10 Ocak 2024 Çarşamba

Laz Dili Temel Dersleri 2. Baskı

 


 Laz Dili Temel Dersleri  2. Baskı

 

2012- 2013 eğitim ve öğretim yılında, Kadiköy’de bulunan dernekte otuz hafta boyunca Lazca ders verdim. Bu dersler, hiç bilmeyenler içindi. Her pazar günü ders

yaptım. Böylece 260 saatlik bu program ortaya çıktı. Sınıf ortamında ilk defa Lazca

ders veriyordum. Her ders için önceden, yazılı ve çizili ders materyallerini ellerimle

hazırladım ve derslere öyle girdim. Bu kitap, o ders materyallerinden oluşmuştur.

Öğrenciler bu kitaptan sınıf ortamında öğretmenlerinin rehberliğinde dersleri iyice

öğrenebilirler.

Üniteleri sınıfta öğretme konusunda, öğretmen arkadaşlara söyleyeceklerim

var. İlk olarak Lazca kelimelerin Türkçe anlamlarını vermek doğru bir yol değil. Önce

Lazca kelimelerin telâffuzunu öğretmek en iyisi. O sebeple de öğretmen arkadaşlar

öncelikle kelimelerin telâffuzunu vermeliler. Öğretmen, ilk olarak kelimelerin

telâffuzlarını, yazmaksızın, ağızdan kulağa duyurmalıdır. Öğretmen; kelimeleri

söylemeli, öğrenciler tekrar etmelidir. Telâffuzları öğrettikten sonra, bu yeterli olunca,

kelimelerin yazılış ve anlamlarını vermek gerekir. Ancak öncelikle Lazca kelimelerin

Türkçe anlamlarını öğrencilere bir solukta vermek de doğru değil. Bu tehlikelidir de.

Çünkü dil öğretmek, tercüme yapmak değildir. Öğretmen, tahtaya yazılan Lazca

kelimelerin anlamlarını çizimler yaparak vermeli. Böylece öğrenciler alfabe ve onunla

da tahtaya yazılmış kelimeleri hemen öğrenebileceklerdir. Örnek verelim; köpeğin

Lazca karşılığını tahtaya çizmek kolaydır. Fakat gülünç veya ağlamanın karşılığı

resimle verilemez. O zaman, öğretmen arkadaş bunun gibi kelimelerin anlamlarını

mimik veya vücut diliyle vermelidir. Kelimeleri, soruları ve cevapları sayısız kere

tekrarlamak gerekir. Öğrenciler bunları hem sıralarından hem de tahtadan sayısız

kere tekrarlamalıdır. Bu tekrarlar, öğrenci için dil öğreniminde en önemli yöntemdir.

Başta bunu iyi bilelim!

Bilirsiniz; dil öğrenmek, yalnızca gramer öğrenmek de değildir. Fiiller ve

çekimlerini öğretmek ve yazdırmak değil de, günlük hayatta en çok konuşulan kelime

ve fiilleri ve onların kullanımını öğretmek ve yazdırmak en doğru yoldur. Başlangıçta

öğrenciye verilen gramer kuralları kalıcı olmaz.

 

Yukarıda önerdiğim gibi yapmakla, öğrenciler dersi daha iyi anlayabilirler. O zaman da gramer kurallarını anlamak isteyen öğrenciler akıllarına takılan soruları sorabilirler. Derslerde, öğrencilerin öğrenmek istediklerini ve onlara günlük hayatta gereken gramer kurallarını öğretmek faydalı bir yoldur. Dil, öğrencilerin duyması, konuşması ve kullanmasıyla öğrenilir.

Dil; öncelikle ve yalnızca gramer öğrenmek değildir.

 

Ben, bu kitaptaki dersleri öğrencilerime verirken, yukarıda dediğim gibi yaptım.

Derslerde Türkçe konuşmadım. İlk olarak Lazca kelimelerin karşılıklarını Türkçe

olarak vermedim. Lazca kelimelerin karşılıklarını farklı renkteki tebeşirleri kullanıp

tahtaya resimler çizerek verdim. Bazı kelime ve mastarları da resimlerle değil de

mimikler veya vücut diliyle vermek zorundaydım. Sonuç başarılıydı. Derslerde

kullandığım bütün diyalogları, metinleri ve resimleri de öğrencilerin durumlarına göre

hazırladım.

 

Bu kitaptaki dersler başlangıç düzeyinde bilgi veriyor. Bu bilgileri güzelce

öğrenecek olan öğrenci günlük hayatta ona yetecek kadarıyla bu dili anlayabilir ve

konuşabilir. Sanırım bu kitap başlangıç dersleri için oldukça yeterlidir. Ne var ki,

öğrenciler ve öğretmen arkadaşlar sınıf ortamında durmadan güzelce çalışmalıdırlar,

konuşmalıdırlar.

 

Ne yazık ki, şu anda görsel ve işitsel materyallerimiz yok. Herkes biliyor ki, bu

dil dört bin yaşında. Sizler de görüyorsunuz ki, bu kitap çok küçük. Büyük denizlerin

küçücük damlası gibi. Ben şimdilik ancak bu çalışmayı yapabildim. Fedakâr öğretmen

arkadaşlar, bu kitapla öğrencilerine öğretmenin çeşitli yöntemlerini bulabilecekler.

Bunu biliyorum.

