26 Eylül 2024 Perşembe

Megrel-Laz Kültüründe Akrabalık, Evlenme ve Cenaze

 

 


 

Megrel-Laz Kültüründe Akrabalık, Evlenme ve Cenaze


I.Akrabalık



Aynı anne ve babadan olan çocuklar hem doğrudan ve hem de bu anne ve babaya akraba olanlarla kan bağıyla akrabadırlar. Megrellerdeki akrabalık kurumu, Gürcülerdeki gibi, bir tek tohumdan gelen kişiler anlamındadır. Burada kan bağı olanların hepsinin ortak bir kökü vardır. Megrelce’deki söylenişiyle bu kök, üzerinden aile ağacının sürdüğü ve dallarına ayrıldığı ჯინჯი / “cinci”dir. Bir Megrele edilebilecek en insafsız beddua სქანი ჯინჯამო გეშალაფედა/ skani jinjamo geşalapeda/ “kökün kurusun”dur. Sadece erkeğin kök olduğu kabul edilir. Bütün akrabaların, tohumundan geldikleri kişi ve aynı kökü taşıyanlarca paylaşılan soyadı çok eski bir akrabalığın belirtisi olarak kabul edilir. Gvari/ გვარი/ soyadı sözcüğü “aynı, denk” anlamındadır. Mogvare/ მოგვარე, bir ikincisine benzeyen aynı addır. Aynı anne ve babadan olmuş, aynı soyadı taşıyanlar iki taraflı mocimalepe/ მოჯიმალეფე/ kardeştirler ve onların oluşturdukları bu grup da, Avrupalıların dediği gibi bir klan, sacimalo/ საჯიმალო/ kardeşlik olarak tanımlanır.

 

Şüphesiz, kardeşler arasında dişi cinsiyetten olanlar, diğer kardeşler için kız kardeştirler ve onlarla evlenilmez. Bu kız kardeşler, gelecekteki eşlerini farklı soyadı taşıyan erkekler arasından seçmelidirler. Yani; bu durumu evrensel olarak kabul edilen terminolojiyle açıklamak istersek, sıkı kurallara bağlı dış evliliktir. Erkeklerin, aynı soyadı taşıyan akraba kızlarla evlenmeleri konusu, akıllarına bile gelmeyecek noktalardandır. Sadece farklı soyadı taşıyan kızlarla evlenebilirler.

 

Evlenme çağına girmiş olan bir Megrel kızı, farklı bir soyadı taşıyan bir erkekle buluşmaktan çekinir ve birbirlerine aşklarını açıklamak durumunda olduklarında bile, onunla tek başına konuşmayı uygunsuz bir davranış olarak değerlendirir. Evleneceği erkekle bir araya gelip konuşmak isteyen kız, ancak kendi akrabası bir kızın da bulunacağı ve konuşmalara aracılık yapacağı bir ortamda görüşebilir. Bu tür görüşmede başka soyadı taşıyan erkek şxvaşturi/ მხვამთური/ yabancıdır. Megrel kızı, kendi köyünden bir başka köye veya farklı soyadı taşıyanların yaşadığı bir köye gittiğinde de aynı dış evlilik kurallarına uyar. Bu tür durumlarda kıza, erkek bir akrabası tarafından eşlik edilir. 10-12 yaşlarındaki erkek çocuk, kızı korumayla görevlendirilir. Bir çift, evlendiklerinde, her ikisinin geldiği aileler karşılıklı akraba olurlar.

 

Bu iki aile akraba olduklarından, Megrel töresine göre; bir kez daha bu iki aileden gençler eş seçemezler, böylesi bir düşünce va şiners/ ვა შინერს/ yasaktır. Evlilik kanın karışmasını denk hale getirir. Akrabalık bağı oluşturmada kadınla birlikte önemli bir rol oynayan erkek, kadının akrabalarına sinca/ სინჯა/ evlât, eniştedir. Kadın ise, erkeğin akrabalarına nosa/ სა/ kız kardeş  yengedir.

Edinme akrabalığa gelince; Megrel bir baba için en ideal hedef kendi kanından çocuklara sahip olmaktır. Onun için, bu dünyada yaşamın temel düşüncesi mirasçısız ölmemektir. Eğer kaderi, ona bu düşüncesine doğal yoldan ulaşmasına olanak tanımazsa, bu eksiği gidermek için evlât edinme yoluna başvurur.

 

Bir Megrel sadece başkalarının erkek çocuğunun evlât edinmez. Eğer akrabalarından biri ölürse onun yerine komşularından birini de akraba olarak edinebilir. Böylelikle ailesinde ortaya çıkan boşluğu, edinme yoluyla doldurabilir. Bir erkek evlât ölen babasının yerine yeni bir babayı; bir kız kardeş yeni bir ağabeyi; bir yeğen yeni bir amcayı edinebilir.

 

Megreller, genelde Gürcüler gibi, çocuksuzluğu büyük bir talihsizlik, ilâhî bir ceza olarak değerlendirirler. Kız olsun, erkek olsun, çocuk sahibi olamamanın çocuksuzluk olarak değerlendirildiğini belirtmemizin gerekli olduğunu düşünüyorum. Ancak erkek çocuk sahibi olamamak da Megreller için çocuksuzluk anlamına gelir. Bir Megrel, kız çocuğu sahibi olmayı çocuksuzluğa denk bir durum olarak değerlendirir: Kız çocuk çizgiyi sürdüremez. Erkeksiz bir evde ocaktaki ateş söner…

 

Bir Megrel ailesinde kadının hiçbir hakkı yoktur, kocası onun güçlü efendisi ve sahibidir. Ailede, erkek bir çocuk doğduğunda, müjdeci, sevinçli haberi ev dışındaki kocaya ulaştırır. Sevinçli baba müjdeciye hediyeler verir; silahlar patlatılır, ailenin bütün bireyleri sevinirler.

Diğer taraftan, bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde durum hemen hemen sessizlikle karşılanır. Megrellerde, birtakım durumlar için bazı deyişler vardır: Herhangi bir işin olumlu gelişiminden diğerleri bilgilendirilmek istendiğinde, boşi re/ ბოში რე/ “erkektir” denir. Eğer herhangi bir durumun olumsuzluğu kastedilmek isteniyorsa, žğabi re/ ძღაბი რე/ “ kadındır” denir.

 

Tanrı’nın kendisine olan cezasını hafifletmek, kötü talihten kaçınmak isteyen Megrel, kendi çocuğu gibi besleyip, büyütmek için bir başkasının çocuğunu skualapa/ სქუალაფა/ evlât edinmeye çalışır. Böylece edineceği evlât, kendisini yaşlılığında koruyacak, bakacak, düşmanlarına karşı savunacak, bütün eziyetlerden ve fakirlikten etkilenmemesini sağlayacaktır. Ölümünden sonra ocaktaki ateş sönmeyecek, adı kaybolmayacak, ruhuyla ilgilenilecek, mezarına ziyaretçileri için yiyecek getirecek birisi olacaktır.

 

Evlât edinme ancak, çocuksuz kadına doğum yapmış izlenimini (dışarıdan kişilere) veren bir gelenek yerine getirildiği zaman meşru sayılır. Kural olarak çok fakir bir anne babanın veya yasak bir aşkın meyvesi evlât edinilir. Evlât edinme töreninden birkaç gün önce, müstakbel anne hamileliğinin son günlerindeymiş gibi davranır. Dışarıdan birisine doğum yapmak üzereymiş izlenimini uyandırmak için karnına bir yastık yerleştirir; yavaş hareket eder, hamileliğin son devresindeki gibi inler ve nefes nefese solur. Komşu kadınlar müstakbel anneye şefkat ve ciddiyetle hürmet gösterirler ve yatağa ne zaman gireceğini sorarlar. En sonunda bir lohusalık dönemi bile olacaktır. Doğum sancısı içindeki kadın yatağa girer ve doğum sırasındaki gibi inler. Ebe, ihtimamla yaklaşır, öğütler verir ve yatıştırmaya çalışır… Bu anda, daha önce edinilen bebek, yastık çıkarıldıktan sonra sarılarak yataktaki anneye verilir. Buna skuaş mitorginapa/ სქუაშ მითორგინაფა/ çocuğu sarmalama denir. O sırada çocuk ağlamaya başlar, herkes, sağlıklı bir erkek evlât sahibi olan anneyi kutlamaya koşar. Doğum yapan anne, birkaç gün daha yatakta kalır. Kendisine, özel olarak hazırlanan ibu/ ტიბუ/ ılık veya hafif sebze, meyve veya et suyu şapırdatarak içmesi için verilir. Yeni anne ve baba, edindikleri çocuğu öz çocuklarıymış gibi besleyip büyütürler. Komşular da durumu olduğu gibi kabullenirler.

 

II. Evlenme



 

Megrelce’de erkeğin evlenmesine çiliş moqonapa/ ჩილიშ მოყონაფა/ “eş getirme” denir. Evlilik töreninde diara/ დიარა denilen bir kutlama yer alır. (Diara/ დიარა diarua/ დიარუა/ ziyafet vermek fiilinden gelir). Müstakbel damat, gelin alma ve düğün ziyafeti gününü belirler ve gelinin anne ve babasını gelini ve çeyizini hazırlayabilmeleri için bilgilendirir.

Megrelya’da düğünler, bir kural olarak, hasat gelirinin tamamlandığı sonbaharda yapılır. Yılın bu devresine Megrelce’de damorçili/ დამორჩილი/ “itaat etmiş” denir. Yani; doğa uysallaştırılır, bunun sonucunda da hasat mümkün olur; toprağı işleyen ve ekenler yazın meşakkatini hasat ederler, sonbaharda Megrel köylüsünün ekonomik durumu daha iyidir. Bu durum düğünlerin bu zaman yapılmasının nedenidir. Düğünler, kural olarak Noel’den sonra, gelen Paskalyadan önce de yapılır. Burada, Kilise’nin Perhiz sırasında evlilik törenlerini yasaklayan etkisi kolayca gözlenir. İlkbahar ve yaz mevsimlerinde düğünler nadirdir, hasadın meyvesi henüz yorucudur ve sonbaharın cömertliği yoktur. Haftanın her günü, kutlamalar için uygun değildir. Bir Megrel, hiçbir şekilde Pazartesi günü düğün kutlaması yapmaz. Bu güne Megrelce’de tutaşxa/ თუთაშხა (tutaş dğa/ თუთაშ დღა/ tuta günü denir. Bu gün Megrel, bir sürgüne bile el sürmez, bu gün sadece tuta/ თუთა/ aya ibadete ayrılmıştır. Megrellerin Paganlık dönemlerine ait inançlarına göre; ay, dünyadaki canlıları koruyan yüce güçler arasında ikinci önemli yeri tutar. Güneşe ibadet için bir gün ayrılır. Bu gün ise Pazar’dır. Megrelce’de pazar gününe caşxa/ ჯაშხა[ bcaş dğa/ ბჯაშ დღა]/ güneş günü denir. Böylece Pazartesi günü aya ithaf edilmiştir

 

Her yeni ay dolayısıyla veya Megrelce’deki söyleniş anlamıyla, “ayın seyahatinden dönüşüyle” bir Megrel aya saygı ve itaatini pekiştirir. Yeni ayı kim görürse diğerlerine sevinçli haberi verir. Herkes kımıldamadan durur ve aya bakar, onu selâmlar ve elleriyle öpücükler gönderir. Bazıları ona altın ve gümüş paralarını gösterir, kılıçlarını kınlarından çıkartarak dua şeklinde “Tuta axali, ğoront, si gamaxari!…/ თუთა ახალი, ღორონთ, სი გამახარი!.../ Ey yeni Ay, Tanrım, beni mutlu et!…” temennisinde bulunur. Bazıları da ayın ışığını yansıtarak, ayın ışık saçan parıltısıyla dişlerini korumasını, onların kararmamasını diler. Pazartesi günü, bir Megrel hiçbir şey yapmaz; kimseye hediye vermez ve ne borcunu öder, ne de ödünç verir, elinden hiçbir şeyini çıkartmaz. “Eğer Pazartesi günü elimden bir şeyi çıkarırsam kaderim ve şansım gidecektir,” diye düşünür. Yıkanmak ve tırnak kesmek bugün kesinlikle yasaktır. Bir Megrel, başına herhangi bir talihsizliğin geleceği korkusuyla Pazartesi günü yola adım atmaz, ama daha önce başlamış olduğu bir yolculuğa devam edebilir. Bundan başka, ne kadar dehşetli bir susuzluk çekerse çeksin, nehir kaynağından su içmez: bu günde Ay, nehirleri zehirli kurbağalarla doldurur ve bu nehirlerin sularını ayın gününde oruç tutmayanlara ve seyahat edenlere murdar hale getirir. Megreller, günümüzden çok önceleri Pazartesi günleri oruç tutar ve et yemiyorlardı. Megreller kendilerine ibadet nesnelerini hatırlatan isimlere çok sevgi duyarlar. Megrel erkekleri sıklıkla şu isimlerle çağırılırlar: Ututia/ უთუთია, Tutaşxia/ თუთაშხია. Kadın ismi ise თუთა/ Tuta’dır. (Tutaşdğa/ თუთაშდღა: Ay günü),

 

Megrel geleneğine göre, düğünün va şiners/ ვა შინერს/ uygun olmayan günü, haftanın ikinci günü olan obişxa [obiş dğa]/ ობიშხა [ობიშ დღა]/ “Cuma”dır.  (Obi / ობი/ yağmur Tanrısı). Antik zamanlarda bu gün haftanın yedinci günüydü ve Atalarımızın, diğer Tanrılardan daha fazla ibadet ettikleri Tanrı için büyük bir tatildi. Bu Tanrı, hasat ve bitkiler için genelde böylesi önemli ve gerekli yağmuru gönderendi.

