23 Ağustos 2020 Pazar

Hayvan Hakları Anket - Anket Cevapları (1)

 

 


hayvanlarinaynasinda  6 Şubat 2017Hayvan Hakları Anket

 

 

ALİ İHSAN AKSAMAZ

(1959 doğumlu, emekli İngilizce öğretmeni. Evli, bir kız çocuğu var. İtalyanca ve Lazca biliyor. Kafkasya dil ve kültürleriyle ilgileniyor. Laz kültürü üzerine çalışmaları var.)

Hayvanlarla aran nasıl? Çocukluk anıların neler onlara dair? Kedi veya köpek var mı evinde?

·         Hayvanlarla aram iyi. Onları severim iletişim kurmaya çalışırım. Çocukluğum Kocamustafapaşa’da geçti. Belgratkapı, Silivrikapı taraflarına yakın bir yerde. Ağaçkakan’da geçti çocukluğum. Yaşadığım yer bir kırsal kesim, köy görüntüsündeydi. İnsan ilişkileri de öyle. Komşular birbirleriyle akraba gibiydi. Herkes birbirinin yardımına koşardı. İnsanî ilişkiler üst düzeydeydi. Mahallenin köpekleri vardı. Gündüzleri kendi hallerindeydiler. Geceleri o civardan yabancıların geçmesine izin vermezlerdi. Kediler de öyle. Eski ahşap evlerde herkesin bir kedisi vardı. Ayrıca bahçede de kediler vardı. Sokakta da. Ancak onların arasında bir sınır vardı. Hiçbiri diğerinin sınırını aşmazdı. Biz insanlar, kedi ve köpeklerle uyum içinde yaşıyorduk. Ev kedileri de özgürdü. Çıkıp gezerler, sonra dönerlerdi. Şimdiki gibi kilit altında tutulmazlardı. Teyzemin, daha doğrusu annemin teyzesi Zişan Teyzem’in evde on kadar, bahçe ve sokakta da onlarca kedisi vardı. Onları beslerdi. Onların doğumundan ölümlerine kadar tanıklıklarım var. Kimileri, kedileri nankör olarak tanımlar. Ben öyle görmüyorum. Onlar özgür hayvanlar. İnsanlar, hayvanların özgür olmasını anlamadıkları için kedilere nankör demiş olmalılar. Besledikleri hayvanlara yiyecek verdikleri için, o hayvanın kendilerine tam itaatini istiyor olmalılar. Bu yanlış. Kedilerle yakın dostluklarım oldu. Benim de kedim oldu. Bahçede yanına gelir, kucağıma fırlar oturur. Mırıl mırıl şarkı söylerdi. Başını karnıma sürter, elimi yalardı. Sonra sırtıma tırmanır, omuzlarıma çıkarak suratımı yalardı. Kendisine gösterdiğim dostluğa böyle karşılık verdiğini düşünürdüm. Böyle birkaç kedim oldu. Bu yetmişli yıllardaydı. Yukarıda da dediğim gibi, bu kedileri sahiplenen vardı ama onların sahibi yoktu. Hiç köpeğim olmadı. Geçen yılın Mart’ında hastaneden çıktıktan sonra Eylül Sonuna kadar Silivri’de kaldım. Baldız ve bacanağın evinde misafir edildim. Oranın havası Fındıkzade’ye göre temiz olduğu için. Sessiz, sakin bir yerdi. İki arkadaşım vardı. Biri Sarp, diğeri Suzi. Sarp, saf kan bir kangal. Suzi ise, kurt-kangal melezi. Mayıs ile birlikte ben de ayağa kalkmaya başladım. Sabah ilk işim Sarp ve Suzi’nin mamalarını vermek ve sularını değiştirmek oluyordu. Gündüzleri evde kimse olmadığı için, akşama kadar Sarp ve Suzi ile arkadaşlık yaptım. Onlarla konuştum. Beni dinliyor ve hatta anlıyor gibiydiler. Eylül sonunda onlara veda ettim. Anladılar. Oradan ayrılırken Suzi’nin bana kızarak havladığını hatırlıyorum. Bir yirmi gün sonra Silivri’ye gittiğimde ne Suzi ne de Sarp bana yüz verdi. Ayrılırken de öyle. Kitap Fuarı zamanı tekrar Silivri’ye gittiğimde beni bu sefer sevinç ve coşkuyla karşıladıklarını söylemeliyim. Bu ayrılışların onları derin bir hüzüne sevk ettiğini biliyorum. Ben de üzülüyorum. Ancak elimden bir şey gelmiyor. Şu anda Bakırköy’de yaşıyorum. Kedim veya köpeğim yok. Ancak sokağımızda kediler için yapılmış, kartondan  ve naylonla kaplanmış kedi evleri var. Bunları mahalle sakinleri yapmış. Bu hayvanlara mama ve su veriliyor düzenli olarak. Sevimli hayvanlar. Ancak hiçbiriyle iletişim kuramadım. Yüz vermiyorlar.

Hayvan Hakları konusunda ne düşünüyorsun? Bunun gerekli olduğunu düşünüyorsan, hayvanların hakları neler olmalıdır?

·         Bütün canlılar gibi hayvanların da hakları var. Ancak bu haklar anayasa, yasalar ve yönetmeliklerle güvence altına alınmalı. Bu konuda Batı Ülkelerinde yürürlükte olan ve hayvanları koruma altına alan yasalar var mı, bilemiyorum. Ancak insanların oralarda bu konuda duyarlı olduğunu düşünüyorum. 1980’de bir süre Roma’da kaldım. Orada insanların hayvanlara yemeklerini zamanında vermeyen sahiplerini polise şikâyet ettiklerini duymuştum. Çok şaşırmıştım. Ancak yasalar ve yönetmelikler hayvan haklarını güvence altına almalı. Ben 24. Dönemde İstanbul 2. Bölgeden Bağımsız milletvekili adayıydım. Tanıtım broşürümde bu konuyu sahiplendim. Söyle demiştim: “Sokaktaki sahipsiz kedi ve köpeklerin de yaşam haklarını savunacağım.” Hayvanların yaşam haklarının güvence alınması ve onlara karşı kötü muamelenin de önlenmesi için çaba gösterilmeli. Yasal güvenceler olmalı. Ancak mesele yalnızca yasa ve yönetmeliklerele bitmiyor. İnsanların ikiyüzlülüğü ve umursamazlığı da ayrı bir konu. Kentlerde yaşayan insanlardan söz ediyorum. Kent, insanı tektipleştiriyor, duygusuzlaştırıyor. Bu duygusuzluk hem insanlara hem de hayvanlara karşı oluyor. Kırsal kesimde, köylerde insan ilişkilerinin ve insanların hayvanlara karşı davranışlarının daha dürüstçe olduğunu düşünüyorum. Ancak hayvanların çeşitli maksatlarla katledilmesi ve avlanması da üzerinde durulması gereken bir konu. İnsanlar kötü değil, ancak bazen çirkinleşiyorlar. Bu çirkinlikler bazen kendilerine, bazen de hayvanlara karşı oluyor. Hayvanlara eziyet eden insan haber ve kliplerini basında sıklıkla görüyoruz. Tabii ben burada hayvan derken kedi ve köpekleri kastediyorsam da, hayvan hakları bütün hayvanları kapsamalı. Bir zamanlar ayıcılık, ayı oynatılıcığı vardı. Artık kalktı. Yasaklandı. Doğru olan bu. Bu hayvanların neler çektiğini düşünmek bile istemiyorum. Bir keresinde Yenikapı sahiline yakın bir yerde üç-beş ayı görmüştüm kayalar üstünde. Zamnederim yaşlı oldukları için oynatıcıları tarafından ölüme terkedilmişlerdi. Bolu/ Göynük İlçesinde öğretmen olarak çalıştım. Bir akşaüstü eve giderken çöp bidonunun içine atılmış bir eşek gördüm. Şaşırdım. O hayvanın o çöp bidonuna nasıl sokulduğunu bugün gibi bilemiyorum. İnsanlara haber verdim. İlgilenmelerini istedim. Eşeği görememişler. Ne oldu bilmiyorum. Bu vb. durumlar için, hayvanların yaşam haklarını korumak için, kötü muameleye karşı onları korumak için düzenlemelere ihtiyaç var. Ancak insan faktörü, eğitim şart. Hayvanlara kötü muamele edenlere ciddi yaptırımlar uygulanmalı.

