söylemek başka bir şeydir bir halkı temsil etmek ayrı bir şeydir. Çünkü çok net bir şekilde orada konserle yapılmaya çalışılan BDP ve PKK iradesine ortaklaştırılmaya çalışılan bir Laz kimliğidir. Konu bu kadar açık ne nettir. Konser için gelen davetin kamuoyunun gündemine getirilmesi gerekiyordu. Böylelikle konu tartışılır ve ona göre karar verilirdi. Ama tepkiler olacağı düşünüldüğü için sürprize bırakılmıştır. Ve gerçekten de sürpriz olmuştur. Nevrozu düzenleyenlerin bu tür yaklaşımı doğru da değildir. Aynı zamanda ahlaki de değildir. Bunların “Halkların kardeşliği” sloganını da ne kadar içtenliksiz bir şekilde kullandıklarının bir kanıtıdır.” Saltuk Deniz, makalesinde Niyazi Koyuncu’ya demediğini bırakmadıktan sonra, bir de alay eder gibi şu satırları eklemiş: “Not: Niyazi Koyuncu eleştirilebilir ama ona hakaret etmeye ya da vatan haini gibi lanse etmeye kimsenin hakkı yoktur.”

 Saltuk Deniz, bu talihsiz satırları, Uğur Bayraktutan’ın Meclis’teki o konuşmasından aldığı cesaretle bu kampanyaya katıldığına kuşku yok.  Yine aynı şekilde kendisinin de kimi CHP’lilerin de Niyazi Koyuncu’ya yönelik hakaret ve linç kampanyası değirmenine su taşıdığı görülüyor.

 Aynı gün İsmail Avcı Bucaklişi Lazca.org’a yazdığı “Gün Anlama Günü” başlıklı makaleyle, Niyazi Koyuncu’ya sahip çıktığını göstermeye çalışıyor: “Niyazi, insan olanın, yürekli bir sanatçının yapması gerekeni yaptı. Laz dilinin yaşaması için yıllarını veren biri olarak beni gururlandırdı. Mutlu etti. Barış sürecini yürüten koca bir devlet ve o devleti oluşturan halkın seçtiği bir hükümet duruyor ortada. Diyarbakır’da da devletin savcısı, hakimi, istihbaratı, polisi, bilumum kamu görevlisi mevcut. Herhalde, kimilerine bütün bunları pas geçip, gencecik bir sanatçıya yüklenmek daha kolay, daha az riskli geliyor! Otuz yıldır kan ağlıyor bu topraklar. Anadolu’nun bu denli uzun bir süre acı çektiğini ben tarihte okumadım. Artık yeter! Zaman, gerçek anlamda kardeş olabilmek için çabalama zamanı, Zaman kardeşliğin ne olduğunu anlama zamanı.”

Aydoğan Topal, Ayla Yılmaz, Ayşenur Kolivar, Bayar Şahin, Belma Baş, Budak Akalın, Efkan Şeşen, Elif Ergezen, Elin Can Vayiç, Erdal Bayrakoğlu, Ferda Sönmez, Filiz Gazi, Fuat Saka, Gökhan Birben, Grup Helesa, Haldun Açıksözlü, Hürdağ Aydın, İbrahim Karaca, Karmate, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, Marsis, Mehmet Gümüş, Metin Yılmaz, Okşan Dede, Resul Dindar, Selçuk Balcı, Seyhan Kaya, Uğur Sönmez, Yaşar Kurt’dan oluşan sanatçı ve gruplar da ortak bir bildiri yayınlayarak Niyazi Koyuncu ile Dayanışma gösterdi: “Newroz bayramında sahne almasının ardından sosyal medyada Niyazi Koyuncu’ya karşı başlatılan linç kampanyasını kınıyoruz. Milliyetçi hezeyanların adresi sanatçılar değildir. Sanatın ve sanatçının yeri, insanlık adına barışın yanıdır. Bu sorumlulukla Diyarbakır’da “Birbirimizi anlayabilmek için aynı dili konuşmak zorunda değiliz”  diyerek sahne alan Niyazi Koyuncu bizim ortak sözümüzü söylemiştir. Biz düğünlere de bayramlara da katılırız. Newroz ise Kürt halkının bayramıdır. Bayramları kutlu olsun. Rengârenk kültürümüz ve dillerimizle yıllardır bir arada yaşayan biz Karadenizliler hiçbir dili ve kültürü yok saymadık, sayamayız. Aynı dili konuşmak zorunda değiliz ama biliyoruz ki akan gözyaşlarımızın rengi hep aynı. Biz cenazelerin değil, düğünlerin davetlisi olmak istiyoruz. Bu nedenle dün olduğu gibi bugün de sözümüzü ve sesimizi barışa adadık.”