 

Şöyle bitirelim: Günümüzde en büyük düşmanımız cahilliktir. O sebeple söz

uçar yazı kalır. Yazmayı bilelim de küçük bir kömür parçasıyla yazalım! (24 VII 2013)

 

 (Önerilen okumalar: Ali İhsan Aksamaz, “Birinci Basamak Lazca Dersleri Kursunu Tamamladık”, 12 V 2013, yusufbulut.com, sonhaber.ch, circassiancenter.com.tr; “İlk Lazca ders kitabı yayınlandı”, 04 XI 2013, demokrathaber.org; “İlk Lazca ders kitabı yayınlandı”, 1 XII 2013,  jinepsgazetesi.com; “Lazca ders kitabı/ MEB Lazca için ders kitabı hazırlandı”, 10 XI 2013, cumhuriyet.com.tr; “Lazca için ders kitabı hazır”, 11 XI 2013, hurriyet.com.tr; “Lazca ders kitabı hazırlandı”, 11 X 2013, risalehaber.com; Semra Çelebi, “Anadolu Kültürü Kadıköy’de yaşıyor, 1 XI 2012, gazetekadikoy.com. tr)

(Kaynak:  Ali İhsan Aksamaz, “Laz Dili Temel Dersleri, 2. Baskı,  Belge Yayınları, İstanbul, 2016)

+

2012- 2013 gamantana do dogurobaşi ʒ̆anas, Kadik̆ois geladgineri derneğis eçidovit dolonis Lazuri dersepe komepçi. Am dersepe Lazuri çkar na var uçkinanpe şeni rt̆u. K̆arta mjaçxas dersi dop̆i. Aşopete aya dersepeten juroşdosum neçi saat̆oni p̆rograma mjoraşi teşa kogamaxtu.

Man Lazuri dersepe sinifis sifte mepçapt̆i. K̆arta dersi şeni ʒ̆oxlendo ç̆areli do ğareli mat̆erialepe dopxaziri xepe çkimiten do dersepeşa eşo kamapti. Am supara am mat̆erialepeşen ʒ̆ipxineri ren. Mamgurepes am suparaşen mamgurapaleşi goʒ̆oncğonobaten dersepe k̆aixeşa agurenan.

K̆ortape meçamuşi oras, mamgurapalepe şeni man otkvaluşi mutxanepe komiğun. Ʒ̆oxle Lazuri zit̆apeşi Turkuli oxoʒ̆onapa meçamu pelaperi do morgaponi

va ren. Ʒ̆oxle Lazuri zit̆apeşi telafuzi meçamu irişen beciti dulya ren. Emuşeniti mamgurapalepe ʒ̆oxle zit̆apeşi telafuzi meçamuşi renan. Mamgurapale ipti

zit̆apeşi telafuzi p̆icişen qucis ognapuşi ren, uç̆aruten. Mamgurapale zit̆ape otkvaluşi do mamgurepeti mejatkvaluşi renan. Telafuzişi meçamuşk̆ule, eya

dobağine iqvasşi, zit̆apeşi oç̆aru do oxoʒ̆onapa meçamu dvaç̆irs. Mara Lazuri zit̆apeşi Turkuli oxoʒ̆onapa mamgurepes arşvacis ʒ̆oxle meçamu mtini va

ren. Hemiti oşkurinoniti ren. Nena oguru tercume oxvenu va ren do emuşeni.

Mamgurapale dapas ç̆areli am Lazuri zit̆apeşi oxoʒ̆onapa osuretuten meçamuşi ren. Aşoten mamgurepes alboni edo emutenti dapas ç̆areli zit̆ape emedeni agurasunonan. Noʒ̆ireni mekçat; coğorişi Lazuri oxoʒ̆onapa osuretu perpu ren. Mara ožiƷinoni varna mgaraşi oxoʒ̆anapa osuretuten va niçinen. Hemindrosti mamgurapale emusteri zit̆apeşi oxoʒ̆onapa mimik̆uri varna xuraluri nenaten meçamuşi ren. Zit̆ape, k̆itxalape do nenaşgektirapeşi uk̆oroƷxu fara mejatkvalu

dvaç̆irs. Mamgure antepe hemi gelaxunoni muşişen hemiti dapaşen uk̆oroƷxu faraten mejatkvaluşi ren. Am mejatkvalupe mamgurepe şeni irişen beciti gza ren

nena dogurus. Ʒ̆oxle aya k̆aixeşa miçkit̆an!

Nena oguru xvala grameri oguruti va ren. Ti- skanişi guri şeni, na ginon steri masdarepe do entepeşi oxmaru oguru do oç̆arapu vardo dğaluri skidalas irişen ğarğaleri zit̆ape do masdarepe do entepeşi oxmaru oguru do entepe oç̆arapu irişen pelaperi do morgaponi ren. Geç̆k̆alas gramat̆ik̆uli nirupe oguru k̆ai va ren. Jile nagiʒ̆vit steri oxvenute, mamgurepes dersi k̆aixeşa oxvaʒ̆onenan.

Edo aşopeten gramat̆ik̆uli nirupe şeni entepes mamgurapales k̆itxalapeti ak̆itxasunonan. Dersepes, entepes oguru na unonan do entepes dğaluri skidalas nadvaç̆irnan gramat̆ik̆uli nirupe mamgurepes oguru irişen pelaperi gza ren.

Nena mamgurepeşi ognu, oğarğalu do oxmaruten iguren. Nena ʒ̆oxle do xvala grameri oguru va ren.