Eğer kendini hayvansever olarak görüyorsan, bazı hayvanların sevilip kollanıp, diğerlerinin etinden sütünden yararlanılmasını nasıl değerlendiriyorsun?

·         Bu tam bir ikiyüzlülük. Burada bir anımı anlatmak isterim. Büyük bir ihtimalle 1963 yılıydı. O zamanlar Etiler, şimdiki gibi değildi. Babamlar sendikadan arkadaşlarıyla yapı kooperatifi kurmuşlar. Evler inşa edilmiş. Kur’a sonucunda biz de bir eve yerleştik, Akatlar’da. Küçük bir bahçemiz vardı. Babam ekip biçerdi. Patates, domates, mısır, soğan, biber vs. Bir de kümes yapmıştı. Tavuklarımız vardı. Tanıdığım ilk hayvan bu tavuklar oldu. Bazen birkaç gün kaybolurlardı. İlk kayboluşlarında çok üzülmüştük. Sonra geldiler. Meğerse yakınlarda bir mandıra varmış. Oraya gidiyorlarmış. Bu gidişler, gelişler devam etti. Yumurtlayacakları zaman geliyorlardı. Yeni yumurtladıkları yumurtayı teyzemin bana içirişini bugün gibi hatırlıyorum. Sonra bir gün babam tavuklardan birini kesti. Annem de pişirdi. O tavuk sofraya geldi. Ben yemedim. O günden bugüne tavuk yemem. Daha önce tavuk yedim mi, bilmiyorum. Ben şu anda değişik duygular içindeyim.

Hangi düşünceye sahipsen (Sol, sağ, anarşist, ekolojist, İslamcı…) bu savunduğun düşüncenin hayvan haklarına yer verdiğini düşünüyor musun? Vermediğini düşünüyorsan, nedenlerine dair bir şeyler söyleyebilir misin?

·         Ben hiçbir siyasî düşünceden insanın hayvan haklarını savunduğunu düşünmüyorum. Hepsi çok güzel lâflar söylüyorlar. Ancak hayvan haklarına değer vermediklerini düşünüyorum. Çünkü çifte standartları var. Böyle düşünüyorum. Ben bazı hayvanseverlerin de hayvansever olduğunu düşünmüyorum. Sadece kendi hayvanlarını seviyorlar. Karşılaştığım bir olayı anlatmak isterim. 1998 yılıydı. Bakırköy’de bir kursta çalışıyordum. Kocamustafapaşa’dan trenle geliyordum. Trenden indim kitapçılar köprüsü tarafından çıktım. Sokağın karşısına geçerken, bir adamın bir köpeği ayağıyla boğduğunu gördüm. Baktım adamın elinde tasmalı da bir köpek var. Olayı sonradan anladım. Meğerse sokak köpeği, adamın köpeğine verdiği kemiği kapmış. Adam kemiği kendi köpeği yesin istiyor. Çünkü kendi köpeğini seviyor. Aynı adam başka bir köpeği ise, ayağıyla boğmaya çalışıp ağzındaki kemiği almak istiyor. Burada hem hayvan sevgisi hem de hayvan düşmanlığı var.

Hayvanlara dair seni çok etkilemiş bir anın var mı?

·         Yukarıda birkaç anımı anlattım bahsedilen konularla ilgili olarak. Kırsal kesimde, köyde hayvanlara insan gibi muamele yapıldığını, şefkat gösterildiğini biliyorum. İnsanların hayvanlarının ardından Lazca ağıtlar yaktıklarını biliyorum. On yıl kadar önce Gürcistan’a gitmiştim. Zugdidi’de karşılaştığım bir manzarayı anlatmak isterim. Kedi, hemen evin giriş kapısının ortasına oturmuş. Geçecek yer yok. Adam, eline bir öpücük kondurdu. Sonra da parmaklarıyla o öpücüğü kediciğin başına kondurdu. Sonra kediyi yavaşca kucağına aldı ve kapının yanına koydu. Kucaktaki kedinin mutluluğunu anlatamam. Kırsal kesimde hayvanlar mutlu. Haklarına riayet ediliyor. Ancak onların kesilip, yenmesi başka.

Vejetaryen/vegansan, buna ne zaman nasıl karar verdin? Kararında neler etkiledi seni? Kararını değiştirdiğin zamanlar oldu mu. Veya tekrar et yemeye başladıysan neler etkili oldu bunda?

·         Ben, ne yazık ki vejetaryen değilim. Koyun ve dana eti yiyorum. Bunu bir ikiyüzlülük olarak düşünüyorum. Hem hayvanları sev hem de onları ye. Ne diyeyim, bilemiyorum. Son zamanlarda vejetaryen olmayı düşündüğüm zamanlar olmadı değil. Abdullah adlı bir arkadaşımın feysbuk’taki faylaşımlarının etkili olduğunu söylemeliyim. Ancak tavuk, horoz, ördek, kaz yemiyorum.

Vejetaryen/veganlık tercihini nasıl görüyorsun. Vicdani bir seçim, etik… Peki bunu yeterli görüyor musun? Hayvan haklarının bir ideoloji, bir politika olduğuna dair neler düşünüyorsun?