Uğur Bayraktutan’ın Meclis’te yaptığı o konuşma işte bütün bu gelişmelere sebep oldu. Uğur Bayraktutan’ın Lazları sahiplenme noktasında hiç de samimi olmadığı açıkça görülüyor. Aynı şekilde anti- emperyalizm söylemlerinin de samimi olmadığı anlaşılıyor. Uğur Bayraktutan, artık “Soğuk Savaş Dönemi” yapılanmalarının bittiğinin farkında. Bu saatten sonra artık duruşunu değiştiremeyeceğine göre bir dönem daha milletvekilliğini garantilemek istiyor olmalı. Bu hezeyanlarının bu şekilde okumak gerekiyor.

Barış olmadan kardeşleşme, demokrasi,  birlikte üretme, refah ve bu refahtan her bir bireyin adilce istifade etmesi mümkün değildir. Sanayi üretimlerinin artması, ticaretin, tarımın, turizmin gelişmesi ve bütün bunlarla da ülkede işsizliğin azalması ve refahın artması işte bu barışa bağlıdır. Artık CHP’nin tek parti döneminden kalma uygulamalarının sonuna gelinmiştir. Böylelikle de, “Soğuk Savaş”ın son kalesi de düşecektir.  Dünya başka bir dünya, Türkiye başka bir Türkiyedir.

Rahmetli Kazım Koyuncu da o meydanda barış mesajları vermiş ve Lazca şarkılar söylemişti yıllar önce.  Aynı şekilde kardeşi Niyazi Koyuncu da aynı meydandaydı. Aynı barış mesajlarını verdi. Sosyal paylaşım siteleri üzerinden Niyazi Koyuncu’ya karşı yürütülen hakaret ve linç kampanyasının kaynağı olarak gördüğüm CHP’li Uğur Bayraktutan ve Saltuk Deniz’i kınıyorum; hatalarını tamir etmeye çağırıyorum.

Niyazi Koyuncu, aynı Kazım Koyuncu gibi barış elçisidir; kardeşleşmenin müjdecisidir; cesur bir kahramandır. (yusufbulut.com, 27 III 2013)

 


 

(Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Kazım Koyuncu’yu anarken”,  Özgür Gündem Gazetesi, 25 VI 2012; Ali İhsan Aksamaz, “ Kazimişi Orapa/ Kazım’ın Sevdası”, yusufbulut.com, 05 VII 2015; “Diyarbakır'da Newroz Lazca da kutlandı”, haberimvan.com, 21 III 2013; İsmail Bucaklişi, “Gün anlama günü”, lazca.org, 31 V 2013; “Lazca bablekan”, Yeniden Özgür Gündem Gazetesi, 22 III 2003; “Meclis”te Laz tartışması”, haberturk.com, 21 III 2013; Memedali Barış Beşli’ Basın açıklaması: “Lazlar Bir Cinayetle Anılmak İstemiyor”, 19 III 2013, stgm.org.tr; Niyazi Koyuncu: “Newroz'a bir daha olsa yine giderdim”, demokrathaber.org, 31 III 2013; Niyazi Koyuncu: “Yalakalık için değil barış için söyledim”, magazinsortie.com, 31 III 2013;  Saltuk Deniz, “Diyarbakır, Nevruz, Lazca Şarkı”, Toplum Gazetesi,  Ardeşen, 22 III 2013; “Sözümüz Koyuncu’yla ortaktır”, milliyetsanat.com, 25 III 2013) 

 

Niyazi Koyuncu’nun Devlet okullarındaki anadili derslerine çağrısı:

 https://www.youtube.com/watch?v=TzXRS8sqCCY

 

aksamaz@gmail.com

 

 

https://www.circassiancenter.com/tr/cakma-kahramanlara-degil-barisa-ihtiyacimiz-var/

 

11 Temmuz 2023 Salı

"Ogni” başarısız oldu mu?!"

 

 


 

"Ogni” başarısız oldu mu?!"