Man am suparaşi dersepe sinifis mamgurepes na mepçap̆t̆i oras, jile nagiʒ̆vit steri dop̆i. Dersepes Turkulo va bğarğali. Lazuri zit̆apeşi Turkuli oxoʒ̆onapa

sifte va mepçi. Mara Lazuri zit̆apeşi oxoʒ̆onapa dapas çkvadoçkva peroni kvamç̆arupeten dobğari. Namtini zit̆ape do masdarepeti osuretuten vardo mimik̆uri varna xuraluri nenaten meçamuşi vort̆i. Çodina gecgineri rt̆u. Dersepes navixmari mteli ok̆otkvala do noç̆arepe mamgurepeşi çkinapaten dopxaziri.

Am suparaşi dersepek geç̆k̆apuli çkinapa meçaps. Edo aya çkinapa mskvaşa naigurasunon mamguresti ndğaluri skidalas emus na dubağun k̆onariten aya nena oxvaʒ̆onen do ağarğalen. Çkimi toliten, aya supara geç̆k̆apuli dersepe şeni epto dobağine ren. Mara mamgurepe do mamgurapalepe sinifis udodginu şurdoguriten oçalişuşi, oğarğaluşi renan.

Miçkin, didi gurişç̆vini ren, oʒ̆iramuşi do ognapuşi mat̆erialepe andğaneri ndğas va miğunan. Çkinaperi iris uçkin, am nena otxo vitoş ʒ̆aneri ren. Tkvanti žiropt, am supara ç̆iç̆it̆a ren. Didi zoğapeşi ç̆iç̆it̆a ʒ̆apa steri. Andğaneri ndğas man aya maxvenu. Didşuroni mamgurapalepes aya suparaten mamgurepe mutepeşis oguruşi çkvadoçkva gzalepe ažirenan, aya miçkin.

Eşo voçodina: Andğaneri ndğas ugurapoba irişen didi mt̆eri çkini ren.Emuşeniti nena putxun ç̆ara doskidun. Oç̆aru giçkit̆an do noşkeriten nç̆arit! (24 XƷala 2013)

+

2012- 2013 გამანთანა დო დოგურობაში წანას, ქადიკოის გელადგინერი დერნეღის ეჩიდოვით დოლონის ლაზური დერსეფე ქომეფჩი. ამ დერსეფე ლაზური ჩქარ ნა ვარ უჩქინანფე შენი რტუ. კართა მჟაჩხას დერსი დოპი. აშოფეთე აჲა დერსეფეთენ ჟუროშდოსუმ ნეჩი საატონი პროგრამა მჟორაში თეშა ქოგამახთუ.

მან ლაზური დერსეფე სინიჶის სიჶთე მეფჩაფტი. კართა დერსი შენი წოხლენდო ჭარელი დო ღარელი მატერიალეფე დოფხაზირი ხეფე ჩქიმითენ დო დერსეფეშა ეშო ქამაფთი. ამ სუფარა ამ მატერიალეფეშენ წიფხინერი რენ. მამგურეფეს ამ სუფარაშენ მამგურაფალეში გოწონჯღონობათენ დერსეფე კაიხეშა აგურენან.

კორთაფე მეჩამუში ორას, მამგურაფალეფე შენი მან ოთქვალუში მუთხანეფე ქომიღუნ. წოხლე ლაზური ზიტაფეში თურქული ოხოწონაფა მეჩამუ ფელაფერი დო მორგაფონი ვა რენ. წოხლე ლაზური ზიტაფეში თელაჶუზი მეჩამუ ირიშენ ბეჯითი დულჲა რენ. ემუშენითი მამგურაფალეფე წოხლე ზიტაფეში თელაჶუზი მეჩამუში რენან. მამგურაფალე იფთი

ზიტაფეში თელაჶუზი პიჯიშენ ყუჯის ოგნაფუში რენ, უჭარუთენ. მამგურაფალე ზიტაფე ოთქვალუში დო მამგურეფეთი მეჟათქვალუში რენან. თელაჶუზიში მეჩამუშკულე, ეჲა დობაღინე იყვასში, ზიტაფეში ოჭარუ დო ოხოწონაფა მეჩამუ დვაჭირს. მარა ლაზური ზიტაფეში თურქული ოხოწონაფა მამგურეფეს არშვაჯის წოხლე მეჩამუ მთინი ვა რენ. ჰემითი ოშქურინონითი რენ. ნენა ოგურუ თერჯუმე ოხვენუ ვა რენ დო ემუშენი.

მამგურაფალე დაფას ჭარელი ამ ლაზური ზიტაფეში ოხოწონაფა ოსურეთუთენ მეჩამუში რენ. აშოთენ მამგურეფეს ალბონი ედო ემუთენთი დაფას ჭარელი ზიტაფე ემედენი აგურასუნონან. ნოწირენი მექჩათ; ჯოღორიში ლაზური ოხოწონაფა ოსურეთუ ფერფუ რენ. მარა ოძიƷინონი ვარნა მგარაში ოხოწანაფა ოსურეთუთენ ვა ნიჩინენ. ჰემინდროსთი მამგურაფალე ემუსთერი ზიტაფეში ოხოწონაფა მიმიკური ვარნა ხურალური ნენათენ მეჩამუში რენ. ზიტაფე, კითხალაფე დო ნენაშგექთირაფეში უკოროƷხუ ჶარა მეჟათქვალუ

დვაჭირს. მამგურე ანთეფე ჰემი გელახუნონი მუშიშენ ჰემითი დაფაშენ უკოროƷხუ ჶარათენ მეჟათქვალუში რენ. ამ მეჟათქვალუფე მამგურეფე შენი ირიშენ ბეჯითი გზა რენ ნენა დოგურუს. წოხლე აჲა კაიხეშა მიჩქიტან!