·         Vejetaryanlara saygı duyuyorum. Ben olamadım. Onları anlıyorum. Askerdeyken, Tuzla Piyade Okulu’nda, Mahmut adlı bir arkadaşım vardı. Sürekli ağzı-burnu şişiyordu. Bir gün bana, “ben vejetaryenim, “dedi. Doğrusunu isterseniz, aklıma jartiyer geldi ilk olarak. Vejetaryen bana jartiyeri çağrıştırmıştı. İtiraf etmeliyim, o arkadaş söyleyene kadar vejetaryenin ne anlama geldiğini bilmiyordum. Arkadaşım vejetaryen olduğu için, yemeklerde etli olduğu için bu arkadaşın ağzı-burnu şişiyormuş. Tabii bireysel tavırlarla hayvanların haklarını savunmak ve onların kötü karşı işlenen suçları önlemek mümkün gözükmüyor. Kuşkusuz bu konu siyasî bir duruş gerektiriyor. Bu konunun çok yakın bir geçmişte gündeme gelebileceğini düşünmüyorum.

Değilsen, bunu düşündün veya denedin mi? Et yemekten rahatsız oluyor musun? Ya da nasıl açıklıyorsun?

·         Ben vejetaryen olmayı hiç düşünmedim ve denemedim de. Hem hayvanları sevip hem de onları yemeyi nasıl açıklayabilirim, bilemiyorum. Böyle yetiştik, böyle yetiştirildik. Vejetaryen olur muyum? Kimbilir?

Hayvan Hakları mücadelesi ilgini çekiyor mu, izliyor musun? Nasıl değerlendiriyorsun? Neleri doğru yanlış ya da eksik buluyorsun?

·         Hayvanların hakları mücadelesini anlamlı buluyorum. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler birbirlerini tamamlıyor. Her birinin yaşam hakkı var. Bu alanda gösterilen çabaları anlamlı buluyorum. Aslında başlangıç olarak ihtiyaç için değil de spor maksatlı, para kazanma maksatlı avlanmalar denetim altına alınmalı ve engellenmeli. Bu her hayvanı kapsamalı. Hava, kara, deniz, tatlı su hayvanlarını. Esas olarak avcılık alanında hayvanların korunmasına başlanırsa, insanlara çocuklardan başlamak üzere bir iklim oluşturulabileceğini düşünüyorum.  Tabii hayvanların kobay olarak kullanılması konusu da var. Fareler, tavşanlar, kurbağalar. Stalin’in de maymunlar üzerinde deneyler yaptırdığını duydum, okudum, izledim. Sokhumi kentinde Stalin iktidarı döneminde bir laboratuvar oluşturulduğunu biliyorum.  Sokhum’da da bu çalışmaları kulağımla duymuştum.

 

https://hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/2017/02/06/anket-cevaplari-1/

 

 

22 Ağustos 2020 Cumartesi

‘Baydın(ız)’

 

 

‘Baydın(ız)’

 

Hayatın hemen her alanında ülkemizin halledilmeyi bekleyen oldukça ciddî iç ve dış problemleri var. Bu durumu iktidar ve muhalefet partileri de, bütün vatandaşlar da çok iyi biliyor. Bu problemlerin bir bölümü 18 yıldır Ak parti iktidarının izlediği yanlış ‘ekonomik- sosyal’ politikalardan,  bir bölümü de Ak Parti iktidarı öncesi izlenen yine yanlış ‘ekonomik- sosyal’ politikalardan kaynaklanıyor.  

Gel gör ki, iktidar ve muhalefet partileri ele ele vererek bu sorunları çözmeye çalışmak yerine, gündelik siyasette kendi ‘ellerini güçlendirmek’ için sunî gündem maddeleriyle zihin bulandırıyor ve birbirlerinin lâfı altında kalmamak için büyük bir çaba harcıyorlar.

Türkiye’nin bugün geldiği bu noktada karşılaştığı iç ve dış problemleri tek başına Ak Parti iktidarı yaratmadığı gibi, Ak Partinin iktidardan gitmesiyle de bu problemler bir gün içinde çözülemeyecek. Hâtta Türkiye bu problemlerin bir bölümüyle uzunca bir süre yaşamak zorunda kalacak. Bütün bunları da herkes biliyor.

Hemen hemen bütün siyasî partiler bazen dinin, bazen Atatürk’ün ve bazen de her ikisinin de ardına saklanarak Türkiye’nin ‘ekonomik- sosyal’ problemlerini el ele vererek çözmek yerine oylarını kaybetmemek ve hâtta arttırmak için sunî gündemlerle yeni seçimlere kadar zaman geçirmeyi tercih ediyorlar.

Siyasîlerin parti grup toplantılarında yaptıkları ‘konuşmaların’ daha katmerlisini vatandaşlar hemen her gün kendi aralarında yapıyorlar. Yine siyasîlerin twitter hesaplarında yaptıkları ‘açıklamaların’ daha katmerlisini vatandaşlar da kendi twitter hesaplarında yapıyorlar. Ancak bütün bunlarla Türkiye’nin ‘ekonomik- sosyal’ problemleri ortadan kalkmıyor, dolar ve yuro karşısından Türk lirasının alım gücü her geçen gün düşüyor. GSMH de düşüşte.

Hayat her geçen gün pahalılaşıyor. Üretim düşüyor. İşsizlik artıyor. Ülkedeki hayvancılık ve tarım artık insanlarımızı besleyemiyor. Turizm gelirleri oldukça geriledi. Hepsinden en önemlisi eğitimin kalitesi her geçen gün daha da düşüyor.   

Bütün bunlara rağmen, hemen hemen bütün siyasî sözcülerin ve onlardan bir şekilde nemalanan ‘gazetecilerin’  ‘derin çözümleyici analizlerine’ her gün TV kanallarında tanık oluyoruz. Havanda su dövmekte birbirleriyle yarışıyorlar. Binlerce defa tekrarladıklarını bir defa daha tekrarlayarak karşı tarafa gol attıkları düşüncesiyle ‘tatmin’ oluyorlar.

Son günlerde ise, iktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri, ABD başkanlık adayı Joe Biden’in 7- 8 ay önce, daha başkanlık aday adayıyken söyledikleri üzerinden birbirlerini suçluyorlar.

‘Siyasî parti temsilcileri’, ABD başkanlık adayı Joe Biden’in o sözleri nasıl söyleyebildiğine ve bu cesareti nereden bulduğuna kafa yormuyorlar, ancak birbirlerini zamanında tepki vermemekle ya da konuyu 7-8 ay sonra kasıtlı olarak gündeme taşımakla suçluyorlar.

İktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri, Joe Biden’in Türkiye’de iktidarda ve muhalefette kimin olacağına ilişkin görüş belirtmesine  ‘veciz sözlerle’ cevap verip kendisini cevapsız bırakmamış olduklarını düşünüyor olmalılar. Bu twitter mesajları çokça beğeni alıyor ve paylaşılıyor. İktidar ve muhalefet partilerinin bu temsilcileri bu beğeni ve paylaşım sayısıyla çok mutlu olabilir ve görevlerini yerine getirdiklerini düşünebilirler. Ancak kazın ayağı hiç de öyle değil.

‘İktidar ve muhalefetin sözcüleri’, Joe Biden’in Türkiye’nin siyasî kaderi üzerinde bu açık seçik fikirlerini beyan etmesinin kaynağını ya gerçekten bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar.