 

Dün oldukça uzun bir aradan sonra önce Harbiye, Taksim ardından da Kadıköy’e indim. Eski yeni dostları, arkadaşları ziyaret ettim. Hasret giderdim. Bir yandan tavşankanı çaylarımızı içtik öte yandan da gündemden konuştuk. Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Lazca Seçmeli ders Müfredatı”nı onaylamasını değerlendirdik. Dostlarımız son derece sevinçliydi. Derken “Ağani Murutskhi” adlı iki aylık Lazca gazetenin yayınlandığını duydum. İrfan Aleksiva’yı telefonla aradım. Kendisinden bilgi aldım. Henüz gazete dağıtılmamış.  Karaköy vapurunu kaçırmak istemiyordum.

 Dostlarla vedalaştım ve Halitağa’dan ayrıldım. Yolumun üzerindeki “Omjore Kitap Kafe”ye uğradım. Rıdvan dostumuzla kısaca sohbete daldık. İkramlarda bulundu. Yeni mekânından dolayı kendisini tebrik ettim; hayırlı işler diledim. Bir süre sonra oradan da ayrıldım. Kısa bir yol ve vapur derken karşıya, yani bu yakaya geçtim. Eve dönünce de internet ortamında “Ağani Murutskhi”nin ön sayfasını gördüm; incelemeye çalıştım; mutlu oldum. Ertesi günü, yani bugünü iple çekmeye başladım. Çünkü İrfan Aleksiva ile telefonda öğleden sonra gazete bürosunda buluşmak üzere sözleşmiştik

İrfan Aleksiva ile bugün öğleden sonra “Ağani Murutskhi”nin Taksim, Atıf Yılmaz Sokaktaki idarehanesinde buluşacaktık. Bugün öğlene doğru kendisinin tam olarak saat kaçta idarehanede olacağını öğrenmek için aradım. Önemli bir mazereti olduğunu, bugün idarehanede olamayacağını söyledi. İdarenin açık olup olmadığını, orada başka birinin bulunup bulunmadığını sordum. Celâl Bey’in orada olduğunu söyledi. Rahatladım. Demek  “Ağani Murutskhi”ye ulaşmak için artık bir engel yoktu.  “Ağani Murutskhi”nin yanınlanan bu sayısından on adet satın almak üzere, gazetenin idarehanesine gittim. Celâl Bey, bir misafirin nasıl karşılanacağını, nasıl ağırlanacağını bilen insanlardan olduğu için, beni hemen buyur etti. Bir köşeye iliştim. Masanın üzerinde “Ağani Murutskhi”nin bir nüshası duruyordu. Gözlüklerimi taktım ve hemen gazeteyi okumaya başladım. Büyük bir mutluluk sardı yüreğimi, aynı “Ogni”nin ilk sayısını almak üzere arkadaşlarla matbaaya gittiğimiz Kasım 1993’deki o akşamüstündeki gibi. Derken Celâl Bey elinde iki bardak çay ile geldi. Oturdu. Bir yandan çaylarımızı yudumladık. Öte yandan da “Ağani Murutskhi”den konuştuk. Bunun çok küçük bir adım olduğunu, ancak çok önemli olduğunu belirtti. Yayın organlarının önemine vurgu yaptı. Sonra da “Ogni Dergisi”ne göndermede bulundu. Kendisinin, “Ogni” sayesinde Lazcanın, “celeyrum, cideyrum” olmadığını öğrendiğini ve yine Lazları da “Ogni” sayesinde tanıdığını belirtti.

 

Ogni” sayesinde Lazcanın, “celeyrum, cideyrum” olmadığını öğrendim”

 

Celâl Bey’in, “Ogni”ye gönderme yapması, beni de “Ogni” konusunda birkaç söz söylemeye yöneltti. Son zamanlarda kimi makale yazarlarının “Ogni”nin başarısız olduğunu yazmaya başladıklarını hatırlattım. Bunun da oldukça kırıcı olduğuna dikkat çektim. Aslında “Ogni”nin oldukça başarılı olduğunu, hatta “Ağani Murutskhi”nin yayınlanmasında bile “Ogni”nin tuzu, “Ogni”yi yayınlayanların teri olduğunu belirtme ihtiyacı hissettim. “Ağani Murutskhi”nin bütün Laz aydınlarını kucaklaması gerektiğine de dikkat çektim. Celâl Bey de “Ogni”nin alt sayı da çıkmış olsa da, bir sayı da çıkmış olsa önemli bir görev üstlendiğini ve başarılı olduğuna vurgu yaptı.