ნენა ოგურუ ხვალა გრამერი ოგურუთი ვა რენ. თი- სქანიში გური შენი, ნა გინონ სთერი მასდარეფე დო ენთეფეში ოხმარუ ოგურუ დო ოჭარაფუ ვარდო დღალური სქიდალას ირიშენ ღარღალერი ზიტაფე დო მასდარეფე დო ენთეფეში ოხმარუ ოგურუ დო ენთეფე ოჭარაფუ ირიშენ ფელაფერი დო მორგაფონი რენ. გეჭკალას გრამატიკული ნირუფე ოგურუ კაი ვა რენ. ჟილე ნაგიწვით სთერი ოხვენუთე, მამგურეფეს დერსი კაიხეშა ოხვაწონენან.

ედო აშოფეთენ გრამატიკული ნირუფე შენი ენთეფეს მამგურაფალეს კითხალაფეთი აკითხასუნონან. დერსეფეს, ენთეფეს ოგურუ ნა უნონან დო ენთეფეს დღალური სქიდალას ნადვაჭირნან გრამატიკული ნირუფე მამგურეფეს ოგურუ ირიშენ ფელაფერი გზა რენ.

ნენა მამგურეფეში ოგნუ, ოღარღალუ დო ოხმარუთენ იგურენ. ნენა წოხლე დო ხვალა გრამერი ოგურუ ვა რენ.

მან ამ სუფარაში დერსეფე სინიჶის მამგურეფეს ნა მეფჩაპტი ორას, ჟილე ნაგიწვით სთერი დოპი. დერსეფეს თურქულო ვა ბღარღალი. ლაზური ზიტაფეში თურქული ოხოწონაფა სიჶთე ვა მეფჩი. მარა ლაზური ზიტაფეში ოხოწონაფა დაფას ჩქვადოჩქვა ფერონი ქვამჭარუფეთენ დობღარი. ნამთინი ზიტაფე დო მასდარეფეთი ოსურეთუთენ ვარდო მიმიკური ვარნა ხურალური ნენათენ მეჩამუში ვორტი. ჩოდინა გეჯგინერი რტუ. დერსეფეს ნავიხმარი მთელი ოკოთქვალა დო ნოჭარეფე მამგურეფეში ჩქინაფათენ დოფხაზირი.

ამ სუფარაში დერსეფექ გეჭკაფული ჩქინაფა მეჩაფს. ედო აჲა ჩქინაფა მსქვაშა ნაიგურასუნონ მამგურესთი ნდღალური სქიდალას ემუს ნა დუბაღუნ კონარითენ აჲა ნენა ოხვაწონენ დო აღარღალენ. ჩქიმი თოლითენ, აჲა სუფარა გეჭკაფული დერსეფე შენი ეფთო დობაღინე რენ. მარა მამგურეფე დო მამგურაფალეფე სინიჶის უდოდგინუ შურდოგურითენ ოჩალიშუში, ოღარღალუში რენან.

მიჩქინ, დიდი გურიშჭვინი რენ, ოწირამუში დო ოგნაფუში მატერიალეფე ანდღანერი ნდღას ვა მიღუნან. ჩქინაფერი ირის უჩქინ, ამ ნენა ოთხო ვითოშ წანერი რენ. თქვანთი ძიროფთ, ამ სუფარა ჭიჭიტა რენ. დიდი ზოღაფეში ჭიჭიტა წაფა სთერი. ანდღანერი ნდღას მან აჲა მახვენუ. დიდშურონი მამგურაფალეფეს აჲა სუფარათენ მამგურეფე მუთეფეშის ოგურუში ჩქვადოჩქვა გზალეფე აძირენან, აჲა მიჩქინ.

ეშო ვოჩოდინა: ანდღანერი ნდღას უგურაფობა ირიშენ დიდი მტერი ჩქინი რენ.ემუშენითი ნენა ფუთხუნ ჭარა დოსქიდუნ. ოჭარუ გიჩქიტან დო ნოშქერითენ ნჭარით! (24 ხცალა 2013)

 

https://www.kitapyurdu.com/kitap/laz-dili-temel-dersleri/385230.html

 






https://www.circassiancenter.com/tr/laz-dili-temel-dersleri-2-baski/

https://sonhaber.ch/laz-dili-temel-dersleri/

 



29 Aralık 2023 Cuma

Dil, Tarih, Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar



 Dil, Tarih, Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar



Roma İmparatorluğu döneminde, “Laz” ve “Megrel” terimleri aynı halkı ifade etmek için kullanılıyordu. Roma/Bizanslıların “Laz” dedikleri halka, kendileri ve komşuları “Margali/Meg­rel” diyor. Roma, Pers, Bizans, Arap, Osmanlı ve Rusya gibi büyük güçlerin Kafkasya ve Doğu Karadeniz bölgelerinde at koşturmalarıyla başlayan süreçte “Lazlar”, yani “Megreller” ikiye bölündü. Günümüzde Gürcistan ve Abhazya sınırları içinde kalanlar çeşitli kaynaklarda “Margali, Megreli, Migreli, Mingreli, Megrelian, Mingrelian, Agrwa” adlarıyla anılırlar. Önce Osmanlı Ülkesi, şimdi ise Türkiye sınırları içinde kalan­lar ise, “Lazi, Laz, Ç̆ani, Lazian” adlarıyla anılırlar. Birbirle­rinden yüzyıllarca ayrı düşmüş olan aynı halkın Hıristiyan ka­lanları süreç içinde “Margali/Megrel”; Müslümanlığı seçenle­ri de “Lazi/ Laz” adıyla özdeşleşti. Roma İmparatorluğu’nun vasalı olan devlete Batılılar “Lazika”, kendileri ve komşuları ise “Egrisi” der.