 

 

Joe Biden’ın gücü

 

 

Kuşkusuz Joe Biden, kendisinin Türkiye’nin siyasî kaderi üzerine konuşma hakkı olduğundan o kadar emin ki o sözleri açıkça beyan edebiliyor. Kendisine de bu hakkı CHP lideri Millî Şef İsmet İnönü ve Hükümetinin ABD ile imzaladığı askerî, siyasî, kültürel, ekonomik gizli ve açık anlaşmaların oluşturduğu iklimin veriyor olduğunu biliyor olmalı. Aslında Donald Trump’un fütursuzca ettiği sözler de cesaretini aynı iklimden alıyor.

İktidar ve muhalefet parti sözcülerinin, bu iklimi göz önünde bulundurmadan ettikleri her ABD karşıtı lâfın muhatabı tarafından duyulmayacağını ve birbirlerine söyledikleri lâfların da kayıkçı kavgasından öteye gitmediğini anlamaları gerek. 

 

(Önerilen okuma: Haydar Tunçkanat, “İkili Anlaşmaların İçyüzü”, Alaca Yayınları, 2019, İstanbul)

 

 (20 VIII 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail.com

 


http://www.kuzgunportal.com/2020/ali-ihsan-aksamaz-baydiniz-59481/


https://sonhaber.ch/baydiniz/



Kuzey Kafkasya Mitolojisi

 

 

 

Kuzey Kafkasya Mitolojisi

 

Nuray Gök Aksamaz’ın ‘Kuzey Kafkasya Mitolojisi/ Nartlardan Beri’ adlı çalışması ‘Sorun Yayınları’ndan çıktı. Kitap iki bölümden oluşuyor. Nuray Gök Aksamaz, kitabının ilk bölümde Kuzey Kafkasya Mitolojisini Nart Destanlarına odaklanarak inceliyor. İkinci bölümde ise, Nart Destanlarından esinlenerek kaleme aldığı şiirlerini bizlerle paylaşıyor.

Bu makalede sizlere Nuray Gök Aksamaz’ın ‘Kuzey Kafkasya Mitolojisi/ Nartlardan Beri’ adlı kitabını kısaca tanıtacağım.

Kitap ‘Kuzey Kafkasya Halkları’, Nart Destanlarının Kökeni’, ‘Nart Destan Varyantlarının Karşılaştırılması’, ‘Nart Destanlarında Çatışmalar’, ‘Nartların Özellikleri’,  ‘ Oset Varyantında Nart Gelenekleri’, ‘Nart Destanlarında Başlıca Motifler’, ‘Varyantlarda Kahramanlar’,‘Adığelerde Doğa Güçlerini Simgeleyen Mitolojik Tanrılar’, ‘Abhaz, Çeçen, İnguş Tanrıları, Koruyucular’ gibi başlıca bölümlerden oluşuyor.

Nart Destanlarının derlenip yayınlanmasındaki gecikme ve bu gecikmenin dünya uygarlığı için büyük bir zaman kaybı olduğuna dikkat çeken eser, bütün Kafkasya Halklarının ortak kültürel değerlerini okuyucuyla buluşturuyor.

Georges Dumézil, 1917’den sonra ‘Sovyetler Birliği’nde yayınlanan ‘Oset Derlemeleri’ni inceler ve 1930’da ‘Nart Destanları’ adlı çalışmasını yayınlar. 1965’te de ‘Livre des Héros, Legéendes sur les Nartes’ adlı çalışmasında ‘Oset Nart Efsaneleri’nin Fransızca çevirisine de yer verir. 1968’ de ‘Mythe et Epopée 1’adlı kitabının üçüncü bölümü Osetler üzerinedir.

Nuray Gök Aksamaz’ın yorumuna göre Georges Dumézil, ‘Oset Nart Destanı’nda İskitlerle ilgili verileri arıyor ve Nart Destanlarını ‘Hint- Avrupa Uygarlığı’na dayandırıyor. ‘Hint- Avrupa Kültürü’nün ‘üç işlevli ideolojisi’ni fosiller biçiminde ‘Oset Nart Destanı’nda belirliyor. Böylelikle de Kuzey Kafkasya Halklarının tamamının ortak üretimi olan bu destanları yaygınlaştırırken Osetler dışındaki diğer Kuzey Kafkasya Halklarını, ‘Hint- Avrupalı’ olmayışları sebebiyle incelemelerinin dışında bırakma eğiliminde. Bununla birlikte Georges Dumézil, sonraki dönemlerde diğer Kuzey Kafkasya Halklarının Nart Destanların da varlığından haberdar olduğunu ve bu konuda da çalışmaların geliştirilmesi gerekliliğini kabul ediyor.

Nuray Gök Aksamaz, çalışması sırasında ulaşabildiği kaynaklarla, bütün Kuzey Kafkasya Halklarının ortak ürünü olan Nart Destanlarının varyantlarının öğeleri ve başlıca motiflerini karşılaştırıyor. Nart Destanlarındaki çelişkileri açığa çıkartıyor.

 

 

NURAY GÖK AKSAMAZ, NART DESTANLARINDAN ESİNLENEREK KALEME ALDIĞI ŞİİRLERİNİ DE OKUYUCUYLA BULUŞTURUYOR (FOTOĞRAF: KADİR İNCESU)

 

 

Nuray Gök Aksamaz, Nart Destanlarının kökeniyle ilgili tezleri, tartışmaları ve yorumları çelişkileriyle birlikte değerlendirmeye açıyor. Nart Destanlarının farklı bakışlarla ve belirli kaygılarla değerlendirilmeye çalışılıyor olmasının arkaik öğelerle dolu olan, Kafkasya’da ortak kahramanlar üzerine anlatılagelen ve binlerce yıldır sözlü kültür geleneğinde yaşayan bu destanların, dünya mitolojisi içinde hak ettiği yeri zamanında alamamasına neden olduğunu vurguluyor.

 

Bu destanlar kuşaktan kuşağa yüzlerce yıl aktarılarak gelirken Kafkasya’da çok eski dönemlerin sosyo-ekonomik koşullarının ve kültürel özelliklerinin açığa çıkarılmasında kazıbilim verileri kadar önemli bir kaynaktır. Destanların kökenini, oluşum evrelerini, geçmişinin hangi yüzyıllara uzandığını kesin olarak belirlemek zor. Kafkasya Halklarının ortak tarihî destanları olan Nart Destanları binlerce yıl içinde günümüzdeki biçimini almıştır.

 

Bu bağlamda Nart Destanlarını Kafkasya mitolojisi olarak değerlendirmek önemli ve anlamlı görünüyor. Çünkü, epik envanter ortak bir temele dayanmaktadır. Destanlardaki ana kahramanlar benzer özellikleriyle ve adlarıyla Nart olarak anılıyor.

 

 

Sözü ‘Orağın Şarkısı‘ adlı şiiriyle Nuray Gök Aksamaz’a bırakıyorum:

 

Duyulur yakınışı halkın:

Sırdaş Tlepş, ulu Nart, gün yetmez bize

ellerimizle toplarız başağı, geceleri de katıp güne

çeker ayçayı bizden kendi halkı için bir pşı

karanlığa gömülürüz!