Düğünden birkaç gün önce müstakbel damat, akrabalarına düğün ile ilgili bilgi verir. Diğerlerine haber verme işini maginapali/ მაგინაფალი/müjdeci üstlenir ve yaya olarak civarda yaşayanlara bu haberi ulaştırır. Uzakta yaşayanlara ise atıyla gider ve onların da düğüne katılmalarını ister. Kural olarak düğüne etkili insanları da davet ederler. Daha çok misafir, düğünün etkisini herkes üzerinde hissettirir. Bu uygulama, aynı soyadını taşıyanlara daha fazla meşruiyet kazanılmasına yardımcı olur. Böylece herkes, düğüne katılmasının neşeli bir görevi olacağını düşünür. Davet edildiği halde gelmeyenlerin davranışları damada karşı aşağılayıcı olarak kabul edilir.

 

Bir Megrel, düğünün mümkün olduğu kadar debdebe ve kutlamayla geçmesini sağlamaya çalışır. Düğünde en az 100-200 kişi bir araya gelir. Bu tür durumlarda komşular, düğünde servis için görev üstlenirler, şüphesiz bunun için ücret talep edilmez. Kendilerini damat ailesinden biri yönlendirir. Her şeyden önce şepa/ შეფა/ sepetçi söğüdünden bir çadır kurulur ve üzeri samanla kaplanır. Şepa, mapa/ მაფა/ kral olarak adlandırılan damat için hazırlanan özel bir yerdir. Mapa kraldır; ordunun başıdır; diğerleri arasında farklı bir yeri olan kişidir; yüce güç bahşedilendir. Buradan hareketle, gayet doğal olarak, gelin de kraliçe olarak adlandırılır. Şepa’nın içine iki sıra birbiriyle bağlantılı masalar konur.  Şepanın dip tarafında kral tahtına benzer bir yükseklik hemen göze çarpar. Burası “kral” ile “kraliçe”nin oturacakları yerdir. Avlu, mutfak olarak kullanılır; gökyüzünün altında bir ateş yakılır. Üzerine büyük bakır düğün kapları yerleştirilir. Bunların içlerinde düğün için kesilen boğa, koyun, domuz etleri pişirilir. Burada mısır lapası da pişirilir. “Kral” ilk olarak lâyıkıyla, kendisine eşlik edecek ve gelin getirmesine yardımcı olacak sağdıçları seçer;  maqare/ მაყარე, 10-15 genç erkekten oluşan bir gruptur. Hepsi baştan aşağı silahlıdır. Çok eski zamanlarda sağdıçlar, “kral”ın farklı bir soyadından bir kızı kaçırmasında kendisine yardımcı olmakla görevlendirilirlerdi.

Bu tür kız kaçırmalar günümüzde sadece evlenilecek kızın kendisinin, anne ve babasının karşı çıkmaları halinde görülür. Fakat sağdıçlar, evlilik için kız tarafından bir sorun bulunmadığından da, her iki tarafın bilgisi dâhilinde, kasıtlı bir gösteriş sergilerler. Kızı zorla kaçırıyorlarmış gibi, hareket ederler. Eğer kız, kaçırılıyormuş gibi evinden alınmazsa, Megrel’in gözünde kurallara uygun bir tutum sergilenmiş olmaz.

 

Genelde düğün kutlaması bir gece devam eder ancak ertesi güne de sarkabilir. Bu, damadın ekonomik durumuna bağlıdır. Kutlamanın sonunu beklemeden, bütün kadehler içildiğinde, yeni evlilere “dinlenin” denir. Onları ilk gece için ayrı olarak düzenlenmiş yerde yatırırlar. Bu yere amkhara/ ამხარა denir. Amkharaya, gelin ve damattan başka kimsenin girmesine izin verilmez. Gelinin nedimesi ve diğer kadınlar gelinle ilgilenme ihtiyacı hissederler. Bir yolunu bulup onu amkharaya girmesi için ikna etmeye çalışırlar. Kendisine sıkıcı sorular sorulduğu doğrudur ama kendisi cesaretle ve utanmadan uygun cevaplar verir. Herkes sevinerek hem geline ve hem de gelinin annesine övgüler yağdırır.

 

Kadın, kocasının ailesine bakire olarak gelmediğinde ve bu durum, gelişinin ilk gecesinde ortaya çıktığında, gözler önüne serilecek olan tablo oldukça farklıdır.  Damat ve damat tarafı, kızın anne ve babası ile aynı soyadı taşıyanlar, kendilerine bakire olmayan bir gelin gönderdikleri için, kızın anne ve babası tarafından utandırıldıklarına hükmederler. Bakirelik, evlenilecek kızda aranılan ilk koşuldur. Evlilik dışı cinsel ilişki kesin olarak yasaktır ve kınanır. Bir kadın sadece kendi meşru eşine aittir. Bakire olmayan veya hamile olan müstakbel anne, bu günahını saklamak ve kendisini yasak aşkın meyvesinden kurtarmak için her çareye başvurur. Bu çareler sıklıkla ölüme neden olur. Böylesi bir günah, takdir edilebileceğiniz gibi, köyde zor saklanır; evlenmek zorunda olan böyle bir kadın, köy ozanlarının destanlarına konu olur. “Suçlu olanın”, annesinin ve genel olarak ailesinin suratına kapılar kapatılırken, herkesin dedikodu konusu haline gelirler.

 

Bakireliğini yitiren veya tecavüze uğrayan kadın, iyi bir adamla evlenme şansını tümden kaybeder. Eğer fakir, malsız, mülksüz, muhtaç bir köylü, kızın anne ve babasının malı, mülkü ve kızın çeyizi ortaya konularak kandırılabilirse, bakire olmayan bir kızın evliliği gerçekleşebilir. Bu durumda olan kadınlar genelde, mümkün olursa, kendilerini dul erkeklere veya yaşlı adamlara teklif ederler. Gelinin bakireliği, bir düğünün gerçekleşmesinin ana koşulu olarak kabul edildiğinden, evlilik kutlaması iffetsiz kadınlar için kısa tutulmak zorundadır. Bu durumda müstakbel gelinin nedimeleri en az sayıya indirgenir veya bazen hiç nedimesi olmaz. Davetliler az sayıdadır. Bakire olmayan kızlarını evlendirecek olan anne ve baba, bazen kızlarının bu durumunu bilmiyormuş gibi yaparlar. Böyle bir durumda müstakbel koca, evliliği mutlaka bitirmek zorundadır. Onu boşama ve tekrar anne ve babasının evine göndermek durumundadır. Toplum, küskün kocanın bu davranışını doğru bulur ve kızlarıyla ilgilenmeyen ve onu korumayan anne ve babasını kınar.

 

Evlilik yükümlülüğünü yerine getiremeyen erkeğin durumu oldukça farklı bir konudur. Yaygın bir Megrel deyişinde olduğu gibi, “Kaleyi ele geçiremeyen bir koca”, sürekli veya geçici olarak cinsel yetersizlikle yüz yüzeyse bu durum, her zaman, büyünün veya kem gözün sonucu olarak değerlendirilir. Böylece, kocanın cinsel iktidarını tekrar sağlamak için her türlü önleme başvurulur. Örneğin kaynatılmış hayvan hayası ile beslenir. Erkeğin böyle bir durumu söz konusu olduğunda, karısı onu beklemek zorundadır. Memnuniyetsizliğini belirtemez ve boşanamaz. Megrel geleneği, bu durumdaki kadını yeterince korumaz. Onun bütün yapabileceği, ister istemez anne ve babasının evine kaçmaktır.

 

 III. Cenaze

 



“Ruh ağızdan çıktığında” insan ölür veya Megrelce’deki söylenişiyle “doğuru”. Hasta kişi ölür ölmez, marʒ̆k̆inali/ მარწკინალი/ “giydirici” gelir. Usta bir marʒ̆k̆inalinin görevi şudur: Ölen kişinin yüzünde ortaya çıkan, ölüyü, büyük ölçüde yaşayan canlıdan farklı kılan, ölümün ürkütücü belirtilerini ortadan kaldırmak. Ruh, insanı terk ettiği andan itibaren, yaşayanlar için çok korkunç bir manzara da ortaya çıkmış olur. Ölenin çevresindekiler için bu korkunun algılanması ne kadar güçlüyse, ölen kişinin yüzü de o kadar buruşuktur. Ve işte bu marʒ̆k̆inali/ “giydirici”, ölen kişinin önce gözlerini, ağzını kapatır, ayaklarını düzeltir, ellerini çapraz olarak göğsünün üzerine koyar ve saçını, sakalını ve bıyığını tarar.

 

Bu arada, ailenin başına gelen bu talihsizliğin belirtisi olan kadın feryatları ve erkek inlemeleri köyde yankılanır. Kadın, erkek komşular taziyelerini sunmak, “ağlamacılara” katılmak için koşarlar. Kadınlar, tırnaklarıyla yanaklarını ve çıplak göğüslerini yolarlar ve kan akıtırlar. Saçlarını başlarını yolarlar. Kadınların, kederlerini dışa vurmadaki samimiyet genelde, ölenin kendilerine olan kıymet ve yeri doldurulmazlığına bağlıdır. (Gürcüce’de gadat̆ireba/ გადატირება/ [gamot̆rili გამოტირილი] Bu, ginongara/ გინონგარა/ “ölü için ağlama”dır; henüz ceset soğumadan yerine getirilen bir görevdir. Bunu, gömülme zamanında anne-baba ve akrabalar tarafından ölene gösterilecek olan saygı izler. Hemen hemen bütün komşular aynı derece saygı gösterirler. Aralarında, ağlama ve ölenin yeterince itibarla gömülme işlemlerini üstlenecek olan kişileri seçerler. Her şeyden önce ölenin vücut ölçüsünü alırlar. Orada hep beraber baltayla biçerek ahşaptan tabutunu yaparlar. Ağlama gününü ve öleni toprağa vermeyi biraz daha geç belirlemek istediklerinde, cesedin çürümemesi için hava geçirmeyecek bir şekilde cesedi düzenlerler. Ancak cesedi tabuta koymadan önce su ile yıkarlar ve beyaz bir kefene sararlar. Oşureti/ ოშურეთი/ Ruhlar Dünyasında, ölenin ruhunun nereye gideceğini, herkesin önünde beyazlar içinde, yıkanmış ve kefenlenmiş olarak belirtebilmesi düşüncesiyle bu şekilde hareket edilir. Cenazenin olduğu avluda, sepetçi söğüdünden bir çadır kurulur. 200 kişiyi alabilecek büyüklüktedir. İçeride, ölüye ağlamak için gelenlere misafirperverlik gösterilir.