Lazca ve Megrelce, “Zan dilleri” (Zanuri nena) olarak bilinir; “Güney Kafkasya Dil Ailesi” içinde tanımlanır. Meg­reller, yerlisi oldukları Gürcistan’da “Samargalo/Samegrelo”; Abhazya’da “Gali/Samurzakano” bölgelerinde topluca yaşar. Lazlar ise, yerlisi oldukları Osmanlı dönemindeki adlandır­mayla “Lazistan Sancağı”nda, bugünkü tanımlandırmayla Rize ve Artvin sınırları içinde kalan tarihsel bölgelerde toplu olarak yaşarlar. 1920’li yıllarda Türkiye ile Sovyetler Birli­ği arasında sınır bugünkü şeklini aldı. Bu sınırla, Müslüman Lazlar da ikiye bölünmüş oldu. Bazı Laz köyleri, Acaristan

Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde kaldı. Bu sınırlar, daha sonraki yıllarda NATO ile Varşova sınırlarından da biri oldu. Lazlar, bunun dışında Türkiye’nin batısındaki “93 Harbi mu­hacir köyleri”nde de toplu olarak yaşıyor. Lazlar, günümüzde Türkiye ve Gürcistan’a bağlı Acaristan Özerk Cumhuriyeti dışında, Abhazya ve Rusya Federasyonu’nun çeşitli yerleşim birimlerinde de yaşar.

*

Bu alanda yaptığım çalışmaları 1993’den 7 Haziran 2004’e ve o tarihten de bugüne kadar olmak üzere iki bölümde değerlendirebiliriz. Türkiye’nin sosyal gerçekliğini anlama­ya ve ona göre bir hareket tarzı geliştirmeye çalışan bir aydın duyarlılığıyla; ilk dönemde öncelikli olarak, elimdeki imkân­lar dâhilinde Lazların tarihine ilişkin bilgiler veren makaleler yazmaya ve bu yöndeki makalaleri Türkçe’ye çevirmeye çalış­tım. Yine bu dönemde, Lazlara yönelik çeşitli resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerine karşı makaleler yazdım. Amaç; Lazların kendi başlarına bir halk olduklarına ilişkin, onların bir tarihleri olduklarına ilişkin ve bunlarla da beraber Lazların bir kimliği olduğuna ilişkin bilgilerin ilgilenenlere kazandırılmasıydı.

7 Haziran 2004 Pazartesi, TRT’nin beş anadilde kısıtlı da olsa yayına başladığı tarihtir. TRT’nin Lazca’yı görmemez­likten gelmesiyle, çalışmalarımı esas olarak Lazca’ya, diğer anadillerine yönelttim. Lazca’nın Laz kimliğinin en önemli yönü olduğu düşüncesiyle, makalelerimin bazılarını da Lazca yazmaya başladım. Bu alanda yoğunlaştım. Bunun en somut bir ifadesi olarak da, birkaç arkadaşımla birlikle www.kolk­hoba.org adlı internet sitesinin kuruluşuna destek verdim. Bu sitede; Lazca masal, şiir, şarkı sözü, bilmece, bulmaca ve ata­sözlerinin dışında Lazca haber yayını da yapmaya başladık.

Bir kesim, Türkçe dışındaki anadillerinde çalışmalar ya­pılmasına, o dillerle yayın yapılmasına kesinlikle karşı; bunun bölücülük olduğunu düşünüyor. Bir kesim var; onlar Türkçe dışındaki anadillerin fetişizmini yapıyor. Bunlar Türkçe dışın­daki anadillerinde üretim yapmıyor; yalnızca, “dilimiz ölüyor, UNESCO da bunu söylüyor,” fetişizmi yapıyor. Her iki kesim de Türkçe dışındaki anadillerine yanlış yerden bakıyor.

Eğitim-Sen’in 28-29 Haziran 2003 tarihinde Ankara’da yapılan Anadilde Eğitim Sempozyumu öncesi, İstanbul 8. Şube (o zamanki) başkanı Haldun Özkan ile birlikte ön ça­lışma yaparken rahmetli Tarık Cemal Kutlu ile Halıcılar’da­ki evinde görüşmüştük. Bu görüşmemizde, söz döndü dolaştı anadili kavramına geldi. Rahmetli Tarık Cemal Kutlu şöyle dedi: “Bakın, benim anadilim Çeçence, eşimin anadili de Çe­çence. Oğlum Argun Çeçence bilmiyor. Şimdi onun anadili Çeçence mi Türkçe mi?!”

Ortak anlaşma dilimiz Türkçedir. Günlük hayatın her alanında Türkçe konuşuluyor. Eğitim-öğretim, radyo-tele­vizyon, yazılı basın her şey Türkçe. Kimsenin Türkçe’yle bir sorununun olduğunu sanmıyorum. Bunun yanı sıra, sayısını hiç kimsenin net olarak bilmediği anadilleri de konuşuluyor Türkiye’de. (Burada kastım, Lozan’da ve ardından da onunla bağlantılı anlaşmalarla “güvence altına alınan” gayrı-Müslim anadilleri değil). Günümüzde Türkiye’de konuşulan Lazca, Gürcüce, Arapça gibi Anadolu’nun yerleşik en eski dillerini ve Abazaca, “Çerkesçe”, Çeçence ve Dağıstan Dilleri gibi Muha­cir dillerini hatırlayalım. Bu dillerin hepsi bizim. Bu dillerimiz yaşamalı, yaşatmalıyız. Geçmişte bir takım adımlar atılabilir­di. Mesela; 1 Ocak 1929 tarihinde çalışmalara başlayan Millet Mektepleri ve ardında açılan Köy Enstitülerin’de bu anadil­leri de öğretilebilirdi. Buralardan sertifika, diploma alan eğit­menler, öğretmenler çalışacakları yörelerin anadilleriyle ilgili çözümler üretilebilirlerdi. Böylelikle günümüzün pedagojik, psikolojik ve demokrasi sorunları bu şiddette yaşanmazdı. Sosyal devlet; vergi ödeyen, askerlik hizmetini yerine getiren ve oy kullanan vatandaşların her türlü farklı özelliklerinin de­vamı noktasında pozitif ayrımcı olmalıydı; olmalıdır.