 

Nart sayısı kadar ay işler Tlepş demirden

tutuşturur bir kızılcığa ayçayı

dökümevinde bir oraktır onun yaptığı

ve kesilir halkının yakınışı

unutulur korkusu da açlığın

 

Demirin tavı yansır Nart yüzüne ekin gibi

kıvılcımla çözülüşü gülce duyurur Seteney

akışı kana kanaya söylenir şarkısı hayra

aha ha hayraa aha ha hayraa ha hayraa!

 

 

(Önerilen Okumalar: Mehmet Tanju Akerman, ‘Nuray Gök Aksamaz ile Röportaj’, Sanat Yaprağı,  Haziran 2010, İstanbul; Nuray Gök Aksamaz, ‘Nart Destanları’, Tarih ve Toplum Aylık Ansiklopedik Dergi, Sayı 199, Temmuz 2000, İletişim Yayınları, İstanbul; Nuray Gök Aksamaz, ‘Nart Destanları ve Georges Dumézil’, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 36, Ağustos 2001, İstanbul; Sırrı Öztürk, ‘Nuray Gök Aksamaz ile Söyleşi ( ‘Resmî Tarih- Resmî İdeolojilerin Kuşatmasında Doğu- Batı Mitolojilerinin Sömürüsü’),  Sorun Polemik, Sayı 3, Yaz- Mayıs 2002, Sorun Yayınları, İstanbul.)

 

 

(17 VIII 2020)

aksamaz@gmail.com

 

 

 

 https://sonhaber.ch/kuzey-kafkasya-mitolojisi/


http://circassiancenter.com/tr/kuzey-kafkasya-mitolojisi/



 

 

 

 

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Mircan Kaya’nın İngilizce kitabı yayınlandı

 

 

 

 

Mircan Kaya’nın İngilizce kitabı yayınlandı

 

 

Mircan Kaya’nın yerelliği evrenselliğe ulaştırabilmiş ilk ve tek Laz kökenli bir sanatçı olduğunu söylemek yanlış olmayacak.

 

Bu makalemde sizlere Mircan Kaya’nın önce Türkçe ve bugünlerde de İngilizce olarak yayınlanan ‘Gece Karanlık Çekirge ve Sen’ adlı kitabından kısaca bahsedeceğim.

 

 

Kitabından şu alıntı bile Mircan Kaya’nın kültürel kodları ve dünyaya bakışı hakkında bize yeterince bilgi veriyor:

 

“Beni ikna ettiler o yavru kediyi kesmem için. Ben de kestim. Kesince herkes alkışladı beni. Ben çocuktum. Küçücük bir kızdım. Bana o kediyi neden kestirdiler?
Bu rüyayı ondan gördüm ben. Biliyorum. Ellerime kedi kanı bulaştı benim.”


 

Mircan Kaya, ‘Gece Karanlık Çekirge ve Sen’ adlı kitabında annesinin sesi oluyor ve onun şimdiye kadar bizlere ulaştıramadığı tanıklıklarını gerçekçi bir dille aktarıyor. Yüz sayfalık bir kitapla tam yüz yıllık bir hayatı bizlere anlatıyor.

 

Mircan Kaya, annesiyle beraber köydeki evlerinde geçmişin uzun bir yolculuğuna çıkıyor. Bu gizemli yolculuk tam on beş gün sürüyor. Ancak bu on beş gün, anlatılan yüzyıl içinde beraber yaşamışlığa denk adeta. Mircan Kaya, annesiyle uzunca bir söyleşi yapıyor. 

 

Dış dünyanın etkilerinden uzakta, baş başa geçen bu on beş gün sonunda da ‘Gece Karanlık Çekirge ve Sen’ adını verdiği kitabı gün yüzüne çıkıyor. Mircan Kaya, bu çalışmasına mini roman denilebileceğini belirtiyor. Ancak Mircan Kaya, bu kitabıyla dünden bugüne değil, dünden yarına da önemli tanıklıkları aktarıyor. Çalışmasını oldukça kıymetli kılan da bu. Ancak Mircan Kaya’nın kullandığı sıcak ve anlaşılır dilini de unutmamak gerek.

 

Mircan Kaya, aslında bu eseriyle yalnızca annesinin sesi olmuyor, annesinin emsali bütün kadınların anılarını da bizlere aktarmış oluyor.  Doğu Karadeniz’deki üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerinin şekillendirdiği geçmişin benzer hayatlarına bizleri de dâhil ediyor. Okunken o anı yaşıyor gibi oluyorsunuz. Olup biteni yukarıdan izleyen bir çift göz ve kulak oluyorsunuz.

 

 

 

MİRCAN KAYA’NIN KİTABI İLK OLARAK CHİVİYAZİLARI YAYINEVİ’NDEN ÇIKMIŞTI

 

 

 

Bu kıymetli çalışma, ‘Paganlık’tan Hıristiyanlığa, Hıristiyanlıktan İslâmlığa; tarihin bilinmeyen zamanlarından bugüne kadar Lazlar’ın kültürel edinimlerinin de gündelik hayatlarını nasıl etkilediğini bizlere bir anlamda anlatmış oluyor. Mircan Kaya’nın, ‘Gece Karanlık Çekirge ve Sen’ adlı çalışması ilk olarak 2014’te Chiviyazıları Yayınevi’nden çıkmış ve büyük ilgi uyandırmıştı.

 

 

 

 

MİRCAN KAYA; ABAZACA, AZERİCE, BOŞNAKÇA, ERMENİCE, GÜRCÜCE, KÜRTÇE, LADİNO ESPANOL, LAZCA, MEGRELCE, ZAZACA EZGİLERİ DE YORUMLUYOR

 

 

Mircan Kaya’nın kitabı geçtiğimiz günlerde ‘The Night The Dark The Grasshopper and You’ başlığıyla İngilizce olarak da yayınlandı. Çalışması, e-kitap formatında Amazon Yayınları’ndan çıktı. Doğu Karadeniz’den geçmişe dair insan hikâyelerine ilgi duyuyorsanız, Mircan Kaya’nın Gece Karanlık Çekirge ve Sen’ adlı eserini Türkçe ya da İngilizce olarak mutlaka okumalısınız.

 

 

Önerilen söyleşi:



https://sonhaber.ch/mircan-kaya-konusuyor-turkce-lazca-turkuli-lazuri-


http://circassiancenter.com/tr/mircan-kaya-konusuyor-turkce-lazca-turkuli-lazuri/

 

 https://sonhaber.ch/mircan-kayanin-ingilizce-kitabi-yayinlandi/


http://circassiancenter.com/tr/mircan-kayanin-ingilizce-kitabi-yayinlandi/


(15 VIII 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail.com

 



 

 



 

 

 



 

 

 

14 Ağustos 2020 Cuma

Hesaplaş(ama)ma

 

 

 

Hesaplaş(ama)ma

 

CHP’li Muharrem İnce, beklenen ‘basın açıklaması’nı bu sabah Ankara Çukurambar’daki Holiday İnn Oteli’nde gerçekleştirdi.