 

Kural olarak ağlamak ve öleni toprağa vermek için ölümden sonraki dördüncü veya beşinci gün belirlenir. Bu günün belirlenmesi, ölen kişinin yakınlarının ne kadar uzakta bulunduklarıyla bağlantılıdır. Herkesin gelebileceği ve ağlamaya katılabileceği bir gün belirlenmelidir. Akrabaları toplanana kadar, cenaze toprağa verilmez. Eğer bütün akrabaları cenazesine gözyaşı dökmezse ölenin ruhu oradan ayrılmayacaktır.

 

Uzak akrabalar ve dostlar, ağlama ve gömme günüyle ilgili olarak teker teker ziyaret edilir ve üzücü haber kendilerine ulaştırılır. Haber, bir aracı vasıtasıyla ulaşır. Bu talihsiz haberin verilmesine şeʒxadapa/ შეცხადაფა ve haberi verene de “şemaʒxadapali/ შემაცხადაფალი” denir. Eski zamanlarda çok değişik haberciler vardı. Onların oluşturdukları grup, yanlarına ölen kişiye ait bazı eşyaları alırlardı; kılıç, kama, sadaklarda oklar veya elbisesinden bir parça. Ölenin yakınlarından birinin evine yaklaştıklarında kara haberciler, yüksek sesle ağlamaya başlayıp o civarda yaşayanlara kara haberci olarak geldiklerini hissettirirler. Eve girer girmez belden yukarısını soyunurlar; göze çarpan bir yere ölenin kişisel eşyalarını koyarak, bunların hemen yakınındaki toprak döşemeye otururlar. Ev sahipleri de belden yukarılarını soyunurlar;  ayakkabılarını çıkarırlar ve böylesi bir durumda işaret alarak adlandırılan, öleni oradakilere hatırlatacak olan eşyaların çevresinde oturarak, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar. Ağlama kesildiğinde, kara haberciler, ölen kişi için ağlamaya hangi gün gidileceğini onlara bildirir. Ancak şeʒxadapa/ შეცხადაფა/ haber, günümüzde daha kolayca tamamlanmaktadır; kara haberci, siyah mühürlü yas kartını zarfsız olarak getirerek verir.

Sonunda ölen için ağlama günü gelip çatmıştır. Köylülerden oluşan koro, ზარი/ zari olarak bilinen, korku, talihsizlik anlamına gelen cenaze ağıdını seslendirir. Zari sözsüz olarak söylenir, sadece uzun uzun ვოი, ვოი/ voi, voi sesleri işitilir. Davet edilen ağlamacı kapıda görünür görünmez, elbise asmak için kullanılan ağaca gider, şapkasını ve çoban pelerinini, silahını çıkartır ve hepsini bu ağaca asar. Bundan sonra gömleğinin ve fanilasının düğmelerini, tokalarını açar. Şimdi göğsü kısmen görülür bir durumdadır. Karşılaştırma yapılabilecek çok kısa bir zaman önce, ağlamacılar bellerinden yukarısını soyunurlar ve ayakkabılarını çıkarırlardı. Üç- dört kişi sıraya girer girmez, koro zariye başlar. Ağlamacılar, her iki elleriyle alınlarına vururlar. Tabutun bulunduğu evden “voi, voi” haykırışları yükselir. Tabuta doğru yönelenler diz çökerek, ölen kişinin iyi davranışlarını ve yiğitliklerini anlatırlar. Kendileri için böyle bir kaybın ne kadar talihsiz ve ızdırap verici olduğunu anlatırlar. Ağlayıcılar, ölüye ağlarken göğüslerini de yumruklarıyla döverler. Yine aynı şekilde, böyle durumlarda yaslı olarak adlandırılan, ölenin anne, baba ve akrabalarına mengara/ მენგარა/ taziyelerini sunarlar. Ağlayanın her iki yanında bulunanlar, ağlayanın kendisini fazla hırpalamamasına ve ağlayıcının tabutun yanına serbestçe girip çıkmasına yardımcı olurlar. Bu sırada ikinci koro, ikinci grup ağlayıcıları getirir ve böylece tören devam eder.

Bir Megrel, ağlama anında, ölen kişinin ruhunun tabutun yanında bulunduğuna ve ağlamak için gelenleri gözlediğine inanır. Şüphesiz ruh, komşular ve tanıdıklar bu görevlerini lâyıkıyla yerine getirmediklerinde ve uygun bir şekilde ağlamadıklarında huzura ermez.

 

Tabutun etrafında samimi olarak, kendisinin ölümüne ve bu dünyadan ayrılarak ruhlar diyarına gitmesine ağlayan insanları gördüğünde memnun olur. Megrelce mangarali/ მანგარალი/ ağlamacı sözcüğünün sevgi gösteren, merhametli duygular anlamı taşıması gayet doğaldır. Bir anne, çocuğuna her zaman çkimi mangarali/ ჩქიმი მანგარალი/ ağlayıcım diye hitap eder. Bu tür ifadeler bir gelenek olduğundan anne, çocuğunun kendisi öldüğü zaman ağlaması gerektiği arzusunu taşır. Bir halk şiirinde, Megrellerin ağlama kuralına nasıl önem verdikleri açıkça belirtilir. Bu kıtada, büyüğü bir sevdiğine şöyle seslenir:

 

“Dobğurada, domingari [დობღურადა, დომინგარი/ ölürsem, bana ağla],

gomintxori sapule [გომინთხორი საფულე/ Bana bir mezar kaz),

skani skvami xe-k̆uçxit [სქანი სვამი ხე-კუ ჩხით/  güzel ayakların ve ellerinle),

dixa komnmoç̆abule [დიხა ქომნმოჭაბულე/ (toprak serp üzerime).”

 

Akrabalar uzak köylerden siyah elbiseleri içinde ağlamak için gelirler. Zariyi söyleyecek olan koroyu da yanlarında getirirler. Kara şeritlerle bezenmiş büyük bir mum önlerinde taşınır. Eğer gelen akraba kadınsa, samimi davranır ve farklı köylerden geçerken feryat eder. Zariyi söyleyenler de kendisine eşlik eder. Böylece herkes, onların ağlamaya gittiklerini anlar. Akraba ne kadar uzakta yaşarsa yaşasın, insanlar ölen akrabası için ağlamaya katılmak zorundadır. Herhangi bir nedenle ağlamaya gününde gidemeyen olursa, ağlamadan sonra gidip ölenin işareti üzerine ağlayacaktır. Bu nedenle, bir divan üzerine ölen kişinin elbisesi serilir. Sanki cenaze oradaymış gibi ağlanır. Ölenden arta kalan veya onu hatırlatan nesneye nişani/ ნიშანი/ işaret denir.

Bir koca, eşini kaybettiğinde, ağlama gününde, onun için bir matem çadırı kurulur.  Koca, bir köşeye yerleştirilir. Buraya Gürcüce’de sabneleti/ საბნელეთი/ karanlık yer denir. Dul koca, aklı başından gitmiş ve tarifsiz acılarla dolu yüzüyle bu çadıra gelir. Bu şekilde, kendisinin de o günden itibaren artık karanlıkta bir ölü olduğunu, güneş ışığına lâyık olmadığını gösterir. Ağlayıcılar, ölen için ağladıklarında, çadıra giderek dul kocaya taziyelerini bildirirler. Bazen tabuttan belirli bir uzaklıktaki bir divan üzerine hem ölen kadının ve hem de dul kocasının elbiselerini yayarlar. Biri ölen kadını, diğeri ölen kocasını ifade eder. Ağlayıcılar, ölen kadına ağladıklarında, o işarete gider ve her ikisine de ağlarlar. Törenin bu bölümü, kadının ölümünün kocasının da ölümü anlamına geldiğini betimler. Bu sırada, kocanın kendisi orada bulunanlar tarafından ölümün, ortadan kalkmanın ve tükenmenin gerçek hayalini görebilmeleri için gizlenir.

 

Ağlamacılar ağlamayı bitirdikten sonra, 20-30 kişilik gruplar halinde yas yemeğini yemek üzere çadıra davet edilirler. Kendilerine ekmek, mısır ekmeği, fasulye, balık, zeytin, yeşillik (turp) ve şarap ikram edilir. Yemek yenirken, her ağlamacı ölenin ruhu için, bir işaret olarak dolu bir bardaktan bir damla şarabı ekmeğin üzerine döker ve sanki ölen kişi geliyor ve ekmeği yiyor, şarabı içiyormuş gibi bir sahneyi betimler. Erkekler bir tarafta, kadınlar diğer tarafta oturur.

Ağlamacılar, her biri durumuna göre, ginaporali/ გინაფორალი/ “örtme için” denilen bir çeşit parasal değeri olan nesneleri getirirler ve bunlar yazma bilenler tarafından bir kâğıda not edilir. “Ginaporali” Gürcüce’de “örtme için düzenlenmiş” anlamına gelir. (Ölen kişinin masraflarını kapamak için, borçlu olanlarca verilir). Eskiden her ağlamacı beraberinde yiyecek ve önceden hazırlanmış erzak getirirdi; pişmiş mısır ekmeği, haşlamak üzere fasulye, şarap, ceviz, soğan. Böylelikle cenaze sahibi masraf yapmaz ve bu dönemi sıkıntısız geçirirdi. Ancak bu gelenek bugün (19. yüzyılın Samargalo/ სამარგალო/Megrelyasında) karşılıklı yardımlaşma özelliğini kaybediyor ve ticarî bir hal alıyor. Ölen kişinin yaslıları mümkün olduğu kadar az para harcamaya ve “örtü, kapama” adı altında daha fazla para almaya çalışmaktadırlar.

 

Bir Megrel nerede ölürse ölsün, akrabaları cenazesini istirahat için evine getirmek, ağlamak ve ata toprağında gömmek zorundadırlar. Bu gelenek, bazen büyük yanlış anlamaları ortaya çıkarmaktadır. Özellikle, bir kişi şehirde öldüğünde orada gömülür. Akrabaları da cenazeyi kendi köyünde toprağa vermek için mezarından çıkarırlar. Ancak ölünün mezarını açmak için yerel yönetimden izin, yönetimin emirlerine göre çeşitli formaliteleri yerine getirmeyi gerektirir ve bu da zaman alır. Bir Megrel, yasaların isteklerine, kendisine kuşaklar boyu ulaşan geleneklerden daha az önem verir; gizlice mezarı kazar ve cenazesini oradan çıkarır. Cesedi keserek parçalara ayırır, böylelikle cenazeyi gizlice taşıması daha kolay olur. Son olarak, cesedi çürümeye ve kokmaya karşı tuzlar ve küfesine koyarak kendi köyüne götürür. Orada açık olarak ağlar ve toprağa verir. Böylece dürüstçe, cenazesine karşı görevini yerine getirmiş olur. Eğer cenaze kendi köyüne gömülmezse ruhu huzura ermemiş olur.

 

 

Tedo Sakhokia/ თედო სახოკია (1868- 1956)

 

(Megrel etnograf Tedo Sakhokia'nın 19. yüzyıla ait yayınlarından seçmeler, “Aspects of Mingrelian Culture” başlığı altında Londra Üniversitesi, School of Oriental and African Studies öğretim görevlisi ve “Caucasian Perspective Dergisi”nin editörü Sayın B. George Hewitt tarafından yayıma hazırlanmıştır. Bu çalışmasını, daha İngilizce olarak yayımlanmadan önce tarafıma göndermek nezaketini gösterdiği için teşekkür ediyorum. Tedo Sakhokia’nın bu makalesi özetlenerek Türkçe’ye çevrilmiştir.)