Devlet bir TV kanalını tamamen diğer anadillerine ayır­malıdır. Bu TV kanalının saatleri de Türkçe dışındaki ana­dilleri arasında adaletli bir şekilde bölüştürülmelidir. Lazca üzerinden örnek vereyim: Lazca haberler, Lazca belgeseller, Lazca tartışma programları, Lazca filmler, Lazca çizgi film­leri, Lazca tiyatro eserleri bu TV kanalında sergilenmelidir. Kültür Bakanlığı yazılı Laz edebiyatının örneklerini yayınla­malıdır. Lazcanın konuşulduğu yörelerde, isteyen ana-babala­rın çocuklarına da Lazca anadil dersleri verilebilecek şekilde düzenlemelere gidilmelidir. Lazca ad taşıyan yerleşim birim­lerinin adları tekrar resmi olarak kullanılmalıdır. Devlet ku­rumları; parasal, akademik, fiziksel kapasite, psikoloji desteği, hiç sakınmadan, cömertçe vermelidir.

Bugüne kadar “anadil” konusu, yuvarlak laflarla geçişti­rildi. Siz bugüne kadar somut, projelendirilmiş bir talep gör­dünüz mü?! Öncelikle “anadili” nedir? Her zaman kişinin, kendi anasından öğrendiği dil midir?! Olmayabilir! “Anadi­li” ifadesi kişinin kendi kimliğini ifade etmek için de kulla­nılıyor olabilir. Somut örnekten hareket edelim. Bir çocuk, “anadili”nin Lazca olduğunu söyleyebilir. Ancak tek kelime Lazca bilmeyebilir. Bir başka çocuk düşünelim. Bu çocuk, kırsal kesimde, köyünde veya Lazcanın yoğun olarak yaşa­dığı bir kasabada yaşasın. Gündelik ilişkilerinde de Lazcayı konuşsun. Ancak Lazca okuma-yazması olmasın. Bu sefer de bir başka çocuk düşünelim: Bu çocuk, arkadaşlarıyla, dostla­rıyla, akrabalarıyla Lazca konuşabilsin, yazışabilsin. Şimdi bu örneklerdeki Laz çocuklarını ele alalım. Bu somut durumlara göre, konu tartışılmalı. Şimdi bu üç Laz çocuğunun da Lazca öğrenmek, Lazca’sını geliştirmek istediğini ve velisinin de bu yönde okula başvurduğunu düşünün. Ne olacak?! Hangisi için “anadili öğretimi”, hangisi için “anadilde eğitim” gerekiyor?! Bir de “seçmeli ders” konusu da gündeme gelince, iş daha da içinden çıkılmaz hâle geliyor. Bence konuyu “anadili öğreti­mi” veya “anadilde eğitim” veya benzeri terimlerle tartışmak yersiz. Çünkü ortada somut bir proje, uygulama, deneyim yok. O halde neye kafa yormalı?! “Anadili” derslerinin okul­larda nasıl uygulanacağına ilişkin somut projeler hazırlamak, öneriler sunmak gerekir. İlgili vakıf ve dernekler bu konuda yetkilendirilemez mi? Bunlar okullarla koordineli çalışamaz­lar mı?! Bütün bunlara kafa yormak lâzım. Ayrıca; yukarıda üç örnekte sunduğum öğrenci tipine göre nasıl bir program ge­liştirebiliriz? Biri anadilini hiç bilmiyor. İkincisi biliyor, ama okuyup yazamıyor. Üçüncüsü ise, anadilinde okuyup yazabi­liyor. Değinilmesi gereken bir konu daha var: “Anadilde eği­tim” denilince kimileri şöyle anlıyor: kitap basılacak, o anadil derslerinin verileceği okullarda dağıtılacak ve böylece de o kitaplardan öğretmenler dersleri verecek. Böyle bir şey müm­kün değil. Öyleyse bu iş nasıl olabilir?! Öğrenci velilerinin taleplerine göre, okul idareleri o anadilini bilen öğretmenlerle veya ilgili vakıf ve / veya derneklerden yardım isteyerek temin edecekleri “usta öğreticiler”le bu işi başlatabilirler. O anadili­ni bilen öğretmen ve / veya “usta öğreticiler”, talepte bulunan öğrencilerin düzeylerine göre “anadil sınıfları” oluşturabilir­ler. Bu anadil sınıflarında, çocukların anadil bilgi düzeyine ve Türkçedeki müfredat programlarına göre, diğer öğretmenlerle birlikte hazırlayacakları müfredatı uygulayabilirler. İşte bu iş ancak böyle olur. Şimdi siz bu uygulamaya, “anadili öğretimi” deseniz, “anadilde eğitim” deseniz ne fark eder. Yine bu çalış­ma çocukların anadillerini öğrenmelerine katkı sağlıyorsa, siz buna “seçmeli ders” deseniz ne olur, demeseniz ne olur?!