Muharrem İnce, ‘basın açıklaması’nda gergin olduğunu pek saklayamadı. Bu gerginliği konuşmasına ve vücut diline de oldukça yansıdı. ‘Basın açıklaması’nı coşkuyla değil, büyük bir tedirginlik içinde gerçekleştirdi. Önceden hazırladığı notlarına bakarak konuşmayı tercih etti. Yine de yer yer takılarak konuştu. Ancak bütün bunlara rağmen, diline hâkim olmaya çalıştı ve yanlış anlaşılabilecek cümleler kurmaktan ‘özenle kaçındığı’ da görüldü. ‘Basın açıklaması’ sırasında özgüvenli bir performans sergileyemedi. Öfkeli olduğu da suratından okunuyordu.

Muharrem İnce, ‘Memleket Hareketi’nden bahsetti. Ancak yanında kimse yoktu.

Daha önce birçok kez mevcut parti tüzüğünden kaynaklanan anti-demokratik uygulamalara ve lider sultasına dikkat çeken ve demokratik bir parti tüzüğü talebini ısrarla dile getiren Muharrem İnce, bu konuyu bir kez de bu ‘basın açıklaması’nda bir şekilde vurgulamış oldu.

Partisinin iç işleyişine ilişkin olarak daha önce çeşitli zeminlerde ve bu ‘basın toplantı’sında dile getirdiği eleştirilerde Muharrem İnce hiç kuşkusuz çok haklı. Ancak nasıl bir ‘Seçim Kanunu’ ve ‘Siyasî Partiler Kanunu’ olması gerektiğine ilişkin hiçbir açıklamada bulunmadı.

Muharrem İnce, CHP’nin bugünkü siyasî çizgisinden farklı bir duruşunun bulunduğuna dair de tek kelâm etmedi. Bir manifesto açıklamadı. Dolayısıyla da CHP’nin bugünkü yönetimiyle, kendi arasındaki farklılığın siyasî olmadığını böylelikle ilân etmiş oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir önceki kurultayda, iktidara gelmeleri hâlinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin,‘Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartnamesi’ne koyduğu şerhleri kaldıracaklarını söylemişti. Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu önemli söylemi konusunda ne düşündüğünü söylemedi. Bunun yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin yerel seçimdeki başarısı sebebiyle ‘Kürt Seçmen’e açıkça teşekkür etmediği için eleştirdi.

Muharrem İnce, ‘basın toplantısı’na Ak Parti İktidarını eleştirerek başladı. İktidara karşı bilinen eleştirilerini tekrarladı. Bununla da Ak Parti İktidarına ve ‘Cumhur İttifakı’na, bazılarının göstermeye çalıştıkları gibi hiç de yakın durmadığına dikkat çekmek istedi. Hem iktidardaki hem de CHP içindeki ‘tek adam yönetimi’ne karşı olduğunu vurguladı. Ancak mevcut ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin geleceğine dair kendisinin ne düşündüğünü dillendirmedi.

Muharrem İnce, ‘basın toplantısı’nın ikinci bölümünde eleştiri oklarını Kemal Kılıçdaroğlu ve ‘parti yönetimi’ne yöneltti. Uğradığını düşündüğü haksızlıkları dile getirdi. ‘CHP Yönetimi’nin, kendisinin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamaması için elinden geleni yaptığını da iddia etti.

Muharrem İnce’nin, ‘basın açıklaması’nda CHP Yönetimi’ne karşı şövanşist bir tavır içinde olduğu görüldü. CHP içinde ‘rant baronları’ olduğunu da söyledi. Daha önce de CHP Yönetimi’nde bir ‘çete’ bulunduğunu iddia etmişti. Ancak ‘bu konulara’ da hiç girmedi.


                                                                                    Kibir kötüdür


‘Seçim gecesi’ herkesten neden saklandığına ve basının karşısına neden çıkmadığına dair net bir açıklama yap(a)madı. CHP Genel Merkezi’nin, kendisine ‘seçim tutanakları’nı ulaştırmadığını söyledi. 13 bin sandıkta CHP’nin gözlemcisinin bulunmadığını açıkladı. 60 gün sonra yapılan ‘seçim değerlendirme toplantısı’na kendisinin çağrılmadığını söyledi.

 ‘O gece’ basının karşısına çıkamamasının sorumlusunun CHP Yönetimi olduğunu açıkladı. Bu konuda kendisinin de hatalı olduğunu belirtti ve bir ‘özeleştiri’ yaptı. ‘Krizi’ yönetemediğini itiraf etti.

Muharrem İnce, ‘her bahar parti değiştirenler’den de bahsetti. Ancak bu ‘her bahar parti değiştirenler’in kimler olduğunu açıkla(ya)madı. ‘Her bahar parti değiştirenlerin elinde Kahramanmaraş ve Çorum’un kanı bulunduğunu’ da söyledi. Ancak yine ayrıntıya girmekten özenle kaçındı.

Özetle söylemek gerekirse, Muharrem İnce bugünkü ‘basın açıklaması’nda yarım saat kadar konuşmasına rağmen,  bu ‘hareketi’ne ilişkin tatmin edici bir bilgi ver(e)medi. Üstelik gazetecilerin soru sormalarına da izin vermeden ‘kürsü’yü terk etti ve gözlerden kayboldu.

Muharrem İnce’nin,  siyasî bir hareketin ‘görünen’ sözcüsü mü ya da siyasî bir hareketin lideri mi olduğunu zaman gösterecek. Ancak bugünkü hâliyle Muharrem İnce’nin kafasının oldukça karışık olduğu görülüyor. Muharrem İnce’nin, gündelik siyasî magazin haberlerinde bir süre daha kendisinden bahsettir(iril)eceği anlaşılıyor. (13 VIII 2020)

 

 

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail

http://www.kuzgunportal.com/2020/ali-ihsan-aksamaz-hesaplasamama-59393/


 http://circassiancenter.com/tr/hesaplasamama/

13 Ağustos 2020 Perşembe

Çerkes Kimliği

 

 

Çerkes Kimliği

 

Yalçın Karadaş’ın ‘Çerkes Kimliği/ Türkiye’nin Sorunları’ adlı kitabı ‘Sorun Yayınları’ndan çıktı. Kitap oldukça ilgi gördü. Kısa süre içinde de 2. baskısı yapıldı.

Bu makalede sizlere Yalçın Karadaş’ın ‘Çerkes Kimliği/ Türkiye’nin Sorunları’ adlı kitabını kısaca tanıtacağım.

Çerkesler’in anavatanı Kuzey Kafkasya olmasına rağmen, günümüzde çok büyük ölçüde Türkiye’de yaşıyorlar. Yalçın Karadaş, Çerkesler’in neden anavatanlarını terk etmek kaldıklarına ve Osmanlı Türkiyesi’ne nasıl sürgün edildiklerine ilişkin önemli bilgiler veriyor.