 

Bir Megrel cenazesinden eski bir ağıt (zari) kaydı:



 

[Kaynak: Tedo Sakhokia, (İngilizceden çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Megrel-Laz Kültüründe Akrabalık, Evlenme ve Cenaze”, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 140, Ağustos 1985, İletişim Yayınları, İstanbul/ “Kafkasya’dan Karadeniz’e Lazların Tarihsel Yolculuğu”, 1. Baskı, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1997]

 

 


[Önerilen OkumalarAhmet Tevfik (Büyük Hasan Rıza Paşa Zâde), (Yayına Hazırlayan: İrfan Çağatay) “Sevgili Vatandaşlarım Lazlara Ricâ-yı Mahsûsum ve Târihten Şânlı İki Sahîfe”, Lazi Kültür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2014; A. İ. Kiziria (Çeviren: Candan Badem), “Zan Dili”, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 4, İstanbul, 1994; B. G. Hewitt ve Z. K. Khiba, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Megrelce Bir Masal: Kuzey Rüzgârı ve Güneş”, Kafkasya Yazıları, Sayı 5, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1998; George Hewitt, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Güney Kafkasya ve Megrel- Lazlar’ın Kültürel Hakları”, Aylık Sosyalist Kültür Dergisi Birikim, Sayı 85, Birikim Yayıncılık, İstanbul, 1996/ sonhaber.ch/circassiancenter.com.tr;  Bakur Gogokhia: “Kimliğin en büyük nişanesi dildir!”, 29. XI. 2018, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Giga Kavtaradze: “Hayat yalnızca para ve yemek değil!”, 16. I. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; “Gürcistan’da ilk Megrelce dergi “Skani სქანი yayımlandı”, 13. V. 2020, lazca.org; “Hayvan Çiftliği” Megrelce olarak yayınlandı”, 16. XI. 2020, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com; Givi G. Karçava: “Megrel mutfağı, dünyanın çok zengin mutfaklarından biri!”, 27. IV. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Givi G. Karçava: “Bir dilde başka dillerden ne kadar çok ödünç kelime varsa, o dilin o kadar eski,  zengin ve bir kültür dili olduğunu anlayabiliriz!”, 6. V. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr/ hyetert.org; Givi G. Karçava:  “Kâzım, kültür devrimi yapan bir insandı!”, 13. V. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Givi G. Karçava: “Kardeşliği canlandırmak istiyorum!”,  22. V. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; “İlk Gürcüce- Megrelce Sözlük Yayınlandı”, 11. I. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com;  “Kâzım Koyuncu AK̆A T̆V’de”, 09. VIII. 2023, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Jean Chardin, (Editör: Stefanos Yerasimos, Çeviren: Ayşe Meral),  “Chardin Seyahatnamesi/ İstanbul, Osmanlı Toprakları, Gürcistan, Ermenistan, İran”, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2014; Jean Chardin, (Çeviren: Hüseyin Göçmen),  “Megrelya Seyahati (1672)”, Lazika Yayın Kollektifi, İstanbul, 2016; Gogita Çitaia: “Tarihimiz övünülecek zenginlikte”, 5. VIII. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; İuri Ğvincilia: “Dilimizin adını duymak bile istemiyorlar!”, 31. VII. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Joakim Enwall, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Qazaqişi Gazeti”, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 5, İstanbul, 1994/ Alaşara Dergisi, Sayı 9-10, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1995- 1996/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; “Megrelce dergi çıktı: “Skani”/ “სქანი”,16. V. 2020, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr/ gurcuhaber.com; “Megrelce Televizyon- AK̆A T̆V Bir Yaşında!”, 20. VII. 2023, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; “Kâzım Koyuncu “AK̆A T̆V”de”, 9. VIII. 2023, sonhaber.ch/ circassiancenter.com; Kolkhuri podkast editörü (Lado Tskhakaia): “Kaç bin yıllık dil yavaş yavaş yok olma noktasında!” , 28. I. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Laşa Kodua, “Lazca dildir; başka bir dilin lehçesi değildir”, 26. IX. 2019, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; “Megrelistan’da üç gün”, 29. VIII. 2023, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Natia Poniava: “Biz Gürcistan’da, siz Türkiye’de dilimizi yaşatalım; bunu yapabiliriz!”, 23. II. 2021, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; Natia Poniava: “Ana dilimiz kaybolursa, kimliğimiz de yavaş yavaş kaybolacak!”,  03. XI. 2023, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Nodar Lomouri, (Çeviren: Ali İhsan Aksamaz), “Egrisi/ Lazika Krallığının Tarihi”, Ogni Kültür Dergisi,  Sayı 5, Temmuz-Ağustos 1994, İstanbul; “Sovyet Lazları Halk Önderi İskender Tzitaşi ve Solun Ezberini Bozan Mektupları”, 5. XII. 2013, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; თედო სახოკია, "ეთნოგრაფიული ნაწერები”, საქართველოს სსრ განათლების სამინისტრო, თბილისი “ 1956;  Zaal Calağonia, “Yaşasın dillerimiz Lazca ve Megrelce!”, 28. VI. 2022, sonhaber.ch/ gurcuhaber.com/ circassiancenter.com.tr; ვისწავლოთ მეგრული! /Megrelce Öğrenelim!”, 17. II. 2021, sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr]

 aksamaz@gmail.com


https://www.circassiancenter.com/tr/megrel-laz-kulturunde-akrabalik-evlenme-ve-cenaze/


17 Eylül 2024 Salı

MOACİROBA 1- 2

 


MOACİROBA- 1



Şilya nçxovroş vit̆ootxo (1914) ʒ̆anas Urusişi ukumetik muharebe qu Turkik̆ala do Batumis kamaxtu. Batumi kezdu do xolo aşo manç̆et̆u. Çkin maşkurines. Urusi (gyauri) Krist̆iani t̆u, çkin- Muslimani do zop̆ont̆eski, Urusik Muslimanepe oç̆k̆irapsya do çkinti maşkurinet̆es.

            Moiselit do çkini kyopeşen do muaciri gamaptit. Gzas kimik feluk̆apeten, kimik arabapeten vidit. Gzadogza dido şeepe tişa memixtes. Akolenna gamait̆it, oxorişi mtelli şey var yemazdes, namutxanina var yemazdes, kopşinaxit, let̆as dovoxvit, nç̆eris meşabdvit do aşoten oxorepeşen kagamaptit.

            Dido yuki var yemazdes emuşeni- ki, feluk̆apes do arabapes var vint̆ret̆it, hemti acele miğut̆es: Maşkurinet̆es- ki, Gyauri var memç̆işanya do ak̆o puli- purti meaşkvit.  

            Mitxanina feluk̆aten idu, dido mendra var ales. T̆aroni p̆at̆i gexvadut̆es do gale gamit̆es, t̆aroni geʒ̆ipxapaşa çumert̆es, geride şkurinati uğut̆es. Mitxanina arabapeten idu, entepe raxat̆i t̆es, hama dido vakitis gzas kodoskides, arabaten gza lai içodet̆u?!

            Moacirepes gzas gyari- ʒ̆k̆ari dvaçodes. Ugyaroba kogiç̆k̆u. Berepe, badi- xçini dido ğurut̆es. Dido naç̆ires. Ena ğurat̆es gzas, em kyois doxvapt̆es cenaze.

            Meulut̆it, hama mitis var miçkit̆es, so meulut̆it. Çkini saebi çkar ukumeti var t̆u. Soni ukumetişa k̆oçepe voçkvit do vuʒ̆vit- ki, çkin ar soti yeri komomçit do kodoibargatya, varna gzas ugyareli- uʒ̆k̆areli kep̆ç̆k̆odutya.

            Em vakitis Turkis ukumetik miʒ̆ves- ki, mʒika yardumi dogoğodapt do xoloti idaginonanya do mtiniti gyari-ʒ̆k̆aiş yandan yardumi moğodes do xoloti gebdgitit gzas do aşoten ar havtaşi gzas vigzalit.

            Gzasna mevit̆it, Turkepeşi kyoepes golailapt̆it. K̆ai yeri t̆uk̆onşi, moşvacinuşeni dobdgitut̆it.

            Ar kyoisna amaptit, ar duzi yeis ar k̆oçik daçxiri ogzeret̆u do didi ç̆uk̆epeten pilavi gibupt̆u. Xorʒoni gyarepeti uğut̆u, xçe kualepeti oç̆vapapt̆u do miletis upareli upartupt̆u.

            Megerem em k̆oçikna şignu, moacirepe mulvanya, muşi paraten gyari pçaminonya do ak̆o şeepe ikipt̆u. Çkin gamak̆vies: Ar k̆oçik ak̆o k̆oçis muç̆o çasinonya?!

Hama aya k̆oçi dido zengin t̆eren do mtelisti gyari duparu. Jur- sum ndğas komoişvacit xolo moiselit, gzas geudgitit.

            Sei arabatenna meit̆it, mamulqioli t̆u. Yani çkinis  mamulepeşi oqirus srsi muit̆u do oxorepe var ižiret̆u. Çkin gamak̆vires: Aşo şey iqvenia?! Duzi- duzisna meulut, emedeni çkini arabaşi tekerleği k̆uis kodololu. Mendapʒ̆k̆editşi, oxorişi baca t̆u.  Megerem ekoni Turkepes let̆aş tude oxorepe uğut̆erenan.

            Araba keşaiqonit do mint̆es- ki, aya aoxorişi saebik gamiʒ̆k̆edat̆u. Vucoxit, vucoxit, hama mitik var gamiʒ̆k̆edu. Soni ar xçinik nena komomçes. Megerem zavalis aşkurinen, mutu var moğodanya. Çkinna moaciripe vort̆it, var uçkut̆u. Aya oxoris ar badi do xçini skidut̆es. ʒ̆k̆ari vak̆vandit, komomçes do gzati komemogures.

            Çkinti vidit do moşvacinuşeni kyoiş gale kodoibargit. Mutupe yeç̆opinuşeni vigzalit kyoişa. Kyois doloxena amaptit ndğaleri dido gamak̆vies: Mteli let̆as tudendo işit̆es. Oxorepe let̆aş tude uğut̆es, mʒ̆k̆upi- mʒ̆k̆upis skidut̆es.  Ndğaleriti k̆andelis nužit̆es, dişka yeine lazma xomula ç̆upt̆es, eti k̆ai- ki, pucepe do mçxurepe dido uqonut̆es. Amk̆ata şeepena bžirit, hiç mutu var yep̆ç̆opit do geri goiktit.

            Majurani ndğas xoloti moiselit, arabape geibğit do vigzalit. Çkini gza mzoğap̆icişen jilendo nit̆u. Çkin mzoğaşen mendra va mint̆es, amuşeni elvaaʒ̆k̆it ya gzas do başka gzas gebdgitit do mzoğak̆ele gelvaaqonit. Gza dido p̆at̆i gamaxtu, k̆araluğepe t̆u. Xocepesemtumanis var elvatires yukoni arabape do bazi yeriş k̆ap̆ulaten elaimet̆it. Mç̆ima t̆aronis p̆at̆i t̆alaxi iqvet̆u, mteli şey maşolet̆es, berepe mažabunet̆es, bziti ğurut̆es, ti çkinis k̆yameti git̆u.

            Sum tuta mik̆ilu, moacirina gamaptit do ar meskani var mažires, gyari var, ʒ̆k̆ari var. Ok̆vaçxe çkini kyoişi mutu ambai var emaç̆opes, momxtimu miti var t̆u. Geri ok̆onaktinu maşkurinet̆es. Mint̆es- ki, ar k̆ai yeri kobžirat̆it do kodoibargat̆it, hama çkini Sarpisteri yeri so bžiropt̆it?!

            Turkiş ukumetik miʒ̆umet̆es- ki, geri oxtimu var iqvenya, Urusik Batumi kezdu do aşo manç̆enya. Ena galenanşa, iditya. Arabape ukumetik momçapt̆es, hemşilepeşi arabape.

            Turkis ukumetisti ya unt̆u-ki, muk̆o mendra vort̆itk̆on çkini kyoişen, eko çetini t̆u geri moxtimu, muarebena içodat̆u, edo, amuşeni yei var momçapt̆es, mendra idanya do çkinti meit̆it. Çkin mu meit̆it, şkurinak moçkumert̆es. Aşoten mzoğap̆icis ar kyoişa komeptit.