“Anadili” konusu kardeşleşmeye hizmet etmelidir. “Ana­dili” talebinin sosyal gerçeklikle gündelik hayatla uyuşur bir yönü bulunmalıdır. İlkokul birinci sınıftan başlamak üzere öğrencileri ele alalım. Her okuldaki, her sınıftaki öğrencilerin anadili bilgileri bu anadil dersleri öncesi kuşkusuz farklıdır. Bu sebeple, ister ilkokul birinci sınıf, ister ortaokul son sınıf öğrencisi olsun, anadilini hiç bilmeyip de öğrenmek isteyen­leri bir sınıfa, bilenleri bir sınıfa alıp; yani anadili sınıflarına, bu sınıfların somut durumlarına göre öğretmen veya “usta öğreticiler”in, bölgenin üretim ve turizm özelliklerini de göz önünde bulundurarak hazırlayacakları anadil müfredatlarına göre bu dersleri verebilir. Aslında mesele böyle somut olarak ortaya konulduğu ve çözüm yollarına birlikte kafa yorulduğu zaman, bu uygulamalara “anadil öğretimi” veya “anadilde eğitim” demek çok önemli değil.

Her kimlik gibi, Laz kimliği de Anayasa ve ilgili yasalarda güvence altına alınmalı. Değiştirilen Lazca yerleşim adlarına resmiyet kazandırılmalı. Yol tabelalarında Lazca adlar da yer almalı. Okullarda toplumsal dokumuzu oluşturan diğer halk­ların tarihleri gibi Laz Tarihi de okutulmalı. Okullarda ve is­teyenlere Halk Eğitim Merkezlerinde Laz öğretilmeli. Lazca televizyon-radyo yayınları olmalı.

*

Bu kitabın ilk baskısı 2000 yılında Sorun Yayınları tara­fından yapıldı. Kitap bir süre sonra tükendi. Kitap çok uzun yıllardan beri aranıp soruluyordu. Ne var ki, aynı yayınevi ikinci baskıyı yapamadı. Belge Yayınları’ndan gelen teklifle ilk baskıyı gözden geçirdim. Güncellik özelliğini kaybetmiş bazı yazıları bu baskıya almadım. Bunun yerine, Lazlara iliş­kin güncel konularda yazdığım Türkçe ve Lazca makaleleri­me yer vermeyi tercih ettim. Kitaba bir de Lazca şiir bölümü ekledim. Kitapta Lazcaya ağırlık verdim.

Bu çalışmanın, hem Lazların, Lazcanın ve Laz Kimliğinin tanınmasına, sahiplenilmesine ve kurumsallaşarak yaşatıla­rak geleceğe taşınmasına hem de Türkiye’de yaşayan her dil, kültür, din ve mezhebin kendi kimlikleriyle özgürce kurum­sal olarak kendilerini geleceğe taşıyabilecekleri, üreteceği ve dostça paylaşacağı kardeşleşmeye ve Ortak Vatan Emekdaşlı­ğı idealine katkı sağlaması dileğiyle, bilgilenmemde katkısı ve üzerimde hakkı olan herkese minnattarlığımı ifade ediyorum.  (29 IX 2012)

 

 (Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, “Dil, Tarih, Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar”, 2. Baskı, Belge Yayınları, İstanbul, 2014)

https://www.kitapyurdu.com/kitap/dil-tarih-kultur-ve-gelenekleriyle-lazlar/335221.html&manufacturer_id=367

https://www.circassiancenter.com/tr/dil-tarih-kultur-ve-gelenekleriyle-lazlar/

https://sonhaber.ch/lazlar/#more

 

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2023/11/dogu-karadenizde-resmi-ideolojiler.html

23 Aralık 2023 Cumartesi

Abhazya’da Yayınlanan Lazca Ders Kitapları (Lazca Açıklamalı Aritmetik Ders Kitabı)

 

 

 


https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2024/11/turkiyede-bir-kafkasya-dili-lazca.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2024/03/kafkasyadan-anadoluya-lazlar-arsiv.html

https://aliihsanaksamaz.blogspot.com/2023/12/abhazyada-yaynlanan-lazca-ders-kitaplar.html



 

 

Abhazya’da Yayınlanan Lazca Ders Kitapları

(Lazca Açıklamalı Aritmetik Ders Kitabı)

 


Lazca ağırlıklı çalışmalarıyla tanınan “Lazika Yayın Kollektifi,” Lazca ve Laz kimliği açısından çok önemli bir kitabı daha okuyucuyla buluşturdu: “Oxesapuşi Supara”. Sohumi’de 1933’de iki cilt halinde basılan kitaplar, “Lazika Yayın Kollektifi” tarafından tıpkıbasım olarak bir arada yayınlandı. Abhazya ve Acaristan’daki Laz köylerinde eğitim vermiş olan Laz okullarında kullanılmak için hazırlanmış olan kitapların orijinalleri ilk olarak Abhazya devlet matbaası tarafından basılmış.