Yalçın Karadaş, yalnızca ‘21 Mayıs 1864- Büyük Çerkes Sürgünü’ hakkında bilgi vermiyor, Çerkesler’in topraklarını korumak için gösterdikleri direnişe de, Çarlık Rusyası’nın Kuzey Kafkasya topraklarını denetim altına almak için uyguladığı soykırıma da dikkat çekiyor. Çerkes Halkı’nın, Sovyet Yönetimi’nde önemli ‘Kültürel Haklar’ kazandığına da vurgu yapan Yalçın Karadaş,  günümüzde Çerkesler’in hem anavatanları Kuzey Kafkasya’da hem de Türkiye’de ciddî sorunlar yaşadıklarına da dikkat çekiyor.

Rusya Federasyonu’na bağlı Kuzey Kafkasya’da adlarını taşıyan cumhuriyetlerinde yaşayan Çerkesler’in, günümüzde kısıtlı da olsa ‘Kültürel Haklar’a sahip olduklarına vurgu yapan Yalçın Karadaş, Çerkesler’in çok önemli bir nüfusla Türkiye’de yaşamalarına rağmen,  taa başından beri kimliklerinin reddedildiğini belirtiyor. Oysa Osmanlı Türkiyesi’nde kısıtlı da olsa ‘Kültürel Hakları’nın bulunduğuna dikkat çekiyor.

Yalçın Karadaş, Türkiye’de, günümüzde Çerkesçe’nin, dolayısıyla Çerkes Kimliği’nin ölmekte olduğunu belirtiyor. Trajik sonu önlemek için atılması gereken somut adımları da öneriyor.  Çerkesçe’nin ölümünün önüne geçilmesi, korunup geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara kurumsal olarak aktarılması konularına kafa yoruyor.

Yalçın Karadaş, resmî ideoloji ve resmî tarih tezleriyle, asimilasyoncu politikalarla Türkiye’nin diğer anadilleri gibi, Çerkesçe’nin de yok edilmeye çalışıldığını, bu sebeple de Devlet’in, TRT KURDÎ örneğinde olduğu gibi telâfi edici tedbirleri acilen alması gerektiğini vurguluyor.

Yalçın Karadaş, uzun yıllardır eleştirdiği ve her platformda mücadele ettiği asimilasyoncu politikalarla bu kitabında da ciddî bir hesaplaşmaya giriyor. Geçmişte dillendirdiği ciddî eleştirilerinin de arkasında duruyor. Geçmişteki somut iddialarını bu kitabında da tekrarlıyor. Türkiye’nin bütün aydınlarını, Türkiye’nin bütün anadillerine somut projelerle sahip çıkmaya davet ediyor.

Yalçın Karadaş, yalnızca Çerkesçe ve Çerkes Kimliği’ni yaşatmak için değil, Türkiye’nin Lazca, Pomakça, Boşnakça, Çeçence, Zazaca gibi bütün anadillerini de yaşatma konusunda enternasyonalist bir duyarlılıkla hareket ediyor. Namuslu bir aydın tavrı sergiliyor. Türkiye’nin bu anadillerinin yaşatılması için her platfotmu bir kürsü olarak kullanıyor. Türkiye’deki bütün anadillerinin yaşatılması konusuna da kafa yoruyor ve somut önerilerde bulunuyor. Türkiye’nin bütün aydınlarını bu konuda da ele ele vermeye çağırıyor.

 

 

YALÇIN KARADAŞ, ‘SORUN YAYINLARI’NIN DÜZENLEDİĞİ ‘DİLLER, HALKLAR, ULUSAL SORUN’ KONULU PANELDE SIRRI ÖZTÜRK, ALİ İHSAN AKSAMAZ VE MEHMET GÜL İLE (28. İSTANBUL TÜYAP KİTAP FUARI/ 31 X 2009)- FOTOĞRAF: JİNEPS GAZETESİ

 

 

Bu makaleyi yazarkenYalçın Karadaş’dan da görüşlerini aldım. Çerkesler’in, Sovyet Yönetimi’ndeki kazanımlarına dikkat çekti ve Rusya Federasyonu’ndaki Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde yaşayan Çerkesler’in bugünkü ‘Kültürel Hakları’na ilişkin de önemli değerlendirmelerde bulundu:

 

 “Putin ile birlikte federatif devlet olma özelliğini her geçen gün yitirmesine rağmen, Sovyet kazanımları olarak Rusya Federasyonuna bağlı devletlerimizde kendi okullarımız, Çerkesçe radyo-TV’lerimiz sınırlı ve yetersiz olsa da var. Ancak yakın zamanda Putin yönetiminin çıkarttığı ve onaylanan Anadil Yasası geçmiş kazanımları yok edebilecek ve Rusya’nın çok etnikli federatif yapısını, yanlışlığı kanıtlanmış tekçi Ulus-devlete dönüştürecek çok tehlikeli bir durum ortaya çıkarttı.”

 

 

YALÇIN KARADAŞ, YILLARDIR HER PLATFORMDA TÜRKİYE’NİN BÜTÜN ANADİLLERİNİ SAHİPLENİYOR

 

Türkiye’deki anadillerinin gerçek ölüm sebebi olarak kimi ‘aydınlar’, ‘suya sabuna’ dokunma cesaretine sahip olmadıkları için yalnızca ana-babaları suçluyor. Yalçın Karadaş, ana-babaların suçlanmasına şiddetle karşı çıkıyor:

“Dillerimizim ölmesinin ana ve gerçek sebebi, birilerinin sürekli ifade ettikleri gibi, evde çocuklarımızla anadilimizle konuşmamamız değil, tek etnikli, tek dilli, tek dinli, ırkçı, Türkçü ulus devletin açık asimilasyoncu politikalarıdır. Hepimizin ortak devleti olmasına karşın, utanmazca diğer dilleri öldürmek için devletimiz tüm gücünü kullandı.

 

AKP,  iktidarını sağlamlaştırmak için yaptığı yeni bazı kanunlar ile seçmeli anadili eğitimi mümkün hale geldi. Ancak Çerkesler hızla şehirleşmiş ve toplu olarak bir arada oturmayan bir kimliktir. Okullarda seçmeli anadili sınıfı oluşturmada belirli öğrenci sayısı şartı bizim bu konudaki taleplerimizin karşılanmasını önlüyor.”

 

Çerkesler, dilleri ve kimliklerini yaşatma mücadeleleri konusunda bilgilenme ihtiyacı hissediyorsanız, Yalçın Karadaş’ın ‘Çerkes Kimliği/ Türkiye’nin Sorunları’ adlı kitabını mutlaka okumalı ve okutmalısınız.

 

(Önerilen okuma: Ali İhsan Aksamaz, ‘Çerkes Aydınları’nın Yayıncılık Faaliyetleri’, sonhaber.ch)

(08 VIII 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail.com

 

 

 

 

 https://sonhaber.ch/cerkes-kimligi/

 

6 Ağustos 2020 Perşembe

CHP’nin yeni ‘Kürt’ raporu

 

 


CHP’nin yeni ‘Kürt’ raporu

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 37. Kurultay konuşmasında ‘Kürt Sorunu’na da ‘değindi’. ‘Kürt Sorunu’nu demokrasi temelinde ve TBMM öncülüğünde çözeceklerini dile getirdi. Türkiye’nin üniter yapısının güçlendirilerek ‘Kürt Sorunu’nun çözüleceğine vurgu yaptı.