            Ekoni yerlepe bazi Lazepe t̆es, sifteneri moacirobas xtimeri. Çxomi oç̆opuşi dulyape uçkit̆es, çkinti mevuşolt̆it do çxomi p̆ç̆orup̆t̆it, oxorişa moimert̆it do berepes pçapt̆it.

            Ar havtas ek kodopskidit. Ek̆ule xolo gebdgitit gzas do golvaaqonit. Golvaaqonit emuşeni- ki, çkin Turkepeşikyopes dobargu var mint̆es, entepek̆ala çkin var maxvenet̆es. Entepes mutepeşi adeti uğut̆es, çkin- çkini. Edo, var viʒ̆qvamint̆es do boine k̆abğa maqvasunt̆es. Arti mişignap̆ut̆es- ki, sipteneri moacirobas Sarpi çkinişen gamaxtimeri Lazepe Turkieşi ar “Akçişeeris” skidutes do çkinti ek oxtimu mint̆es, hama aya yeri ek̆o mendra t̆u- ki, vit tutas xvala gzas vort̆it.

            Ek mextimapaşa dido mʒ̆irit. Ekna meptit, mtini k̆ai yerit̆u, mzoğap̆icis yanis ar kyoi. Kyois sum semtişen tepepe gudgit̆u, mzoğaşen açiği, mzoğap̆icik̆ele duzi guʒ̆užit̆u.  Aya kyoişi asli k̆ai yerepes yeli milleti xet̆u, p̆at̆i do dağis kenarepes çkin kodoibargit. Ç̆it̆a- ç̆it̆a oxorepe dop̆k̆idit, daği gamamç̆varit do qonape dopxaçkit, k̆ai lazut̆i maqves. Gyari- ʒ̆k̆aişen ziani var miğut̆es, hama ekoni hava var momixtes: Bazepes çxe dvağodes, bazi aşo dizabunu do boine ğurape iqvet̆u.

            Man nana- baba ek domiğru. Yetimi kodpskidit. Sum Cuma vort̆it. Aik mzoğas çxomi p̆ç̆orup̆t̆it, majurak qonaş dulia ikipt̆u do aşoten pskidut̆it. Ya kyoişen başka, xolo kyoepe t̆es, nakna xoloti Lazepe skidut̆es. Ekoni Lazepeti keşabgorit do baz içkini xisimiti gamaxtu.

            K̆aina kodoibargit, oçilu- okimocuti kogyoç̆k̆it, didi dugunepeti vikipt̆it. Didi Cuma çkinis didi duguni vuxvenit, mteli kyois vuç̆andit. Sum dğas duguni miğut̆es. Çkini kyıis Turkepeti skidut̆es. Entepek gaak̆vies çkini dugunis adetepe. Gelini (nisa) çkini zengini k̆oçepeşen (ağapeşen) t̆u, yerli ekoni Lazepeşen do çkinda fuk̆ara moacirişa, meçamu var unt̆es, hama biç̆i do k̆ulanis aras qoropa uğut̆es do ek̆ule mecburi iqves, momçat̆es.

Dugunişi xarci çoği çkini nisas babak xarcu, emuşeni-ki ağa t̆u, ç̆it̆a duguni var nomskudu. Milletis mežiʒinuşen oncğore aqu, k̆ulani muşişi çeizi mtelli P̆olişen moğapu.

            Dugunişik̆ule (sum tutaşik̆ule) sica do k̆ulani yezdu do muşi yanişa mendiqonu do ar ʒ̆anas muşik̆ala uqonunt̆u. Ek̆ole ar didi oxori duk̆idu, mtelli ç̆uburiş ncaşi do ç̆uburis piʒarişi, k̆aixeşa komoʒ̆ipxu do kodoç̆k̆oru. Ek̆ule Cuma çkimis berepe dvaqu. Ar biçi mtiri muşik diskiru, emus ar k̆ulanişen met̆i çkva skiri var uqonunt̆u.

            Xut ʒ̆ana mik̆ileet̆u, moacirina gamaptit. Man do çkimi ç̆it̆a cumak geri çkini kyoişa, Sarpişa, goiktit. Geri moxtimus dido ezieti var mʒ̆irit: Para miğut̆es, mtelli mzoğadomzoğa moptit, kimi feluk̆aten moptit.

            Sarpişana moptit, çkinden ʒ̆oxle moxtimerepe dido t̆es do raxat̆i skidut̆es. Çkini oxoris cumadi xet̆u. Oxori gverdi doʒ̆k̆eret̆es Urusis askerepek, bageni do bağu hepten doç̆k̆ret̆es. Urusis askeris dulya va uğut̆uşi, oxorepes do bagenepes daçxiri  nunʒ̆eret̆u do ç̆veret̆u.

Ar ʒ̆anaşa halişa var moptit. Oxoris muna eksiği uğut̆u, mteli şey dop̆it, bageni do bağu dop̆k̆idit. Majurani ʒ̆anas qona oxaçkus dervami p̆it do aşoten halişa komoptit. Masumani ʒ̆anas man doiçili, bere- bai domaqu. Oxoris mʒika doindarit. Cumas vuʒ̆vi- ki, arçkva oxori lazimi domaqves- ma.

Cumak miʒ̆u- ki, moro, man k̆urbetişa vulur do mʒika para dovikip do moptaşi, oxori p̆k̆idatya. Manti razi doviqvi do mendovoçkvi. Amuk tkveet̆u- ki, manya, Tunaşa vidaminonya, hama uk̆ule Soxumis kodoskideret̆u do ek balukçoba ikipt̆u. Sum ʒ̆anas ek t̆u. ʒ̆anas ar mektubi ancak muiç̆arupt̆u. Eti mitis xeten moncğonupt̆u.

Ek̆ulena gextu, dobağine para kagiğu, ustape vokaçit do dağis oxorişi kiastepe  dovoqazapit. Noderepeten doptirit, kok̆oobğit do ok̆iduşeni dopxazirit.

Ek̆ule oxori çkinişi jimuk̆aşen oxorişeni let̆a gamamtxorit do oxori kodobdgitit. Jur ʒ̆anas doloxe kodibargu. Ek̆uleti dovoçilit, Sarpuli ar k̆ulani komepçit do isa skidut̆es muarebe giç̆k̆et̆uşa.

Muarebena giç̆k̆u, Cuma çkimi mindiqones. Jur ʒ̆anaşk̆ule yarali komoxtu oxorişa. Sum bere çkva dvaqu muarebeşk̆ule do aʒ̆i muşi berepeşi berepeti uqonun. Mtelisti ayri oxorepe uğunan, k̆ai xaliti uğunan. Aşope memixtes çkini tis.

[Nodar K̆ak̆abaze,  “Lazuri T̆ekst̆ebi”, Gamomʒemloba Art̆anuci, Tbilisi, 2018]

+


MOACİROBA- 2

 

Moacirina moiselit, man vit (10) ʒ̆aneri vort̆i. Mteli çkinioxois xut k̆oçi vort̆it: Jur da, ar cuma do nana- baba. Hen ç̆it̆a man vort̆i. Akolenna gamait̆it, jur ndğas vixaziret̆it, Masumani ndğas feluk̆as geibğit do vigzalit Xopaşa.

            Ar seis ak doviqvit, majurani gyaobas xolo meşaut̆alit feluk̆a do qondineri- qondineri Arhaveşa vigzalit.

Turkiş ukumetis vuʒ̆vit-ki, çkin moacirepe voret do yeri momçit do doibargatya.

            Ukumetik miʒ̆ve ki, ak Arhaves doloxe yei- yurdi mekçapt do skiditya.

            Çkin gamak̆vies: Miş yei do oxori momçasint̆es?!

            Mendamiqones kyois galeni et̆rafepeşa do boşi oxorepes kodomoxunes. Çkin gamak̆vies: Ak̆o k̆ai xoepe boşi motrenya?! Ena vik̆itxit- ki, aya mişi oxorepe renya, aşo miʒ̆ves: Megerem Turkies doloxe zamanişk̆ule dido Ermenepe t̆erenan, mteliti k̆ai yerepes içalişept̆erenan,  ukumetişi dairepesti t̆erenan. Turkis ukumetik dido emieti oğodapt̆eren, hama Ermenepek aya emieti başkaturli koç̆epes.

            Ermenepek iduşunes- ki, Turki mu ukumeti ren, mtelli ovaş k̆oçepe, çobanepe renan, ukumetişi k̆umandoba mu uçkinanya, geoktat do çkin doviqvat ukumeti Turkiesya. Aşoten  kogyoç̆k̆erenan  ukumetişa oçxink̆olu. Aya ukumetik konugneren do emri meçeren- ki, Turkies doloxena skidunan, Ermenepe mteli doç̆k̆iritya. Kyoiş hukumetepek mu qvat̆es?!  Eger ukumetişi emri var qvesna, mutepe kanoç̆k̆irapan.

            Megerem ar ndğas mtiniti moxterenan candarmape, Ermenepena skidut̆es kyoepeşa do tito- tito ç̆orupt̆erenando ar yeriş molobğapt̆erenan. Ek̆ule ok̆olumcat̆u, feluk̆aten mzoğaşa iqonupt̆erenan do mzoğas dolobğapt̆erenan.

            Kimolepe, delik̆anlepe var aç̆operenan mteli, bazi dağişa imt̆eren, oxorcalepe, berepe do badi- xçini mteli ç̆orupt̆erenan do mzoğas dolobğapt̆erenan.

            Çkinna meptit, ya kyoişi Ermenepe çoği mzoğas kodolobğeret̆es, çoğiti doqvileret̆es do ena  doskideret̆u, entepe dağişa imt̆eret̆es do ukumetis teslimi var aqveret̆es, silaiti uğut̆es. Sei- sei gyulut̆es kyoişa do ik̆itxupt̆es, mutepeşi nana- baba do oxorca- berepe soiqones.

            Ena şignat̆es- ki, entepe saği var yenanya, emvakitis mutepektisilaiten kimi candarmape qvvilupt̆es, kimiti, ia kyoisna skidut̆es Turkepes, sei gyabğet̆es do zoiten gamatirupt̆es do dağişa iqonupt̆es do ek̆ule ukumetis k̆oçi nuçkumert̆es- ki, eger çkini nana- baba, oxorca- berepe geri var ok̆onamiktinitna, tkvani milleti p̆iluptya.

            Ukumetik oçkumert̆u candarmepe do emri meçaptu- ki, geri kaguʒ̆uqonit çkini milletiya. Dağişana amaxtat̆es candarmape, gzas Ermenepeşi çet̆epe guluxedut̆es do golaqvilupt̆es. Soni ukumetik emri meçu- ki, çkva naşkvit, mo oç̆k̆iraptya, hama mtelli kyois mudirepes emri meçu- ki, uʒ̆vit ermenepes do igzalan, sotxanina unonan ekya, hama Ermenepes eşo oxtimu var unt̆es- ki, Turkişi aciği var eşiğat̆es. Ermenepe k̆arta seis muit̆es do Turkepes oxorepesdaçxiri nunʒ̆apt̆es do molaç̆upt̆es.

            Antepe çkini ek mextimapaşa iqveret̆u. Çkinna meptit, ek̆o k̆abğa var t̆u, hama ek- ak xoloti qvilupt̆es. Çkini oxoris saebi mteli keç̆k̆videret̆es. Yani çkinis ar oxoridgit̆u, ağne xveneri. Ar ndğas oxori çkinis gelanciruşi memsufa oç̆k̆aduşeni piʒari lazimi maqves do axçamis baba do Cuma çkimi mek̆axtes do pʒarepe gorupt̆es k̆onkşis oxoris. Megerem oxois doloxe sabi muşi molaxet̆eren, jurçkva başka k̆oçi t̆u, baba do Cuma çkimi oxorişana amaxtes do piʒarepe yezdipt̆es, entepek t̆ufeğepe konoğires. Çkinepes şkurinaten guri- ciğeri ut̆k̆vaʒeret̆es. 

            Entepek yani mutepeşişa ducoxe do k̆itxerenan: Ak mu goruptya?

            Babak uʒ̆veren- ki, piʒari lazimi maqu do piʒari viğamint̆uya.