Bu kısa dostane sohbet ve fikir alış- verişinden sonra, kendisinden on adet gazete aldım; bedelini ödedim ve ayrıldım. Çıkarkenin aksine, inerken merdivenleri tercih ettim. Bu bana düşünme fırsatı verdi.  “Ağani Murutskhi”, bana yıllar önce “Ogni”nin hissettirdiği duyguları hissettirdi. Sonra “Ogni”nin başarısız olduğunu yazan bazı makaleler geldi aklıma. İrkildim birden.  Düşünmeye başladım. Gerçekten “Ogni” başarısız mı olmuştu?!

Aslına bakılırsa, ben de bazen başarısız olduğunu düşünmüşümdür. Bunu yüksek sesle dillendirmişimdir de. Hatta yazmışımdır. Kuşkusuz bu başarısızlıkla kastettiğim kurumsallaşamamış olmamızdır, aydınlarımızın bölük pörçük halde bulunmalarıdır. Bugün, “Ağani Murutskhi”nin idarehanesinde Celâl Bey’in söylediklerinden sonra “Ogni”ye, kendimize haksızlık yaptığımızı düşünmeye başladım doğrusu.

Eve dönünce yakın bir arkadaşla yaptığımız telefon görüşmesinden sonra da böyle bir makaleyi yazmaya karar verdim.

Soruyu “Ogni” başarılı oldu mu veya “Ogni” başarılı olmadı mı, şeklinde sormak oldukça yanlış. Bugün Celâl Bey’in “Ogni” hakkında söyledikleri beni düşünmeye sevketti bu konuda. Soruyu şu şekilde sormak daha doğru gibime geliyor: “Ogni” ne kadar başarılı oldu? “Ogni” ne kadar başarısız oldu? Ben, “Ogni” hakkında öncelikle konuşma ve yazma hakkına sahip dört kişiden bir tanesiyim. Bu akşam, bu makalemle “Ogni” konusuna bir nebze olsun açıklık getirmeye çalışacağım.

 


“Ogni”, çok zor şartlar altında altı sayı yayınlanır”

 

 

“Ogni”yi değerlendiriken yarısı su dolu, yarısı boş bardak misaliyle Polyanacılık oynamayacağım. Çünkü “Ogni” yalnızca bir derginin ve bu derginin yayınlandığı bir dönemin adı değil. “Ogni” bugün de devam eden bir dönemin adıdır. İşte bu dönem ya da süreç “Ağani Murutskhi”nin de ete- kemiğe bürünmesine katkı sağlayan bir süreçtir. O halde “Ogni” başarız değil!

Öncelikle “Ogni”nin yayınlanma dönemi üzerinde durmak lâzım: Kasım 1993. 1993’ün sonu. 1993 yılında nelerin olduğu iyice bir hatırlanmalı. Türkiye’de çok önemli asker-  sivil kişilerin gizli- açık suikastlara kurban gittiği bir yıl. Faili meçhul cinayetlerin  tavan yaptığı bir yıl. Bu söylediklerimin ayrıntısına inmek isteyenlere, internette sörf yapmalarını öneririm. İnternet demişken, o yıl internetin “i”sini bilmediğimizi ve “cep telefonu”nun bizlerin kullanımında olmadığını da belirtmeliyim. Şimdiki gibi, arama motorunu gir, bulmak istediğini yaz, ardından da kaynağa ulaş. Böyle bir lüksümüz, böyle lükslerimiz hiç yoktu. Fotokopi çekimleri de bugünkü gibi net değildi. Devlet kütüphanelerinde kaynak aramalı, bulmalıydın. Bulursan, orada saatlerini ve günlerin geçirmeliydin. Eş- dosttan ödünç kitaplar almalıydın. Bazı kitapları bulmak için araya “hatırlı” dostları sokmalıydın. Kaynak sıkıntısı vardı. Kitap henüz tehlikeliydi. Kitap okuyan kuşkulu kişi sayılırdı. Lazlar konusunda yazmak oldukça tehlikeli ve riskliydi. Yazılarımızı el veya daktilo ile yazardık. Bilgisayar yoktu. Araştırmak, bulmak, yazmak, yayınlatmaya çalışmak; her şey çok riskliydi. Eşinize, çocuklarınıza ayırmanız gereken zamanı çalarak kimlik mücadelesine katkı sağlamak zorundaydınız. Kimi “istihbarat görevlileri” şecerenizi alenen araştırır ve akrabalarınızı bile rahatsız ederlerdi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Laz kimliğini yaşatmak mücadelesinde, bugüne gençler yetiştirme bilinciyle siz yine de “Ogni”yi maddî- manevî fedakârlıklarla çıkartmaya çalışırdınız. Evet, yıl 1993 idi. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, “Gazi Mahallesi failleri” arasında “Ogni”yi de TV’lerde hedef gösterir.