Kemal Kılıçdaroğlu,  ‘egemen güçler’in, ‘Kürt Sorunu’nu bir manivela olarak kullanılmalarına da asla izin vermeyeceklerini açıkladı. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu, hem ‘Ezop Dili’ni kullandı hem de bu konuda ayrıntıya girmekten özenle kaçındığı görüldü. Hâlbuki daha önceki kurultayda, CHP’nin iktidara gelmesi durumunda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, ‘Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartnamesi’ne koyduğu şerhleri kaldıracaklarını ilân etmişti.

 

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki bir önceki genel merkez yönetiminin yeni bir ‘Kürt Raporu’ çalışması yaptı(rdı)ğına dair çeşitli haberler 37. Kurultay öncesinde basında yer almıştı. 37. Kurultay’da kimi delegelerden gelen eleştiriler doğrultusunda bu yeni ‘Kürt Raporu’nu hazırlama çalışmalarının hızlandırıldığı da basına yansımıştı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki CHP, 2015’te de  ‘(22 Soru, 22 Cevap) CHP’nin Türkiye’nin Kürt Sorununa Bakışı, Çözüm Çerçevesi’ başlıklı bir rapor hazırla(t)mıştı. Sezgin Tanrıkulu, bu raporu CHP adına 22 Nisan 2015’te kamuoyuna açıklamıştı. Sezgin Tanrıkulu, 37.  Kurultay’da Parti Meclisi Üyeliği’ne seçil(e)mediği hatırlardadır.

CHP’nin yeni ‘Kürt Raporu’, muhtemelen 2015’teki bu raporun güncelleştirilmesiyle ortaya çıkacak. CHP yetkilileri, bu yeni rapor çalışmalarında ‘Kanaat Önderleri’nin görüşlerine de başvurulacağını söylüyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında, hazırladıkları yeni ‘Kürt Raporu’ hakkında yeterince açıklayıcı bilgi vermekten kaçındı. Ancak Parti Meclisi Üyesi Eren Erdem,  Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir önceki kurultayda, iktidara gelmeleri hâlinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin,‘Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartnamesi’ne koyduğu şerhleri kaldıracaklarını açıkladığını da hatırlatarak Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin ajansı Rûdaw TV Haber Bülteni’ne CHP’nin yeni ‘Kürt Raporu’ hakkında açıklamalarda bulundu.

Eren Erdem, ‘Kürt Sorunu’nu ‘demokratikleşme sorunu’ndan bağımsız olarak değerlendirmediklerini, merkeziyetçi ya da tek tipçi zihniyetin yarattığı siyasî bir süreç olarak değerlendirdiklerini söyledi. CHP’nin yeni ‘Kürt Raporu’na da değinen Eren Erdem, yeni raporda ‘Kürt Sorunu’nun anayasal zeminde ve aynı zamanda hukuk devleti ilkelerine uygun bir şekilde çözülmesi açısından da değerlendirmeler yapıldığını söyledi.

Eren Erdem, 37. Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘anahtar listesi’nde yer almıyordu. Buna rağmen, delegelerin desteğiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘anahtar listesi’ni delmeyi ve Parti Meclisi’ne seçilmeyi başardı.

CHP’nin yeni ‘Kürt Raporu’na ilişkin bir açıklama da Sezgin Tanrıkulu’ndan geldi. Sezgin Tanrıkulu, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Abdulkadir Selvi’ye, bu yeni rapor hakkında açıklamalarda bulundu. Sezgin Tanrıkulu, raporlar toplandıktan sonra ortak bir rapor haline dönüştürüleceğini, 2015 raporunda CHP’yi aşan önemli tespitler olduğunu, CHP ile Kürt seçmen arasındaki ilişkiyi canlı tutabilmek için 2015 raporunu güncelleyip, sürekli çalışılan bir rapor haline getireceklerini söylüyor. Kürt seçmeni CHP’de nasıl tutabileceklerinin, ittifak ya da kritik bir seçimde CHP’ye oy vermelerini nasıl sağlayacaklarının çabası içinde olduklarını vurguluyor.

Sezgin Tanrıkulu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘anahtar listesi’nde yer almasına rağmen, 37.  Kurultay’da delegelerin desteğini alamadı ve Parti Meclisi’ne giremedi.




Eren Erdem de, Sezgin Tanrıkulu da CHP’nin yeni ‘Kürt Raporu’ndan bahsediyor. Eren Erdem ,‘Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartnamesi’ne konulan şerhleri iktidar olduklarında kaldıracaklarını açıklarken, Sezgin Tanrıkulu, bu konuya hiç girmiyor ve 2015 raporunda CHP’yi aşan önemli tespitler bulunduğunu söylüyor ancak konuya açıklık getirmiyor.  

Eren Erdem ve Sezgin Tanrıkulu’nun bu açıklamaları oldukça dikkat çekici. Dikkat çeken bir diğer açıklama da İlhan Cihaner’e ait.

İlhan Cihaner, 37. Kurultay Divan Başkanı ve Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu kastederek kurultayda şunları söylemişti:

“Bir arkadaşımız, Afrin’e atılan bombaların üzerine imzasını attı. O ağızla çıkıp Deniz Gezmiş’i savundu. Burada telâffuz etti. Peki, Kürt Halkı, Afrin meselesindeki tutumumuzdan dolayı bize, ittifaka nasıl oy verecek?”

 

“Bir arkadaşımız, Afrin’e atılan bombaların üzerine imzasını attı.”

 

CHP’li yetkililerin, aynı zaman diliminde birbirleriyle çelişkili beyan, tutum ve davranışları; CHP’nin  ‘Kürt Sorunu’ ve bu sorunun çözüm yolları konusunda kafasının bulanık olduğunu, bu konuda net bir duruşunun bulunmadığını ve 2015’de hazırladığı raporu bile bugün pek sahiplenemediği izlenimini uyandırıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin bu tutarsızlık ve çelişkileri ortadayken, 7/24 yayın yapan TRT KURDÎ’yi faaliyete geçiren, okullarda seçmeli de olsa Kürtçe anadili derslerine imkân sağlayan ve üniversitelerde ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümleri’ni açan Ak Parti  ve bu ‘Kültürel Açılımlar’a  karşı tavır almayan MHP varken, HDP varken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun  CHP’sine Kürt seçmen neden oy versin?!   

 

 

(Fotoğraflar: chp.org.tr; aydinsafak.com)

(06 VIII 2020)

Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail.com


http://www.kuzgunportal.com/2020/ali-ihsan-aksamaz-chpnin-yeni-kurt-raporu-59272/

 


http://circassiancenter.com/tr/chpnin-yeni-kurt-raporu/