Ek̆ule k̆itxerenan- ki, sonu ret, ak mot moxtityaşi, çkin moacirepe voretya, Urusişen vimt̆it do Turkieşa moptityaşi, ar konižiʒerenan: Turkiş omuditen vatani naşkvit do ak moxtitya. Ok̆ule uʒ̆verenan- ki, piʒari iğit, hama çkina ak voret, mitis var uʒ̆vat do mutu var oğoderenan, piʒariti komeçerenan do komoxtes oxorişa.

Oxorişana moxtes, babas do cumas ğurelis peri gežit̆es, eko aşkurineret̆es.

Çkini jilendo gzas yanis ar oxori dgit̆u. Em oxorişen bere do badi- xçini keç̆k̆videret̆es, delik̆anlepe imt̆eret̆es, doskideret̆u ar xçini, namutxanina var gvalet̆u. Zavali xvala- xvala molaxet̆u. Bazikere çkin gyari elaumet̆it.

            Ar ndğas candarmepe moxtes do aya xçinis uʒ̆ves- ki, miʒ̆vit, skani berepena imt̆es dağişa, so renan?! Xçinis  var uçkit̆u do mu uʒ̆vat̆u?! Emuşeni dido onʒ̆irinapes do soni gyak̆nes do oxorişen gale kamet̆k̆oçes, ek̆ole tireli- tireli candarmapeş  yeişa kamelatires.

            Xçinik ʒ̆irapt̆u, qurapt̆u, hama mik nusimint̆u?! Candarmapeşi didik emri meçu- ki, doqvilitya. Kyois doloxe var aqviles, milletik var şignasya, ğaalişati var aqones, xçinis muşebura var gvalet̆u. Candarmapek xes gyak̆nu do tireliniqonupt̆uşi,  xçinik ʒ̆iru, mteli milletik koşignu. Soni ar candarmak tis t̆ofeğişi namli geçu do xçini doqvilu. Aya milletikkoşignu. Dağisna meşaxet̆es Ermenepe, kyoişi doloxe mu iqvat̆u, emedeni nognapapt̆es do aya ambaiti konuxtes.

            Ermeni çet̆epe gextes dağişen do sei do gules mteli Turkepes oxorepes do mteliti gamiqones do dağişa mindiqones do ar yeriş kok̆obğes. Altunişi mutuna uğut̆es, mteli şey kaguʒ̆uğes do eşo ar yeis kok̆obğes. Mitxanisna altunis meçamu var unt̆u do mpulupt̆es entepes zoilen guʒ̆umert̆es, çoğiti qvilupt̆es.

            Aya ambai ukumetik koşignu, ok̆obğes candarmape do mendoçkves. Ermeni çet̆epeşi didiş k̆oçi nuçkves- ki, miletikanaşkvi do tkvani afi gogodaptya do aşoten muşletines mutepeşi milleti.

            Amuşk̆ule k̆abğape var iqvet̆u, hama çkin gui var gemadves ek doskidinuşa, başkas oxorepes şkurineri oskidinus, çkini vatanişa oxtimu mint̆es. Ek̆ule çkimi ç̆it̆a da domiğures, çxe ağodu. Nana domažabunes. Babak tku- ki, t̆aronepena geʒ̆ipxas,  yeibargat do vizgalat Sarpişaya do mtiniti masumani ʒ̆anas tis komoptit Sarpişa.

[Nodar K̆ak̆abaze,  “Lazuri T̆ekst̆ebi”, Gamomʒemloba Art̆anuci, Tbilisi, 2018]

 

Nodar K̆ak̆abaze [1937- 2024]

 


Nodar K̆ak̆abaze, “Lazuri T̆ekst̆ebi”, Gamomʒemloba Art̆anuci, Tbilisi, 2018


16 Eylül 2024 Pazartesi

Nek̆na Koguinʒ̆k̆en (31. VIII. 1988)

 


 Nek̆na Koguinʒ̆k̆en

 

           

Ma aʒ̆i Xopas pskidu. Kyoi çkimi Bucaği en, sifteni, ʒ̆oxleni kyoi- Mskibuli. Nana Mskibulişen t̆u do çkini yei ek miğut̆es. Oxoiti miğut̆es ek. Ek virdet̆i. Mektebis vik̆itxupt̆işi, ak movit̆it, Xopaşa, Bucağis pskidut̆it. Yazis, ondi iqvat̆uşi, tatili, Mskibulişa vit̆it. Nana ek iqvet̆u, baba ulut̆u- mulut̆u. ʒ̆oxle na vigui nena Lazui t̆u. Turkuliti iğağalet̆u, miçkit̆es. Mektebişa na vidit ilki, em zamanis Turkuli oxovoktap̆t̆it. Ma mʒika k̆ai miçkit̆u do bazi beepek Turkuli, Lazui uxuktap̆t̆es. İlki na iguran nena Lazui t̆u da em zamanis! En zoi kitabi ok̆itxu t̆u, Turkçe ik̆itxaginon da okulis! Emuşeni dido zoi t̆u oguu.

            Oxorca- çkimi Lazi va en, Turki en, Lazuri va uçkin, emuşeni çkini beres va uçkin ia. Emuşeni mutu va itkven do nana muşi, baba muşi Lazi na enti va uçkin, va ğarğalapan. Sifte Lazuri oğarğaluti oncğore t̆u. Mʒikati yasaxi t̆u. Yasaği t̆u, ama mitik mutu va uʒ̆umert̆u. Ama mektebis ğarğalaşi, giqurt̆es, muellimik uqurt̆u: “Lazuri mot ğarğalaptya!” Arteğik: “Amuk Lazuri ğarğalapsya” do p̆olisis uʒ̆vas na, “Si mot ğarğalapt̆i!”- giʒ̆umert̆u, ama mutu va iqvet̆u.

            Çkini arkadaşepeş arasti, doloxe Lazuri va bğarğalapt. Ar dğas xut saat̆i bğarğalat na, xut nena, vit nena Lazui bğarğalapt. Emuşeni aʒ̆i Lazui dido k̆ai mitis va uçkin, guiç̆k̆endinen.

            Aʒ̆i nek̆na na guinʒ̆k̆u, oğarğalus koguiç̆k̆u. Ekolen na mulvan Sarpulepes k̆ai uçkinan.  Ma Vanilişi Cemali k̆ala bğarğalişi, eşo miʒ̆u: “ Çkin miçkit̆es ki, tkvan Lazui dido k̆ai giçkinan. Mcve k̆oçepek, çkini nana- babapek: ‘Lazuri va gogoç̆k̆ondan! Ç̆umen nek̆na koguinʒ̆k̆en, a ndğas koguinʒ̆k̆enya, - tkumert̆es,- Lazui miçkit̆an!’ Eşo moguapt̆esya. Çkinti emuşeni va gomoç̆k̆ondes. Çkin ptkvit ki, tkvan Lazui dido k̆ai giçkinan. Çkin tkvanden daa k̆ai miçkit̆eenan, tkvan kogogoç̆k̆ondeenan, ç̆it̆a  giçkinanya”, - tku Cemalik. Mtiniti eşo en. Aʒ̆i man  Sarpuli  Lazepe k̆ala bğarğalap, dido k̆ai Lazui uçkinan.

            Ma Xopas na gamapti, vit̆oxut ʒ̆anei vort̆i. Rizinis vik̆itxi, emuşk̆ule P̆olişa vidi. Lazuri va iğağalen ki ek. Şkvit ʒ̆anaşk̆ule ak mopti, Xopaşa mopti, ama Xopasti va iğarğalen ki. Uğağalu- uğağalu kogomoç̆k̆ondes. Na bğarğalap̆t̆it, Turkuli oxoktapei, mu miçkin, ia-aya oxoktapei! Aʒ̆i iğarğalen a jur- sum ʒ̆ana ren, na nek̆na guinʒ̆k̆u. Muşeni iğarğalen? Lazuri oguu şeni var! Emus Lazuri uçkin, emus Lazui uçkin, gyurculi  uçkin, nungaps, Megrelce uçkin, emuşeni- oğarğalu. 

 

[Tahsin Çepoğli, 06 VI 1992 Xopa (Guram K̆art̆ozia, Lazuri T̆ekst̆ebi II, “418 (52, 1)” Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993)]


Guram K̆art̆ozia [31.X. 1934- 9.  XII. 2010]






  Guram K̆art̆ozia, Lazuri T̆ekst̆ebi- II, Tbilisi, 1993

 

aksamaz@gmail.com


Jorj Dyumezili/George Dumézil (1898- 1986)

 


Jorj Dyumezili

 

            Jorj Dyumezili ma eçidovit̆ojur ʒ̆ana ʒ̆oxle viçini P̆olis. Çkini arkadaşi t̆u, aʒ̆i va mşuns do Arkabuli t̆ui, Viʒ̆ui t̆ui, va miçkin, emuk oguapt̆u, muşi nenaşi dersi meçap̆t̆u do Xopuri gorut̆een. Xopui ma na miçinop̆t̆u, ma mendamiqonu. Vidi, bğarğalit. “Aşo- aşo, nena vigur, ondi voreya, universit̆es dersi mepçapya”.

            Dinişi p̆rofesori t̆u, yazi na moxtat̆u, hukyumetik parate moçkumert̆u, “Hukyumetik para momçaps, ‘Muk̆onai ginon, ek̆onai xarcia do nenape iguria’. Ma dersi oguru minon, si çkimi muelimi iqvaginonya.” Yaşli t̆u, ma bere vore em zamanis, vit̆oovro ʒ̆anei vore. Dido ondi k̆oçi t̆u, saygıli (Aşo ptkvat aʒ̆i, Lazui va matkven do!). İqven- ma do eşo kogyooç̆k̆it.

            İlki ʒ̆anas jur tuta k̆atta ndğas jur saatis dersimepçapt̆i Xopui. Mus ondi uğut̆u, ç̆aeli şeepe, tercume p̆it. Tercume diçodu. Emuşk̆ule tku ki: “Si Xopui mu giçkin, Xopaşi kenaepes mu giçkin?”  Aʒ̆i ma mu ptkvat̆i, ç̆aupt̆u, ç̆aupt̆u, ç̆aupt̆u do ek doloxe na va uçkit̆u şeepe gamimet̆u, hemti na va uçkit̆u hekyaepe igurt̆u. Entepe diçodu, na miçkit̆u şeepe dido vuʒ̆vi. Eti diçodu. “Aʒ̆i mu p̆at?” “Aʒ̆i si mutu va qvii, va goxtii, mutu va gağodui”. Entepe vuʒ̆vi, entepe p̆ç̆ait, p̆ç̆ait, p̆ç̆ait. “P̆arisişa vidaşi, ondi p̆aminonya, gamaiğaminonya kitabi”.

            Fransaşa, P̆arisişa miqonop̆t̆u do ma va vidi. “P̆arisişa mendegiqonaya” do “ek mu p̆aminon?”-ma. Mektebis vik̆itxupt̆i ma em zamanis. “Para minon”-ma. “Ma si dulya gižiraminonya”. “Muk̆onai paraten ek iskidinen?”-ma-şi, “Sekiz yuz Frank̆, ovrooşi Frangi. Ek ma otxoşi- xutoşi Frangişa a dulya gižiraminon. Çkini Univesitesya zengini berepe enya; dersi va ren, ama aşo nenape oguru unonanya. Si entepes ar haftas jur saati, sum saati oguraginon, entepesti otxoşi Frangi goʒ̆auğaminon, mekçaminonya. Emute si rahati-rahati ar mektebisti amaxtaginon, ik̆itxaginonya”. Meiduşuni do va p̆i,  va vidi.

            Emuşk̆ule, jur ʒ̆anaşk̆ule ma P̆olişen vigzali. İa ar ʒ̆ana çkva moxtu, emuşk̆ule daha va moxteen. Ma ondi miç̆au, mektubi, puli kodolodveen, puli kodolodveen, kart̆ali kodolodveen, miç̆aasya do. “Ma  mektubi domiç̆aria, ak voreya, mu ikip si? Ma ek moptaminonya, si gžiraminonya”. Va vuç̆ari, yanglişi p̆i. ʒ̆ori va p̆i ia.