Paramız da yoktu. Kıt imkânlarımızla  “Ogni”yi çıkardık; helâl olsun! Avukat Ahmet Hulusi Kırım, hangi saikle olursa olsun, o dönemde yasal prosedürlere uygun olarak yazıhanesinin bir bölümünü “Ogni”ye tahsis eder. Memedali Barış Beşli, 22 yaşında Hukuk öğrencisi bir genç. “Ogni”nin sahip ve yazıişleri müdürlüğü görevlerini üstlenmek zorunda kalır. Birinci sayıdaki ilk üç yazıdan dolayı Devlet Güvenlik mahkemesi’nde hakkında dava açılır; ona ne olacağını ne o ne biz biliriz. Yıl 1993. Faili meçhul cinayetlerin en çok yaşandığı bir yıl. Birileri bizleri “bir şekilde” izler. İsmail Avcı Bucaklişi başka bir genç. Fakültede okumaktadır; dergiye katkılar sağlar. Ali İhsan Aksamaz, “Ogni”ye çeşitli adlarla makaleler yazmakla, çeviriler yapmakla meşgul.

“Ogni”, çok zor şartlar altında altı sayı yayınlanır. “Ogni” daha sonra yayınlanamaz. Ancak “Ogni süreci” bugün de devam eder ve  “Ağani Murutskhi”ye de el verir. “Ogni”den sonra “Kafkasya Yazıları”, “Mjora”, “Sima”, “Skani Nena”, “Tanura” yayınlanır. Munir Yılmaz Avcı’yı da M. Recai Özgün’ü de bu süreç ortaya çıkarmıştır. Bugün oturup tek tek saysak, Laz Kimlik mücadelesine katkı sağlayan kitapların, yazarların adlarını bir çırpıda sayamayız. O günlerde masanın üzerinde hiçbir eserimiz yoktu. “Ogni Süreci” devam etmiştir. Özcan Sapan’ın çabalarını küçümseyebilir misiniz? Yayınevi’nin “Mjora dizisi” de işte bu “Ogni Süreci”nin ürünü.  Müzik alanında bugün önemli eserler veren birçok kişi de “Ogni Süreci”nin ürünüdür. Şimdi soralım: “Ogni” başarısız oldu mu? Hayır! “Ogni Süreci” başarısız olmadı!

 

“Ogni”, öncü oldu”

 

 

“Ogni Süreci”nin dört mimarı vardır. Taşın altına eline koyanlar yani. “Ogni”ye hayat verenler, idarehanesini hiç yalnız bırakmayanlar. Yüksel Yılmaz’ı tanır mısınız? Mehmet Yavuz Türköz’ü tanır mısınız? Yılmaz Erdoğan’ı tanır mısınız? Ahmet Hulusi Kırım artık küstü, bu işleri bıraktı. Ancak Memedali Barış Beşli LKD’nin başkanı. İsmail Avcı Bucaklişi, Lazika Yayın Kollektifinin ve Laz Enstitüsü’nün belkemiği. Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı zamanlı Lazca dersler veriyor birkaç akademik yıldır. Laz kimlik mücadelesinde önemli bir yeri olan sayısız esere katkı sunuyor. Millî Eğitim Bakanlığının “Lazca Seçmeli Dersi” kabul etmesinde kilit rol oynadı. Ben ise, on kadar kitabımı okuyucu ile buluşturma çabasındayım. Geçen öğretim yılında 30 haftayı aşkın Lazca ders verdim. Şimdi bu ders notlarını Lazca ders kitabı haline getirdik. Kitap fuarına yayınlanmış olacak. Lazlara ilişkin konularda onlarca makale yazdım; yazıyorum.

 Şimdi de soruyorum, “Ogni”, “Ogni Süreci” gerçekten başarısız oldu mu?

(yusufbulut.com, 12 IX 2013)


                                         “Müzik alanında bugün önemli eserler veren birçok kişi de “Ogni Süreci”nin ürünüdür”

 

aksamaz@gmail.com


https://sonhaber.ch/ogni-basarisiz-oldu-mu/

 https://www.circassiancenter.com/tr/ogni-basarisiz-oldu-mu/

 

https://www.circassiancenter.com/tr/ogni-dergisi-tum-sayilariyla-yayinda/