 


Abhazya’da, 1933’de iki cilt halinde yayınlanan Lazca Açıklamalı Aritmetik Ders Kitabı

 

 

 

            Bu kitap hem pedagojik hem de o yılların üretim ilişkilerine katkı sağlayacak şekilde hazırlanmış. Kitabı N. Popova, Rusça açıklamalarla hazırlamış. “Oxesapuşi Supara” adıyla ilk baskısı Sohumi’de yapılmış olan bu Lazca kitap İskender Tzitaşi’nin adını taşıyor. O zamana kadar Lazcada kullanılmayan çeşitli terimlerin ilk kez kullanılması bu kitabın bir diğer özelliği. İskender Tzitaşi, SBKP üyesi bir partili ve Sovyetler Birliği (Abhazya ve Acaristan) Laz Okulları direktörüydü. Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında Lazların anadili okulları vardı. Yaşadıkları yörelerde anadil dersleri de görüyorlardı. “Lazika Yayın Kollektifi”nin yayınladığı “Oxesapuşi Supara”, o yıllarda İskender Tzitaşi adıyla yayınlanan bir dizi Lazca okul kitabından yalnızca bir tanesi. “Alboni” (“Laz Alfabesi”), “Ok’itxuşeni Supara” (“Okuma Kitabı”- Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Yurttaşlık Bilgisi”) ve “Çkuni Ç’ara” (“Bizim Yazımız- Lazca”) bu kitaplar arasında bilinenlerdir. Sosyalizmin inşası döneminde Sovyetler Birliği’nde doğan Laz çocuklarına pedagojik esaslara uygun olarak ve üretim için eğitim felsefesinden hareketle bu kitaplar hazırlanmış. Yaşadıkları yörelerde üretken birer Sovyet Yurttaşı olmaları hedeflenmiş.

            28 Aralık 1936’da Abhazya Devlet Başkanı Abhaz önder Nestor Lakoba şaibeli bir şekilde öldü. Bundan sonra SBKP içindeki diğer öncü Laz aydınları gibi İskender Tzitaşi’nin de Türk ajanı ve halk düşmanı ilan edilmesi ve tasfiyeleriyle başlayan dönemde Lazların kültürel hakları da ortadan kaldırıldı.  Daha sonraki dönemde hem Abhazya hem de Acaristan Lazları nüfuslara “Kartveli”/ “Gürcü” olarak kaydedildi. Bu uygulamalar Sovyetler Birliği’nin resmî uygulamaları haline geldiği için tartışılmadı; konuşulamadı. Ancak 15 Ekim 1997 tarihinde Abhazya Parlamentosu aldığı kararla Lazların da itibarlarının iadesini istedi ve düzenlemeler yapılması kararlaştırdı.

 

 


1932, 1935 ve 1938’de Sohum’da yayınlanan Lazca Ders kitapları

 

 

Sovyetler Birliği Lazlarının az nüfusları, gündeme gelememelerinde önemli bir faktördür. Ancak Sovyetler Birliği Lazlarının kapalı bir toplum özelliği de taşımaları anadillerini Rusçanın yanı sıra bugüne kadar aktif olarak taşımalarında önemli bir rol oynadı. 1991 sonunda Sovyetler Birliği çözüldü. Ancak Sovyetler Birliği’nin Lazlara yönelik resmî ideolojisini, bu kez Tiflis devraldı: “Lazlar Gürcüdür; Lazca Gürcücenin bir ağızıdır. Lazca ile eğitim olmaz. Lazca ile en fazla şarkı söyleyebilirsiniz.”


Dünyadaki ilk Lazca gazete de Abhazya’nın başkenti Sohum’da yayınlandı (7 Kasım 1929); Türkiye’deki Laz aydınları, her 7 Kasım’ı çeşitli kültürel etkinliklerle “Lazca Dil Günü” olarak kutluyor

 

 


            Türkiye Lazlarının durumu daha da vahimdir. Laz kimliği 1930’lu yıllardan itibaren yok sayıldı. Laz konuşmak yasaklandı. Okullarda Lazca konuşan çocuklar, yakın zamanlara kadar şiddete ve baskıya maruz kaldı. “Türk Burjuvazisi,” Laz çocuklarının anadillerini unutmasını istiyordu. 1980’lerden itibaren şiddet ve baskıya da gerek kalmadı. Zira elektrik ve onunla birlikte radyo-televizyon yayınları en ücra köşelere kadar ulaşmaya başladı. “Türk Burjuvazisi”, epey yol almıştı ancak tamamen başarılı olamamıştı. 1990’lardan itibaren, bunu gören Laz aydınları dillerini, kimliklerini geleceğe taşımak için Lazca’ya sarıldılar. Lazcaya dikkat çekip özendirmeye başladılar.

 


 

1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ortaya çıkan tek kutuplu dünyaya umut bağlayan  kimi aydınlar, her iki Sovyet Devlet Adamı hakkında çeşitli kent efsaneleri oluşturmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Nestor Lakoba (1893- 1936) ve İskender Tzitaşi (1904- 1938)

 

İşte bütün bu gelişmeler çerçevesinde, “Oxesapuşi Supara”nın Türkiye’de yeniden  yayınlanması çok önemli bir yere sahip:  Öncelikle Sovyetler Birliği Lazlarının kültürel haklarının olduğu dönemi tescil etmekle kalmıyor, aynı zamanda Lazca anadili derslerinin ve eğitimin de mümkün olduğunu gösteriyor. Bu kitap, böylelikle de hem Gürcistan hem de Türkiye’nin inkârcı- asimilasyoncu resmî ideoloji ve resmî tarih politikalarına artık son vermesi çağrısı özelliği de taşıyor. Ümit ederiz bu çalışmalar Lazca İncil-i Şerif ve Lazca K’uran-ı Kerim’in de yayınlanacağının müjdecisi olur.

(Kaynak: Ali İhsan Aksamaz, Özgür Gündem Gazetesi, İstanbul, 09 VII 2012)

 

https://abhazpostasi.com/yazarlar/ali-ihsan-aksamaz/abhazya-da-yayinlanan-lazca-ders-kitaplari/310/

 

https://www.circassiancenter.com/tr/abhazyada-yayinlanan-lazca-ders-kitaplari/