            ʒ̆anape kogolaxtu. İşte ar çkini arkadaşi, “Ek vidaminonya” do ia kodigueleen, Jorj Dyumezili didi na k̆oçi ren ek, “Ma dulya miğunya ek, mektubi komomçia!” Komepçi. Ek ideen, k̆oçi va ažieleen, va naleen. Emuşk̆ule kogomdini ia.

            Aʒ̆i Fransaşa, P̆arisişa k̆oçi idas na, Ak̆ademis, ia, ma na vuç̆ai, ek iqven Arkabulişi, ma bžii, arteği komuğeet̆u; Arkabuli na ç̆aeleet̆u ondepe, ama çkimi va en, Xopui va ren. Ma dido mqoop̆t̆u. Xut-aş berek nena voguap̆t̆it. Majuanepes ma p̆k̆itxi:  “Tkvan giqonopsya” do k̆itxesi?  “Mutu va miʒ̆vesya”. Ma miʒ̆u ki: “Si mendagiqonopya”. Ma k̆ai na miçinop̆t̆u, emuşeni meagni, aʒ̆i meagnep.

            Çkin para şeni meit̆it-moit̆it. Ar saati vit lira t̆u. Zamanis vit lira dido t̆u. Vit lira, otxo ndğas domibağut̆es. Jur saatis dersi meçaşi, -eçi lira. Eçi lira, ar haftas dogibagut̆u, didi para t̆u. Çkinti ekole-akole ondi vikip̆t̆it, goşovobğapt̆it, k̆imeti va miçkit̆es.

            Yazişi sonis, ar ndğas ma va vort̆i do em zamanişi elli lira komomincğoneen. Arkadaşik: “Si komogincğonuya” do elli lira komomçu. Dersi ma mepçi, ondi diçodu do elli lira pirimi momçeenan. Elli lira dido para t̆u em zamanis, ar tutaşi gverdi ndğa t̆u. Oşi liraten ar tuta em zamanis iskedinen P̆olis.        

 

[Tahsin Çepoğli, 06 VI 1992 Xopa (Guram K̆art̆ozia, Lazuri T̆ekst̆ebi II, “419(52, 2)” Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993)]

Guram K̆art̆ozia [31.X. 1934- 9.  XII. 2010]


Guram K̆art̆ozia, Lazuri T̆ekst̆ebi II, “419(52, 2)” Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993



aksamaz@gmail.com


Ağlama, Değmez 21 Şubat Gözyaşlarına!

 

 

 


 

Ağlama, Değmez 21 Şubat Gözyaşlarına!

 

 

21 Şubat, birkaç yıldır birilerin yıllık kutlama listesine girdi. Bunu mutlaka hissetmişsinizdir. Ben 21 Şubat ile özdeşleştirilmeye çalışılan  ‘Ana dili Günü’nden nefret ediyorum. Her 21 Şubat geldiğinde Türkiye’de sahte gözyaşları döken kurum ve kişilerin basındaki haberlerini görünce de öfkeleniyorum. ‘Ana dili Günü’ne ve ‘ağlamacılarına’ nefret ve öfkemin çok haklı sebepleri var. Yeni bir 21 Şubat’ı kendi iç dünyamda yine nefret ve öfkeyle geçirmek istemediğim için, bu makaleyi kaleme alıyorum. Bir kez daha hem ‘ana dili’ konusuna dikkat çekmek ve yapılması gerekenleri tartışmak hem de ‘21 Şubatlık Ana dili Ağlamacılarına’ dikkat çekmek ve onların etki alanındaki insanların kafalarında soru işaretleri oluşturmak istiyorum. En Baştan şu kadarını söyleyeyim: ‘Ana dili’ konusuna yanlış yer ve yanlış pencereden bakılıyor.

 

 

Emperyalizmin ‘Günah Çıkarması: ‘21 Şubat Ana dil Günü’

 

Önce, şu 21 Şubat ile özdeşleştirilmeye çalışılan ‘Ana dili Günü’ne kısaca değinmek istiyorum. Basından okuyoruz. Birleşmiş Milletler Eğitim- Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO 1999 yılı Kasım ayında 21 Şubat’ı ‘Uluslararası Ana dili Günü’ ilân etmiş. UNESCO, dünyada konuşulan 7 bine yakın dilin yarısının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını da açıklamış. Yine bu UNESCO, 21 Şubat’ı ‘Uluslararası Ana dili Günü’ ilân etmekle tehlikeye dikkat çekiyormuş. Üstelik yok olma tehdidi altındaki dillerin korunmasına katkı sağlamayı da amaçlıyormuş. Bu satırları okuyan bir insan, “Aferin şu UNESCO’ya. Ne de güzel  çalışıyor! Sahipsiz değiliz, çok şükür!” diyebilir. Ancak kazın ayağı öyle değil! UNESCO, Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu değil mi? Hani şu 60 yıl önce kurulan ve günümüzde 176 devletin üyesi olduğu Birleşmiş Milletler! Net bir örnekle, 176 üye devletten 150'si Güvenlik Konseyi'ne ortak bir tasarı sunsa, beş daimi üyeden birisinin tasarıyı veto etmesiyle tasarıyı gündemden düşürebildiği bir Birleşmiş Milletler! Kısaca emperyalistlerin denetimindeki Birleşmiş Milletler’in UNESCO’su!

 

Birleşmiş Milletler’in emperyalistlerin denetiminde bir kuruluş olduğu konusunda şüphe olmadığına göre, UNESCO’nun ilân ettiği ‘21 Şubat Ana dili Günü’, emperyalistlerin ikiyüzlülüğünü ortaya koymuyor mu?! Bu ikiyüzlülük sonuçta anlaşılabilir bir durum. Ne var ki, Türkiye’de ‘anti-emperyalist’liklerini dillerinden düşürmeyenlerin UNESCO’nun ilân ettiği ‘21 Şubat Ana dili Günü’nü sahiplenmeleri, canhıraş bir şekilde ön plâna çıkarmak istemeleri ve bununla yetinmeleri hiç de anlaşılabilir bir durum değil. Yaptıkları cahillik ve ikiyüzlülükten de öte bir şey.

 

 

Slogancılık Dönemi Geçti

 

Her konuyu bugüne kadar sloganlarla ve falan şunu dedi, feşmekân şunu dedi ile geçiştiren ve ‘anti-emperyalistlikleri’ konusunda burunlarından kıl aldırmayanların emperyalistlerin denetimindeki Birleşmiş Milletler’in kuruluşu UNESCO’nun ilân ettiği  ‘21 Şubat Ana dili Günü’ne mal bulmuş mağribi gibi sarılmaları, üzerine oturdukları fikrî zeminin durumu ve samimiyetleri konusunda ciddî ipuçları vermektedir.

 

Yukarıda değindim. UNESCO’nun ‘21 Şubatçılığı’ emperyalist ikiyüzlülüğünün bir tezahürü. Emperyalistler ‘günah çıkarma’ya çalışıyor. Peki, ‘21 Şubat Ana dili Günü’nü kutlayarak ‘günah çıkarma’ya çalışan emperyalistlere çanak tutanlara ne demeli?! Demek bir kurtarıcı bekliyorlar! Bu kurtarıcı da emperyalizmin ta kendisi, ha?!

 

UNESCO’nun ‘21 Şubat Ana dili Günü’nü ve her 21 Şubat’ta ağlayan, zırlayan ve gönül rahatıyla görevlerini yerine getirdiklerine inananları, oldukları yerde bırakalım. Ancak; ‘21 Şubat Ana dili Günü’ne sarılarak, bana göre oyuna gelen, kendilerine göre insanî sorumluluklarını tüm icaplarıyla yerine getirdiklerine inananlara küçük bir sözüm var: Bugüne kadar sloganlarla yürüttüğünüz her iş gibi, ‘ana dil konusu’nda da çuvalladınız.

 

İnisiyatifi elde tutarak ve hiçbir kurum ve kişiye teslim olmadan haklar elde etmek ve var olan hakları geliştirmek ile ‘21 Şubat Ağlamacıları’nın UNESCO’nın propagandasına teslim olup destek vermeleri kuşkusuz birbirine karıştırılmamalıdır.   

 

 

‘Ana dili Mücadelesi’  Anti-Emperyalist Bir Duruştur

 

‘Ana dili mücadelesi’, emperyalizme de, kapitalizme de darbe vuran bir mücadeledir. Unutmayalım; ana dillerini yok etmeye çalışarak tek bir kapitalist ‘pazar’ oluşturmaya çalışan böylelikle ‘ana dili’ sorununu ortaya çıkaran emperyalizm ve kapitalist anarşidir. Emperyalizme, kapitalist anarşiye karşı bir duruş sergilemeden, üstelik de emperyalistlerin  ‘günah çıkardığı’ güne sarılarak ‘21 Şubat Ana dili Günü’nü sahiplenmek bir kolaycılık değilse, nedir?!

 

19. yüzyılda kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, Osmanlı ülkesi çeşitli emperyalistlerin hâkimiyet alanı haline geldi. ‘İttihatçıların’ marifeti ile de, Osmanlı ülkesi Alman emperyalizminin güdümüne girdi. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında da ticaretini, siyasî iradesini, askeri gücünü, insanlarını, topraklarını çok büyük ölçüde kaybetti. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, bir zamanların Osmanlı İmparatorluğu, bir zamanlar kendisine bağlı olan ve daha sonra kendisinden ayrılan bölgelerin uluslaşması ve ulus devlet olması gibi bir sürece yöneltildi. Ulusal sanayisi olmayan, burjuvazisi gelişmeyen, yolu, okulu olmayan ve ‘çivi bile üretemeyen’ Anadolu’da ‘Türk Aydınlanması’ yaşanamadı. Bu sebeple de geleneksel üretim ilişkileri ile dinsel, mezhepsel, dilsel, kültürel farklılıklar günümüze kadar varlığını büyük ölçüde korudu.

 

CHP’nin tek parti diktatörlüğü, günlük hayatı sürdürmeye yönelik nafaka ekonomisi ilişkilerinin hâkim olduğu ve farklı ‘ana dilleri’nin konuşulduğu yörelerde ulusal sanayinin kapitalist üretim ilişkilerini ve kurumlarını geliştiremedi. Yerel üretim ilişkilerini tasfiye edemedi. Bu sebeple de dilsel ve kültürel farklılıkları doğal bir yok oluş sürecine sürükleyemedi. Bunun yerine dilsel ve kültürel farklılıkları doğal olmayan bir yol ile yani resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri ile ortadan kaldırmaya çalıştı.

 

Siyasî otoriteyi elinde tutan CHP’nin tek parti diktatörlüğü, Türkiye’nin ‘ana dilleri’ni yok saydı ve bunların yok edilmesi için de elden gelen her şey yapıldı. 1950’de iktidarını kaybeden CHP, toplum ruhunda açtığı yaralar ile sonraki dönemlerde de etkisini sürdürdü. CHP sonrası dönemde, bu yaraların bazıları sarılmaya çalışılsa da, ‘ana dili’ konusu hiç gündeme gelmedi; akla gelmedi; sahiplenilmedi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan yeni saflaşma ve ardından gelen ‘Soğuk Savaş’ dönemi toplumsal dokuda meydana gelmiş olan yaraları gizlemekle kalmadı; bu yaraları derinleştirdi; yeni yaralar açtı.

 

Günümüzde çok kesin sayılarını bilemiyoruz. Ancak, ülkemizde onlarca ‘ana dili’nin konuşulduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunca ‘ana dili’nin konuşulduğu bir ülkede, resmî kurumlar, bu dillerle ilgili özgün dilsel materyal derleme çalışması yapmadı; yapmıyor. Bunu bırakalım; Türkiye’de konuşulan ‘ana dilleri’nin envanter çalışmasını yapan resmî bir kurum bile bulunmuyor. Siyasî otoritenin konuya yaklaşımı böyle olunca, iyi niyetli bazı kişilerin bu konuda yaptığı çalışmalar fanteziden öteye geçemiyor, ilgi görmüyor ve katkı sağlayamıyor. Bu çalışmaların, ‘reaksiyoner’ güçler tarafından düşmanca karşılandığını da unutmamalıyız. Türkiye’nin ‘ana dilleri’ne karşı büyük bir umursamazlık ve iki yüzlülüklere tanık oluyoruz.
Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin ana dilleri çeşitli yönleri ile tam bir bilinmezlik içindedir. Bu bilinmezliğin esas sebebi, hiç kuşku yok, siyasî otoritenin konuya baştan beri yanlış yaklaşmış olmasıdır. Öte yandan, çeşitli sivil girişimciler ise, ana dili konusuna sağlıklı yaklaşamamış ve uygun çözüm yolları bulamamıştır. Çünkü konu çeşitli yönleriyle tartışılamamıştır; tartışılamamaktadır.

Bu tartışmaların önündeki en önemli engel artık siyasî otoritenin olumsuz tavrı veya yasal engeller değil. Sıkıntı büyük ölçüde ‘ana dili’ konusunun tartışılmaya çalışıldığı terimlerden de  kaynaklanmaktadır. Bir yandan siyasî iradenin uzun süreli olumsuz tavrı ve bu tavrın hâlâ devam eden etkileri, bir yandan bu sebeple ana dili konusunda kurumsal kültürel bir yaklaşımın oluşamaması, bir yandan sorunun doğru terimlerle tartışılamaması Türkiye’nin ana dilleri konusuna çözüm üretilememiş olmasının başlıca sebepleridir. Bu çözümsüzlüğün bir diğer sebebi ise, Türkçe dışındaki bir ‘ana dili’nin savunuculuğuna soyunan bazı ‘sivil girişimcilerin’, her ‘ana dili’nin aynı değerde olduğunu kabul etmemekle bir ‘ana dili’nin şovenizmine saplanmalarıdır. Bir ‘ana dili’ni bildiği iddiasıyla o ‘ana dili’nin hamisi kesilen bazı kimseler ise, Türkiye’nin ‘ana dili’ zenginliğinin önündeki en ciddî engellerden bir tanesini oluşturuyor. Bunların; ‘ana dillerini’ korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara kurumsal olarak aktarmak gibi bir vizyon ve misyonları bulunmamaktadır; bütün yaptıkları bu ana dilleri üzerinden çeşitli şekillerde nemalanmaktır. Öte yandan, ‘ana dili’ konusu söz konusu olduğu zaman, bu çeşit toplantılara konuşmacı olarak çağrılan, siyasî otoriteye karşı duruşlarıyla da tanınan, konu kıdemlisi bazı akademisyenler, ithal terimleri kullanmaları, çeviri metinlerden yaptıkları uzun aktarma ve uygunsuz örnek göstermeleriyle ana dili konusunun etrafında dönüp dolanmakta; konunun tartışılmasına ve çözüm yollarının bulunmasına katkıda bulunmak şöyle dursun, kafaları daha da karıştırmaktadırlar. Bir türlü sahaya inmek akıllarına gelmemektedir.

 

 

Kolaycılık: Çeviri Yayınlar

 

‘Soğuk Savaş’ sonrası dönemde, ülkemizin ‘ana dili’ konusunun tartışılması ve çözümüne katkı sağlayabileceği düşüncesi ile Batı dillerinden birçok makale ve kitap Türkçeye tercüme edildi. Ancak ne yazık ki, kaş yapayım derken göz çıkarıldı; çok kötü çevirilerle birlikte bir sürü uygun olmayan terim ya aynen ya da tercüme olarak Türkçeye girdi.

‘Ana dili’ tartışmalarında karşımıza birçok terim çıkıyor. Bir terimler kargaşası görülüyor. ‘Eğitim’ mi? ‘Öğretim’ mi? ‘Öğrenim’ mi? ‘Eğitim-öğretim’ mi? ‘Anadil’ mi? ‘Ana dili’ mi? ‘Ana dilde öğretim’ mi? ‘Ana dili öğretimi’ mi? ‘Ana dilde eğitim-öğretim’ mi? ‘Ana dili eğitim-öğretimi’ mi? ‘Yerel dil’ mi? ‘Konuşanları sayıca (daha) az diller’ mi? ‘Etnik dil’ mi? ‘Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçeler’ mi? ‘Kavim dili’ mi? ‘Azınlık dili’ mi? ‘Yöresel dil’ mi? ‘Diğer halkların kendi dilleri’ mi? ‘Yörenin dili’ mi, ‘Yöredeki nüfus çoğunluğunun dili’ mi? ‘Yörenin ana dili’ mi? ‘Yok sayılan ana dilleri’ mi? ‘Yasaklanan ana dilleri’ mi?

 

Konumuz olan dilleri belirtmek için ‘Türkçe Dışındaki Ana dilleri’, bu dillerinin desteklenmesi çalışmalarına da  ‘Ana dili Öğretimi’, ‘Ana dili Öğrenimi Hakkı’ ifadelerini kullanmanın doğru olduğuna inanıyor; böyle kullanılmasını öneriyorum.

 

Konuya taraf olan vakıf, dernek ve kişilerin de içinde yer alacağı özerk yapıdaki bir ‘Ana dillerini Plânlama Kurumu’ nüve olarak bu ‘ana dillleri’ çalışmalarını yürütebilir. ‘Ana dilleri’ ile ilgili bütün çalışmaları tek elden yürütecek böyle bir kurum öncelikle oluşturulmalıdır. Bu kurum, ‘ana  dilleri’ne ilişkin olarak demokratik özlü ve telâfi edici genel bir yönetmelik hazırlamalıdır. Bu bağlamda, ‘ana dili’ konusu, anlaşılır ve bizim olan terimlerle tartışılmalı ve bu alanda bir literatür oluşturulmalıdır.

 

İlk Yapılması Gerekenler

 

Öncelikle, Türkiye'nin diğer ‘ana dilleri envanteri’ çıkarılmalıdır. Bu yapılırken, yalnızca Türkçe ile hiçbir akrabalığı olmayan ‘ana dilleri’ değil, Azerice, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Uygurca gibi diller de dikkate alınmalıdır. Biliyoruz ki, nüfus sayım sonuçlarında adı geçen ‘ana dillerinin’ en az iki katı ‘ana dili’ Türkiye'de konuşulmaktadır; bunlar, ad olarak ve kullanıldıkları yöreler olarak tespit edilmelidir. Oluşturulacak ilgili komisyonlar bu ‘ana dilleri’ için Latin alfabesine dayanan alfabeleri oluşturmalıdır. Ardından da, ilk aşamada en az on bin kelimelik temel Türkçe kelime dağarcığı tespit edilmeli ve buna göre bu ‘ana dilleri’nin sözlükleri oluşturulmalıdır. Bu sözlükler (varsa diğer alfabeleriyle ve) Latin alfabesine dayalı alfabeleriyle yayınlanmalıdır. İlk etapta ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin düzeylerine uygun masal kitapları ve çizgi filmler radyo ve TV yayınlarında da kullanılabilecek şekilde hazırlanmalıdır.

Bütün bunlarla eşzamanlı olarak, bu ana dilleriyle ilgili çalışmaları yürütecek, yani; masal kitapları, ilköğretim öğrencilerinin düzeylerine göre ‘sosyal bilgiler’ ve ‘fen bilgisi’ vb. kitapları, çizgi filmler, tiyatro eserleri, radyo-TV programlarını hazırlayıp sunacak, gazete ve dergileri yayınlayacak personelin yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Bu personelin yetişmesinde, bu ‘ana dilleri’yle ilgili ve/veya çalışmalar yapan komşu ülkelerin akademik personelinden de faydalanabilir.

Gerek personel yetiştirilmesi gerekse de yazılı, görsel, işitsel vb. her türlü materyalin hazırlanmasındaki bütün harcamalar, kuşkusuz ilgili devlet kuruluşları tarafından karşılanmalıdır.

 

Pedagojik Bir Sorun!

 

Bu ‘ana dilleri’, 1950'lere kadar esas olarak Türkiye'nin belirli bölgelerindeki yerelliklerinde konuşuluyorken, günümüzde Türkiye'nin hemen her yerinde konuşulmaktadır. Bu durum mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bu ‘ana dilleri’ gündeme geldiğinde kimileri bu dilleri ‘bölücülük’ sebebi olarak lânse etmeye çalışıyor. Kimileri de bu ‘ana dili’ tartışmalarını ‘Kürtçe’ üzerinden yapıyor. Bu ‘ana dilleri’, ne ‘bölücülük’ sebebidir ne de ‘Kürtçe’ Türkiye'nin, Türkçe dışındaki tek ‘ana dili’dir. Ana dili, 1930'lu yıllarda büyük ölçüde pedagojik bir konuydu. Günümüzde ise hem hâlâ bir pedagojik sorun hem de bir insan hakları konusudur. Bu hakkı, isteyen vatandaşlarının hizmetine sunmak ise sosyal devletin önemli görevleri arasındadır. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ve son seksen yıldaki her türlü olumsuz şarta rağmen, günümüze ulaşabilme becerisini gösteren bu ‘ana dilleri’, ister yüz kişilik bir köyde konuşuluyor olsun, isterse de çok daha fazla insan tarafından toplu veya dağınık çok daha geniş yerleşim birimlerinde yaşatılıyor olsun aynı eşitlikte geleceğe taşınma hakkına sahiptir.

 

Bütün bunlar, umudun emperyalist bir kuruluş olan UNESCO’nun ‘günah çıkarma’sında değil, insanlığın toplumsal kurtuluşuna inananların elinde olduğunu, ‘21 Şubat Ağlamacıları’nın kafa bulandırdığını ortaya koymuyor mu sizce?! (21. II. 2009) 


 

                                                                                                                                                   

 

 

[Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Yerel Diller”: Ana Dilleri Yaşatmak Mı? Öldürmek Mi?”, Sorun Polemik- Marksist İnceleme Araştırma Dergisi ”, Sayı 5, Kış, Sorun Yayınları, İstanbul, 2002/ Sima Dergisi, Sayı 5- 6, Sima Laz Vakfı Yayını, Fotosan Ofset, İzmit, 2002- 2003/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Ana Dili’nde Eğitim- Öğretim ve ‘Ana Dili’ Eğitimi- Öğretimi Üzerine Makaleler”, 11. I. 2004, circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Lazcayı Yaşatma Mücadelesi Kapitalist Yabancılaşmaya Karşı Bir Duruş Olmalıdır”, Sorun Polemik- Marksist İnceleme Araştırma Dergisi, Sayı 35, Mart 2009, Sorun Yayınları, İstanbul/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Dilekçe Vermekle Lazca Yaşar Mı?”, Sorun Polemik- Marksist İnceleme Araştırma Dergisi, Sayı 36, Mayıs 2009, Sorun Yayınları, İstanbul, circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Yine Geldi 21 Şubat/ Xolo Komoxtu 21 K̆undura”, 21. II. 2012, yusufbulut.com/ suryaniler.com/ sonhaber.ch/ circassiancenter.com.tr; Ali İhsan Aksamaz, “Abhazya’da Yayınlanan Lazca Ders Kitapları”, Özgür Gündem Gazetesi, İstanbul, 09. VII. 2012, circassiancenter.com.tr; Semih Akgün (Ali İhsan Aksamaz ile Söyleşi): “Ana dilleriyle ilgili insanların söyledikleri hamaset dolu lâflarının içini bir proje etrafında doldurmak üzere bir araya gelmeleri ve neyi nasıl yapacakları konusunda işbaşı yapmaları gereklidir.”,  28. VII. 2011, cherkessia.net; Semih Akgün (Ali İhsan Aksamaz ile Söyleşi): “Ana dillerin “ağız, şive, lehçe ve diyalekt” farklılıklarını öne sürenler, bu ana dilleri küçümsemek için bunu yapıyorlar”, 19. VI. 2012,  cherkessia.net]

aksamaz@gmail.com

 

https://www.circassiancenter.com/tr/aglama-degmez-21-subat-gozyaslarina/

https://www.circassiancenter.com/tr/tbmmde-chp-grubu-adina-lazca-konusamama/